Follow by Email

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

16 Nisan 1999 Cuma

Suçlu biziz

Saat gecenin 12'si... Tavernanın birinde alkol sınırını zorlayan 45 kişi ciğerlerini patlatırcasına 10. yıl marşı söylüyor. Aynı saatlerde bir diskoda yaşları 18 ile 25 arası olan gençler yine 10. yıl marşı eşliğinde dansediyor. Okul yemeklerinde, düğün törenlerinde, işadamlarının veya kamu kuruluşlarının gecelerinde de 10. yıl marşı istek parça olarak çalınıyor.
Cumhuriyetin 75. yıl kutlamalarını gerçekleştiren Türkiye bugünlerde 10. yıl marşını yeniden keşfetti. Üstelik elinde daha yeni olan 50. yıl marşı olmasına rağmen...
Geçmişe öykünme sorunu yaşanıyor ülkemizde. Yaşadıkları sorunlardan bunalan, bu sorunlara çare üretmesi gereken siyasi mekanizmaların yetersizliğinden yakınan insanlar 1930'ları özlüyor.
Tüm ülkenin birlik içinde hareket ettiği, Batılı stardartları yakalamak için yarıştıkları, umut vaadeden bir lidere canları pahasına destek çıktıkları 1930'ları yeniden yaşamak istiyor insanlar...
Kürt-Türk çekişmesinin yaşanmadığı, irticanın gelişmediği, enflasyon kelimesinin anlamanın bilinmediği, Batı'nın saygı duyduğu Türkiye Cumhuriyeti'ni özlüyorlar. Türkiye'nin "asr-ı saadeti" denilen Atatürk dönemine bir öykünme bugünlerde yaşanan.
Yaşanan umutsuzluğun, çıkış noktası bulamamanın sonuçları yansıyor meyhane köşelerine, düğün törenlerine...
Suçluyorlar... Batılı devletleri, komşularımızı, ekonomik sistemi, siyasi yapıyı, kısacası herşeyi suçluyorlar.
Kendilerini asla... Kendi tarihi hakkında objektif bilgi sahibi olmadıkları konusunda suçlamadı kendini Türk halkı. Ya da Osmanlı mozayiğinden ortaya çıkan Türkiye Cumhuriyeti'nin ulusal kimliği konusundaki bilgisizliğini.
1940'larda büyük bir darbe geçiren Batı'nın toparlanma süreci içinde gerçekleştirdiği reformları öğrenme konusunda hiç gayret sarfetmedi... 10 yılda bir yaşanan askeri darbelerin nedenlerini düşünmedi. Alkış tutmak dışında... En büyük erdem olarak saydı devletine güvenmeyi. Yapılan hataları eleştirme gereği bile hissetmedi.
Gerçek demokrasinin yapı taşları sivil toplum örgütlerine "devlet karşıtları" damgası vurdu hiç düşünmeden.
1980'lerden sonra iyice su üstüne çıkan "köşe dönmeci" mantığı kolay benimsedi; bir dostunu, arkadaşını dibe itmeyi bile göze alarak... Hukuka saygıyı unuttu. Kıyıları istila etti, eski eserlerin yerine apartmanlar dikilmesine izin verdi, kamu arazileri üzerine gecekondular oturtup kaçak binalara tapu veren politikacılara oy yağdırdı. Her eleştiriyi kendisine bir saldırı olarak nitelendirdi. Kabuğuna çekilmeyi bir savunma sistemi saydı. Şimdi dibe çöküldü...
Ancak bu şansı da iyi değerlendirmiyor, geçmişe öykünerek bir kaçış alanı daha yaratıyoruz kendimize...
Birbiri ardına gelen sorunlar karşısında geçen 75 yılı ve kendimizi tahlil etmek yerine kaçmayı yeğliyoruz. Ya da kurtuluşumuzu sağlayacak bir lideri beklemeyi... Ama unutmayalım yıl 2000... Toplumları kurtaranlar artık liderler değil toplumların kendileri...

YENİ ASIR 06 - 04 - 1999

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder