Follow by Email

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

11 Ekim 2010 Pazartesi

Balaskas: O yemek hiç yenmedi

Süleyman Gençel’in çok yakın arkadaşı, 14 yıldır Türk-Yunan diyalogunda birlikte çalıştığı Yunanlı gazeteci Stratis Balaskas, İzmir’in güncel tartışmalarına ve geleceğine yönelik çok önemli bir köşe yazısı kaleme aldı. Biz de bu yazıyı Gençel’in kendisine darbe yaparak, Ege’nin Sesi’ndeki köşesinden olduğu gibi yayınlıyoruz. Sürekli gidip geldiğim, kendi evim gibi hissettiğim İzmir’de yakın arkadaşım gazeteci Süleyman Gençel’in 1 Eylül 2010 tarihli, “Büyükşehirle ‘yemekteyiz’ programı” yazısını kaleme alalı neredeyse 40 gün geçti.
Bir yemek yazısı üzerine İzmir Büyükşehir Belediyesi’ndeki tüm taşlar oynadı, her şey değişti.
Sadece bir yazıya dayalı bu kadar iş yapılabilir miydi ya da yapılmalı mıydı? Yunanistan’da olsa yapılmaz. Ama burası Türkiye ve konumuz Türkiye ile Yunanistan’ı karşılaştırmak değil.
O yazıda Gençel’in kaleme aldığı üçüncü not kimsenin dikkatini çekmedi. Notta şöyle yazmıştı Gençel. “Eğer Aziz Kocaoğlu yazılarımı belli bir süre durdurmak için bu yemeği şahsen planladı ve genel sekreteri kullandı ise gerçekten yapacak bir şey yok… Büyükşehir belediye başkanımız da dahil ‘komplo teorisi’ konusunda İzmir’de çok sayıda başarılı insan olduğunu kabul etmek zorundayız. Ve bizim naif tavrımız bu tarz insanlarla mücadele etmemizi mümkün kılmıyor.”
Olayın başlangıcı Gençel’in bir dostunun İzmir Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Ersu Hızır üzerine getirdiği bilgiler ile başladı. O da bu kaynağa dayanarak yazı yazıyor, büyükşehirde bir tartışmanın başlayıp, büyümesine neden oluyordu…
Her şey iyi gidiyordu.
Günün birinde aynı dost Ersu Hızır’ın kendisiyle yemek yemek istediğini bildirdi. O da bunu kabul etti.
Ancak yemek Gençel’in istediği gibi değildi. Ortada yenen bir yemek vardı ve yemek iki kişi olarak yenmişti. Ama yemek yiyenler o kişiler değildi. Hızır da bunu zaten net biçimde ortaya koymuştu. Gençel, Ersu Hızır’ın ruhu ile yemek yemişti, bedeni ile değil. Karşısında Hızır’ın düşüncelerini kendisine Hızır gibi aktardığını belirten bir dost vardı. Zira Süleyman’ın dostunun ifadesiyle Hızır aynı gün bir operasyon geçirmişti.
Nedense İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Kocaoğlu, Gençel’e bir telefon açıp “Neler oluyor” diye sormadan düğmeye bastı ve ikinci adamını kenara koydu. Nasıl olsa yemek bahane, işler şahaneydi değil mi?
Kimsenin karşıtı ya da destekleyicisi olmadığını belirten, bu yazı ile birlikte İzmir’de başlayacak büyük tartışmanın öznelerinden biri olacağını hisseden Gençel, şimdi şu sorulara yanıt arıyor.
1 – Ersu Hızır’a karşı İzmir’de çok sayıda insan vardı. Hızır’ın yetkileri alındığı, dibe vurduğunda bile neden kendisi ile ilgili bir tek belge ortaya çıkarılamadı? Bana getirileceği vurgulanan dosyalar neden gelmedi? Özellikle Hızır’ın tüm pisliklerinin içinde olduğu iddia edilen büyük mavi klasör nerede?
2 – Hızır karşıtları neden başka gazetecilere Hızır’ın yetkileri alınmış olmasına rağmen dosyalarını sızdırmadı? Yazıyı yazdıktan sonra konuştuğum insanlardan bir bölümü, Hızır’ın kendilerine neler yaptıklarını anlattılar. Hatta eve bile gelip bu konuları tartıştılar. Koç gibi damat bile bu konuda elinden gelen bilgiyi ortaya döktü. Ancak konu üzerine neden tek bir karşıt belge sunmadılar? Diğer insanlar hakkında ilgili belgeleri getirmeye devam ettiler…
3 –Hızır büyük ihalelerde yolsuzluk yaptı, yüzde aldı ise Karun kadar zengin olması gerekmiyor muydu? O zaman Hızır’ın havuzlu villaları nerede? Kimsede bunun bir fotoğrafı yok muydu beni önüme koyacakları? Hızır’ın Güzelbahçe’de olduğu söylenen malikânesi konusunda kimin bilgisi vardı? Bu konu neden hiç ortaya çıkarılmadı?
4 – “Çocuklarını Amerika’da okutuyor. Bu parayı nereden buluyor” tanımlamasına neden hiç belge bulunamadı? Neden sadece çocuklarının Massachusetts Institute of Technology, ile Columbia Üniversitesi’nde doktora öğrencileri olduklarına dair gerçek belgeler tarafıma ulaştırıldı? Sanırım belgeleri getirenler, İngilizce bilmedikleri için belgelerde çocukların tam burslu olduklarının yazıldığını alamadılar.
5 - “Sadece Ersu Hızır mı suçlu?” başlıklı 07 – 09 - 2010 tarihli yazımda bu yemeğin yenmiş ya da yenmemiş olduğu konusunda soru işaretlerimi belirtmiş, 19 – 09 – 2010 tarihli “Ekip ve Kocaoğlu`nun İflası” başlıklı yazımda ise yemeği sanallaştırdığımı net biçimde ifade etmiştim. Neden kimse dikkate almadı?
6 – Milliyet Ege köşe yazarı Dilek Gappi’nin de belirttiği gibi büyükşehirde muteber olmayan bir gazetecinin yazdıklarına dayanarak neden büyükşehir belediye başkanı genel sekreterin yetkilerini elinden almıştı?
7 – Sadece baş başa olduğumuzu yazdığım yemekte nasıl başkaları olabiliyordu da bu bilgiyi büyükşehir belediye başkanı ve başkanın yakın dostları ile paylaşabiliyorlardı? Yemekte Hızır yok ise bu bilgi nasıl “Hızır yemekte bunları anlattı” şekline dönüşmüştü? Ben kendimi zeki olarak bilirdim. Ancak ben bile bu olayın dönüşüm sürecini algılamakta zorlandım. Yemek sadece benim tarafımdan yazıldığı şekilde dikkate alındı ise, neden gerçekten benim bilgime başvurulmadı? Belki de ben yazı tarzımı, Hızır’ın bulunmadığı bir yemeği nasıl tarif ettiğimi net biçimde açıklayabilirdim. Böylece yaşanan kargaşaya gerek kalmazdı. Yoksa isteyerek mi bu kargaşa ortamı yaratıldı?
8 – Hızır’ın belediyede olmasından kimler zarar görüyordu? Hızır’ın imza atmadığı, izin vermediği ihaleler kimlerin canını sıkıyordu?
9 – Yazıda büyükşehirdeki iddialar konusunda neden harekete geçilmedi? Gazeteler neden yolsuzluk konusuna eğilmedi? Neden olay sadece “Hızır, Gençel ile yemek yedi mi yemedi mi” boyutuna saplanıp kaldı?
10 – Kentte yaşadığı iddia edilen 200 gazeteci, onlarca köşe yazarı neden bu tür bilgilere ulaşamadı? Gazetecilik yapmadıkları için mi, olayın öznelerinden biri ben olduğum için mi yoksa birileri olayı bu noktaya taşımak istedikleri için mi?
11 - Büyükşehir Belediyesi tarafından başlatılan incelemede ben ifade vermedim. Ersu Hızır’ın sürekli vurguladığı, “Ben bu yemeği yemedim” şeklindeki ifadesi basında zaten yer almıştı… İki kişinin olduğu tarafımdan kamuoyuna belirtilen yemekte başkaları olamayacağına göre büyükşehir teftiş kurulu soruşturmayı nereye bağladı ya da bağlamak istiyor? Teftiş Kurulu’nun toplantı sırasında yurtdışında bulunan Kocaoğlu ile görüştüğü de büyükşehrin koridorlarında yankılandı. Büyükşehrin teftiş kurulu Kocaoğlu’nun kurulu değil mi?
12 – Yoksa bir tanık ifadesi ile mi hareket edildi? Yemeğin yendiğini iddia eden tanık, yemek yedikleri iddia edilen iki kişiden çok farklı düşüncede ise, sadece bu tanığın ifadesi ile mi hareket edildi? Bu konuda “Evet, bu yemek yenmiştir” diyenlerin sözleri dışında ortada başka bir kanıt var mıdır?
13 – Kamuoyunda kimse ile görüşmeyen, konu hakkında hiçbir gazeteciye beyanat vermeyen Ersu Hızır, tam 32 gündür hangi gazeteci ile görüşüyor ve karşılıklı bilgi alışverişinde bulunuyor? Bunu gerçekten ben de öğrenmek istiyorum.
14 – Benimle konuşan hangi gazeteciler ve şahıslar telefonu hoparlöre alıp yanındakilere dinletti?
15 –Yemek sonrası yazdığım iddiaları savunmaya devam etmem gerektiğini neden kimse anlamadı?
16 – Bu yemek aslında kimler tarafından kurgulanmak istenmişti? Yemeğin sonuçları kimlere yaradı? Siyaseten bu yemeğin getirdiği sonuçlara bakarak kimler politik ve mali çerçevede avantaj sağladı?
17 – Yemeğin yendiği iddia edilen gün ile yemeğin yazıldığı gün arasında kimler, nerede, kimlerle görüştü. Yemeğin yazılmasından sonra geçen 40 gün içerisinde bu konu Yükseliş’te kaç kez tartışıldı? Bu görüşmelerden sonra hangi adımların atılmasına karar verildi?
18 – İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı bu sürecin neresinde? Başından beri içinde mi, yoksa iddia edilen yemekten bir gün sonra mı bilgilendirildi? Hemen bilgilendirildi ise benim yazıyı kaleme almam için neden 1.5 ay bekledi? Yükseliş’te kendisinin de içinde bulunduğu toplantıda neler konuşuldu? Gerçi ben içeriğine tamamen egemenim... İsmini açıklamayacağım dostumun bu konudaki duruşu ile dosyaların tartışılmaya başlandığını ve Kocaoğlu’na karşı soruşturmaların açıldığını da kabul ediyorum. Ama öyle bir dost ki, bana dost, Kocaoğlu’na dost, Alaattin Yüksel’e dost… Ve dahi bir dönem Ersu Hızır’a dost… Önümüzdeki günlerde her şeyini öğrendiğim Grand Plaza konusuna daha çok değineceğim. Çok eleştirdiğim Derbentoğlu’nun Grand Plaza’dan gitmesine rağmen bu kurumda sorunlar neden hala devam ediyor?
19 - Hızır’ın ipi kurultayda Baykal’ın düşüşü sırasında mı çekilmişti? Olay, siyasi bir öç alma, Baykal ekibinin İzmir’den ve büyükşehir belediyesinden temizlenmesi miydi? Olayın siyasi bir yanı olup olmadığı neden hiç masaya yatırılmadı? Hangi ilçe başkanları bu konuda net biçimde Hızır’ın arkasında durdu? Hatta hangileri bunu parti kulislerinde dile getirdi?
20 – Deniz Baykal yemek yazısının çıkmasından sonra herhangi bir tavır sergiledi mi? Konu hakkında bir tespitte ya da yorumda bulundu mu?
21 – Bu durum Kılıçdaroğlu ile de görüşüldü mü? Görüşmeyi kim yaptı? Görüşme nasıl bir ortamda geçti? Kılıçdaroğlu İzmir’deki gelişmelere, büyükşehirde yaşananlara nasıl baktı?
22 – AKP bu sürecin neresinde? AKP İl Başkanı Ömür Kabak ile bu konuyu tartışacağımız gerekçesi ile Kanal 35’e çıkmamız neden engellendi? Kocaoğlu-Küçükbay ilişkisi hangi düzlemde? Üçüncü İzmir Projesi’nde Selim Gökdemir’in oynadığı rol nedir? Abdullah Kavuk bu oluşumların neresinde? 10 gün önce kaleme aldığım ESHOT ihalesinde AKP Grup başkan vekili ne kadar rol oynadı? ESHOT konusunda dostumun aracılığı ile tarafıma telefon eden bir üst düzey ESHOT yetkilisinin açıklamaları kimleri hedef aldı?
23 –Bazı AKP’li büyükşehir meclisi üyelerinin son 5 yılda kabul edilen ihaleler konusunda rolleri olmuş mudur?
24 – AKP İzmir İl Başkanı Ömür Kabak, bugünden itibaren başlayacak gelişmelere göre tavır alabilecek mi? CHP’de başlayabilecek olası kapı süpürme olayına karşılık, AKP de kendi kapısını süpürmeyi ve temizlemeyi başarabilecek mi?
25 – Bugünden itibaren taşın altına elini kaç kişi sokacak?
Evet… Türk meslektaşlarımın yapamadığını ben yaptım ve İzmir’in önemli bir gerçeğine parmak bastım. Süleyman Gençel’in bana anlattıklarının, yukarıda sorduğu soruların, İzmir’de yeni ve çok büyük bir tartışma başlatacağından adım gibi eminim.
Stratis Balaskas olarak bir uyarım Kocaoğlu’na… Sadece iddiadan oluşan bir yemek olayı karşısında düğmeye basıp genel sekreterinizi görevden aldınız. İki kişinin yediği ve Ersu Hızır’ın olmadığı bir yemeğin taraflarca reddedilmesi durumunda bir büyükşehir belediye başkanı olarak düşeceğiniz pozisyonu umarım anlamışsınızdır. Yemeğin yenip yenilmemesinin kamuoyunda tartışılması ve ortak bir düşüncenin oluşması önemli değil. Hatta bu konuda tanık olduğunu iddia edenler, konuşanlar, sürece müdahale edenler de olabilir. Mesele her şeyin dışında hukuki bir süreçtir ve bu süreç başladığında kamuoyundaki tartışmalar değil, tarafların beyanları ve kanıtlar önem kazanır.
Bu açıdan baktığımızda, sizin yönetim anlayışınız, ulusal medyaya kadar varan tartışmaların göbeğinde kalışınız, pek hoş görünmüyor. Yunanistan’dan baktığımda maalesef İzmir’in iyi yönetilmediği kanısındayım. Benimki çok dışarıdan ve objektif bir yaklaşım… Sürecin bugünden itibaren işleyişi karşısında nasıl bir tutum sergileyeceksiniz? İzmir ve Türkiye bu durumu nasıl algılayacak? Anladığım kadarıyla sizin için zor bir dönem başlıyor.

Bir uyarı Kocaoğlu’nun ekibine ve arkadaşlarına… Kimse nerede durduğunu fark etmediği için, aradan geçen 40 gün içerisinde Süleyman Gençel, double, triple ve hatta four time check yapmış. Gazetecilik zor zanaattır. Bazen özne olmak durumunda kalabilirsiniz. Son 32 gündür nerede durduğunu sadece kendisinin bildiği Gençel, sizin attığınız adımların tamamından haberdar olduğu için, yaptıklarınızı, beklentilerinizi net biçimde saptamış ve bunu siyasi arenada paylaşmış durumda. Aklınız var ise süreci siyaset ile örtüştürmekten vazgeçip, kenara çekilin. Yoksa yaratılacak büyük girdapta boğulup gidebilirsiniz.
Son uyarı da Ersu Hızır’a… İzmir kamuoyunda “derin abi” izlenimi vermiş, bir takım hatalar yapmış olabilirsiniz. Sizdeki “derin” izlenim, toplumun size karşı farklı spekülasyonlar üretebilmesine zemin hazırlamış siz de kamuoyunda bu tür konuları hiç tartışmadığınız için yanlış anlaşılmaya devam etmişsiniz. Umarım bundan böyle daha şeffaf ve açık olmaya çaba sarf edersiniz. Bu olaylar dizisinin size önemli bir yararı oldu bu arada. Kimin gerçek dost, kimin iktidara dayalı dost olduğunu kavramışsınızdır. Belki de ilk kez İzmir’deki yapılanmış bir zinciri kırma şansını elinize geçirdiniz. Bundan sonra ne yapacaksınız? Gençel’in sizin isminizin üzerinden iddia ettiği büyükşehirdeki yolsuzluklar üzerine sonuna kadar gidecek, gerekli belgeleri ortaya koyacak mısınız?
Bundan sonra meselenin tam göbeğinde siz olacaksınız.
Ben de sizi Yunanistan’dan takip edeceğim.
Anladığım kadarıyla sıcak ve hareketli günler yaşanacak İzmir’de… Bir sonraki gelişimde İzmir’de daha çok kalacak ve gelişmeleri tekrar kaleme alacağım.

Balaskas’tan NOT 1: Karabağlar Belediyesi Süleyman Gençel’e kurum içinden bilgi ulaştırdığını iddia ettiği bir kızcağızı bulmuş, derhal park ve bahçelere sürmüş. Yazıktır, günahtır… Gençel o kızı tanımıyormuş bile… Ancak kıza yapılanların peşinde olacakmış.

Balaskas’tan NOT 2: Karabağlar 65/2 sokak no.8 Üçkuyular-İzmir adresindeki bina yurt olarak kullanılmaya başlanmış. Bu yurt ne Milli Eğitim Bakanlığı’ndan ne de Karabağlar Belediyesi’den ruhsat almamış. Belediyeye defalarca bildirildiği halde, “Burası inşaat halindedir. Ticari faaliyet söz konusu değildir" yanıtı alınıyormuş. Oysa yurt, iki aydır faal ve ağzına kadar da üniversite öğrencileriyle doluymuş… Karabağlar zabıtası nedense bu faaliyeti görmüyor, idare ediyormuş!

Balaskas’tan NOT 3: Arsenik konusunda ilginç bilgiler geliyor. Gençel bunları yakında gündeme taşıyacak.

Balaskas’tan NOT 4: İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin yeni Zabıta Daire Başkanı’nın kim olduğu konusunu neden Cengiz Bulut’a sormadınız ki? 8 yıl önce emekli olan birini ben Yunanistan’dan tanıyorum adamı, siz burada tanıyamamışsınız Sayın Kocaoğlu… Bu nasıl gençlere yer açma sanatıdır anlamakta gerçekten zorlanıyorum.

Balaskas’tan NOT 5: Bir yorum da Gençel’in yazdığı yazılara yorum yazan ve kendisinin açığa düştüğünü örneklerle vermeye çalışan Neanderthal çağdan günümüze kadar ulaşmayı başaran arkadaşımıza. Kardeşim, Süleyman ile cebelleşmen için çok çalışman lazım. Gerçi mesele sadece çalışmak değil. Bu iş biraz doğuştan kaynaklanıyor. Ben yıllardır uluslararası platformda hatta Yunanistan ve Güney Kıbrıs’ta kendisi ile cebelleşiyorum. Bir adım bile ileri gidemedim.

Balaskas’tan SON NOT: CHP ön seçim kararı almış. İyi bir gelişme. Ancak büyük kentlerde sadece bir sıra için merkez yoklama yapıp, diğerlerini ön seçimle belirlemeli. Bu karar ile İzmir’de bütün dengeler değişir. Bundan böyle ne ekibin yazıp çizilen adayları çıkar, ne de ortada “Ben anlaştım, milletvekili olacağım” diyenler… Rezzak merkez yoklama üzerinden kendini kurtarır da diğerleri ne yapar bilemem… Gerçi bu karar ne kadar uygulanır o ayrı bir soru. PM oylamasında çarşaf liste yapılacaktı denildi. Sonra devreye Önder Sav girdi.

Egenin Sesi 11 - 10 - 2010

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder