29 Aralık 2009tarihinde ESHOT Yapı Tesisleri Daire Başkanlığı 5216 ve 5393 sayılı kanunları temel alarak yedi yıl süre ile durak yerleri kiralama ihalesi kararının alınabilmesi için genel müdürlüğe yazı yazıyor.
Bu yazı Genel Müdür Gül Şener imzası ile ESHOT İdari Encümeni’ne 28 Aralık 2009tarihinde gönderiliyor.
Tarihlere dikkatle bakarsak aslında daha yazılmamış bir yazının, encümene genel müdür Gül Şener imzası ile gönderildiğini görürsünüz.
Millet duraklarda 2 saat bekliyor bir otobüs gelecek diye… ESHOT’ta alınmayan kararın belgesi bir gün önce yola çıkıyor.
Yani nasıl oluyor?
Kafanız karıştı değil mi?
Benim de karıştı. Büyükşehir Belediye Başkanı Kocaoğlu bu iki kararı çıkarttırıp bakabilir ve maalesef şaşı olabilir...
Ben kendisini yormadan durumu açıklayayım. Zira son günlerde çok yoruldu başkanım… Şu sıralar dinleniyor…
Gül Şener 28 Aralık 2009tarihinde kendi icat ettiği zaman makinesine binip bir gün sonraya yani 29 Aralık 2009’agitmiş, orada Yapı Tesisleri Daire Başkanlığı’nın yazısını görmüş, ondan bir fotokopi almış, tekrar zaman makinesine binip bir gün öncesine geri dönmüş ve hemen kararı encümene göndermiş.
Vallahi zaman makinesi bile yaratabilen belediye bürokratlarına sahipmişiz de şimdiye kadar bunun farkında değilmişiz.
Encümen ne yapmış?
2886 sayılı İhale Kanunu’nun 35-A maddesi gereği kapalı teklif usulü ile ihaleye çıkılmasına karar vermiş. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı da onaylamış.
Neden?
Çünkü 14 Aralık 2009 tarihinde İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi oy çokluğu ile durak ihtiyacının karşılanması için durak yerlerinin ESHOT’a verilmesi ve kira ihalesine çıkması kararı almış.
Başkan da bu karara dayanarak gelen belgeye imzasını koymuş.
10 Mart 2010günü yapılan ihaleyi Ströer firmasının da içinde bulunduğu iddia edilen Gündem Matbaacılık Limited Şirketi 3 milyon 857 bin Euro teklif ile kazanmış.
Firma aynı gün ek teklif vermiş ve kira için ödeyeceği bedeli 3 milyon 900 bin Euro’ya çıkarmış. “Karışıklık olmasın, rakamı yuvarlayalım” demişler.
Kocaoğlu da bu ihaleyi onaylamış.
Şimdi soralım soruları…
1 – Gül Şener bir gün sonra yazılan bir yazıya bir gün önceden onay verip encümene nasıl göndermiş?
2 – Durak ihalesi Meclis’te görüşülürken bir bölüm meclis üyesi neden muhalefet şerhi koymuş?
3 - Bu ihale ihtiyaçtan dolayı durak alma işi mi, yoksa durak yaptırıp reklam geliri tahsil etme işi mi?
4 – İki amaç bir arada aynı ihalede yapılabilir mi?
5 - Meclis üyelerinin bazıları hem Meclis’te hem de komisyonda muhalefet şerhini bu nedenle mi koymuşlar?
6 - İhale 10 Mart 2010’da tamamlanmış. Bir sonraki dönemi de kapsayan ihale, süre yönünden kanuna uygun mu?
7 - Denetim komisyon üyelerinin bir bölümü dosyayı bir hafta sonu kurumdan çıkararak incelemişler mi? İncelediler ise ne sonuca varmışlar?
Kendimi çok ihaleci gördüm şu sıralar… Ne cevher varmış bende.
NOT 1: Tabii ki yukarıda anlattığım önemli işin yanı sıra Bilkent Üniversitesi’nden genel müdürümüzün oğluna sağlanan burs konusu da var. Burs hikayesi EXPO sürecinde mi başladı? EXPO’nun lokomotif şirketinin sahipleri ile Bilkent Üniversitesi’nin sahipleri aynı mı?
NOT 2: Abdürrezzak Erten Bey’in yeğeni Karabağlar Özel Kalem Müdürü sekreteri, yazıların kaleme alınmasından sonra özel kalemdeki tüm çalışanların yerlerini değiştirmiş. Bu bilgilerin nereden sızdırıldığı konusunda başlattığı sıkı araştırma şimdilik sonuçsuz kalmış. Devreye bazı gazeteci dostlar sokularak araştırmanın genişletilmesi kararı alınmış.
NOT 3: Kocaoğlu tatile çıkmış.Umarım bu tatilin“Ayşe tatile çıktı” gibi bir politik yanı yoktur. Daha birinci günden bir boşluk oldu İzmir’de… Lütfen uzun sürmesin… Gerçi sonra da İZSU ile ilgili bir yurtdışı turu var, değil mi?
NOT 4: Belediyedeki personelin paso sorunu sürüyor. Yasa gereği memurlara paso verilmesi artık mümkün değil. Büyükşehir ise bugüne kadar bu konuyu sürüncemede bıraktı. Ancak ortada bir çifte standart var. Bazı memurların pasolarına el konulurken bazılarının paso kullanma hakları sürüyor. Şunu bir ortak paydaya getirmek gerekmiyor mu?
NOT 5: Sadece Sırrı Aydoğan’ın oğlunun Metro A.Ş.’de görevli olduğunu yazmıştım. Erkek kardeşinin İZFAŞ’ta Genel Müdür Yardımcısı olduğunu, gelininin Büyükşehir Belediyesi Planlama Bölümü’nde, eski gelinin ise Bornova Belediyesi’nde çalıştığını unutmuşum.
NOT 6: TEKNOTAR Zirai İlaç Ltd. şirketinin sahibi Günay Baysal… Günay Baysal’ın eşi yeşil alan ve bakım şube müdürü Lale Baysal… Kurallar gereği belediyede yapılan normal ihaleler bu firmaya verilemiyor. Ancak son olarak alınan İZKA yarımadada organik tarım projesi gereği çiftçilere verilen gübre ve ilaçlar bu firmadan sağlanmış.
NOT 7: Bayraklı Belediye Başkanı Hasan Karabağ’ın yeni satın aldığı ev, hem havuza hem denize bakıyormuş. Yan komşusu da aynı belediyenin imardan sorumlu başkan yardımcısı imiş. Doğru mu bu bilgi?
NOT 8: Özel e-maillerimi yeniden vereyim. Yazılarımı yeni takip etmeye başlayan okuyucularımıza yönelik olarak…
sgencel2001@hotmail.com
sgencel@yahoo.com
NOT 9: Bir önceki yazımda haber kaynağı ibaresi kullandım. Benim haber kaynaklarım tek değil, üstelik bazıları da dostlarım. Bu nedenle ikisi arasında bir ayırım yapmıyorum.
Egenin Sesi 29 - 09 - 2010
29 Eylül 2010 Çarşamba
27 Eylül 2010 Pazartesi
Cam Sorunu Çözülmüş
Verdiğim özel e-maillere gelen bilgi ve belgeler beni bile şaşırttı. Öncelikle okuyucularıma teşekkür etmem gerekiyor. Böyle bir yazar – okuyucu iletişimi sanırım, Türkiye’nin hiçbir yerinde yoktur. Digital çağın getirdiği interaktif iletişimin sır gibi saklanan bazı konuları çok daha kolay açığa çıkaracağından eminim…
Gelen e-mailler 3 ana konuda yoğunlaşıyor. Büyükşehrin yeniden yapılanması ve imar… Abdürrezzak Erten ve ekibinin son bombaları… Grand Plaza’da yaşananlar ile ESHOT…
Daha önce sizlerle paylaştığım ESHOT dosyasını bir eksiklik nedeniyle bir iki gün geciktireceğim. Ancak ESHOT binasının yeniden sıvanması gerekiyor bana göre… Zira çatlaklar o kadar büyük ki koca koca dosyalar bu çatlaklardan çıkabiliyor.
Camları patlayan otobüsler konusunda haber kaynağım aracılığı ile ESHOT üst düzey yöneticisinden bilgi geldi. BMC otobüslerinde cam kenarlarındaki 2 milimlik boşluk bırakıldığı, bu boşluğun silikon ile doldurulduğu, camın esneme payının artırılarak patlamasının engellendiği belirtildi. Fabrikanın bunu kendi üretim hatası olarak kabullendiği için para almadığı da ifade edildi.
Zaten yeni camlar da Bursa’dan, Dubleks’ten alınmış…
Bu arada ESHOT’ta bu yıl gerçekleştirilen alımların araştırmasının yapıldığı bilgisi ulaştı elime…
Araştırmada Bursa’dan alınan yedek parçalar da kaydediliyor, Bursa firmalarının bu ihalelerdeki payları kâğıda dökülüyormuş. Yalnız bu döküme Bursa firmalarından alınan camların payının ne kadar oldu da ayrıca yazılır ise Kocaoğlu daha memnun olacak.
Adam 40 tane soru sormasın sonra…
Onun yerine ben sizi uyarayım.
Son olarak görevde yükselme sınavında müdür yardımcılığını kazandığı halde bir türlü ataması yapılmayan, amansız bir hastalığın üçüncü safhasında olan Cebrail Koçhan’a geçmiş olsun der, rahatsızlığının bu üzüntüden kaynaklanmamış olmasını dilerim…
Rezzak Erten'in 'BOMBA'ları...
Karabağlar Özel Kalem Müdürü sekreteri Burcu Arıç Hanım’ı sakinleştirmekle meşgulmüş herkes…
Bence de yapılması gereken bir durum. Kız çok önemli bir şahsiyet. Rezzak Bey’in gerçek yeğeni… Umarım sakinleştirme işini özel kalem müdürü üstlenmiştir. Ne de olsa sakinleştirilmesi gereken kendi sekreteri. Özel kalem müdürümüzün aile bağlarını çok önce yazmıştım hatırladım kadarıyla…
Karabağlar’da ithalat işleri devam ediyor…
Öncü Ertaç'da Ankara’dan gelmiş ve Rezzak Beyi’in samimi aile dostunun oğlu olarak belediyede iş bulmuş. Yanında emekli annesini de getirmiş. Duble ithalat var ortada… Anne de çalışıyor mu yoksa?
Serap Özbeyen konusunda zorlandım. Bir özel kalemde, bir başkanın yanında… 4 sene Ankara’da yaşamış. Rezzak Bey bir şekilde dokunmuş kendisine… Hazreti Ali gibi bir durum anlaşılan… Kendileri Hacettepe Üniversitesi mezunu… Karabağlar Belediyesi’nin son Fransa gezisine bu bayan da katılmış. Ancak hangi sıfat ile Fransa’yı gezdiğini çözemedim.
Karabağlar Belediyesi Spor Kulüpleri Genel Kaptanı genç arkadaşımız da acaba kendini Abdürrezzak Erten’in nesi olarak tanıtıyor dersiniz? Belediyenin yolunu ayda bir kullanan bu arkadaşımız, partinin gençlik kanadında önemli bir görevini de iştigal ediyor.
Bu arada şifreleri bularak benim özel e-maillerimi kırmak, kurumdan çıkan mesajların kaynaklarını tespit etmek, gerekir ise Ege’nin Sesi aracılığı ile ip adreslerine ulaşma çabalarınızı esefle karşılıyorum…
Aslında buna bir nevi faşizm denir ya neyse…
Metro Hikayesi...
Yurtdışında hiç metroya bindiniz mi… “Rush hour” dediğimiz işe gidiş ve çıkış saatlerinde metro 2.5 dakikada bir istasyona gelir. Halbuki İzmir’de en kısa metro aralığı 4 dakika… Şartnameye baktığımızda firmanın İzmir’de de 2.5 dakika taahhüdü olduğunu görürsünüz. Ne oldu da bu şart yerine getirilmedi? Olay metrodaki sinyalizasyon sisteminden mi kaynaklanıyor?
Bu konuda bize bir açıklama yapılabilir mi?
Çok şey mi istiyoruz?
Bir şeyleri bilmek istememiz çok mu yanlış.
Bir de metro yolunun üzerine düşen otomobil hikayesi var. Hemen kapatılıp örtbas edilen… Bunu düşünmek bile istemiyorum. Metroda gidiyorsunuz, sizin üzerinizde bulunan otoyolda bir otomobil kaza yapıyor ve kafanıza düşüyor.
Bu durum olsa olsa İzmir’de olur…
Neyse ki, düşen otonun video kayıtları geldi. “Bu da nereden çıktı” sorusu sorulmasın…
NOT 1: Ballı Ailesi’nin yeni üyesi, Haydar Ballı’nın oğlunun sözlüsü de Büyükşehir Belediyesi’nin fırınında görevli…
NOT 2: Ahmet Küçükbay’ın dolayısıyla Orkide’nin son yıllarda büyükşehir ile bir imar problemi oldu mu? Oldu ise bu sorun nasıl aşıldı? Olmadıysa bilemiyoruz… Küçükbay’ın Kemalpaşa Belediyesi’ndeki sorunu nasıl çözüldü? Çözüldü mü? Olay, büyükşehre intikal etti mi?
NOT 3: Bilgin Erünal’ın çok tartışmalı Karabağlar arazisi askıya çıktı. Sanırım bu konuda itiraz dilekçesi verecekler olacak.
NOT 4: Kocaoğlu’nun şoförünün kaç para maaş aldığını bileniniz var mı? Bu parayı şu sıralar İzmir’de orta ölçekli firmaların genel müdürleri ancak alıyor.
NOT 5: Metro A. Ş.’nin şirket araçları haftanın her günü müdürlerde kalıyormuş. Bu araçları hafta sonları alışveriş merkezlerinde veya yazlık bölgelerinde görebilirmişsiniz. Geriye dönük benzin harcamaları ayrıca kontrol edilmeliymiş. Araçların içinden pedikür terlikleri bile çıkmaktaymış. Yok artık…
NOT 6: CHP Genel Sekreter Yardımcısı Abdürrezzak Erten bir röportaj vermiş. Röportajı nerede vermiş? Sıtkı Kürüm’ün Kordon’daki bürosunda. Demek ikilinin arası düzelmiş. Rezzak Bey’in kafası biraz karışık gibi geldi bana… Şimdi İzmirli mi olmuş? Yarın “Ben aslında Girit kökenliyim, ailem Girit’ten Mardin’e geçmiş” bile diyebilir…
Egenin Sesi 27 - 09 - 2010
Gelen e-mailler 3 ana konuda yoğunlaşıyor. Büyükşehrin yeniden yapılanması ve imar… Abdürrezzak Erten ve ekibinin son bombaları… Grand Plaza’da yaşananlar ile ESHOT…
Daha önce sizlerle paylaştığım ESHOT dosyasını bir eksiklik nedeniyle bir iki gün geciktireceğim. Ancak ESHOT binasının yeniden sıvanması gerekiyor bana göre… Zira çatlaklar o kadar büyük ki koca koca dosyalar bu çatlaklardan çıkabiliyor.
Camları patlayan otobüsler konusunda haber kaynağım aracılığı ile ESHOT üst düzey yöneticisinden bilgi geldi. BMC otobüslerinde cam kenarlarındaki 2 milimlik boşluk bırakıldığı, bu boşluğun silikon ile doldurulduğu, camın esneme payının artırılarak patlamasının engellendiği belirtildi. Fabrikanın bunu kendi üretim hatası olarak kabullendiği için para almadığı da ifade edildi.
Zaten yeni camlar da Bursa’dan, Dubleks’ten alınmış…
Bu arada ESHOT’ta bu yıl gerçekleştirilen alımların araştırmasının yapıldığı bilgisi ulaştı elime…
Araştırmada Bursa’dan alınan yedek parçalar da kaydediliyor, Bursa firmalarının bu ihalelerdeki payları kâğıda dökülüyormuş. Yalnız bu döküme Bursa firmalarından alınan camların payının ne kadar oldu da ayrıca yazılır ise Kocaoğlu daha memnun olacak.
Adam 40 tane soru sormasın sonra…
Onun yerine ben sizi uyarayım.
Son olarak görevde yükselme sınavında müdür yardımcılığını kazandığı halde bir türlü ataması yapılmayan, amansız bir hastalığın üçüncü safhasında olan Cebrail Koçhan’a geçmiş olsun der, rahatsızlığının bu üzüntüden kaynaklanmamış olmasını dilerim…
Rezzak Erten'in 'BOMBA'ları...
Karabağlar Özel Kalem Müdürü sekreteri Burcu Arıç Hanım’ı sakinleştirmekle meşgulmüş herkes…
Bence de yapılması gereken bir durum. Kız çok önemli bir şahsiyet. Rezzak Bey’in gerçek yeğeni… Umarım sakinleştirme işini özel kalem müdürü üstlenmiştir. Ne de olsa sakinleştirilmesi gereken kendi sekreteri. Özel kalem müdürümüzün aile bağlarını çok önce yazmıştım hatırladım kadarıyla…
Karabağlar’da ithalat işleri devam ediyor…
Öncü Ertaç'da Ankara’dan gelmiş ve Rezzak Beyi’in samimi aile dostunun oğlu olarak belediyede iş bulmuş. Yanında emekli annesini de getirmiş. Duble ithalat var ortada… Anne de çalışıyor mu yoksa?
Serap Özbeyen konusunda zorlandım. Bir özel kalemde, bir başkanın yanında… 4 sene Ankara’da yaşamış. Rezzak Bey bir şekilde dokunmuş kendisine… Hazreti Ali gibi bir durum anlaşılan… Kendileri Hacettepe Üniversitesi mezunu… Karabağlar Belediyesi’nin son Fransa gezisine bu bayan da katılmış. Ancak hangi sıfat ile Fransa’yı gezdiğini çözemedim.
Karabağlar Belediyesi Spor Kulüpleri Genel Kaptanı genç arkadaşımız da acaba kendini Abdürrezzak Erten’in nesi olarak tanıtıyor dersiniz? Belediyenin yolunu ayda bir kullanan bu arkadaşımız, partinin gençlik kanadında önemli bir görevini de iştigal ediyor.
Bu arada şifreleri bularak benim özel e-maillerimi kırmak, kurumdan çıkan mesajların kaynaklarını tespit etmek, gerekir ise Ege’nin Sesi aracılığı ile ip adreslerine ulaşma çabalarınızı esefle karşılıyorum…
Aslında buna bir nevi faşizm denir ya neyse…
Metro Hikayesi...
Yurtdışında hiç metroya bindiniz mi… “Rush hour” dediğimiz işe gidiş ve çıkış saatlerinde metro 2.5 dakikada bir istasyona gelir. Halbuki İzmir’de en kısa metro aralığı 4 dakika… Şartnameye baktığımızda firmanın İzmir’de de 2.5 dakika taahhüdü olduğunu görürsünüz. Ne oldu da bu şart yerine getirilmedi? Olay metrodaki sinyalizasyon sisteminden mi kaynaklanıyor?
Bu konuda bize bir açıklama yapılabilir mi?
Çok şey mi istiyoruz?
Bir şeyleri bilmek istememiz çok mu yanlış.
Bir de metro yolunun üzerine düşen otomobil hikayesi var. Hemen kapatılıp örtbas edilen… Bunu düşünmek bile istemiyorum. Metroda gidiyorsunuz, sizin üzerinizde bulunan otoyolda bir otomobil kaza yapıyor ve kafanıza düşüyor.
Bu durum olsa olsa İzmir’de olur…
Neyse ki, düşen otonun video kayıtları geldi. “Bu da nereden çıktı” sorusu sorulmasın…
NOT 1: Ballı Ailesi’nin yeni üyesi, Haydar Ballı’nın oğlunun sözlüsü de Büyükşehir Belediyesi’nin fırınında görevli…
NOT 2: Ahmet Küçükbay’ın dolayısıyla Orkide’nin son yıllarda büyükşehir ile bir imar problemi oldu mu? Oldu ise bu sorun nasıl aşıldı? Olmadıysa bilemiyoruz… Küçükbay’ın Kemalpaşa Belediyesi’ndeki sorunu nasıl çözüldü? Çözüldü mü? Olay, büyükşehre intikal etti mi?
NOT 3: Bilgin Erünal’ın çok tartışmalı Karabağlar arazisi askıya çıktı. Sanırım bu konuda itiraz dilekçesi verecekler olacak.
NOT 4: Kocaoğlu’nun şoförünün kaç para maaş aldığını bileniniz var mı? Bu parayı şu sıralar İzmir’de orta ölçekli firmaların genel müdürleri ancak alıyor.
NOT 5: Metro A. Ş.’nin şirket araçları haftanın her günü müdürlerde kalıyormuş. Bu araçları hafta sonları alışveriş merkezlerinde veya yazlık bölgelerinde görebilirmişsiniz. Geriye dönük benzin harcamaları ayrıca kontrol edilmeliymiş. Araçların içinden pedikür terlikleri bile çıkmaktaymış. Yok artık…
NOT 6: CHP Genel Sekreter Yardımcısı Abdürrezzak Erten bir röportaj vermiş. Röportajı nerede vermiş? Sıtkı Kürüm’ün Kordon’daki bürosunda. Demek ikilinin arası düzelmiş. Rezzak Bey’in kafası biraz karışık gibi geldi bana… Şimdi İzmirli mi olmuş? Yarın “Ben aslında Girit kökenliyim, ailem Girit’ten Mardin’e geçmiş” bile diyebilir…
Egenin Sesi 27 - 09 - 2010
Etiketler:
Yerel Siyaset
24 Eylül 2010 Cuma
Ben de sansür uyguluyorum!
Önce şu haberi geçtiler…
“22 Eylül Saat: 20.00'de Kanal 35'de İş Dünyası programında İzmir Belediyeleri ve Kent ekonomisi tartışılacak. Gazeteci Süleyman Gençel, İzmir'deki belediyelerde yaşananları, Genel Sekreter Ersu Hızır'ın görevden alınmasının perde arkasını ve sonrasında yaşanan gelişmeleri ilk kez bu programda açıklıyor?
İzmir Belediyelerinde Neler Oluyor?
İktidar Partisinin İl Başkanı Ömür Kabak Ne Düşünüyor?
Gazeteci Ahmet Kaplan'ın sunduğu İş Dünyası'nda kent ekonomisinin temel taşı olan yerel yönetimler ve kent ekonomisi konuşulacak.
Program Katılımcıları:
Ömür Kabak AK Parti İzmir İl Başkanı
Süleyman Gençel
Yusuf İnan…”
Ardından ikinci bir haber…
“Yapım ve sunuculuğunu üstlendiğim Kanal 35 TV'de yayınlanan İş Dünyası'na; AK Parti İzmir İl Başkanı Ömür Kabak, Gazeteci Süleyman Gençel ve Yusuf İnan konuk olarak katılacaktı. 22 Eylül Çarşamba günü Saat: 20.00 ile 21.000 arasında yayınlanacak olan program, kurumun kendi takdiri ile ileri bir tarihe ertelenmiştir. Kamuoyuna saygı ile duyurulur. Ahmet Kaplan…”
Birkaç gündür kaleme aldığım büyükşehir ilişkilerinde yeni bir sayfa bu… AKP’ye yakınlığı ile tanınan bir televizyon kanalı, CHP’li büyükşehir ile ilgili eleştirel olabilecek bir programın iptaline karar veriyor.
Kanalın siyasi anlamda yakın olduğu AKP’nin İzmir İl Başkanı Ömür Kabak’ı da sansürlemesi hayli ilginç. Burası İzmir… Her an her şey olabilir…
Kabak da şaşkın… “Bir yanlış anlaşılma olabilir” diyor ve ekliyor: “Oysa ne kadar da çok çalışmıştım. Memlekette televizyon mu kalmadı. Biz de başkasına çıkarız.”
O zaman akla şu soru geliyor.
Kanalın sahibi Ahmet Küçükbay ile Aziz Kocaoğlu hangi noktada kesişiyor?
Önümüzdeki günlerde Üçüncü İzmir Projesi gibi dosyaları açmaya başladığımızda bazı kesişmeler daha net biçimde ortaya çıkacaktır. Paranın ideolojisi ya da partisi olmuyor görüldüğü gibi…
AKP’li meclis üyelerinin hiç tartışmadan geçirdiği hatta denetmenlik yaptıkları bazı dosyalar da var değil mi İzmir Büyükşehir Belediyesi’nde?
Acaba Tayyip Erdoğan İzmir’e bu noktadan bakıyor mu?
Danışmanlarının izlediğinden eminim. Belki sansür, yazılanlar ve bundan sonra yazılacak olanlar AKP’nin İzmir’i yeniden analiz etmesine yardımcı olur.
Eğer bir televizyon kuruluşu tarafımıza sansür uyguluyorsa ise biz de küçük ama etkili bir sansür uygulayabiliriz.
Kanalın sahibi Ahmet Küçükbay, aynı zamanda Orkide yağlarının sahibi…Orkide’nin sonundaki e harfine sansür uygular, “Orkid yağları” konusunu tartışmaya açarız. Yakıştı da… Karşıdan daha sempatik görünüyor…
Bir not da aktif gazeteciliği 1989 yılında bırakan İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanına… Türkiye’de gelmiş geçmiş tüm belediye başkanlarını başarılı ilan eden ve plakete boğan sahibi olduğu dergiyi saymıyorum tabii ki…
Milletvekili olmak için bu kadar çabaya gerek yok bence… Olunacak ise olunur. Kimse engelleyemez…
Belki de vekil olman konusunda benim yardımım dokunabilir. Çünkü İzmir’de kimi eleştirsem, bir yerlere geliyor ya da getirtiliyor…
Totolojik bir durum ama olsun… Alıştık buna.
NOT 1: Yine medyadan devam edelim. Yenigün Gazetesi’nden ayrılma nedenim malum. Büyükşehir ve CHP eleştirilerim yüzünden yayınlanmayan yazım dolayısıyla gazete ile ilişkimi kesmiş, yönetimi ile o tarihten itibaren hiç görüşmemiştim. Önceki sabah Yenigün’ün koordinatörü Eyüphan Gündoğdu aradı ve Müjde FM’de büyükşehirdeki son gelişmeler konusunda kendi programına konuk olmamı istedi. Telefon hatlarından veri aktarılıyor da insan hemen hattın öbür ucuna geçemiyor. Geçse neler olacak neler?Bugüne kadar çok surat gördüm ama böylesine ilk kez rastladım. Türkçem yetersiz kaldı, İngilizce, Almanca ve Yunanca’dan bu zat için tatminkâr bir sıfat arıyorum…
NOT 2: Okullar açıldı. Millet duraklarda sürünüyor. Körüklü otobüsler BMC’ler ve Mercedesler’in büyük bölümü arızalı… Bir bakın ESHOT araç parkına… Otobüs mezarlığı gibi… Camları patlıyormuş… Bu da ilginç bir durum… Bir otobüsün camları neden patlar ki… Siz kendi arabanızın camlarının durup dururken patladığına hiç şahit oldunuz mu? Pazartesi günü ESHOT üzerine özel bir dosya açacak, çok eğleneceğiz… Yani ben eğleneceğim. Sizleri bilemem.
NOT 3: Büyükşehir’deki değişim sürüyor. Ünibel’in Genel Müdürü Güler Sezer özel kaleme geliyor. Özel Kalem Müdürü Levent İşler, Tülay Azeri’den boşalan Kararlar ve Tutanaklar Daire Başkanı oluyor. Tülay Azeri’nin de genel sekreter yardımcılığı görevi vekaletenden asaletene çıkarılıyor.
Ancak Tülay Azeri’nin yeni pozisyonuna belediyede çok kişi tepkili… “Kurumdaki yeni atamalar, Charlie’nin Melekleri dizisini geçti” diyorlar. Aslında eksik bir tanımlama… “Carlie’nin Teyzeleri” daha iyi ifade ediyor yeni durumu…
Belediyeyi iyi bilen bir arkadaşım telefon etti ve şunları söyledi: “İlk kez yanlış yaptın. Bir düğmeye bastın, taşlar yerinden oynadı. Ancak Tülay Azeri genel sekreter yardımcısı olduktan sonra sen büyükşehir üzerine bir tek kalem oynatamazsın. Çünkü oynatman için belediyede bir şey yapılması gerekiyor. Bundan sonra İzmir Büyükşehir Belediyesi’nde hiçbir şey olmaz. 2014’te kasası dolu, hiçbir şey yapmamış bir belediye olarak İzmir’i teslim ederiz.”
Haritada ve bilgi işlemde de değişime gidiliyor.
NOT 4: Üçyol-Üçkuyular metro projesinde sahada belediyenin sorumlu şefi inşaat mühendisi Nevin Genç. Nevin Genç’in eşi Dr. Hüdai Genç… Hüdai Genç son iki dönem AKP’den aday adayı… Bir taraftan, “Metromu AKP bitirtmiyor” de, diğer taraftan eşi AKP’den iki kez aday bir inşaat mühendisini metroda belediyenin sorumlu şefi yap. Bu ne yaman çelişkidir böyle… Olaya demokrasi açısından bakılıyor, “Bu kent çok demokratiktir” deniliyor ise bir şey diyemem. Ama bu kadar demokrasi de biraz fazla yani. Bir taraftan yazıları sansür et, diğer taraftan bu işlere izin ver… Gerçi Bozoğlu Grubu da AKP’li idi…
NOT 5: Grand Plaza’daki iş devam ediyor. Son bomba başkan danışmanı Güler Tunçoku’na tahsis edilen otomobil… 35 EF 265 plakalı araba ile İzmir’i turlayan Tunçoku’na sürekli refakat eden Grand Plaza Genel Müdür Yardımcısı Haydar Ballı’nın eşi Nevin Ballı…
Böyle bir arabanın bir danışmana tahsisi için ya “yönetim kurulu kararı” ya da“başkan oluru” gerekiyor. Ancak ne yazık ki ikisi de yok. Grand Plaza yönetimi bu durumu fark ediyor ve 2 ay önce arabayı Tunçoku’ndan alıyor. Onun yerine kendisine şirket üzerinden yeni bir araba kiralıyorlar. Aylığı 1200 liradan. 35 HU 949 plakalı, 2009 Megan… Tabii ki benzin ve tüm masraflar Grand Plaza’dan. Bu ikili her gün arkadaşları ile birlikte Grand Plaza’nın bir restoranını ziyaret ediyor, yemek yiyorlarmış. Ancak nedense elleri hiç ceplerine gitmiyormuş.
Haydar Ballı’nın oğlu da bildiğiniz gibi Büyükşehir Belediyesi’nin fırınında unlu mamuller şefi… Altına da dışarıdan kiralanan bir araba çekilmiş… 2009 model beyaz bir doblo…
Haydar Ballı’nın ise genel müdür yardımcısı olarak kendine tahsisli bir arabası bulunuyor. 35 FZ 702 plakalı 2009 model Megan…
Yakın dostum Macit Sefiloğlu’nun okul arkadaşı Haydar Ballı. Ancak Macit de güya gazeteci olacak. Şimdiye kadar hiç anlatmadı bizlere böyle Ballı bir aile ile yakın arkadaş olduğunu…
NOT 6: Büyükşehir Belediyesi 29 Ekim Açıkhava konseri için Tarkan’ı getiriyormuş. Maliyeti aşağı yukarı 250 binlira… Gerek var mı? Bana göre yok. Milleti özellikle de gençliği eğlendirmek istiyorsan, çok daha az maliyetli eğlenceye yönelik işler yapabilirsin. Üstelik AKP’li ve CHP’li belediyelerin yaptığı bu tür ücretsiz halk konserleri, müzik sektörünü de öldürüyor. Daha sonra anlaşılacak işin önemi… Tabii bu işin kime ya da kimlere nasıl verildiği de ayrı bir konu…
NOT 7: Kendimi büyükşehir başmüfettişi gibi hissetmeye başladım. Ama bu işi Allah rızası için yapıyorum… Konu büyükşehir müfettişlerine geldi ise bir sorum olacak. Ne oldu Ersu Hızır soruşturması? Beni ne arayan, ne soran var. Yoksa benden bilgi almadan mı hazırlanıyor bu rapor. Olmaz ama; çorbada benim de tuzumun bulunması gerekmiyor mu?
NOT 8: Baro başkanlığı seçimi var önümüzdeki günlerde. Şimdiki İzmir Barosu Başkanı Özdemir Sökmen yeniden aday… Aslında ilginç bir adaylık Sökmen’inki… 8 ay için başkan olacak, sonra milletvekili olup gidecekmiş. Bu konuda Ankara ile bütün anlaşmalarını yapmış. DSP İl Başkanlığı döneminde siyaseti pek öğrenememiş Sökmen… Kim kendisine vekillik sözü vermiş acaba?
Hem de CHP’de, hem de ortalık bu kadar karışıkken. Bu sözü verenin yarın kendi koltuğunu bile kaybetme riski olduğu şu aşamada…
Birileri fena kandırmış İzmir Barosu Başkanı’nı…
AKP’den aday olacak ise ona bir şey diyemem. Bugünlerde referandum sonuçları ile koltuğunu ve iktidarını daha da sağlamlaştıran Tayyip Erdoğan vekillik sözü verebilir. Başka kimse değil…
NOT 9: CHP Genel Sekreter Yardımcısı ve İzmir milletvekili Abdürrezzak Erten, Milliyet Gazetesi Ege İlavesi köşe yazarı Hamdi Türkmen’e vermiş... “Türkiye’yi İzmirleştirme Projesi için çalışıyoruz” demiş. İşte şimdi “imdat” demem gerekiyor…
NOT 10: Habertürk Gazetesi köşe yazarı Bekir Coşkun'un başına gelenleri şiddetle kınıyorum. Bizler bu duruma alıştık. Bundan sonra da çok karşılaşacağız gibi görünüyor.
Egenin Sesi 24 - 09 - 2010
“22 Eylül Saat: 20.00'de Kanal 35'de İş Dünyası programında İzmir Belediyeleri ve Kent ekonomisi tartışılacak. Gazeteci Süleyman Gençel, İzmir'deki belediyelerde yaşananları, Genel Sekreter Ersu Hızır'ın görevden alınmasının perde arkasını ve sonrasında yaşanan gelişmeleri ilk kez bu programda açıklıyor?
İzmir Belediyelerinde Neler Oluyor?
İktidar Partisinin İl Başkanı Ömür Kabak Ne Düşünüyor?
Gazeteci Ahmet Kaplan'ın sunduğu İş Dünyası'nda kent ekonomisinin temel taşı olan yerel yönetimler ve kent ekonomisi konuşulacak.
Program Katılımcıları:
Ömür Kabak AK Parti İzmir İl Başkanı
Süleyman Gençel
Yusuf İnan…”
Ardından ikinci bir haber…
“Yapım ve sunuculuğunu üstlendiğim Kanal 35 TV'de yayınlanan İş Dünyası'na; AK Parti İzmir İl Başkanı Ömür Kabak, Gazeteci Süleyman Gençel ve Yusuf İnan konuk olarak katılacaktı. 22 Eylül Çarşamba günü Saat: 20.00 ile 21.000 arasında yayınlanacak olan program, kurumun kendi takdiri ile ileri bir tarihe ertelenmiştir. Kamuoyuna saygı ile duyurulur. Ahmet Kaplan…”
Birkaç gündür kaleme aldığım büyükşehir ilişkilerinde yeni bir sayfa bu… AKP’ye yakınlığı ile tanınan bir televizyon kanalı, CHP’li büyükşehir ile ilgili eleştirel olabilecek bir programın iptaline karar veriyor.
Kanalın siyasi anlamda yakın olduğu AKP’nin İzmir İl Başkanı Ömür Kabak’ı da sansürlemesi hayli ilginç. Burası İzmir… Her an her şey olabilir…
Kabak da şaşkın… “Bir yanlış anlaşılma olabilir” diyor ve ekliyor: “Oysa ne kadar da çok çalışmıştım. Memlekette televizyon mu kalmadı. Biz de başkasına çıkarız.”
O zaman akla şu soru geliyor.
Kanalın sahibi Ahmet Küçükbay ile Aziz Kocaoğlu hangi noktada kesişiyor?
Önümüzdeki günlerde Üçüncü İzmir Projesi gibi dosyaları açmaya başladığımızda bazı kesişmeler daha net biçimde ortaya çıkacaktır. Paranın ideolojisi ya da partisi olmuyor görüldüğü gibi…
AKP’li meclis üyelerinin hiç tartışmadan geçirdiği hatta denetmenlik yaptıkları bazı dosyalar da var değil mi İzmir Büyükşehir Belediyesi’nde?
Acaba Tayyip Erdoğan İzmir’e bu noktadan bakıyor mu?
Danışmanlarının izlediğinden eminim. Belki sansür, yazılanlar ve bundan sonra yazılacak olanlar AKP’nin İzmir’i yeniden analiz etmesine yardımcı olur.
Eğer bir televizyon kuruluşu tarafımıza sansür uyguluyorsa ise biz de küçük ama etkili bir sansür uygulayabiliriz.
Kanalın sahibi Ahmet Küçükbay, aynı zamanda Orkide yağlarının sahibi…Orkide’nin sonundaki e harfine sansür uygular, “Orkid yağları” konusunu tartışmaya açarız. Yakıştı da… Karşıdan daha sempatik görünüyor…
Bir not da aktif gazeteciliği 1989 yılında bırakan İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanına… Türkiye’de gelmiş geçmiş tüm belediye başkanlarını başarılı ilan eden ve plakete boğan sahibi olduğu dergiyi saymıyorum tabii ki…
Milletvekili olmak için bu kadar çabaya gerek yok bence… Olunacak ise olunur. Kimse engelleyemez…
Belki de vekil olman konusunda benim yardımım dokunabilir. Çünkü İzmir’de kimi eleştirsem, bir yerlere geliyor ya da getirtiliyor…
Totolojik bir durum ama olsun… Alıştık buna.
NOT 1: Yine medyadan devam edelim. Yenigün Gazetesi’nden ayrılma nedenim malum. Büyükşehir ve CHP eleştirilerim yüzünden yayınlanmayan yazım dolayısıyla gazete ile ilişkimi kesmiş, yönetimi ile o tarihten itibaren hiç görüşmemiştim. Önceki sabah Yenigün’ün koordinatörü Eyüphan Gündoğdu aradı ve Müjde FM’de büyükşehirdeki son gelişmeler konusunda kendi programına konuk olmamı istedi. Telefon hatlarından veri aktarılıyor da insan hemen hattın öbür ucuna geçemiyor. Geçse neler olacak neler?Bugüne kadar çok surat gördüm ama böylesine ilk kez rastladım. Türkçem yetersiz kaldı, İngilizce, Almanca ve Yunanca’dan bu zat için tatminkâr bir sıfat arıyorum…
NOT 2: Okullar açıldı. Millet duraklarda sürünüyor. Körüklü otobüsler BMC’ler ve Mercedesler’in büyük bölümü arızalı… Bir bakın ESHOT araç parkına… Otobüs mezarlığı gibi… Camları patlıyormuş… Bu da ilginç bir durum… Bir otobüsün camları neden patlar ki… Siz kendi arabanızın camlarının durup dururken patladığına hiç şahit oldunuz mu? Pazartesi günü ESHOT üzerine özel bir dosya açacak, çok eğleneceğiz… Yani ben eğleneceğim. Sizleri bilemem.
NOT 3: Büyükşehir’deki değişim sürüyor. Ünibel’in Genel Müdürü Güler Sezer özel kaleme geliyor. Özel Kalem Müdürü Levent İşler, Tülay Azeri’den boşalan Kararlar ve Tutanaklar Daire Başkanı oluyor. Tülay Azeri’nin de genel sekreter yardımcılığı görevi vekaletenden asaletene çıkarılıyor.
Ancak Tülay Azeri’nin yeni pozisyonuna belediyede çok kişi tepkili… “Kurumdaki yeni atamalar, Charlie’nin Melekleri dizisini geçti” diyorlar. Aslında eksik bir tanımlama… “Carlie’nin Teyzeleri” daha iyi ifade ediyor yeni durumu…
Belediyeyi iyi bilen bir arkadaşım telefon etti ve şunları söyledi: “İlk kez yanlış yaptın. Bir düğmeye bastın, taşlar yerinden oynadı. Ancak Tülay Azeri genel sekreter yardımcısı olduktan sonra sen büyükşehir üzerine bir tek kalem oynatamazsın. Çünkü oynatman için belediyede bir şey yapılması gerekiyor. Bundan sonra İzmir Büyükşehir Belediyesi’nde hiçbir şey olmaz. 2014’te kasası dolu, hiçbir şey yapmamış bir belediye olarak İzmir’i teslim ederiz.”
Haritada ve bilgi işlemde de değişime gidiliyor.
NOT 4: Üçyol-Üçkuyular metro projesinde sahada belediyenin sorumlu şefi inşaat mühendisi Nevin Genç. Nevin Genç’in eşi Dr. Hüdai Genç… Hüdai Genç son iki dönem AKP’den aday adayı… Bir taraftan, “Metromu AKP bitirtmiyor” de, diğer taraftan eşi AKP’den iki kez aday bir inşaat mühendisini metroda belediyenin sorumlu şefi yap. Bu ne yaman çelişkidir böyle… Olaya demokrasi açısından bakılıyor, “Bu kent çok demokratiktir” deniliyor ise bir şey diyemem. Ama bu kadar demokrasi de biraz fazla yani. Bir taraftan yazıları sansür et, diğer taraftan bu işlere izin ver… Gerçi Bozoğlu Grubu da AKP’li idi…
NOT 5: Grand Plaza’daki iş devam ediyor. Son bomba başkan danışmanı Güler Tunçoku’na tahsis edilen otomobil… 35 EF 265 plakalı araba ile İzmir’i turlayan Tunçoku’na sürekli refakat eden Grand Plaza Genel Müdür Yardımcısı Haydar Ballı’nın eşi Nevin Ballı…
Böyle bir arabanın bir danışmana tahsisi için ya “yönetim kurulu kararı” ya da“başkan oluru” gerekiyor. Ancak ne yazık ki ikisi de yok. Grand Plaza yönetimi bu durumu fark ediyor ve 2 ay önce arabayı Tunçoku’ndan alıyor. Onun yerine kendisine şirket üzerinden yeni bir araba kiralıyorlar. Aylığı 1200 liradan. 35 HU 949 plakalı, 2009 Megan… Tabii ki benzin ve tüm masraflar Grand Plaza’dan. Bu ikili her gün arkadaşları ile birlikte Grand Plaza’nın bir restoranını ziyaret ediyor, yemek yiyorlarmış. Ancak nedense elleri hiç ceplerine gitmiyormuş.
Haydar Ballı’nın oğlu da bildiğiniz gibi Büyükşehir Belediyesi’nin fırınında unlu mamuller şefi… Altına da dışarıdan kiralanan bir araba çekilmiş… 2009 model beyaz bir doblo…
Haydar Ballı’nın ise genel müdür yardımcısı olarak kendine tahsisli bir arabası bulunuyor. 35 FZ 702 plakalı 2009 model Megan…
Yakın dostum Macit Sefiloğlu’nun okul arkadaşı Haydar Ballı. Ancak Macit de güya gazeteci olacak. Şimdiye kadar hiç anlatmadı bizlere böyle Ballı bir aile ile yakın arkadaş olduğunu…
NOT 6: Büyükşehir Belediyesi 29 Ekim Açıkhava konseri için Tarkan’ı getiriyormuş. Maliyeti aşağı yukarı 250 binlira… Gerek var mı? Bana göre yok. Milleti özellikle de gençliği eğlendirmek istiyorsan, çok daha az maliyetli eğlenceye yönelik işler yapabilirsin. Üstelik AKP’li ve CHP’li belediyelerin yaptığı bu tür ücretsiz halk konserleri, müzik sektörünü de öldürüyor. Daha sonra anlaşılacak işin önemi… Tabii bu işin kime ya da kimlere nasıl verildiği de ayrı bir konu…
NOT 7: Kendimi büyükşehir başmüfettişi gibi hissetmeye başladım. Ama bu işi Allah rızası için yapıyorum… Konu büyükşehir müfettişlerine geldi ise bir sorum olacak. Ne oldu Ersu Hızır soruşturması? Beni ne arayan, ne soran var. Yoksa benden bilgi almadan mı hazırlanıyor bu rapor. Olmaz ama; çorbada benim de tuzumun bulunması gerekmiyor mu?
NOT 8: Baro başkanlığı seçimi var önümüzdeki günlerde. Şimdiki İzmir Barosu Başkanı Özdemir Sökmen yeniden aday… Aslında ilginç bir adaylık Sökmen’inki… 8 ay için başkan olacak, sonra milletvekili olup gidecekmiş. Bu konuda Ankara ile bütün anlaşmalarını yapmış. DSP İl Başkanlığı döneminde siyaseti pek öğrenememiş Sökmen… Kim kendisine vekillik sözü vermiş acaba?
Hem de CHP’de, hem de ortalık bu kadar karışıkken. Bu sözü verenin yarın kendi koltuğunu bile kaybetme riski olduğu şu aşamada…
Birileri fena kandırmış İzmir Barosu Başkanı’nı…
AKP’den aday olacak ise ona bir şey diyemem. Bugünlerde referandum sonuçları ile koltuğunu ve iktidarını daha da sağlamlaştıran Tayyip Erdoğan vekillik sözü verebilir. Başka kimse değil…
NOT 9: CHP Genel Sekreter Yardımcısı ve İzmir milletvekili Abdürrezzak Erten, Milliyet Gazetesi Ege İlavesi köşe yazarı Hamdi Türkmen’e vermiş... “Türkiye’yi İzmirleştirme Projesi için çalışıyoruz” demiş. İşte şimdi “imdat” demem gerekiyor…
NOT 10: Habertürk Gazetesi köşe yazarı Bekir Coşkun'un başına gelenleri şiddetle kınıyorum. Bizler bu duruma alıştık. Bundan sonra da çok karşılaşacağız gibi görünüyor.
Egenin Sesi 24 - 09 - 2010
Etiketler:
Yerel Siyaset
22 Eylül 2010 Çarşamba
Bana mı Vercen, Rezzak’a mı Vercen?
Kurultay tartışmaları ayyuka çıktı. Şu aşamada kimin ne yapacağı, ne adım atacağı belli değil. Ancak ortada bir gerçek var. CHP’de kurultaylar bitmez…
Konunun nereye doğru gideceği 3 ismin bundan sonra yapacağı açıklamalara bağlı. Bu tartışmaya dördüncü bir isim de katılabilir. Ve ben 4. ismi çok önemsiyorum mesaj verme açısından.
Diyelim ki tüzük kurultayı için imza toplamaya başlandı.
Kurultay imzası toplamak için delegelerin kapısını çalacak arkadaşa bir önerim var. Bu arkadaşın İzmir’de toparlayıcı, bütünleştirici, birleştirici ve tabii ki kurultay delegesi olması gerekiyor.
Gidecek delegeye, elinde Abdürrezzak Erten’in büyük boy fotoğrafı ile… Kendini tanıtacak…
Fotoğrafı kaldırarak, o ünlü soruyu soracak…
“Bana mı vercen, Rezzak’a mı vercen?”
İzmir’de böyle bir durumda eli hemen imza listesine gidecek çok sayıda delege var.
48 delegenin 40’ı fotoğrafı gördükten sonra imzayı anında atar. Ortam biraz karanlık, loş ise fotoğrafın etkisi daha fazla olur. Sayı 44’e kadar yükselebilir.
Forumcular da tartışıyor
Üçyol – Üçkuyular metrosunun iki yıl daha gecikme ihtimali üzerine yorumda bulunduklarını belirttiğim Wow Turkey İzmir metrosu adlı forumda Pazartesi günü 18.12’de Cevat takma isimle yayınlanan şu tespit dikkatimi çekti:
“Delinin biri biri metroya taş attı bakalım 40 forumdaş bunu çıkarabilecek miyiz? Hakan 351 öncelikle bu süper bilgiyi aldığın mühendis kim onu bize bir açıklarsan sevineceğiz… Mühendis sandığın kişi Üçkuyular’ın meşhur delisi Cemil olmasın. Şaka bir tarafa böyle kaynağı belli belirsiz bilgilere itimat etmeyelim. Ama olay yerel gazete ve internet sitelerine kadar düştüğüne göre durum vahim. Burada sözü edilen çakılması gerekli 200 kazığı anlayamadım. Çalışmalar tüm duraklarda son hız (günde 16-18 saat) devam ediyor. Ayrıca çalışmalarda herhangi bir duraklama ve yavaşlama olursa burada anında afişe ederim kimsenin şüphesi olmasın.”
Wowturkey forumu sanırım bilgi almamı engellemek için bilgisayar IP’mi siteye giriş çerçevesinde yasaklamış. Neyse ki, Vtunnel, Ktunnel gibi sansür yok edici siteler var. Onlar üzerinden çok rahat izliyorum neler tartışıldığını…
Sabun gibi eridi
İktidarda AKP var, ana muhalefette CHP ve MHP… Kürtler ayrı bir yerde…
Peki, AKP’ye alternatif olması düşünülen, merkezin oylarını toplamayı planlayan DP nerede?
Hani yeni yapılanma ile Türkiye’nin önünü açacağı iddia edilen, İzmir’de bir anlamda zenginler kulübüne dönüştürülen DP…
Çok ilgi alanımda olmadı hiçbir zaman. Ancak yine de politikadaki duruşları nedeniyle takip ediyordum.
Yeni il yönetimini oluşturduklarında mangalda kül bırakmamışlardı. Zengin arkadaşlar partinin borçlarını ödeyecekler, İzmir’de merkez sağ düşüncesini yeniden ateşleyeceklerdi.
Ortalık büyükşehir depremi ile sarsılınca, şaka yollu da olsa DP İzmir İl Başkanı Fatih Dalan’ın bu konuda görüşleri olup olmadığını sormuştum.
Gelen yanıt beni hayli şaşırttı.
Merak etmeyin arayan Fatih Dalan değildi, bir başkası…
Şunu ifade etti telefondaki şahıs… “Sayın Dalan size yanıt veremez. Çünkü il binasını tasfiye etti. Ofis malzemelerini de kendi fabrikasına taşıttırdı.”
Sanırım sabun fabrikasından muhalefetine devam edecek DP. Tıpkı sabun gibi eriyerek…
Oysa bu partiyi ayağa kaldıracak çok insan var.
Cindoruk baksın, nerede hata yaptığını görsün diyeceğim de…
Atı alan Tayyip Erdoğan, Pınarbaşı’nı geçti…
Para, zenginlik her konuda etkili olamıyor maalesef. Gazetelere, televizyonlara verilen ilanlar veya haber ilanlar da işe yaramıyor. Bazı işleri yapmak için öncelikle zeka, bilgi, deneyim, çalışma, liderlik vasfı ve toplumla iletişim gerekiyor.
NOT 1: Rıfat Nalbantoğlu tekrar göreve getirildiğinde törene katılmayan Karabağlar personeli, bizzat Sıtkı Kürüm’ün makamında uyarı cezası almışlar.
Neresi burası?
Hitler Almanyası mı?
NOT 2: ESHOT Genel Müdürü Gül Şener’in iki yardımcısı var. İzbeton Eski Genel Müdürü Tufan Eker ve İsmet Halim Gürsoy… Gürsoy’un encümenden encümene ESHOT’ta görüldüğü rivayet ediliyor. Tufan Eker ise çok sportif geldi bana. Güzel bir “jeep”i ve “çok alımlı bir motosikleti” var. Bu tutkusunu telafi etmek için günde iki saat motosikletiyle dolaşıyor Eker. Makam aracı da kendisini takip ediyor.
Hem bu konu hakkında hem de Abdürrezzak Erten’in yeğeninin ESHOT’da çalıştığına yönelik olarak ESHOT Genel Müdürü Gül Şener’i aradım. Kendileri bana dönmedi. Buradan da anlaşılacağı gibi yemek daveti için aramadım ki. Korkmasın o kadar… Tabii olaylar bu kadar değil. Yavaş yavaş girelim dedik. Siz de hepsini birden beklemeyin yahu…
NOT 3: Konak Belediyesi Meclis üyesi Ali Büyükkayıkçı’yı pek tanımam. Kendisi ile meclis üyesi olduktan sonra İZSU’da karşılaşmıştım. 6 kişinin önünde Konak Belediye Başkanı Hakan Tartan konusunda yaptığı olumsuz tespitleri dinlemiş, dudağım uçuklamıştı. Neyse ki şahitlerim var. Bunun üzerine Kemal Karataş’tan da Büyükkayıkçı’nın nasıl meclis üyesi olduğunu öğrenmiştim. Bugünlerde kendisine bir haller olmuş. Hani nasıl derler, 180 derece dönüş yapmış. Acaba bu dönüşte kızlarının aniden iş bulmalarının bir nedeni var mı? Yoksa kendisinin yaptığı bir işten dolayı mı bu dönüş? Bir ulusal gazetenin köşe yazarını da manüpile ettiğini açıkça iddia ettiğine göre kendileri büyük adam sanırım. Dedim ya… Yakında çıkar ortaya bu yeteneğin sırları…
NOT 4: Karabağlar Belediyesi Özel Kalemi’nde görevli Ethem Bey. Bu genç evladımız Abdürrezzak Erten’in Ankara’da çok yakın aile dostlarının oğlu. O da tek başına ayakları üzerinde durmak istemiş ve İzmir’e yerleşmiş (yerleştirilmiş). İşi hazır nasıl olsa: Karabağlar Belediyesi… Neyse ki yalnızlığı sona eriyor Ethem Bey’in.
İzmirli bir kızla nişanlanmış yakında da evlenecek. Evi Karşıyaka’da… Ama önemli değil. Önemli olan Karabağlar Belediyesi’nde bir işinin olması… Yoksa nasıl kız vereceklerdi Ethem Bey’e… Böylece eş durumundan artık İzmirli oluyor.
Rezzak Bey’e bir önerim var. Siz bir ithalat ihracat firması kursanıza… Bu işleri hayli iyi başarıyorsunuz. Vallahi kıskandım.
NOT 5: Sayın okurlarımın bazıları üslubuma takılıyor. İnanın bazen ben de beğenmiyorum. Ancak yazarken o kadar keyif alıyorum ki, ne yapayım. Üstelik o makamlarda oturanları siz fazla kaale almayın. Makamda olmasalar sizden, bizden farkları yok. Kocaoğlu’nun buzdolabı sattığı dönemleri hatırlayın. Dükkânına girdiğinizde, büyük olasılıkla tavla oynuyordur, “Buyurun ne tarz bir beyaz eşya istiyorsunuz” diye soruyordu.
“Ne olacak bu İzmir’in hali” deseydiniz o zamanlar, alacağınız yanıt da açıktı:
“Bilmem, ilgilenmiyorum. Politikacılar işte… Son zamanlarda pahallılık nedeniyle satışlarım düştü. Ben daha çok onunla ilgileniyorum.”
Bakmayın siz bugün “İzmir’in kurtuluşu için şu gerekli, bu gerekli. Asarım, keserim, yerim” açıklamalarına…
NOT 6: Kaya Otel’in açılışında Abdürrezzak Erten’in kokteyli Hüseyin Aslan ile birlikte terk etmesi çok ilginç. Bakan ile birlikte olunduğu saat 17.00 sıralarında Alaattin Yüksel ile Kocaoğlu’nun bir dosya üzerine hararetli konuşmaları da… Bu bilgiyi verene fırça attım tabii ki; “Ya kardeşim biraz iyi dinlesene. Hangi dosyaymış bu. Bunu da mı biz öğreteceğiz” diye… Sahi hangi dosya bu Sayın İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı?
NOT 7: Bazı okurlarım bilgi vermek için özel iletişim kanalları kullanmak istiyor. Bazı yerlerden çekindikleri açık… Buradan kendi özel e-mail adreslerimi veriyorum. Emin olsunlar ki hiçbir zaman isim ve cisim kullanmam…
sgencel@yahoo.com ve sgencel2001@hotmail.com
NOT 8: Önceki gün yine balkondan Yeni Gazetemege’nin kokteylini izliyordum. Denizkent benim balkondan ayna gibi görünüyor da… Alalaattin Yüksel kokteyle en erken gelenlerdendi. Sonra Kocaoğlu… CHP’nin yeni lideri Rezzak, yardımcısı başbeyaz Nalbantoğlu ile Karabağlar Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı K. Sıtkı Kürüm hep birlikte geldiler. Maksat, “Aramızda bir sorun yok” mesajını vermek…
Konuların arasında son günlerde İzmir’e bomba gibi düşen tartışmalar da varmış. Yani kendim yoktum ama ruhum oradaydı.
NOT 9: İzmir Büyükşehir Belediyesi yeni eleman alacakmış. Açıköğretim dışındaki üniversite mezunları alıyormuş ama…
Buyurun size bir ayırımcılık daha. Açıköğretim mezunları üniversite mezunu sayılmıyor mu yoksa? Genel Sekreter Yardımcısı olması beklenen Erhan Bey bir açıköğretim mezunu olarak konuya eğilmiyor mu?
Egenin Sesi 22 - 09 - 2010
Konunun nereye doğru gideceği 3 ismin bundan sonra yapacağı açıklamalara bağlı. Bu tartışmaya dördüncü bir isim de katılabilir. Ve ben 4. ismi çok önemsiyorum mesaj verme açısından.
Diyelim ki tüzük kurultayı için imza toplamaya başlandı.
Kurultay imzası toplamak için delegelerin kapısını çalacak arkadaşa bir önerim var. Bu arkadaşın İzmir’de toparlayıcı, bütünleştirici, birleştirici ve tabii ki kurultay delegesi olması gerekiyor.
Gidecek delegeye, elinde Abdürrezzak Erten’in büyük boy fotoğrafı ile… Kendini tanıtacak…
Fotoğrafı kaldırarak, o ünlü soruyu soracak…
“Bana mı vercen, Rezzak’a mı vercen?”
İzmir’de böyle bir durumda eli hemen imza listesine gidecek çok sayıda delege var.
48 delegenin 40’ı fotoğrafı gördükten sonra imzayı anında atar. Ortam biraz karanlık, loş ise fotoğrafın etkisi daha fazla olur. Sayı 44’e kadar yükselebilir.
Forumcular da tartışıyor
Üçyol – Üçkuyular metrosunun iki yıl daha gecikme ihtimali üzerine yorumda bulunduklarını belirttiğim Wow Turkey İzmir metrosu adlı forumda Pazartesi günü 18.12’de Cevat takma isimle yayınlanan şu tespit dikkatimi çekti:
“Delinin biri biri metroya taş attı bakalım 40 forumdaş bunu çıkarabilecek miyiz? Hakan 351 öncelikle bu süper bilgiyi aldığın mühendis kim onu bize bir açıklarsan sevineceğiz… Mühendis sandığın kişi Üçkuyular’ın meşhur delisi Cemil olmasın. Şaka bir tarafa böyle kaynağı belli belirsiz bilgilere itimat etmeyelim. Ama olay yerel gazete ve internet sitelerine kadar düştüğüne göre durum vahim. Burada sözü edilen çakılması gerekli 200 kazığı anlayamadım. Çalışmalar tüm duraklarda son hız (günde 16-18 saat) devam ediyor. Ayrıca çalışmalarda herhangi bir duraklama ve yavaşlama olursa burada anında afişe ederim kimsenin şüphesi olmasın.”
Wowturkey forumu sanırım bilgi almamı engellemek için bilgisayar IP’mi siteye giriş çerçevesinde yasaklamış. Neyse ki, Vtunnel, Ktunnel gibi sansür yok edici siteler var. Onlar üzerinden çok rahat izliyorum neler tartışıldığını…
Sabun gibi eridi
İktidarda AKP var, ana muhalefette CHP ve MHP… Kürtler ayrı bir yerde…
Peki, AKP’ye alternatif olması düşünülen, merkezin oylarını toplamayı planlayan DP nerede?
Hani yeni yapılanma ile Türkiye’nin önünü açacağı iddia edilen, İzmir’de bir anlamda zenginler kulübüne dönüştürülen DP…
Çok ilgi alanımda olmadı hiçbir zaman. Ancak yine de politikadaki duruşları nedeniyle takip ediyordum.
Yeni il yönetimini oluşturduklarında mangalda kül bırakmamışlardı. Zengin arkadaşlar partinin borçlarını ödeyecekler, İzmir’de merkez sağ düşüncesini yeniden ateşleyeceklerdi.
Ortalık büyükşehir depremi ile sarsılınca, şaka yollu da olsa DP İzmir İl Başkanı Fatih Dalan’ın bu konuda görüşleri olup olmadığını sormuştum.
Gelen yanıt beni hayli şaşırttı.
Merak etmeyin arayan Fatih Dalan değildi, bir başkası…
Şunu ifade etti telefondaki şahıs… “Sayın Dalan size yanıt veremez. Çünkü il binasını tasfiye etti. Ofis malzemelerini de kendi fabrikasına taşıttırdı.”
Sanırım sabun fabrikasından muhalefetine devam edecek DP. Tıpkı sabun gibi eriyerek…
Oysa bu partiyi ayağa kaldıracak çok insan var.
Cindoruk baksın, nerede hata yaptığını görsün diyeceğim de…
Atı alan Tayyip Erdoğan, Pınarbaşı’nı geçti…
Para, zenginlik her konuda etkili olamıyor maalesef. Gazetelere, televizyonlara verilen ilanlar veya haber ilanlar da işe yaramıyor. Bazı işleri yapmak için öncelikle zeka, bilgi, deneyim, çalışma, liderlik vasfı ve toplumla iletişim gerekiyor.
NOT 1: Rıfat Nalbantoğlu tekrar göreve getirildiğinde törene katılmayan Karabağlar personeli, bizzat Sıtkı Kürüm’ün makamında uyarı cezası almışlar.
Neresi burası?
Hitler Almanyası mı?
NOT 2: ESHOT Genel Müdürü Gül Şener’in iki yardımcısı var. İzbeton Eski Genel Müdürü Tufan Eker ve İsmet Halim Gürsoy… Gürsoy’un encümenden encümene ESHOT’ta görüldüğü rivayet ediliyor. Tufan Eker ise çok sportif geldi bana. Güzel bir “jeep”i ve “çok alımlı bir motosikleti” var. Bu tutkusunu telafi etmek için günde iki saat motosikletiyle dolaşıyor Eker. Makam aracı da kendisini takip ediyor.
Hem bu konu hakkında hem de Abdürrezzak Erten’in yeğeninin ESHOT’da çalıştığına yönelik olarak ESHOT Genel Müdürü Gül Şener’i aradım. Kendileri bana dönmedi. Buradan da anlaşılacağı gibi yemek daveti için aramadım ki. Korkmasın o kadar… Tabii olaylar bu kadar değil. Yavaş yavaş girelim dedik. Siz de hepsini birden beklemeyin yahu…
NOT 3: Konak Belediyesi Meclis üyesi Ali Büyükkayıkçı’yı pek tanımam. Kendisi ile meclis üyesi olduktan sonra İZSU’da karşılaşmıştım. 6 kişinin önünde Konak Belediye Başkanı Hakan Tartan konusunda yaptığı olumsuz tespitleri dinlemiş, dudağım uçuklamıştı. Neyse ki şahitlerim var. Bunun üzerine Kemal Karataş’tan da Büyükkayıkçı’nın nasıl meclis üyesi olduğunu öğrenmiştim. Bugünlerde kendisine bir haller olmuş. Hani nasıl derler, 180 derece dönüş yapmış. Acaba bu dönüşte kızlarının aniden iş bulmalarının bir nedeni var mı? Yoksa kendisinin yaptığı bir işten dolayı mı bu dönüş? Bir ulusal gazetenin köşe yazarını da manüpile ettiğini açıkça iddia ettiğine göre kendileri büyük adam sanırım. Dedim ya… Yakında çıkar ortaya bu yeteneğin sırları…
NOT 4: Karabağlar Belediyesi Özel Kalemi’nde görevli Ethem Bey. Bu genç evladımız Abdürrezzak Erten’in Ankara’da çok yakın aile dostlarının oğlu. O da tek başına ayakları üzerinde durmak istemiş ve İzmir’e yerleşmiş (yerleştirilmiş). İşi hazır nasıl olsa: Karabağlar Belediyesi… Neyse ki yalnızlığı sona eriyor Ethem Bey’in.
İzmirli bir kızla nişanlanmış yakında da evlenecek. Evi Karşıyaka’da… Ama önemli değil. Önemli olan Karabağlar Belediyesi’nde bir işinin olması… Yoksa nasıl kız vereceklerdi Ethem Bey’e… Böylece eş durumundan artık İzmirli oluyor.
Rezzak Bey’e bir önerim var. Siz bir ithalat ihracat firması kursanıza… Bu işleri hayli iyi başarıyorsunuz. Vallahi kıskandım.
NOT 5: Sayın okurlarımın bazıları üslubuma takılıyor. İnanın bazen ben de beğenmiyorum. Ancak yazarken o kadar keyif alıyorum ki, ne yapayım. Üstelik o makamlarda oturanları siz fazla kaale almayın. Makamda olmasalar sizden, bizden farkları yok. Kocaoğlu’nun buzdolabı sattığı dönemleri hatırlayın. Dükkânına girdiğinizde, büyük olasılıkla tavla oynuyordur, “Buyurun ne tarz bir beyaz eşya istiyorsunuz” diye soruyordu.
“Ne olacak bu İzmir’in hali” deseydiniz o zamanlar, alacağınız yanıt da açıktı:
“Bilmem, ilgilenmiyorum. Politikacılar işte… Son zamanlarda pahallılık nedeniyle satışlarım düştü. Ben daha çok onunla ilgileniyorum.”
Bakmayın siz bugün “İzmir’in kurtuluşu için şu gerekli, bu gerekli. Asarım, keserim, yerim” açıklamalarına…
NOT 6: Kaya Otel’in açılışında Abdürrezzak Erten’in kokteyli Hüseyin Aslan ile birlikte terk etmesi çok ilginç. Bakan ile birlikte olunduğu saat 17.00 sıralarında Alaattin Yüksel ile Kocaoğlu’nun bir dosya üzerine hararetli konuşmaları da… Bu bilgiyi verene fırça attım tabii ki; “Ya kardeşim biraz iyi dinlesene. Hangi dosyaymış bu. Bunu da mı biz öğreteceğiz” diye… Sahi hangi dosya bu Sayın İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı?
NOT 7: Bazı okurlarım bilgi vermek için özel iletişim kanalları kullanmak istiyor. Bazı yerlerden çekindikleri açık… Buradan kendi özel e-mail adreslerimi veriyorum. Emin olsunlar ki hiçbir zaman isim ve cisim kullanmam…
sgencel@yahoo.com ve sgencel2001@hotmail.com
NOT 8: Önceki gün yine balkondan Yeni Gazetemege’nin kokteylini izliyordum. Denizkent benim balkondan ayna gibi görünüyor da… Alalaattin Yüksel kokteyle en erken gelenlerdendi. Sonra Kocaoğlu… CHP’nin yeni lideri Rezzak, yardımcısı başbeyaz Nalbantoğlu ile Karabağlar Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı K. Sıtkı Kürüm hep birlikte geldiler. Maksat, “Aramızda bir sorun yok” mesajını vermek…
Konuların arasında son günlerde İzmir’e bomba gibi düşen tartışmalar da varmış. Yani kendim yoktum ama ruhum oradaydı.
NOT 9: İzmir Büyükşehir Belediyesi yeni eleman alacakmış. Açıköğretim dışındaki üniversite mezunları alıyormuş ama…
Buyurun size bir ayırımcılık daha. Açıköğretim mezunları üniversite mezunu sayılmıyor mu yoksa? Genel Sekreter Yardımcısı olması beklenen Erhan Bey bir açıköğretim mezunu olarak konuya eğilmiyor mu?
Egenin Sesi 22 - 09 - 2010
Etiketler:
Yerel Siyaset
20 Eylül 2010 Pazartesi
Metro 2 yıl daha gecikiyor mu?
Vallahi de billahi de ben WowTurkey adlı internet sitesinin yalancısıyım. Bu sitenin İzmir B1.02 İzmir Metrosu Haberleri adı altında bir forumu var. İzmir metrosu için tartışmaların 162 sayfayı bulduğu bu forumda birçok belediyeci hatta metrocu yazı yazıyor, fikirlerini beyan ediyor. Arada bir ben de bu foruma bakıyor, bilgi alıyorum. Hakikaten yararlı teknik bilgiler var içeride… Forum yazarlarının büyük bölümü Kocaoğlucu… İzmir medyasından bir kişinin bile izlemediğinden eminim.
Yine tekrarlıyorum. Hakan 351 takma isimle yazı yazan arkadaşın yalancısıyım. Yazı 14 Eylül 2010 Salı günü 18:11’de kaleme alınmış: Şöyle diyor Hakan 351: “Bugün metrodaki mühendisle konuştum. Poligon ve Üçkuyular’da çakılması gereken 200 kazıktan sadece 18 tanesi çakılmış. Bu gidişle değil Şubat’ta, 2 seneye kadar yolun açılması mümkün değilmiş. Projenin değişmesi bile olasıymış. Müteahhit firma da ya büyük oranda bir artış isteyecekmiş ya da işi bırakacakmış. Şok içindeyim arkadaşlar…”
Tabii bu açıklamaya 15 Eylül 2010 Çarşamba günü 23:33 yanıt gelmiş. Firoks takma isimli arkadaş, “Biraz gecikme olabilir. Fakat bu süre 2 sene gibi bir zaman olmayacak. Benim evim Poligon İstasyonu’nun tamamını görmekte. Bayramdan sonra tekrar çalışmalar aynı hız ile devam ediyor. Müteahhit firmanın işi yavaşlatma gibi de bir niyeti yok bana göre. Çünkü saat 23:30 olmasına rağmen dışarıda çalışmalar halen sürmekte…”
Tabii ben bu sitede Erkin kod adlı vatandaşın bu konudaki yanıtını bekliyorum. Çünkü kendisi hem bu konuda hayli bilgili, hem de Başkocaoğlucu… Arada bir benim yazılarıma sallıyor da bu forumda… Bakalım gecikme konusuna nasıl bir açıklık getirecek?
Belki İzmir Büyükşehir Belediyesi kendi içindeki sorunları bir tarafa bırakır da konuya ilgi gösterip, bir açıklama yapar…
2 yıl sonra yolun açılması demek, aşağıdaki ince çalışmaları ve elektrifikasyonu da dikkate alırsak, 3.5 yıllık bir süreye denk gelir ki, bu durum nedir Sayın Kocaoğlu?
Yani önümüzdeki yerel seçimlere kızdığınız taktirde sizin yeniden aday olacağınız sürece bile yetişmeyecek mi bu metro? Nedir bu metrodan çektiğimiz?
Bari çalışmaları bu şekilde bırakıp, turistik mekan olarak mı kullansak metro inşaatını? Gelen turistlere “100 yılda bitmeyen metro” şeklinde tanıtırız inşaat alanını. İzmir’i de turizme açmış oluruz…
***
Zavallı İzmir… Büyükşehirde işe girme sürecini hakikaten masaya yatırmak gerekiyor. Konu yine akraba kayırma meselesi… Bornova eski Belediye Başkanı ve şimdilerde büyükşehir belediye meclis üyesi Sırrı Aydoğan’ı hepimiz tanırız. Sayın Aydoğan’ın lise mezunu bir oğlu var. Yusuf Aydoğan… Bu zat-ı muhterem İzmir Büyükşehir Belediyesi Metro A.Ş.’de işe başlamış. Görevi İstasyon İşletme Şefi… İstasyon şefi olarak altında 15 üniversite mezunu çalışıyor. Bir bölümü üniversite, bir bölümü lise mezunu olan 21 istasyon operatörü de Yusuf Aydoğan’a bağlı…
Yani gördüğünüz gibi metro konusunda hiç deneyimi olmasa bile son derece başarılı bir lise mezunu…
Konu bir ara Aziz Kocaoğlu’na bile taşınmış. Kocaoğlu önce, “Ben orada çalışanların sanat okulu mezunu olduğu sanıyordum. Dolayısıyla onların üzerine bir lise mezunu oturtmam normal” demiş. (Bravo sana Sevgili Başkanım.) Yusuf Aydoğan’ın altında çalışanların bitirdikleri üniversitelerin diplomaları kendisine ulaştırılınca, “En yakın arkadaşımın oğlunun nerede çalışacağına sendika mı karar verecek” demiş, kestirip atmış. Bu konuyu CHP İzmir il örgütünde görevli bir arkadaşımız da doğrulayacaktır. Tabii cesareti var ise… Öyle, “Ben milletvekilliği bekliyorum. Şu sıralar bu tür polemiklere girmem” diyerek susulmaz ama…
Sorunun peşinde olan metro çalışanlarının bir bölümü de sadece ortadaki haksızlığa karşı çıktıkları için çalıştıkları kurumda cezalandırılmışlar.
Üstelik bu konuyu gündeme taşımak için gittikleri gazete ve televizyon kanalları da “Bizim büyükşehir ile ilan ve reklam bağlantımız var. Bu haberi yayınlayamayız” demişler. Gerçekten vah İzmir vah…
Metro A.Ş. Genel Müdürü’ne buradan uyarımdır. Bu haber çıktığı için bu siteye sansür uygulamaya kalkarsanız, şimdiye kadar hiç ilgilenmediğim bir anonim şirket olarak ilgi alanıma girmeye başlarsınız…
***
İzmir milletvekili ve CHP Genel Sekreter Yardımcısı Abdürrezzak Erten’i suçladığım için burada kendisinden özür diliyorum resmen. Yazıyoruz hep, “Adamın evi yok. Mardinli. Ankara’da yaşıyor. Ama İzmir milletvekili” diye… Hepsi yanlışmış… Adam İzmir’e kök salmış… Haberimiz yok. Yakında İzmir’in en köklü ailelerinden biri olacak. Biz de şöyle diyeceğiz: “İzmir’in ünlü ailelerinden Giraudlar, Yaşarlar, Güreller ve Ertenler dün gece kokteylde yine biradaydılar.”
Baksanıza Karabağlar Belediyesi’nin Özel Kalem Müdürü sekreteri olan Burcu Arıç, Rezzak Bey’in kız kardeşinin kızı imiş. Yani yeğeni… Ankara’da doğmuş, büyümüş ancak İzmir’de iş bulmuş. Burcu Hanım’ın ablası Müjde Arıç da ESHOT’ta çalışıyormuş. ESHOT onu Ankara’da yaptığı başarılı çalışmalardan dolayı sekreter olarak transfer etmiş.
Karabağlar Belediyesi özel kaleminde görevli Burcu Civelek ise Rezzak Bey’in Ankara’da Meclis’teki kendi sekreterinin kızıymış. O da İzmir’i çok sevdiği için Ankara’yı ailesini, annesini terk edip İzmir’e gelmiş, çalışmak için…
Türk-Yunan ilişkilerinden tanıdığım Çankaya Belediye Başkanı Bülent Tanık’a açıp soracağım. “Kardeşim bu kadar yetenekli 3 kızımıza iş bulamadın da, İzmir’e mi ihraç ettin” diye…
Ne diyelim… İthal milletvekillerinden sonra ithal sekreterler süreci başlamış, biz uyuyoruz. İzmirliler de çalışmak için yerel yönetimlere başvurup, yıllarca beklesinler…
Acaba Kocaoğlu hiç sevmediği milletvekilinin yeğeninin kendi kurumunda çalıştığını biliyor mudur? Vallahi ben bile sürekli dürbün ile takip ettiğim Kocaoğlu’nun ne bilip bilmediğini karıştırmaya başladım.
Karabağlar Belediyesi’ndeki sansür devam ediyor. Ancak parçalı bir sansür bu... Halkla ilişkiler ve basın birimi ve dahi belediye başkanının bilgisayarları dışında diğer bölümlerde siteye giriş yasak. Belediye meclis üyeleri bile dışarıdan okuyor yazıları… Ama hepsi aslında bir şekilde okuyorlar… Hele bu yazıyı hepsinin okuyacağından adım gibi eminim.
***
Büyükşehir’deki genel müdür seviyesindeki değişiklikler sekreterlik değişikliklerini de ateşliyor.
Mesela görevine son verilen Muharrem Derbentoğlu’nun İZBELCOM’daki sekreteri şirketler koordinatörü Nail Yavuz’un kızıymış. Nail Yavuz koordinatörlük görevinden uzaklaştırılıp, kapı yakını olarak tarif edilen İZBELCOM Genel Müdürü olunca ortaya nahoş bir durum çıkmış. Halkın parasıyla işleyen bir kamu kuruluşunda Genel Müdür baba, genel müdür sekreteri kızı… Bu durumun yaratacağı çalkantıyı engellemek için Nail Yavuz’un kızı Didem, Adnan Saygun’a transfer edilmiş…
Bu arada Kılıçdaroğlu’nun yeğeni olduğu iddia edilen, büyükşehirde işe başlaması beklenen yağız Anadolu delikanlısına bir yer bulunabildi mi?
***
Büyükşehirde yaşanan gelişmeler konusunda köşe yazarlarımızın tutumları, olayı net biçimde ortaya koyuyor. Herkes sistemin içinde olduğu için “ne kadar az dokunsak da, bu işten zarar görmesek” durumu içerisindeler…
Kolay değil tabii ki… Yıllardır bir şeylere dokunmadan yazılan yazılardan sonra ne yazılabilir ki… Ama birinin tepetaklak gitmesi ya da gittiğinin net biçimde anlaşılması halinde başlanıyor yazılmaya. Bence işin en vurucu yanı şu: Nerede yazdığın değil, ne yazdığın önemli…
Yine de arkadaşları kutlamam gerekli. İzmir için çok önemli konuları ele alıyor, bizleri aydınlatıyorlar. Mesela YÖK konusu hayli önemli… Sucuklu yumurtayı saymıyorum bile… Futbol maçlarına ilgi duyanlar arttı son günlerde. Kısacası millet bir şey yazmamak için elinden geleni yapıyor… Arada sırada da olsa gazetecilik refleksi gösteren Yeni Asır Gazetesi köşe yazarı Ertan Sayın’ı hariç tutuyorum.
NOT 1: İZFAŞ Genel Müdürü olacağı konuşulan Birol Soylu’yu aradım, “Nedir bu iş” diye sordum. Yanıtı şöyle: “Ben büyükşehirde çalışmıyorum. Dışarıda kendi işlerim var ve memnunum. Bir daha da büyükşehirde çalışmayı düşünmüyorum.” Yalnız Sayın Soylu’ya notumdur. Kendisinin büyükşehir belediye başkanı ile sıkı fıkı olduğu yolunda hayli yorum gelmeye başladı. Büyükşehirdeki yeniden dizayn konusunda da etkili olduğunuz duyumları alıyorum şu sıralar. Ancak düşmanınız çok. Dikkat edin…
NOT 2: İzmir Büyükşehir Belediyesi’nde değişim sürüyor. Şimdi de imar bölümünde değişikliğe gidiliyor.
NOT 3: Buca Belediye Başkanı Ercan Tatı konusu YDK’da gündeme bile gelmemiş. İlginç değil mi? Sav grubu “Bu işi genel başkan istedi” şeklinde yayıyordu. Demek ki Kılıçdaroğlu istememiş bunu. İsteyenlerin de başları şu sıralar çok sıkıştığı için, konuyu soğutma işine girişmişler… Ama bizim sıcak tutacağımızı atladılar sanırım.
NOT 4: Ersu Hızır’ın sekreteri Sevil Hanım da emekli olacakmış. Ama o zaten emekli değil miydi, İZULAŞ’tan… Bir gün içinde emekli yapılıp yeniden işe alınmış gibi hatırlıyorum ben…
NOT 5: Siyasette fırtınalı günler yakın. Bir sonraki yazımın başlığını şimdiden veriyorum: “BANA MI VERCEN, REZZAK’A MI VERCEN…”
Egenin Sesi 20 - 09 - 2010
Yine tekrarlıyorum. Hakan 351 takma isimle yazı yazan arkadaşın yalancısıyım. Yazı 14 Eylül 2010 Salı günü 18:11’de kaleme alınmış: Şöyle diyor Hakan 351: “Bugün metrodaki mühendisle konuştum. Poligon ve Üçkuyular’da çakılması gereken 200 kazıktan sadece 18 tanesi çakılmış. Bu gidişle değil Şubat’ta, 2 seneye kadar yolun açılması mümkün değilmiş. Projenin değişmesi bile olasıymış. Müteahhit firma da ya büyük oranda bir artış isteyecekmiş ya da işi bırakacakmış. Şok içindeyim arkadaşlar…”
Tabii bu açıklamaya 15 Eylül 2010 Çarşamba günü 23:33 yanıt gelmiş. Firoks takma isimli arkadaş, “Biraz gecikme olabilir. Fakat bu süre 2 sene gibi bir zaman olmayacak. Benim evim Poligon İstasyonu’nun tamamını görmekte. Bayramdan sonra tekrar çalışmalar aynı hız ile devam ediyor. Müteahhit firmanın işi yavaşlatma gibi de bir niyeti yok bana göre. Çünkü saat 23:30 olmasına rağmen dışarıda çalışmalar halen sürmekte…”
Tabii ben bu sitede Erkin kod adlı vatandaşın bu konudaki yanıtını bekliyorum. Çünkü kendisi hem bu konuda hayli bilgili, hem de Başkocaoğlucu… Arada bir benim yazılarıma sallıyor da bu forumda… Bakalım gecikme konusuna nasıl bir açıklık getirecek?
Belki İzmir Büyükşehir Belediyesi kendi içindeki sorunları bir tarafa bırakır da konuya ilgi gösterip, bir açıklama yapar…
2 yıl sonra yolun açılması demek, aşağıdaki ince çalışmaları ve elektrifikasyonu da dikkate alırsak, 3.5 yıllık bir süreye denk gelir ki, bu durum nedir Sayın Kocaoğlu?
Yani önümüzdeki yerel seçimlere kızdığınız taktirde sizin yeniden aday olacağınız sürece bile yetişmeyecek mi bu metro? Nedir bu metrodan çektiğimiz?
Bari çalışmaları bu şekilde bırakıp, turistik mekan olarak mı kullansak metro inşaatını? Gelen turistlere “100 yılda bitmeyen metro” şeklinde tanıtırız inşaat alanını. İzmir’i de turizme açmış oluruz…
***
Zavallı İzmir… Büyükşehirde işe girme sürecini hakikaten masaya yatırmak gerekiyor. Konu yine akraba kayırma meselesi… Bornova eski Belediye Başkanı ve şimdilerde büyükşehir belediye meclis üyesi Sırrı Aydoğan’ı hepimiz tanırız. Sayın Aydoğan’ın lise mezunu bir oğlu var. Yusuf Aydoğan… Bu zat-ı muhterem İzmir Büyükşehir Belediyesi Metro A.Ş.’de işe başlamış. Görevi İstasyon İşletme Şefi… İstasyon şefi olarak altında 15 üniversite mezunu çalışıyor. Bir bölümü üniversite, bir bölümü lise mezunu olan 21 istasyon operatörü de Yusuf Aydoğan’a bağlı…
Yani gördüğünüz gibi metro konusunda hiç deneyimi olmasa bile son derece başarılı bir lise mezunu…
Konu bir ara Aziz Kocaoğlu’na bile taşınmış. Kocaoğlu önce, “Ben orada çalışanların sanat okulu mezunu olduğu sanıyordum. Dolayısıyla onların üzerine bir lise mezunu oturtmam normal” demiş. (Bravo sana Sevgili Başkanım.) Yusuf Aydoğan’ın altında çalışanların bitirdikleri üniversitelerin diplomaları kendisine ulaştırılınca, “En yakın arkadaşımın oğlunun nerede çalışacağına sendika mı karar verecek” demiş, kestirip atmış. Bu konuyu CHP İzmir il örgütünde görevli bir arkadaşımız da doğrulayacaktır. Tabii cesareti var ise… Öyle, “Ben milletvekilliği bekliyorum. Şu sıralar bu tür polemiklere girmem” diyerek susulmaz ama…
Sorunun peşinde olan metro çalışanlarının bir bölümü de sadece ortadaki haksızlığa karşı çıktıkları için çalıştıkları kurumda cezalandırılmışlar.
Üstelik bu konuyu gündeme taşımak için gittikleri gazete ve televizyon kanalları da “Bizim büyükşehir ile ilan ve reklam bağlantımız var. Bu haberi yayınlayamayız” demişler. Gerçekten vah İzmir vah…
Metro A.Ş. Genel Müdürü’ne buradan uyarımdır. Bu haber çıktığı için bu siteye sansür uygulamaya kalkarsanız, şimdiye kadar hiç ilgilenmediğim bir anonim şirket olarak ilgi alanıma girmeye başlarsınız…
***
İzmir milletvekili ve CHP Genel Sekreter Yardımcısı Abdürrezzak Erten’i suçladığım için burada kendisinden özür diliyorum resmen. Yazıyoruz hep, “Adamın evi yok. Mardinli. Ankara’da yaşıyor. Ama İzmir milletvekili” diye… Hepsi yanlışmış… Adam İzmir’e kök salmış… Haberimiz yok. Yakında İzmir’in en köklü ailelerinden biri olacak. Biz de şöyle diyeceğiz: “İzmir’in ünlü ailelerinden Giraudlar, Yaşarlar, Güreller ve Ertenler dün gece kokteylde yine biradaydılar.”
Baksanıza Karabağlar Belediyesi’nin Özel Kalem Müdürü sekreteri olan Burcu Arıç, Rezzak Bey’in kız kardeşinin kızı imiş. Yani yeğeni… Ankara’da doğmuş, büyümüş ancak İzmir’de iş bulmuş. Burcu Hanım’ın ablası Müjde Arıç da ESHOT’ta çalışıyormuş. ESHOT onu Ankara’da yaptığı başarılı çalışmalardan dolayı sekreter olarak transfer etmiş.
Karabağlar Belediyesi özel kaleminde görevli Burcu Civelek ise Rezzak Bey’in Ankara’da Meclis’teki kendi sekreterinin kızıymış. O da İzmir’i çok sevdiği için Ankara’yı ailesini, annesini terk edip İzmir’e gelmiş, çalışmak için…
Türk-Yunan ilişkilerinden tanıdığım Çankaya Belediye Başkanı Bülent Tanık’a açıp soracağım. “Kardeşim bu kadar yetenekli 3 kızımıza iş bulamadın da, İzmir’e mi ihraç ettin” diye…
Ne diyelim… İthal milletvekillerinden sonra ithal sekreterler süreci başlamış, biz uyuyoruz. İzmirliler de çalışmak için yerel yönetimlere başvurup, yıllarca beklesinler…
Acaba Kocaoğlu hiç sevmediği milletvekilinin yeğeninin kendi kurumunda çalıştığını biliyor mudur? Vallahi ben bile sürekli dürbün ile takip ettiğim Kocaoğlu’nun ne bilip bilmediğini karıştırmaya başladım.
Karabağlar Belediyesi’ndeki sansür devam ediyor. Ancak parçalı bir sansür bu... Halkla ilişkiler ve basın birimi ve dahi belediye başkanının bilgisayarları dışında diğer bölümlerde siteye giriş yasak. Belediye meclis üyeleri bile dışarıdan okuyor yazıları… Ama hepsi aslında bir şekilde okuyorlar… Hele bu yazıyı hepsinin okuyacağından adım gibi eminim.
***
Büyükşehir’deki genel müdür seviyesindeki değişiklikler sekreterlik değişikliklerini de ateşliyor.
Mesela görevine son verilen Muharrem Derbentoğlu’nun İZBELCOM’daki sekreteri şirketler koordinatörü Nail Yavuz’un kızıymış. Nail Yavuz koordinatörlük görevinden uzaklaştırılıp, kapı yakını olarak tarif edilen İZBELCOM Genel Müdürü olunca ortaya nahoş bir durum çıkmış. Halkın parasıyla işleyen bir kamu kuruluşunda Genel Müdür baba, genel müdür sekreteri kızı… Bu durumun yaratacağı çalkantıyı engellemek için Nail Yavuz’un kızı Didem, Adnan Saygun’a transfer edilmiş…
Bu arada Kılıçdaroğlu’nun yeğeni olduğu iddia edilen, büyükşehirde işe başlaması beklenen yağız Anadolu delikanlısına bir yer bulunabildi mi?
***
Büyükşehirde yaşanan gelişmeler konusunda köşe yazarlarımızın tutumları, olayı net biçimde ortaya koyuyor. Herkes sistemin içinde olduğu için “ne kadar az dokunsak da, bu işten zarar görmesek” durumu içerisindeler…
Kolay değil tabii ki… Yıllardır bir şeylere dokunmadan yazılan yazılardan sonra ne yazılabilir ki… Ama birinin tepetaklak gitmesi ya da gittiğinin net biçimde anlaşılması halinde başlanıyor yazılmaya. Bence işin en vurucu yanı şu: Nerede yazdığın değil, ne yazdığın önemli…
Yine de arkadaşları kutlamam gerekli. İzmir için çok önemli konuları ele alıyor, bizleri aydınlatıyorlar. Mesela YÖK konusu hayli önemli… Sucuklu yumurtayı saymıyorum bile… Futbol maçlarına ilgi duyanlar arttı son günlerde. Kısacası millet bir şey yazmamak için elinden geleni yapıyor… Arada sırada da olsa gazetecilik refleksi gösteren Yeni Asır Gazetesi köşe yazarı Ertan Sayın’ı hariç tutuyorum.
NOT 1: İZFAŞ Genel Müdürü olacağı konuşulan Birol Soylu’yu aradım, “Nedir bu iş” diye sordum. Yanıtı şöyle: “Ben büyükşehirde çalışmıyorum. Dışarıda kendi işlerim var ve memnunum. Bir daha da büyükşehirde çalışmayı düşünmüyorum.” Yalnız Sayın Soylu’ya notumdur. Kendisinin büyükşehir belediye başkanı ile sıkı fıkı olduğu yolunda hayli yorum gelmeye başladı. Büyükşehirdeki yeniden dizayn konusunda da etkili olduğunuz duyumları alıyorum şu sıralar. Ancak düşmanınız çok. Dikkat edin…
NOT 2: İzmir Büyükşehir Belediyesi’nde değişim sürüyor. Şimdi de imar bölümünde değişikliğe gidiliyor.
NOT 3: Buca Belediye Başkanı Ercan Tatı konusu YDK’da gündeme bile gelmemiş. İlginç değil mi? Sav grubu “Bu işi genel başkan istedi” şeklinde yayıyordu. Demek ki Kılıçdaroğlu istememiş bunu. İsteyenlerin de başları şu sıralar çok sıkıştığı için, konuyu soğutma işine girişmişler… Ama bizim sıcak tutacağımızı atladılar sanırım.
NOT 4: Ersu Hızır’ın sekreteri Sevil Hanım da emekli olacakmış. Ama o zaten emekli değil miydi, İZULAŞ’tan… Bir gün içinde emekli yapılıp yeniden işe alınmış gibi hatırlıyorum ben…
NOT 5: Siyasette fırtınalı günler yakın. Bir sonraki yazımın başlığını şimdiden veriyorum: “BANA MI VERCEN, REZZAK’A MI VERCEN…”
Egenin Sesi 20 - 09 - 2010
Etiketler:
Yerel Siyaset
17 Eylül 2010 Cuma
Hep Birlikte Aradılar
NOT 1: Benimle yemeğe çıktıkları gerekçesiyle görevinden alınanların çokluğu nedeniyle kimsenin benimle akşam yemeğine çıkmayı istemediğini, Kocaoğlu tarafından İzmir’de yalnızlaştırıldığımı, balkonuma kapandığımı, ancak oradan da 1 milyon İzmirliyi dürbün ile gözlediğimi daha önce bu sütundan belirtmiştim. Salı akşamı Alaattin Yüksel, Aziz Kocaoğlu, Mehmet Ali Çalkaya ve Mustafa Moroğlu Güzelyalı’da Levent Kafe’de bir araya geldiler… Aralarındaki hararetli konuşma sırasında Çalkaya’ya gelen bir telefon ile bir miktar sarsıldılar. Telefonu eden bendim ve Çalkaya’ya kendilerini izlediğimi söyledim. Bir anda hepsi kafalarını yukarı kaldırıp hangi balkonda olduğumu bulmaya çalıştılar. Evet onları görüyordum ancak neler konuştuklarını dinleyemiyordum. Buna yönelik yeni bir çalışma başlatmalı, bir dinleme aracı geliştirmeliyim. Ancak konu eminim ki Rıfat Nalbantoğlu ve Ersu Hızır üzerineydi. Ne yapayım “Yemekteyiz” programından sonra “Biri bizi gözetliyor” programı mı çeksem…
NOT 2: Alaattin Yüksel ile Rıfat Nalbantoğlu arasındaki gerginlik had safhada. Önceki gün CHP İzmir il teşkilatından atılan bir mesaj bunu net biçimde kanıtlıyor. Mesajda “CHP Parti Meclisi üyesi Alaaddin Yüksel, bu akşam … saatte… televizyonda…” diyordu.
Adam kaç yıl il başkanlığı yapmış, bir süre önce de Parti Meclisi üyesi seçilmiş. Kendilerini pek sevmem. Ancak CHP İzmir İl Başkanlığı’nın adamın adını Antalya Valisi ile karıştırması da kabul edilebilecek bir durum değil. 90 yıllık parti diyoruz. Hala kurumsallaşmadığı ortada…
NOT 3: İl Disiplin Kurulu eski Başkanı avukat Ülkü Caner, il eski sekreteri Mehmet Yıldırım’ı arayarak büyükşehirdeki gelişmeleri yorumlamış ve bazı önerilerde bulunmuş. 2005 başında kankisi Alaattin Yüksel’in görevden alınması ile kendi siyasi hayatının da sonunu gören Caner, bugünlerde Yüksel’in siyasete dönüşü ile milletvekilliği sevdasını yeniden ateşlemiş. 4 yıldır ortalarda görünmeyen Caner’in Avusturya fahri konsolosluğu görevi ile iştigal etmesini, siyasete yeniden karışması halinde nereden geleceği belli olmayan taşların altında kalma riski olduğunu da buradan hatırlatmayı bir görev biliriz. Bu kez localar da kendisini kurtaramaz.
NOT 4: Büyükşehirdeki gelişmeler savcılığı da harekete geçirmiş durumda. Edinilen bilgilere göre başsavcılık İçişleri Başsavcılık soruşturma için İçişleri Bakanlığı’na başvuru yapmış durumda…
NOT 5: Abdürrezzak Erten’in büyükşehirdeki gelişmeler konusunda İzmir’e geleceği ve konu hakkında bilgi alacağını öğrenmiş bulunmaktayım. Kocaoğlu’nun hiç sevmediği bir milletvekili ile genel sekreter yardımcısı olduğu için konu hakkında konuşması ne kadar zor bir şey. Ne anlatacak merak ediyorum. İşin ilginci bu ikili ile hiç görüşmediğim için kendilerinden bilgi alma şansım yok. Ama burası CHP… İki kişinin bildiği bir şeyi 3 gün içerisinde herkes öğrenir. Dolayısıyla yakında ben de öğreneceğim.
NOT 6: Karabağlar Belediyesi’nin Egenin Sesi sitesine uyguladığı sansüre sadece gülmem gerekiyor. Yani sansür yapıyorsunuz da belediye başkanının odasındaki bilgisayara neden sansür uygulamıyorsunuz? Sanırım Kürüm her gün benim resmime bakıp, “Ya biz nerede yanlış yaptık” diyordur. Kürüm’ün en büyük yanlışı uzun süre Rezzak’ın kuyruğundan gitmesi değil mi?
NOT 7: KSK Başkanı Hüseyin Çalışkan ile bir yemek yesem de, kulüp başkanlığından aldırsam diye düşünüyorum. Referandum sonuçları işlerin kızışacağını gösteriyor. Adam ise oturmuş Boluspor maçını düşünüyor.
Egenin Sesi 17 - 09 - 2010
NOT 2: Alaattin Yüksel ile Rıfat Nalbantoğlu arasındaki gerginlik had safhada. Önceki gün CHP İzmir il teşkilatından atılan bir mesaj bunu net biçimde kanıtlıyor. Mesajda “CHP Parti Meclisi üyesi Alaaddin Yüksel, bu akşam … saatte… televizyonda…” diyordu.
Adam kaç yıl il başkanlığı yapmış, bir süre önce de Parti Meclisi üyesi seçilmiş. Kendilerini pek sevmem. Ancak CHP İzmir İl Başkanlığı’nın adamın adını Antalya Valisi ile karıştırması da kabul edilebilecek bir durum değil. 90 yıllık parti diyoruz. Hala kurumsallaşmadığı ortada…
NOT 3: İl Disiplin Kurulu eski Başkanı avukat Ülkü Caner, il eski sekreteri Mehmet Yıldırım’ı arayarak büyükşehirdeki gelişmeleri yorumlamış ve bazı önerilerde bulunmuş. 2005 başında kankisi Alaattin Yüksel’in görevden alınması ile kendi siyasi hayatının da sonunu gören Caner, bugünlerde Yüksel’in siyasete dönüşü ile milletvekilliği sevdasını yeniden ateşlemiş. 4 yıldır ortalarda görünmeyen Caner’in Avusturya fahri konsolosluğu görevi ile iştigal etmesini, siyasete yeniden karışması halinde nereden geleceği belli olmayan taşların altında kalma riski olduğunu da buradan hatırlatmayı bir görev biliriz. Bu kez localar da kendisini kurtaramaz.
NOT 4: Büyükşehirdeki gelişmeler savcılığı da harekete geçirmiş durumda. Edinilen bilgilere göre başsavcılık İçişleri Başsavcılık soruşturma için İçişleri Bakanlığı’na başvuru yapmış durumda…
NOT 5: Abdürrezzak Erten’in büyükşehirdeki gelişmeler konusunda İzmir’e geleceği ve konu hakkında bilgi alacağını öğrenmiş bulunmaktayım. Kocaoğlu’nun hiç sevmediği bir milletvekili ile genel sekreter yardımcısı olduğu için konu hakkında konuşması ne kadar zor bir şey. Ne anlatacak merak ediyorum. İşin ilginci bu ikili ile hiç görüşmediğim için kendilerinden bilgi alma şansım yok. Ama burası CHP… İki kişinin bildiği bir şeyi 3 gün içerisinde herkes öğrenir. Dolayısıyla yakında ben de öğreneceğim.
NOT 6: Karabağlar Belediyesi’nin Egenin Sesi sitesine uyguladığı sansüre sadece gülmem gerekiyor. Yani sansür yapıyorsunuz da belediye başkanının odasındaki bilgisayara neden sansür uygulamıyorsunuz? Sanırım Kürüm her gün benim resmime bakıp, “Ya biz nerede yanlış yaptık” diyordur. Kürüm’ün en büyük yanlışı uzun süre Rezzak’ın kuyruğundan gitmesi değil mi?
NOT 7: KSK Başkanı Hüseyin Çalışkan ile bir yemek yesem de, kulüp başkanlığından aldırsam diye düşünüyorum. Referandum sonuçları işlerin kızışacağını gösteriyor. Adam ise oturmuş Boluspor maçını düşünüyor.
Egenin Sesi 17 - 09 - 2010
Etiketler:
Yerel Siyaset
15 Eylül 2010 Çarşamba
Ekip ve Kocaoğlu`nun İflası
Hakikaten çok komik… Millet sıkıca yapıştığı koltuğu bırakmamak için elinden geleni yapıyor, alınan yüzde 42’lik oyun başarı olduğunu iddia ediyor.
Yok artık… O zaman neden referanduma katıldınız ki siz… Madem yüzde 42 başarı… Demek sizin yüzde 50’yi bulma umudunuz o zaman da yokmuş. Boşu boşuna milleti 40 derece sıcakta meydanlara toplamışsınız.
CHP Genel Sekreter Yardımcısı İzmir milletvekili Abdürrezzak Erten, Milliyet Ege köşe yazarı Hamdi Türkmen’e verdiği demeçte (Bize verecek değil ya; benim dışımda herkese veriyor) “Yüzde 42 hayır oyu fevkalade başarıdır. CHP’nin başarısıdır” demiş…
Bunu telefonda nasıl bir eda ile söylediğini gözümün önüne getiriyorum. Türkmen onu görmediği için yüzünün kızarıp kızarmadığını anlayamamıştır.
Kızarır mı peki Rezzak’ın yüzü?
Kesinlikle hayır…
Türkiye genelinde rezil olundu…Bu sonucun Türkçesi budur…
İzmir’de de nal toplandı.
İl Başkanı Rıfat Nalbantoğlu’na göre yazlıkçılar oy kullansa idi İzmir’de yüzde 70 çıkardı. Halam da eniştem olabilirdi, ama olamadı…
Fethullah ölülere taktı, Nalbantoğlu da yazlıkçılara…
Üstelik ne kızıyorsunuz yazlıkçılara… Onlar genel başkanları ne yaptıysa, onu yapmışlar.
Biz gelelim İzmir’deki başarısızlığın asıl nedenine. Rezzak ve Rıfat Beyler bunu niye söylemiyorlar?
Hayırcı perspektiften İzmir’in en başarılı ilçeleri hangileri?
Balçova, Beydağ, Çeşme, Çiğli, Dikili, Foça, Güzelbahçe, Karaburun, Karşıyaka, Narlıdere, Selçukve Urla… Hiçbiri ekibin kontrolünde değil. “Narlıdere ve Güzelbahçe ekibin kontrolünde ama” derseniz, yanılırsınız. Oraları Abdül Batur’un kontrolünde…
“Hayır”ın en düşük çıktığı ilçe Kemalpaşa… Bu da çok normal… Kemalpaşa’da belediye başkanlığı da CHP için sürpriz olmuştu.
Hayırların istenilen oranda olmadığı, İzmir’i yüzde 63’e mahkum eden büyük ilçelere bakalım biz…
Karabağlar, Bayraklı, Buca, Gaziemirve Konak…
Buralara ekip hakim…
Bornova'da düşük… Orada da Aziz grubu var…
Sonuç ortada…
“Hayır”oyu vermek isteyen İzmirli iki şeye takılıp oy kullanmamış. Hatta bazıları sinirinden “evet” bile demiş…
1 – Ekip
2 – Aziz Kocaoğlu…
Bunun başka bir izahı yoktur. 7 Eylül’de büyükşehir belediyesinde yaşanan depremin olumsuz yansımalarını atlamadan geçemeyeceğim. Büyükşehir belediye başkanı ile il başkanının kavgalı olmaları da ayrı bir trajedi.
Bir de millete “MHP’liler evet dedi” yalanını uydurmayın.
Özellikle Batı’da MHP oyunun tamamı “hayır” idi…
Aksi takdirde, Balıkesir, Manisa, Aydın, Uşak, Bilecik ve Denizli’de “hayır” oylarının yüzde 50’nin üzerinde çıkması mümkün mü? Bursa’da yüzde 44, Burdur’da yüzde 47, Kütahya’da yüzde 42, hayır çıkması sadece CHP ile mi açıklanacak?
MHP İzmir İl Başkanı Sayın Musavvat Dervişoğlu, sizin il başkanlığından çıkıp alt caddedeki il başkanlığına şöyle bir uğra; göster kendini… Öyle arkadaşa falan da gerek yok. Tek başına gitsen de yeter… Bir ikna et bakalım oradakileri, İzmir’de kaç MHP’li “hayır” oyu vermiş diye… İkna kabiliyetinin sınırlarını çok zorlama yalnız. Daha maydanozlu rakı içeceğiz.
Sayın CHP’li yöneticilerimiz. Pazar günü sandıkların bomboş bırakıldığını unutmayın. Öyle “çok çalıştık” diyerek bir şeylerin arkasına da saklanmayın. Zaten “Aziz Abi” bile inanmamış size…
Bir Galapagos atasözü ile bitirelim yazımızı:“Deniz yükseldikçe balıklar karıncaları yermiş. Deniz alçaldıkça karıncalar balıkları… Dolayısıyla hayat, Deniz’in alçalıp yükselmesine bağlıymış…”
NOT 1: Aziz Kocaoğlu’nu çok merak ediyorum bugünlerde… Odasında bir oraya, bir buraya gidip geliyor, “Ben bu işin içinden nasıl çıkacağım?” diye düşünüyordur. Kolay değil. Yerinde olmak istemezdim açıkçası. Ama o “her şeyi bilen adam” olarak bu duruma da bir çare üretecektir. Mesela Alaattin Yüksel’e başvurabilir. Kadim dostuna… Ya da büyükşehir meclisi grup toplantısında konuyu tüm CHP’li meclis üyeleriyle tartışır ve bir çözüm bulabilir. Benimle konuşmayı deneyebilir. Bunu yapacak ise lütfen odada Ersu Hızır bulunmamalı… Cinayet nedeni olabilir herhalde.
Peki, ben ne söyleyebilirim ki? Zaten söylediklerimi ve söyleyeceklerimi bu köşeden kaleme alıyorum.
“Bir yemek mi yenmiş?”
“Nerede yenmiş?”
“Kimler yemiş?”
“Benim bundan neden haberim olmamış, yoksa olmuş mu? Ben mi yazmışım yemeği?”
“Yemekteyiz programı mı çekilmiş bir yerlerde?”
“Show TV ile ne alakam var ki benim?”
“Yemekte kapuska mı pişirmişim? Ben salatadan başka bir şey yapamam ki”
“Kamera kayıtlarında ben mi varmışım? Hakkımda kaset iddiaları mı var şimdi de?”
“Susma hakkımı kullanmak istiyorum. Ersu Hızır kullanıyor da, benim kullanma hakkım yok mu? Hem belediyenin iç işlerine beni neden bulaştırıyorsunuz? Anlamıyorum”
NOT 2: Kızlar Hamamı’na çevirdiniz, İzmir Büyükşehir Belediyesi’ni… Bir tarafta genel sekreterlik bekleyen başkanın okul arkadaşı Pervin Şenel Genç, diğer tarafta aynı doğrultuda görev isteyen Serpil Baran… Uzun araştırmalar sonucu ortaya çıkarılan, dayı torpilli Balçova ilçesinde görev yapan eski müdür Ferda Eser ve Kocaoğlu’na “Ersu’nun yetkilerini al” diyerek referandum öncesi bombanın patlamasına neden olan Gül Şener…
Ne bu yahu… Bir gazeteci olarak değil, bir erkek olarak soruyorum. Ortada neden genel sekreter adayı erkek yok?
Başbakana yeni Anayasa’nın canı gönülden desteklediği mesajı verilmek için “pozitif ayırımcılık” mı uygulanıyor? Yoksa genel sekreterlik ile sekreterlik aynı makam olarak mı değerlendiriliyor?
NOT 3: Ersu Hızır… Seni de yakında yeniden gündeme alacağız pek tabii ki… Yani unuttuğumuz sanılmasın…
NOT 4: Cuma gününe bomba gibi bir yemek yazısı daha mı yazmalıyım… Yemek dizisi tuttu. Devam edebilirim belki de…
Egenin Sesi 15 - 09 - 2010
Yok artık… O zaman neden referanduma katıldınız ki siz… Madem yüzde 42 başarı… Demek sizin yüzde 50’yi bulma umudunuz o zaman da yokmuş. Boşu boşuna milleti 40 derece sıcakta meydanlara toplamışsınız.
CHP Genel Sekreter Yardımcısı İzmir milletvekili Abdürrezzak Erten, Milliyet Ege köşe yazarı Hamdi Türkmen’e verdiği demeçte (Bize verecek değil ya; benim dışımda herkese veriyor) “Yüzde 42 hayır oyu fevkalade başarıdır. CHP’nin başarısıdır” demiş…
Bunu telefonda nasıl bir eda ile söylediğini gözümün önüne getiriyorum. Türkmen onu görmediği için yüzünün kızarıp kızarmadığını anlayamamıştır.
Kızarır mı peki Rezzak’ın yüzü?
Kesinlikle hayır…
Türkiye genelinde rezil olundu…Bu sonucun Türkçesi budur…
İzmir’de de nal toplandı.
İl Başkanı Rıfat Nalbantoğlu’na göre yazlıkçılar oy kullansa idi İzmir’de yüzde 70 çıkardı. Halam da eniştem olabilirdi, ama olamadı…
Fethullah ölülere taktı, Nalbantoğlu da yazlıkçılara…
Üstelik ne kızıyorsunuz yazlıkçılara… Onlar genel başkanları ne yaptıysa, onu yapmışlar.
Biz gelelim İzmir’deki başarısızlığın asıl nedenine. Rezzak ve Rıfat Beyler bunu niye söylemiyorlar?
Hayırcı perspektiften İzmir’in en başarılı ilçeleri hangileri?
Balçova, Beydağ, Çeşme, Çiğli, Dikili, Foça, Güzelbahçe, Karaburun, Karşıyaka, Narlıdere, Selçukve Urla… Hiçbiri ekibin kontrolünde değil. “Narlıdere ve Güzelbahçe ekibin kontrolünde ama” derseniz, yanılırsınız. Oraları Abdül Batur’un kontrolünde…
“Hayır”ın en düşük çıktığı ilçe Kemalpaşa… Bu da çok normal… Kemalpaşa’da belediye başkanlığı da CHP için sürpriz olmuştu.
Hayırların istenilen oranda olmadığı, İzmir’i yüzde 63’e mahkum eden büyük ilçelere bakalım biz…
Karabağlar, Bayraklı, Buca, Gaziemirve Konak…
Buralara ekip hakim…
Bornova'da düşük… Orada da Aziz grubu var…
Sonuç ortada…
“Hayır”oyu vermek isteyen İzmirli iki şeye takılıp oy kullanmamış. Hatta bazıları sinirinden “evet” bile demiş…
1 – Ekip
2 – Aziz Kocaoğlu…
Bunun başka bir izahı yoktur. 7 Eylül’de büyükşehir belediyesinde yaşanan depremin olumsuz yansımalarını atlamadan geçemeyeceğim. Büyükşehir belediye başkanı ile il başkanının kavgalı olmaları da ayrı bir trajedi.
Bir de millete “MHP’liler evet dedi” yalanını uydurmayın.
Özellikle Batı’da MHP oyunun tamamı “hayır” idi…
Aksi takdirde, Balıkesir, Manisa, Aydın, Uşak, Bilecik ve Denizli’de “hayır” oylarının yüzde 50’nin üzerinde çıkması mümkün mü? Bursa’da yüzde 44, Burdur’da yüzde 47, Kütahya’da yüzde 42, hayır çıkması sadece CHP ile mi açıklanacak?
MHP İzmir İl Başkanı Sayın Musavvat Dervişoğlu, sizin il başkanlığından çıkıp alt caddedeki il başkanlığına şöyle bir uğra; göster kendini… Öyle arkadaşa falan da gerek yok. Tek başına gitsen de yeter… Bir ikna et bakalım oradakileri, İzmir’de kaç MHP’li “hayır” oyu vermiş diye… İkna kabiliyetinin sınırlarını çok zorlama yalnız. Daha maydanozlu rakı içeceğiz.
Sayın CHP’li yöneticilerimiz. Pazar günü sandıkların bomboş bırakıldığını unutmayın. Öyle “çok çalıştık” diyerek bir şeylerin arkasına da saklanmayın. Zaten “Aziz Abi” bile inanmamış size…
Bir Galapagos atasözü ile bitirelim yazımızı:“Deniz yükseldikçe balıklar karıncaları yermiş. Deniz alçaldıkça karıncalar balıkları… Dolayısıyla hayat, Deniz’in alçalıp yükselmesine bağlıymış…”
NOT 1: Aziz Kocaoğlu’nu çok merak ediyorum bugünlerde… Odasında bir oraya, bir buraya gidip geliyor, “Ben bu işin içinden nasıl çıkacağım?” diye düşünüyordur. Kolay değil. Yerinde olmak istemezdim açıkçası. Ama o “her şeyi bilen adam” olarak bu duruma da bir çare üretecektir. Mesela Alaattin Yüksel’e başvurabilir. Kadim dostuna… Ya da büyükşehir meclisi grup toplantısında konuyu tüm CHP’li meclis üyeleriyle tartışır ve bir çözüm bulabilir. Benimle konuşmayı deneyebilir. Bunu yapacak ise lütfen odada Ersu Hızır bulunmamalı… Cinayet nedeni olabilir herhalde.
Peki, ben ne söyleyebilirim ki? Zaten söylediklerimi ve söyleyeceklerimi bu köşeden kaleme alıyorum.
“Bir yemek mi yenmiş?”
“Nerede yenmiş?”
“Kimler yemiş?”
“Benim bundan neden haberim olmamış, yoksa olmuş mu? Ben mi yazmışım yemeği?”
“Yemekteyiz programı mı çekilmiş bir yerlerde?”
“Show TV ile ne alakam var ki benim?”
“Yemekte kapuska mı pişirmişim? Ben salatadan başka bir şey yapamam ki”
“Kamera kayıtlarında ben mi varmışım? Hakkımda kaset iddiaları mı var şimdi de?”
“Susma hakkımı kullanmak istiyorum. Ersu Hızır kullanıyor da, benim kullanma hakkım yok mu? Hem belediyenin iç işlerine beni neden bulaştırıyorsunuz? Anlamıyorum”
NOT 2: Kızlar Hamamı’na çevirdiniz, İzmir Büyükşehir Belediyesi’ni… Bir tarafta genel sekreterlik bekleyen başkanın okul arkadaşı Pervin Şenel Genç, diğer tarafta aynı doğrultuda görev isteyen Serpil Baran… Uzun araştırmalar sonucu ortaya çıkarılan, dayı torpilli Balçova ilçesinde görev yapan eski müdür Ferda Eser ve Kocaoğlu’na “Ersu’nun yetkilerini al” diyerek referandum öncesi bombanın patlamasına neden olan Gül Şener…
Ne bu yahu… Bir gazeteci olarak değil, bir erkek olarak soruyorum. Ortada neden genel sekreter adayı erkek yok?
Başbakana yeni Anayasa’nın canı gönülden desteklediği mesajı verilmek için “pozitif ayırımcılık” mı uygulanıyor? Yoksa genel sekreterlik ile sekreterlik aynı makam olarak mı değerlendiriliyor?
NOT 3: Ersu Hızır… Seni de yakında yeniden gündeme alacağız pek tabii ki… Yani unuttuğumuz sanılmasın…
NOT 4: Cuma gününe bomba gibi bir yemek yazısı daha mı yazmalıyım… Yemek dizisi tuttu. Devam edebilirim belki de…
Egenin Sesi 15 - 09 - 2010
Etiketler:
Yerel Siyaset
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
