Follow by Email

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

10 Mayıs 2010 Pazartesi

2010 milat mı?

Kurultaya iki hafta kala kılıçlar çekilmeye başlandı.
Ancak nedense bu kılıçlar belden aşağıya sallanıyor.
Türkiye’de siyaset hiç bu kadar kirli olmamıştı. Ancak görünen köy kılavuz istemez. Sanırım genel seçimlere kadar bu tarz siyaseti izlemek zorunda kalacağız.
Peki, toplum nasıl bakıyor bu siyaset tarzına?
Haberlerin altındaki yorumları okuduğumuzda, Türklerin bu siyaset tarzından hiç de hoşlanmadığı görülüyor.
Siyasetçinin özel yaşamı ile endeksli siyaset tarzı, bu topluma Özal döneminde yerleşti. 1980 öncesi Menderes’in çocuğu ve Tuncay Mataracı’nın ilişkisi dışında siyasetçinin özel hayatı odaklı haber ve yorumlara rastlanmazdı Türkiye’de…
Ancak ne oldu ise Özal’dan sonra oldu.
Özal ailesi Amerikan tarzı yaşamları ile topluma öyle bir giriş yaptılar ki insanların dikkatleri siyasetçinin yaptığı işlerden çok özel yaşamları üzerine yoğunlaştı.
Çiller’in eşi, Yılmaz’ın kumarı, Bahçeli’nin bekârlığı, Erdoğan’ın çocukları…
Siyasetin önümüzdeki günlerdeki kurgusunda bu tarz bakış açısının yoğunlaşmasını bekliyorum.
O nedenle herkesin özellikle de siyasetçilerin daha dikkatli olmaları gereken bir döneme giriliyor.
Yumruğun nasıl ve nereden geleceği tahmin edilmeyen bir dönemden geçiyoruz.
Telefon dinlemenin, gizli kayıt tutmanın bu kadar yayınlaştığı, Ergenekon’dan balyoz harekâtına kadar her olayda gizli kayıtların havada uçuştuğu bir garip süreci yaşıyoruz.
Artık insanlar telefonda konuşurken kullandıkları kelimelere dikkat ediyor, dinleyenleri harekete geçirecek, “paket”, “mal” gibi tanımlamalardan kaçınıyorlar.
Avrupa Birliği de bu gelişmeleri demokrasinin yerleşmesi olarak tanımlıyor.
Ya AB demokrasinin gerçek içeriğini unuttu ya da biz bu neo-demokrasiyi tanımlamakta ve algılamakta zorlanıyoruz.
Gerçi son yıllarda AB’nin neyi doğru yaptığı da ayrı bir muamma…
Sanırım 2010 yılı yeni bir tarihin miladı olacak ve Türkiye oluşacak olan yeni uluslararası dengede yol bulmaya çalışacak.
Türkiye’nin bu yeni süreçte daha aktif, objektif, demokratik ve çağdaş kadrolara ihtiyacı her zamankinden daha fazla olacak.  

NOT 1: Bucaspor’a tebrikler… Uzun bir aradan sonra süper ligde bir İzmir temsilcisi var. Bu işte emeği geçen herkesi ayrı ayrı tebrik etmek lazım… Tabii ki Buca Belediye Başkanı Ercan Tatı’nın ilçesinde yaşanan siyasi gerginliklere rağmen, Buca’yı getirdiği noktayı unutmamalıyız.  Şimdi sırada play off serisi var. Karşıyaka ya da Altay… İzmir’in süper ligdeki ikinci temsilcisi olmalıdır, olacaktır da…
NOT 2: Yazıyı Büyükşehir’e dokunmadan kapatmamak lazım. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı’nın önümüzdeki günlerde önemli bir işi var. Her zamanki gibi savsaklamamalı.

YENİGÜN 10 - 05 - 2010

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder