Follow by Email

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

29 Aralık 2009 Salı

Sepet = Marka

Kentin markalaşması üzerine yıllardır çalışmalar yapılıyor. Aşkın kenti Paris’tir, nihilizmin başkenti Prag. Alternatif yaşamın merkezi Amsterdam’dır… Tarihin buğulu mekanı Roma…
Son yıllarda marka kentlere farklı anlamlar da yüklenmeye başlandı. 22. yüzyılın kenti Dubai, devinimin merkezi Tokyo, eğlencenin odağı Rio, gizemin rengi Marakeş…
24 saat hiç uyumayan kent New York, beyaz gecelerin tılsımı St. Petersburg…
Şehirlerin süreç içerisinde markalaştığı dünyada farklı marka tarzları da var.
Barselona denince akla Messili, İbrahimoviçli futbol takımı geliyor. Manchester denince de öyle…
ABD’de ise kentler basketbol takımlarıyla markalaşıyor. Son yılların şampiyonuLos Angeles Lakers… Boston Celtics, Houston Rockets, Miami Heat, Orlando Magic, Toronto Raptors, Utah Jazz bunlardan sadece birkaçı.
Amerika’ya giden turistlerin büyük bölümü yüzlerce dolar karşılığında elde ettikleri biletle en azından bir NBA maçı seyretmenin telaşındalar.
Daha entelektüel daha fazla para harcayan ve giderek futboldan sonra en çok seyredilen ikinci spor konumuna gelen basketbol bir kenti markalaştırabilir mi?
Avrupa’da basketbol ile markalaşmış kent yok daha.
Belki Partizan ile Belgrat, Unicaja ile Malaga…
Kent markası olmasa da üretilen malı markalaştıran bir örnek var elimizde. Efes…
Avrupa’da yapılan anketlerde en çok bilinen markalardan biri Efes. Basketbol takımının markalaşmasının sonuçları bunlar.
Yıllardır İzmir’in markalaşması üzerine konuşuluyor. Turizm kenti, kongreler kenti, eğitimin merkezi, ihracatın önderi tanımlamaları yapılıyor İzmir üzerine… Ancak atı alan Üsküdar’ı geçmiş… Turizmde Antalya ile yarışmak kolay mı? İstanbul gibi bir megapol kongreleri bir başka kente bırakır mı? Ankara eğitimin önemli merkezi değil mi?
Sanayi kenti olma fırsatını yıllar önce kaçırmadık mı?
Son aylarda Türk basketbolunda yeni bir söylem gelişmeye başlandı. Tabii ki bu yıl Dünya Basketbol Şampiyonası’nın Türkiye’de düzenlenecek olmasının da önemi büyük bu söylemin gelişmesinde.
Türk basketbolu bugün bulunduğu aşamadan bir üst seviyeye bazı kentlerin basketbolda marka olmalarıyla çıkabilir.
Bu kentler arasında en uygunu da İzmir. Zaten yıllardır alt yapısıyla İstanbul’a genç ve yetenekli basketbolcular ihraç eden kent değil mi İzmir?
Futbolda birinci ligde tek takımı yokken 16 takımlı basketbol birinci liginde üç takımla temsil edilen bir başka kent var mı?
Küçük bütçesine rağmen şampiyon adaylarını Karşıyaka Arena’da dize getiren Pınar Karşıyaka değil mi?
Yine küçük bütçe ile ikinci ligden gelip, birinci ligde tutunmayı kafasına koyan Bornova Belediye… Aliğa Petkim de sınırlı olanakları ile ligde tutunmayı başarmıyor mu?
Göçmen kenti İzmir, diğer kentlere göre basketbol bilgisi gelişmiş kent İzmir… Yüzlerce altyapı takımı, okul takımlarıyla bu spora yeni isimler hazırlayan kent İzmir.
Dünya Basketbol Şampiyonası’na evsahipliği yapacak kent İzmir.
Marka olmak için büyük yatırımlar planlamak gerekmiyor. Küçük ama etkili adımlarla özellikle basketbolda herkesin gıpta ile baktığı bir kent konumuna dönüşebilir İzmir.
4-5 yıllık iyi bir planlama, İzmir’e bu özelliği kazandırırken, bir basketbol mabedine dönüşecek olan kentin markalaşmasının önü çok net biçimde açılacaktır.

İZMİRLİ

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder