Follow by Email

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

30 Haziran 2010 Çarşamba

EKİBİN TARİHİ: HIRS, İSTEK, BEKLENTİ VE ŞANS (1) Piriştina büfe talebini reddetti

2002 genel seçimleri yeni yapılmıştı. Haber Ekspres Gazetesi'nde birlikte çalıştığım Yazıişleri Müdürü ve Köşe Yazarı arkadaşım Macit Sefiloğlu, her zamanki gülümsemesiyle odama geldi, "Elimde çok iyi bir yazı var. Manşete çıkaralım" dedi.
Kolay değil genel seçimlerden üç gün sonra çok önemli bir haberi yakalamak. Kazanan herkes zafer sarhoşluğunda… Bir bölüm siyasetçi, politika dışına itildiği için evinden bile çıkmıyor.
Yazıyı okudum; inanamadım...
İzmir'den 7. sıradan seçilmiş bir milletvekili, yanında üç kişi ile birlikte dönemin büyükşehir belediye başkanı Ahmet Piriştina'yı ziyaret eder, Fuar'daki büfecilerin büfe yerlerinin korunması gerektiğini bildirir.
Yeni Fuar Projesi çerçevesinde fuar alanını düzenlemek için canla başla çalışan Ahmet Piriştina'nın gözü döner bunları duyunca... Partisi DSP yerle bir olmuş, AKP ile birlikte Meclis'e giren CHP'den hiç tanımadığı bir milletvekili seçimin hemen ardından gözdağı verir gibi makamına gelmiştir.
Fütursuzca isteklerini sıralayan milletvekilini göz ucu ile süzer Piriştina… Ayağa kalkar, yengeç yürüyüşü ile ziyaretçilerine yaklaşır… Yüzü allak bullaktır ve son sözünü söyler: Bu kentin büyükşehir belediye başkanı benim. Orada bir proje uygulanıyor. Bu projeyi kimse değiştiremez. Lütfen bu tür istekler için bir daha makamıma gelmeyin."
Türk insanı “balık hafızalı” sözüne inanmam pek. Ancak sürecin herkes tarafından iyi anlaşılması için bazı geriye dönüşlere ihtiyaç var. Bugünü anlamak için geçmişi iyi bilmek gerekiyor açıkçası.
Haber Ekspres Gazetesi’nin o günkü nüshalarına baksanız, Abdürrezzak Erten’in sıkılmış, “neden bu hallere düştüm” edası ile verdiği yanıtlarını da okursunuz.
Hepimizin hatırladığı gibi, fuar projesi süreci hayli sancılı geçmiş, dönemin İZFAŞ Genel Müdürü Dilara Ersözlü makamında silahlı saldırıya uğramış, ölümden kıl payı kurtulmuştu. Saldırının izleri bugün hala Dilara'nın vücudundan ve tabii ki zihninden hiç silinmedi. O günler üzerine konuştuğumuzda bazen dalıp gidiyor, hastane köşelerinde yaşadığını unutamıyor Ersözlü…
Macit'in köşesini manşet şeklinde kamuoyuna duyurduğumuzda yer yerinden oynadı. Erten "büfeci milletvekili" olarak anılmaya başlandı. Erten ile birlikte Piriştina'yı ziyaret eden diğer milletvekili avukat Yılmaz Kaya ise zaten kırmızı olan yüzü daha da kızararak olayla ilgisi olmadığını, bir komploya kurban gittiğini, böyle bir meselenin konuşulacağını bilmediğini açıklamak zorunda kalmıştı.
Tabii hemen başladı spekülasyonlar… Abdürrezzak Erten kimdi ve İzmir'den 7. sıradan milletvekili listesine kim tarafından konulmuştu?
Olay çok açıktı. 7. sıra milletvekili olmasını sağlayan isim CHP Genel Sekreteri Önder Sav'dı.
Sav, bir gece şahsen tarafıma Abdürrezzak Erten'in nasıl milletvekili olduğunu şöyle anlatmıştı. Yer: Ankara CHP Genel Merkezi karşısında bulunan İhtiyar Balıkçı adlı restoran. (Bu restoran 2002 seçimlerinde bizzat Baykal tarafından İzmir’e atanan milletvekili Enver Öktem’in ailesine aittir.) Saat: 23.30…
"Aslında milletvekili olmasını kendi kararıyla gerçekleştirdi. Ben onu İstanbul'dan listeye koyduracaktım. Ancak listeyi Baykal hazırladığı için böyle bir şansım olmadı. Sadece İzmir'de 7. sırayı belirleyebilirdim. Telefon ile kendisine söyledim, seçimde bu sıranın kazanma ihtimalinin düşük olduğunu vurguladım. Olsun abi yanıtını alınca 7. sıraya yazdım."
Kader ağlarını örmüş, birinci bölgeden en çok 6 milletvekili çıkaracağını bekleyen CHP, DYP'nin yüzde 9.8 ile meclis dışında kalmasıyla bu bölgeden 8 milletvekili çıkarmıştı. Yedinci sıradaki Abdürrezzak Erten de İzmir milletvekillerinden biri olmuştu.
Kimse Erten'i tanımıyordu. Sadece Mardin kökenli olduğu biliniyordu. Seçim listelerinin gece geç saatlerde kamuoyuna sızdırıldığı zaman dönemin CHP İzmir İl Başkanı Alaattin Yüksel telefonla aradı. Kendisi şiddetle eski milletvekillerinin listelerde yer almaması gerektiği düşüncesindeydi, "Gördün mü Süleyman. Nihayet Birgen Keleş İzmir listesinde yok" dedi. Ben de kendisine, "O kadar sevinme. İzmir İl Başkanı olarak sadece İzmir listesine bakmışsın. Ama ben bir gazeteci olarak tüm Türkiye listesine baktım. Birgen Keleş’in adı İstanbul listesinde… Baykal senden bile saklamış Keleş’i" yanıtını verdim. (Aynı Birgen Keleş bugün Baykal karşısında ya neyse…)
Aradan 10 dakika geçti, Yüksel tekrar aradı, "Süleyman, bu Abdürrezzak Erten de kim? Yedinci sıraya koymuşlar" diye sordu. Ben de "Ne bileyim, İlk kez duyuyorum. Mardin'inden gelmiş. Kentimize yakışır" diyebildim sadece.
O dönem Alaattin Yüksel ile aram fena değildi. Aramızın nasıl bozulduğunu da anlatacağım pek tabii ki… O, daha sonraki iş…
Bir önceki dönem Güzelbahçe'de yapılan, Kemal Karataş, Selçuk Ayhan ve ilk kez Alaattin Yüksel'in aday olduğu il kongresini yakından izlemiştim.
Baykal’ın tüzük kurultayının seçimli kurultaya çevrilmesi sonucu yeniden genel başkan olması ile 6 ay genel başkan kalan Altan Öymen’e destek verdiği için il yönetim kurulu üyelerinin istifaları ile koltuğundan olmuştu Selçuk Ayan…
Yerine Baykal’ın bugün de yanında duran arkadaşı Kemal Karataş atanmıştı. Karataş’ın yönetim kurulunda Mustafa Düzyol, Suat İstanbul ve Semra Aksakal gibi isimler de vardı.
Selçuk Ayhan’ın ipinin çekilmesinde en önemli rollerden birini üstlenen Selçuk Ayhan’ın il sekreteri İ. Yücel Özen’di…
Yücel Özen Ayhan’ı düşürünce, kendisi ile çalışan il yönetim kurulu üyesi ve başkan yardımcısı Alaattin Yüksel’i kongrede aday olarak sundu.
Baratalı bile doğru dürüst tanımıyordu Yüksel’i… Arada bir dönüp Özen’e, “Yücel Bey, doğru yapıyoruz değil mi. Bu arkadaş bizi sonra satmaz değil mi” diye soruyordu.
Neden sormasın ki?
Özel hayata girecek ancak siyasetin kendisi zaten özel hayat.
Alaattin Yüksel’in o dönem sorunlu olduğu eşi, Deniz Baykal’ı telefon ile arayıp, “Evini idare edemeyenlere, İzmir’i nasıl teslim edersiniz” deyince, gecenin saat 02.00’sinde CHP Genel Başkanı’nın, Bülent Baratalı’yı arayıp, “Bu ne iş, ne halt yiyorsunuz orada, kardeşim” şeklinde başlayan ve yarım saat süren fırçası bugün hala kulaklarımda…
Baratalı’nın da genel başkan fırçasından sonra İ. Yücel Özen’i arayıp, “Kendinize bu kadar benzeyen bir adayı bulmak zorunda mıydınız?” şeklinde başlayan ikinci fırçası da olayın tuzu biberi… (Herhangi bir yasal durumda, bu işin birinci ağızdan yani Deniz Baykal’dan teyit edilebileceğini buradan söylememe gerek yok sanırım. Hukuk her şeyin üzerindedir. Eski genel başkanın hukuka ne kadar saygılı olduğunu bizzat en iyi bilenlerdenim. Sanırım Bülent Baratalı ve İ. Yücel Özen de aynı tavrı göstereceklerdir. Her ne kadar bazıları şahit gösterildikten sonra kıpraşıp oynaşsalar da… Onların şahit gösterildiklerinde verdikleri ifadeler de maalesef elimizin altında…)
Biz dönelim kongreye…
O kongrede Alaattin Yüksel'in listesi daha sonra milletvekili olan Ali Rıza Bodur tarafından basılmak üzere Konak'ta bir matbaaya götürüldü. Ancak Bodur matbaayı bulamadığı için Kemeraltı'nda kayboldu. Bu durumu öğrenen il başkanı Kemal Karataş oylamayı başlatma kararı aldırttı. Ne de olsa en büyük rakibi Yüksel’in listesi görünürlerde yoktu. Herkes panik içerisindeydi. Alaattin Yüksel dışarıda kongre üyelerini tavlamaya çalışırken, Yüksel'e destek veren Türkan Miçooğulları ve Bülent Baratalı odada dört dönüyorlardı. (Dört dönmek dışında zaten bugüne kadar ne yaptılar demem lazım.)
"Bir dakika" diye sordu odadaki biri. Bu biri önemli bir şahsiyetti. İsmi bende gizlidir. Daha sonra kamuoyu ile paylaşılacaktır.
"Elimizde bilgisayar var mı?"
O dönem çok yaygın değildi bilgisayar kullanımı. Bir emekli subayın dizüstü bilgisayarı yanındaydı. Ancak hazırlanan liste bir taneydi ve Ali Rıza Bodur ile birlikte Konak'ta Bodur'un saatlerce aradıktan sonra bulabildiği matbaada basılmaya hazır bekliyordu. Hemen matbaaya telefon edildi ve liste Bodur'un ağzından yeniden bilgisayara geçirilip çoğaltıldı. Listeyi matbaadan kimin bilgisayara geçirdiğini burada belirtmeme gerek yok sanırım.
Çevre ilçeler bilgisayarda yeniden yazılan ve çoğaltılan listelerle oy kullandı. Büyük ilçelere geçildiğinde Bodur'un kan ter içerisinde getirdiği basılı liste delegelere dağıtıldı.

Önder Sav’ı 1986’da tanımışım

Biz dönelim tekrar genel seçimlere ve Abdürrezzak Erten’in milletvekili oluş sürecine. İhtiyar Balıkçı’da Önder Sav’a şu soruyu yönelttim:
“İzmir’de sizin Abdürrezzak Erten ile akraba olduğunuza, bu nedenle Erten’i milletvekili yaptığınıza dair bir inanış var.”
Sav açıkça yanıtladı:
“Hayır. Abdürrezzak ile bir akrabalık bağım yok. Çok önceleri Erten’in kurduğu şirketin avukatlığını yaptım. Kendisini oradan tanırım. Daha sonra benim desteğim ile CHP Yüksek Disiplin Kurulu üyesi oldu. Uzun yıllar birlikte çalıştığımız için yakınız.”
Aslında belki de Abdürrezzak Erten’den çok daha önce ben Sav’ı tanımışım ama daha geçen yıl bu konuda bilgi sahibi oldum. Demek ki ilk karşılaşmamızda pek bir iz bırakmamış bende CHP Genel Sekreteri Önder Sav. (Buna benzer bir olay İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu ile de yaşanmıştı. Onu daha sonra paylaşacağım sizlerle.)
Önder Sav’ı ilk kez nerede tanımıştım?
Gerçekçi olalım ki ben de sizin gibi bilmiyordum. Geçtiğimiz yıl çok uzun süredir görmediğim bir üniversite arkadaşımın beni İzmir’de ziyaretine kadar.
Masada oturup başladık konuşmaya Kandralı arkadaşım Rami Karagöz ile… Söz, CHP ve uygulamalarına gelince durdu, “Hatırlıyor musun, seninle 1986 yılında Balıkesir’de bir yaz günü ziyaret etmiştik Sav’ı. O zamanlar avukatlık yapıyordu” dedi.
Kafamda bir şeyler canlandı.
Yıl 1986. Boğaziçi Üniversitesi Tarih Bölümü’nde master öğrencisiyim. Tez aşamasında hangi konu üzerine tez çalışması yapacağımı tartışıyoruz. Tarih Bölüm Başkanı Zafer Toprak, Girit, Selanik ve Midilli kökenli olduğum gerekçesiyle 19. Yüzyıl Türk-Yunan ilişkileri üzerine tez yazmamın daha iyi olacağını iddia ediyor. Ben de arkadaşım Rahmi Karagöz ile İstanbul Alemdağ’da kiraladığım evde şimdi Hürriyet’in köşe yazarı Nuray Mert’in anneannesinden kalan ve bana verdiği yüzyıllık berger koltuklarda tartışıyoruz. (Tarihi değeri olan berger koltuklar bugün nerededir acaba?)
Tezin yazılması için Yunanistan’da ikinci master yapma fikri konusunda çok önemli bir çekincem var çünkü…
1980 askeri darbesi gününden itibaren üç aylık işkenceli süreçten sonra savcının takipsizlik kararı olduğunu biliyordum. Ancak polisten pasaport alırken bu konunun yeniden gündeme gelip gelmeyeceği konusunda bir bilgimiz yoktu. Pasaportu alırken karga tulumba yeniden gözaltına alınma riski de vardı ortada…
Ayvalıklı olduğum için o dönem şartlarında pasaportu Balıkesir’den almak zorundaydım. Başvuruyu yapacak, üç gün bekleyecek ardından tekrar polise gidip pasaportumu alacaktım.
Rahmi’ye, “Benimle gelir misin? Bana bir şey olursa en azından tanıdıkları harekete geçirecek biri gerekiyor” diye sordum.
O da “Tamam” dedi.
Birlikte Balıkesir’e gittik, evrakları polise teslim ettik. Bu arada Rahmi Karagöz kendi ilişkileri çerçevesinde Balıkesir’de bir avukat bulmuş.
Birlikte avukatın bürosunun yolunu tuttuk.
Olayı ve yaşadıklarımı avukata anlattım.
O da, “Siz birlikte pasaport dairesine gidin. Bir sorun olur ise arkadaşın beni uyarır. Devreye gireriz” dedi.
O avukatın Önder Sav olduğunu daha geçen yıl öğrendim.
Mardinlileri toparlayacaktı

“Ekip tarihi” dedik, kendi tarihimizi anlatıyoruz burada… Kimse de beni uyarmıyor. Bu ne rezalet…

Önder Sav, Abdürrezzak Erten’i ancak 7. sıradan yazdırmayı başarmıştı. 2002 genel seçimlerinde ilk 5 sıra Deniz Baykal’ın kendi kontenjanıydı. Geriye kalanları, o dönemin genel sekreter yardımcısı Bülent Baratalı ile Önder Sav belirlemişti. Baratalı’nın dönem çerçevesinde Sav’a ufak bir yakınlığı da olmuştu hani.
Önder Sav Baratalı’nın kendisine karşı hareket ettiğini ve bu nedenle üzerini nasıl çizdiğini ise şöyle anlattı:
“Deniz Baykal, Antakya turuna çıkmıştı. Genel Sekreter yardımcım Baratalı’ya oraya vardıklarından hemen beni aramasını ve gelişmeleri aktarmasını söyledim. Aradan bir süre geçti, kimse aramadı. Ben de Antakya’da tanıdığım bir subaya ulaştım ve Baykal’ın gelip gelmediğini sordum. Subay arkadaşım bana genel başkanın çok uzun süre önce Antakya’ya ulaştığını söyleyince Baratalı’yı aradım. Baratalı telefonda, daha yeni geldiklerinden bahsetmeye başladı. Ben ise ona saat kaçta Antakya’ya ulaştıklarını ve şimdi ne yaptıklarını anlattım. Yer miyim ben. CHP Genel Merkezi’nden bir araba kalkıyorsa; nereye gidiyor, ne kadar zamanda gidiyor, orada kimlerle görüşülecek, hepsini bilirim. Buradan ben sorumluyum.”
Abdürrezzak Erten İzmir’e seçim çalışmalarına geldiğinde gözünü Mardin kökenlilere dikmişti. En azından bölge siyaseti ile çevresine adam biriktirmeyi planlıyordu. İşbirliğine ilk isim birlikte Ankara’dan geldiği Enver Öktem oldu. Ne de olsa ikisi de ithaldi ve İzmir milletvekili olarak 5 yıl birlikte hareket etmek zorundaydılar. Hatta aynı otelde kalıyorlardı... “DEVAK milletvekilleri” ünvanı da oradan kalmıştır. Gerçi daha sonra Karşıyaka Valiler Evi’nde kalmaya başladılar. O durumu ayarlayan arkadaşları daha sonra tartışacağız.
Ekip ilk aşamada 5 kişiden oluşuyordu. Abdürrezzak Erten, Erten’in Mardinli arkadaşı Ümit Kaya, İzmir milletvekili Enver Öktem, Ümit Kaya’nın Erten ile tanıştırdığı Fahri Elmas. Fahri Elmas ekipten kopana kadar ikinci adamdı… Ve son isim… Şimdilik ismi bende gizli… Dişçilerin gözbebeği, bıyıklarını kesince siyasette bir günde 360 derece dönenlere benzese de, benim tek il başkanı adayım. Gördüğünüz gibi isim vermedim. Kafanız karışmıştır şimdi sizin. Şahsen kendisi arkadaşım olduğu için saklamaya özen gösterdim. Beni sever, dedesini ise herkesten çok sever ama… Gerçi bu dönem dedesi ona kelek atacakmış gibi görünüyor ya neyse…

DEVAMI OLMAZ MI? TABİİ Kİ VAR…

NOT 1: Aslında bir telefon konuşması beni bu işe ikna etti. Gaziemir CHP eski ilçe başkanı Murat Sönmez arayıp, “Bu dönemi bu kadar iyi biliyorsun, neden kaleme almıyorsun. Bundan böyle siyaset yapacaklara ya da yapmayı düşünenlere örnek olur” deyince kafamda bir şimşek çaktı. Bölük börçük yazdığım her şeyi bir noktaya toplamak. Bunun bana bedeli var mı? Bedelsiz iş olmaz. Ödemeye her zaman hazırız. Ben ortada olmayı sevmem. 50 yaşına geldikten sonra kıvırtanları ise hiç sevmem. Gerçi ortalık siyasi dansöz dolu ya olsun. Belki bu dizi ile kıvırtan, kıvırtmayı meslek haline getirenler daha net ortaya çıkar. Çıkar da ne olur? Bilemem.

NOT 2: Dizide isimleri geçen arkadaşların tamamının dikkatine… Hepsi gerçektir. Sağda solda, başka neden aramayın. Aşk-ı memnu durumuna düşmeyin.

Ege'nin Sesi 30 - 06 - 2010

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder