Tam da CHP’nin rozet törenine düştü bu yazı… Üstelik ekibin lideri bugün İzmir’de olacak, yeni CHP’lilere rozet takacak iken…
Bir önce yazımda Sıtkı Kürüm ile Ankara ilişkilerinin gerginleştiğinden bahsetmiş, konuyu biraz da üstün körü geçmiştim…
Ancak gelen bilgiler bu gerginliğin kopuşa dönüştüğü yolunda…
Karabağlar Belediye Başkanı Sıtkı Kürüm Fransa seyahati öncesi bazı kararlar aldı…
1 – Ankara’dan gelen malum misafirler bundan sonra havaalanında karşılanmayacak. Araba istedikleri zaman bu talepleri geriye çevrilecek.
2 – Uğur Mumcu Parkı’ndaki Kürüm tesislerinde bundan böyle oturulmayacak. Çevrenin dikkatli bakışları, duble sayışları nedeniyle yeni bir mekan bulunacak. Bu mekanın otobana yakın olmasına özen gösterilecek. Mekanın tefrişi yaptırılacak, akşamları birkaç arkadaş ile gözlerden uzak bu mekanda takılınacak…
3 – Ekip şefine yakın duran belediye çalışanları gözden geçirilecek. Gerekirse başka belediyelere yelken açmaları telkininde bulunulacak.
4 – Yeni düzen çerçevesinde belediye meclis üyelerinin ilişkileri de masaya yatırılacak.
Ekip liderinin de Kürüm’e çok kızgın olduğu ve “Bir daha beni Sıtkı ile aynı masaya getirmeyin” dediği konuşuluyor Ankara’da genel merkez koridorlarında… Tabii kullandığı bir sıfat daha var ekip liderinin… Sanırım siz onu anladınız…
Baltacı Mehmet Paşa’dan gelen bir Osmanlı geleneği bugün bile bozulmamış. Çok ilginç doğrusu…
Bu gelişmeler ışığında İzmir’de bundan böyle nasıl bir denge oluşacak?
Ekip karpuz misali ortadan ikiye mi bölünecek?
Bir tarafta Kürüm taraftarları diğer tarafta ekip şefi taraftarları mı olacak?
Kürüm taraftarları bundan böyle genel merkez bazında kimlerle ilişki kuracak?
Ekip şefine bağlı olanlar sadece Gaziemir ve Çiğli ile mi idare edecekler?
Kocaoğlu’na yakınlaşan Gaziemir’in ekip şefine tavrı ne olacak?
Kocaoğlu ekip lideri ile arasını düzeltmek isteyecek mi? Yoksa o da Kürüm’e destek vererek ekibin dağılış sürecine katkıda mı bulunacak? Kocaoğlu’nun yakın arkadaşı Alaattin Yüksel’in gönlünde Önder Sav ile yeniden birlikte olmak var ya neyse…
Kürüm Paris’te olduğu için bugünkü rozet törenine katılamayacak mı? Katılmayınca bu kopuş nasıl anlaşılacak? Karabağlar’ı havaalanında ve akşam yemeğinde kim temsil edecek?
Ekibin yeni İzmir şefi Abdul Batur mu olacak?
Ekip ortadan kalkar ise ben ne yapacağım?
Ekipsiz yaşanmaz, Kocaoğlusuz asla…
NOT 1: Orta yolcular tespiti hayli tutmuş… Tabii süreç içerisinde bu yolcu arkadaşların nereye doğru yön tayin edecekleri meselesi var. Umarım doğru pusula kullanırlar. Aşırı nem dolayısıyla pusulaların bir bölümünde bozulma oluyormuş. Kendilerinin bizzat dikkatine… İ. Yücel Özen’in ise gerçekten dikkatine… Orta yolu bulacağım derken ortada kalma da…
NOT 2: Önümüzdeki hafta bir yemek yazısı yazabilirim. Televizyondaki “yemekteyiz” programı ile karıştırmayın. Bu yazı öyle böyle değil bir yazı olmayacak… Çok insanı yakından ilgilendecek. İki kişiyi ise gerçekten çok bağlayacak. Ancak daha tam karar vermedim. Yazayım mı erteleyeyim mi?
NOT 3: Molozcu meclis üyelerini merak ettiniz tabii ki… Belgesi geldiği an yayında olacak.
NOT 4: Önceki gece evin balkonunda birkaç gazeteci arkadaş ve aileleri ile “ayran” desteği çerçevesinde yaşadığımız İzmir keyfine, Mehmet Ali Susam’ın sesi limon sıktı. Sayın milletvekilim almış sazı eline, başlamış söylemeye… “Bu ne yahu” derken bir başka ses gecenin karanlığında patladı. “Arkadaşlar, Kadir Sinan da aramızda…”
“İmdat, CHP’liler bizi bastı” derken olay anlaşıldı. Sesler mikrofon eşliğinde Kahveciler Odası Başkanı İsmail Hakkı Kırdı’nın Şelale adlı mekanından geliyordu. AKP’nin bir anlamda merkezi olan kahvehanede CHP’lilerin ne işlerinin olduğunu anlayamadık ya neyse… Vardır bir hikmeti. Tabii ki olan bizim masa keyfine oldu… Arkadaşları dinlemek zorunda kaldık, feyiz aldık...
Egenin Sesi 20 - 08 - 2010
Türk - Yunan İlişkileri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Türk - Yunan İlişkileri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
20 Ağustos 2010 Cuma
16 Ağustos 2010 Pazartesi
Tatile Çıkın...
İzmir Büyükşehir Belediyesi Buca ilçesinde özellikle orman alanları içine yapılan binaların yıkılması konusunda Buca Belediyesi’ne baskı yaparken, nedense bazı binaların yıkımını engellemek derdinde… Bu binalardan biri Aydın Hatboyu Caddesi 410 No’lu adreste 21M-2c Pafta, 40590 ada, 9 parselinde bulunan bina…
Bu bina için hem Buca Belediyesi’nde hem de İzmir Büyükşehir Belediyesi’nde kalın klasörlerden oluşan yüzlerce evrak var. Binanın yıkım ihalesi de Buca Belediyesi tarafından sıraya alınmış. Ancak nedense İzmir Büyükşehir Belediyesi’ndeki bazı isimler bu binanın kurtarılması için hareket halindeler.
Bu isimlerin kimler olduğunu gayet iyi biliyorum. Üstelik Buca Belediyesi’ne yeni 28 – 04 - 2010 tarihinde İzmir Büyükşehir Belediyesi İmar ve Şehircilik Dairesi Başkanlığı İmar İşleri Şube Müdürlüğü tarafından gönderilen dilekçe de elimde.
Buca Belediyesi’nde bu işin düzeltilmesi için yeni bir encümen kararı alınması gerektiğinin farkındayım.
Ancak büyükşehirde bu işi “takip” eden arkadaşların dikkatine…
Yasal olmadığı yıllardır kanıtlanan bir binaya bu kadar değer vermeniz gözlerimi yaşarttı. Bu sıcaklarda böyle işlere fazla kafa yormayınız. Biraz tatil yapınız… Doğanbey’de yeni satın aldığınız arazide kendinizi Ege’nin serin sularına bırakınız.
İmar işleri Şube Müdürlüğü’nün Buca Belediyesi’ne gönderdiği dilekçeyi okurken aklıma bir başka soru geldi.
Büyükşehrin sınırları ne zaman değişti?
2004 yılında Kocaoğlu’nun meclis tarafından seçilmesinden hemen sonra.
Aradan bu kadar süre geçmesine rağmen büyükşehir neden kendisine bağlı eski ilçelerde yeni imar mevzuatını uygularken kendisine sonradan katılan çevre ilçelerde eski imar mevzuatını devam ettiriyor?
Bildiğim kadarıyla bu da yasal bir durum değil.
Kocaoğlu’nun bu konu hakkında ne kadar bilgi sahibi olduğunu da kestiremiyorum.
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı’nın gözünün önünde gelişen olaylardan haberdar olup olmadığını da bilmiyorum.
NOT 1: Oleyis Genel Başkanı CHP eski İzmir milletvekili Enver Öktem tekrar aradı. Yazdığım yazı ile ilgili görüşlerini iletti. Kendisi üzerinden ekibe yönelik eleştirilerimi haklı bulmadığını söyledi. Olayın sendikacılık açısından değerlendirilmesi gerektiğinin altını çizdi. Kendisine göre haklı olabilir. Zaten Öktem’e göre konfederasyonun çok önemi yokmuş. O zaman kapatalım Türk-İş ve DİSK’i herkes Hak-İşçi olsun. Ancak Grand Plaza’nın çalışanları kendisi gibi düşünmüyor. Toplu halde istifaya başladılar bile… Bu arada bir öneri de geldi. Ekibin artık bir sendikasının olması gerekiyormuş. İsmini de bulmuşlar Maf – İş…
NOT 2: Aziz Kocaoğlu, Sıtkı Kürüm ve Ercan Tatı Kültürpark’ta buluştular, bir konuyu tartıştılar sonra da soluğu Girit Lokantası’nda aldılar. Çok sevdiği etli sarmayı kısa sürede bitiren Kocaoğlu bir ilçe belediye başkanına gerçekten çok kızgındı. Bu kızgınlığını kelimelere dökmekten çekinmiyordu. Bu tespitleri kaleme alır isem, hukuki sorunlarla karşı karşıya kalabilirim. Kocaoğlu’nu yakından tanıyanlar ilçe belediye başkanı için kullandığı literatürün ne olabileceğini tahmin edebilirler.
NOT 3: Aşağıda İzmir’in 25 binlik nazım imar planı hakkında bir soruşturma ve iptal başvurusu okuyacaksınız.
T.C İZMİR VALİLİĞİ MAHALLİ İDARELER İL MÜDÜRLÜĞÜ’ne…
1/25.000 Ölçekli İzmir Kentsel Bölge Nazım İmar Planı Raporunda 3. Bölüm; Nazım imar planına yaklaşımı 3.A.3.Planın Özellikleri (Sayfa 74-75) İKBNİP’nin karşı karşıya bulunduğu çok bileşenli problemi tanımlama biçimi ve benimsediği problem çözüm yöntemi açısından, klasik nazım imar planı anlayışından farklı olarak, iki temel özelliği vardır…
Bunlardan birincisi süresi ve bakımından, herhangi bir hedef yılı belirtmemesi anlamında açık uçlu olmasıdır. Bu aynı zamanda, planın gelecekte her türlü olasılığı sezinleyebilme kapasitesine sahip olması anlamını taşımaktadır.
Klasik nazım imar planı anlayışı bilindiği gibi, kentsel gelişmeyi belirli bir süre için nihai bir çizili belge ile dondurmakta, dolayısıyla süreç içerisinde planın ön göremediği muhtemel gelişmeler karşısında planı uygulamakla yükümlü olan otoritelerin hareket alanını daraltmaktadır. Oysa planın, değişik olasılıkların gerçekleşebileceği bir belirsizlik ortamında planlama otoritelerine, yeniden müzakere etme süreçlerinde büyük pazarlık payları bırakabilecek esnekliğe sahip olması ve kriz ortamında kendisine yeni yönelimler kazandırabilecek bir kabiliyet edinmesi son derece önemlidir………………………………………………..
Dolayısıyla açık uçlu,geleceğin her türlü olasılığına cevap verebilecek esneklikte, pazarlık payı büyük,ve sürekli olarak demokratik müzakerelere açık olması İKBNİP’ nın önemli bir özelliğidir………………………………………………………………………………………………………………Yukarıda açıklamalar İzmir Kentsel Nazım İmar Planı Raporu’ndan alınmıştır. Çok farklı çıkar guruplarının, çok farklı talep ve beklentilerinin yönetimi, uzlaştırılması sorunu ilerleyen dönemlerde plan otoritesini zor koşullarda karşı karşıya bırakabileceği gibi esnekliğe ve bitmemişliğiyle söz konusu plan her türlü çıkar guruplarının baskılarıyla değiştirilerek plana ve idareye olan güveni zedeleyecektir. Planlama özü itibariyle toplum yararına, kamucu olmak zorundadır. Ancak bitmemişliğiyle ve Açık Uçluluğuyla söz konusu planın baskılara direnebilmesi mümkün değildir.
Klasik Nazım İmar plan sürecinden farklı olarak 1) Planın açık uçlu, esnek,hedef yılı belirtmeyen bir çizgide tasarlandığı,2) Planın temsil kabiliyeti yüksek bir dil oluşturarak dayatmalardan uzak, farklılıkların kendisini ifade edebildiği bir anlayışın benimsendiği belirtilmiştir. (Plan raporu sayfa 73-74-75) Yöntem açışından yaratılmak istenen planın açık uçluluğu esnekliği, farklılıkların kendisini ifade edebilme kabiliyeti vb söylemler Ülkemiz gibi imar planlarının bu denli spekülasyona açık olduğu, bireysel çıkarların çoğu zaman toplumsal kazanımlardan üstün tutulduğu ülkelerde ciddi bir tehdit oluşturabileceği gibi,ilerde planın açık uçluluk ve esneklik söylemleriyle defalarca maniple edileceği, tadilatlar ve değişikliklerle özgünlüğünü yitireceği bir ortama davetiye çıkarmaktan öte bir şey değildir.
Yukarıda sıraladığım Planlama Tekniği açısından yoruma açık ve pazarlığa tabii olan bu plan hükümlerinde, yine aşağıda sıraladığım nedenlerden dolayı, Planlama İlke ve Esaslara uyum sağlamayan planlar yapılmış ve bu planlar yargıya taşınmıştır. Bu yargıya taşınan planların dışında takip edemediğimiz birçok konunun da doğması olasıdır.
1 -T.C İçişleri Bakanlığınca inceleme sonucunda,soruşturma izni verilen Giraud Ailesinin yerinin planlanması raporunda yer alan İçişleri Bakanlığının müfettişi tarafından görevlendirilen İzmir Valiliği Bayındırlık ve İskan Müdürlüğü personelin konu ile ilgili olarak yaptıkları inceleme sonucunda sundukları 30.04.2010 günlü teknik raporda ;İzmir Büyükşehir Belediyesinin sık, sık planlama kararı değiştirerek bütüncül planlama yaklaşımı içinde olmadığı, şehrin akçiğeri konumundaki 19.6 ha lık bir alanı şehrin gerekleri doğrultusunda planlamadığı ve planlama İlke ve esasları ile kamu yararı açısından bakıldığında “doğal karakteri korunacak alanın” öncelikle “kentsel ve bölgesel spor alanı” daha sonra ise herhangi bir yoğunlukta olan konut bölgesine dönüştürülmesinin uygun bulunmadığı ,…..14.12.2007 tarih ve 01.2455 sayılı Meclis Kararının içeriğinde ve 12.12.2007 tarihli İmar ve Bayındırlık Komisyonunu raporunda bu hususta aynı alanda eşdeğer yeni bir alanın ayrılmadığı şeklinde görüş beyan edildiği; Gerek söz konusu imar planı tadilatını talep eden maliklerin itiraz dilekçesinde gerekse imar ve bayındırlık komisyonunun kararında ve Başkanın Meclise verdiği önergesinde söz konusu alanın konut alanına çevrilmesine ve değişikliğin niçin uygun görüldüğüne dair herhangi bir gerekçe belirtilmediği, netice olarak İzmir Büyükşehir Belediye Meclisinin 14.02.2007 tarih ve 01.2455 sayılı meclis kararı ile 3194 sayılı İmar Kanunu, Plan Yapımına Ait Esaslara Dair Yönetmeliğine aykırı olarak ,meclis gündemindeki 21 konu ile ilgili hiçbir detaylı görüşme yapılmadan ,mecliste gündem sırasıyla okunmadan toplu olarak oylanıp karar alındığından olayda sorumlulukları bulunan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz KOCAOĞLU ve Meclis Üyelerine soruşturma izni verilmiştir. Ek (1)
2 -16.04.2010 tarihinde İzmir Büyükşehir Belediyesi Meclisinden oy çokluğu ile geçen 13-21 maddelerinde ; 1/25.000 Ölçekli Nazım İmar Planının 6.18 maddesinin ilk halinde aslında…..1/5000 Ölçekli Nazım İmar Planının, bu plan ve plan notlarına uygun olmayan hükümleri revize edecektir. Hükmü getirilmiş idi yani 1/25.000 ölçekli Nazım İmar Planı ile uyumlu olmayan 1/5000 Nazım imar planlarının revize edilmesi gerektiğini emretmektedir.Ancak Urla için yapılan bu ÖZEL MUAMELE YADA AYRICALIK SEBEBİ ANLAŞILAMAMIŞTIR. Biraz daha detaylı incelendiğinde ise bu maddenin içinde yer alan bir cümle Urla için değişmesiyle Urla Halkı ve Yatırımcısının nasıl bir kazancı olacağı ortaya çıkıyor…………………………………….” Gerek parsel büyüklükleri gerekse yapılaşma koşulları açısından getirilen daha doğrusu Urla’ya tanınan bu ayrıcalıkların , birde 16.04.2010 tarihli plan notu değişikliği ile devam etmesini sağlamak ise il genelinde eşitsizlik ve haksızlığı ortaya koymakta bu eşitsizlik Meclis’çe karara bağlanmakta yani urla için rant sağlamak suretiyle görevi kötüye kullanmaktır. Ek (2)
3 -İzmir Belediye Başkanının Baş Danışmanın ortak olduğu parsele ve maliklerine rant artışı sağlayan meclis kararı, günlerdir basında tartışılmasına rağmen, pek çok soruya maruz kalan Eşitsizlik ve Çıkarı yöneten plan değişikliği Ek (3)
Eklerini sunduğum bu dosyalardan da anlaşılacağı gibi, İzmir Planının 74.75 sayfalarında yer alan büyük pazarlık payları bırakabilecek esnekliğe sahip olması usulsüz planların pazarlıklarının yapımımı sağlanıyor diye düşünmemek elde değil.
Tüm bahsi geçen konulardan da anlaşılacağı gibi İzmir Belediyesi Kişilere Özel Keyfi İmar Planı yapmaktadır.
SONUÇ OLARAK ;
Yukarıda yer alan tespitlere ve 1/25.000 Ölçekli İzmir Kentsel Bölge Nazım İmar Planı Raporunda yer alan imar planı onaylı ve yürürlükte bulunan 1/25.000 üst ölçekli plan kararlarına uygun olmayan kararlar getirilmek suretiyle mevcut ve onaylı plana müdahale edilerek 5302 sayılı il özel İdaresi Kanunun 6. Maddesine 3194 sayılı İmar Kanunun 5. Maddesinde yer alan Nazım imar Planı tanımına, ayrıca plan kademelerini belirleyen 6. Madde hükümlerine 4848 sayılı Kültür ve Turizm Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanuna 3621 sayılı Kıyı Kanunun 9. Maddesine Planlama İlkeleri ve Esaslarına aykırı işlemler tesis edildiğinden 1/25.000 ölçekli İzmir Kent Bütünü Nazım İmar planının sayılan Kanun ve ilgili Yönetmeliklerine aykırıdır.
Dağıtımlı
Çevre ve Orman Bakanlığı
Bayındırlık ve İskan Bakanlığı
Egenin Sesi 16 - 08 - 2010
Bu bina için hem Buca Belediyesi’nde hem de İzmir Büyükşehir Belediyesi’nde kalın klasörlerden oluşan yüzlerce evrak var. Binanın yıkım ihalesi de Buca Belediyesi tarafından sıraya alınmış. Ancak nedense İzmir Büyükşehir Belediyesi’ndeki bazı isimler bu binanın kurtarılması için hareket halindeler.
Bu isimlerin kimler olduğunu gayet iyi biliyorum. Üstelik Buca Belediyesi’ne yeni 28 – 04 - 2010 tarihinde İzmir Büyükşehir Belediyesi İmar ve Şehircilik Dairesi Başkanlığı İmar İşleri Şube Müdürlüğü tarafından gönderilen dilekçe de elimde.
Buca Belediyesi’nde bu işin düzeltilmesi için yeni bir encümen kararı alınması gerektiğinin farkındayım.
Ancak büyükşehirde bu işi “takip” eden arkadaşların dikkatine…
Yasal olmadığı yıllardır kanıtlanan bir binaya bu kadar değer vermeniz gözlerimi yaşarttı. Bu sıcaklarda böyle işlere fazla kafa yormayınız. Biraz tatil yapınız… Doğanbey’de yeni satın aldığınız arazide kendinizi Ege’nin serin sularına bırakınız.
İmar işleri Şube Müdürlüğü’nün Buca Belediyesi’ne gönderdiği dilekçeyi okurken aklıma bir başka soru geldi.
Büyükşehrin sınırları ne zaman değişti?
2004 yılında Kocaoğlu’nun meclis tarafından seçilmesinden hemen sonra.
Aradan bu kadar süre geçmesine rağmen büyükşehir neden kendisine bağlı eski ilçelerde yeni imar mevzuatını uygularken kendisine sonradan katılan çevre ilçelerde eski imar mevzuatını devam ettiriyor?
Bildiğim kadarıyla bu da yasal bir durum değil.
Kocaoğlu’nun bu konu hakkında ne kadar bilgi sahibi olduğunu da kestiremiyorum.
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı’nın gözünün önünde gelişen olaylardan haberdar olup olmadığını da bilmiyorum.
NOT 1: Oleyis Genel Başkanı CHP eski İzmir milletvekili Enver Öktem tekrar aradı. Yazdığım yazı ile ilgili görüşlerini iletti. Kendisi üzerinden ekibe yönelik eleştirilerimi haklı bulmadığını söyledi. Olayın sendikacılık açısından değerlendirilmesi gerektiğinin altını çizdi. Kendisine göre haklı olabilir. Zaten Öktem’e göre konfederasyonun çok önemi yokmuş. O zaman kapatalım Türk-İş ve DİSK’i herkes Hak-İşçi olsun. Ancak Grand Plaza’nın çalışanları kendisi gibi düşünmüyor. Toplu halde istifaya başladılar bile… Bu arada bir öneri de geldi. Ekibin artık bir sendikasının olması gerekiyormuş. İsmini de bulmuşlar Maf – İş…
NOT 2: Aziz Kocaoğlu, Sıtkı Kürüm ve Ercan Tatı Kültürpark’ta buluştular, bir konuyu tartıştılar sonra da soluğu Girit Lokantası’nda aldılar. Çok sevdiği etli sarmayı kısa sürede bitiren Kocaoğlu bir ilçe belediye başkanına gerçekten çok kızgındı. Bu kızgınlığını kelimelere dökmekten çekinmiyordu. Bu tespitleri kaleme alır isem, hukuki sorunlarla karşı karşıya kalabilirim. Kocaoğlu’nu yakından tanıyanlar ilçe belediye başkanı için kullandığı literatürün ne olabileceğini tahmin edebilirler.
NOT 3: Aşağıda İzmir’in 25 binlik nazım imar planı hakkında bir soruşturma ve iptal başvurusu okuyacaksınız.
T.C İZMİR VALİLİĞİ MAHALLİ İDARELER İL MÜDÜRLÜĞÜ’ne…
1/25.000 Ölçekli İzmir Kentsel Bölge Nazım İmar Planı Raporunda 3. Bölüm; Nazım imar planına yaklaşımı 3.A.3.Planın Özellikleri (Sayfa 74-75) İKBNİP’nin karşı karşıya bulunduğu çok bileşenli problemi tanımlama biçimi ve benimsediği problem çözüm yöntemi açısından, klasik nazım imar planı anlayışından farklı olarak, iki temel özelliği vardır…
Bunlardan birincisi süresi ve bakımından, herhangi bir hedef yılı belirtmemesi anlamında açık uçlu olmasıdır. Bu aynı zamanda, planın gelecekte her türlü olasılığı sezinleyebilme kapasitesine sahip olması anlamını taşımaktadır.
Klasik nazım imar planı anlayışı bilindiği gibi, kentsel gelişmeyi belirli bir süre için nihai bir çizili belge ile dondurmakta, dolayısıyla süreç içerisinde planın ön göremediği muhtemel gelişmeler karşısında planı uygulamakla yükümlü olan otoritelerin hareket alanını daraltmaktadır. Oysa planın, değişik olasılıkların gerçekleşebileceği bir belirsizlik ortamında planlama otoritelerine, yeniden müzakere etme süreçlerinde büyük pazarlık payları bırakabilecek esnekliğe sahip olması ve kriz ortamında kendisine yeni yönelimler kazandırabilecek bir kabiliyet edinmesi son derece önemlidir………………………………………………..
Dolayısıyla açık uçlu,geleceğin her türlü olasılığına cevap verebilecek esneklikte, pazarlık payı büyük,ve sürekli olarak demokratik müzakerelere açık olması İKBNİP’ nın önemli bir özelliğidir………………………………………………………………………………………………………………Yukarıda açıklamalar İzmir Kentsel Nazım İmar Planı Raporu’ndan alınmıştır. Çok farklı çıkar guruplarının, çok farklı talep ve beklentilerinin yönetimi, uzlaştırılması sorunu ilerleyen dönemlerde plan otoritesini zor koşullarda karşı karşıya bırakabileceği gibi esnekliğe ve bitmemişliğiyle söz konusu plan her türlü çıkar guruplarının baskılarıyla değiştirilerek plana ve idareye olan güveni zedeleyecektir. Planlama özü itibariyle toplum yararına, kamucu olmak zorundadır. Ancak bitmemişliğiyle ve Açık Uçluluğuyla söz konusu planın baskılara direnebilmesi mümkün değildir.
Klasik Nazım İmar plan sürecinden farklı olarak 1) Planın açık uçlu, esnek,hedef yılı belirtmeyen bir çizgide tasarlandığı,2) Planın temsil kabiliyeti yüksek bir dil oluşturarak dayatmalardan uzak, farklılıkların kendisini ifade edebildiği bir anlayışın benimsendiği belirtilmiştir. (Plan raporu sayfa 73-74-75) Yöntem açışından yaratılmak istenen planın açık uçluluğu esnekliği, farklılıkların kendisini ifade edebilme kabiliyeti vb söylemler Ülkemiz gibi imar planlarının bu denli spekülasyona açık olduğu, bireysel çıkarların çoğu zaman toplumsal kazanımlardan üstün tutulduğu ülkelerde ciddi bir tehdit oluşturabileceği gibi,ilerde planın açık uçluluk ve esneklik söylemleriyle defalarca maniple edileceği, tadilatlar ve değişikliklerle özgünlüğünü yitireceği bir ortama davetiye çıkarmaktan öte bir şey değildir.
Yukarıda sıraladığım Planlama Tekniği açısından yoruma açık ve pazarlığa tabii olan bu plan hükümlerinde, yine aşağıda sıraladığım nedenlerden dolayı, Planlama İlke ve Esaslara uyum sağlamayan planlar yapılmış ve bu planlar yargıya taşınmıştır. Bu yargıya taşınan planların dışında takip edemediğimiz birçok konunun da doğması olasıdır.
1 -T.C İçişleri Bakanlığınca inceleme sonucunda,soruşturma izni verilen Giraud Ailesinin yerinin planlanması raporunda yer alan İçişleri Bakanlığının müfettişi tarafından görevlendirilen İzmir Valiliği Bayındırlık ve İskan Müdürlüğü personelin konu ile ilgili olarak yaptıkları inceleme sonucunda sundukları 30.04.2010 günlü teknik raporda ;İzmir Büyükşehir Belediyesinin sık, sık planlama kararı değiştirerek bütüncül planlama yaklaşımı içinde olmadığı, şehrin akçiğeri konumundaki 19.6 ha lık bir alanı şehrin gerekleri doğrultusunda planlamadığı ve planlama İlke ve esasları ile kamu yararı açısından bakıldığında “doğal karakteri korunacak alanın” öncelikle “kentsel ve bölgesel spor alanı” daha sonra ise herhangi bir yoğunlukta olan konut bölgesine dönüştürülmesinin uygun bulunmadığı ,…..14.12.2007 tarih ve 01.2455 sayılı Meclis Kararının içeriğinde ve 12.12.2007 tarihli İmar ve Bayındırlık Komisyonunu raporunda bu hususta aynı alanda eşdeğer yeni bir alanın ayrılmadığı şeklinde görüş beyan edildiği; Gerek söz konusu imar planı tadilatını talep eden maliklerin itiraz dilekçesinde gerekse imar ve bayındırlık komisyonunun kararında ve Başkanın Meclise verdiği önergesinde söz konusu alanın konut alanına çevrilmesine ve değişikliğin niçin uygun görüldüğüne dair herhangi bir gerekçe belirtilmediği, netice olarak İzmir Büyükşehir Belediye Meclisinin 14.02.2007 tarih ve 01.2455 sayılı meclis kararı ile 3194 sayılı İmar Kanunu, Plan Yapımına Ait Esaslara Dair Yönetmeliğine aykırı olarak ,meclis gündemindeki 21 konu ile ilgili hiçbir detaylı görüşme yapılmadan ,mecliste gündem sırasıyla okunmadan toplu olarak oylanıp karar alındığından olayda sorumlulukları bulunan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz KOCAOĞLU ve Meclis Üyelerine soruşturma izni verilmiştir. Ek (1)
2 -16.04.2010 tarihinde İzmir Büyükşehir Belediyesi Meclisinden oy çokluğu ile geçen 13-21 maddelerinde ; 1/25.000 Ölçekli Nazım İmar Planının 6.18 maddesinin ilk halinde aslında…..1/5000 Ölçekli Nazım İmar Planının, bu plan ve plan notlarına uygun olmayan hükümleri revize edecektir. Hükmü getirilmiş idi yani 1/25.000 ölçekli Nazım İmar Planı ile uyumlu olmayan 1/5000 Nazım imar planlarının revize edilmesi gerektiğini emretmektedir.Ancak Urla için yapılan bu ÖZEL MUAMELE YADA AYRICALIK SEBEBİ ANLAŞILAMAMIŞTIR. Biraz daha detaylı incelendiğinde ise bu maddenin içinde yer alan bir cümle Urla için değişmesiyle Urla Halkı ve Yatırımcısının nasıl bir kazancı olacağı ortaya çıkıyor…………………………………….” Gerek parsel büyüklükleri gerekse yapılaşma koşulları açısından getirilen daha doğrusu Urla’ya tanınan bu ayrıcalıkların , birde 16.04.2010 tarihli plan notu değişikliği ile devam etmesini sağlamak ise il genelinde eşitsizlik ve haksızlığı ortaya koymakta bu eşitsizlik Meclis’çe karara bağlanmakta yani urla için rant sağlamak suretiyle görevi kötüye kullanmaktır. Ek (2)
3 -İzmir Belediye Başkanının Baş Danışmanın ortak olduğu parsele ve maliklerine rant artışı sağlayan meclis kararı, günlerdir basında tartışılmasına rağmen, pek çok soruya maruz kalan Eşitsizlik ve Çıkarı yöneten plan değişikliği Ek (3)
Eklerini sunduğum bu dosyalardan da anlaşılacağı gibi, İzmir Planının 74.75 sayfalarında yer alan büyük pazarlık payları bırakabilecek esnekliğe sahip olması usulsüz planların pazarlıklarının yapımımı sağlanıyor diye düşünmemek elde değil.
Tüm bahsi geçen konulardan da anlaşılacağı gibi İzmir Belediyesi Kişilere Özel Keyfi İmar Planı yapmaktadır.
SONUÇ OLARAK ;
Yukarıda yer alan tespitlere ve 1/25.000 Ölçekli İzmir Kentsel Bölge Nazım İmar Planı Raporunda yer alan imar planı onaylı ve yürürlükte bulunan 1/25.000 üst ölçekli plan kararlarına uygun olmayan kararlar getirilmek suretiyle mevcut ve onaylı plana müdahale edilerek 5302 sayılı il özel İdaresi Kanunun 6. Maddesine 3194 sayılı İmar Kanunun 5. Maddesinde yer alan Nazım imar Planı tanımına, ayrıca plan kademelerini belirleyen 6. Madde hükümlerine 4848 sayılı Kültür ve Turizm Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanuna 3621 sayılı Kıyı Kanunun 9. Maddesine Planlama İlkeleri ve Esaslarına aykırı işlemler tesis edildiğinden 1/25.000 ölçekli İzmir Kent Bütünü Nazım İmar planının sayılan Kanun ve ilgili Yönetmeliklerine aykırıdır.
Dağıtımlı
Çevre ve Orman Bakanlığı
Bayındırlık ve İskan Bakanlığı
Egenin Sesi 16 - 08 - 2010
Etiketler:
Türk - Yunan İlişkileri
14 Nisan 2010 Çarşamba
Savaştan komşuluğa
Karabağlar Milli Eğitim İlçe Müdürlüğü çok ilginç bir çalışmaya imza atıyor. 15 Mayıs Hasan Tahsin’i Anma ve İlk Kurşun etkinlikleri kapsamında “Savaştan komşuluğa” adlı bir yarışma düzenleniyor. Yarışmanın amaçları:
1. İzmirli gazeteci Hasan Tahsin’in, ilk kurşunla ateşini yaktığı Kurtuluş Savaşımız ve bağımsızlık mücadelemizdeki yerini anlama ve anlatmaya çaba göstermek…
2. Dün savaşmak durumunda kaldığımız komşularımızla, Atatürk’ün yurtta ve dünyada barış ilkesi doğrultusunda bir iyi komşuluk ve bir arada yaşama kültürü geliştirmek.
3. Gençlerde; düşündüklerini yazıya dökme, yazılı kültürle buluşma isteği uyandırmak.
4. Çocuklarımız/ öğretmenlerimiz için Türkçenin anlatım olanaklarının ortaya konması bağlamında yeni bir fırsat yaratmak…
İlköğretim öğrencilerini kapsayacak olan yarışma şiir, resim ve mektup olmak üzere üç branşta gerçekleştirilecek. Türkiye ile Yunanistan arasında geliştirilmeye çalışılan barış çalışmalarına katkısının büyük olacağını tahmin ettiğim bu yarışmaya katılacak eserleri de önümüzdeki günlerde bu sütundan değerlendireceğiz.
***
İZFAŞ eski Genel Müdürü Dilara Ersözlü aleyhine İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafınca açılan dava önceki gün sonuçlandı. Ersözlü beraat etti. Bu sonuç büyükşehir Belediyesi’ni de etkileyecek gibi görünüyor. Kocaoğlu’nun Piriştina ekibini tasfiyesinin ilk adımı olarak değerlendirilen bu davanın belediye açısından olumsuz sonuçlar doğuracağı açık. Öncelikle Dilara Ersözlü’nün temyiz süreci tamamlandıktan sonra tazminat davasına gideceğini tahmin ediyor. Ne de olsa 6 yılı aşkın süren bir davanın birey üzerinde oluşturduğu psikolojik etkileri de unutmamak gerekiyor.
Asıl soru şu olmalı aslında… Dilara Ersözlü İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne mi dava açacak, yoksa Aziz Kocaoğlu’nun kendisine mi? Bana göre dava Kocaoğlu’na karşı açılmalı. İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne açılacak bir davada tazminatı ödeyecek olan belediyenin kendisi, daha doğrusu biz olacağız. Ancak davanın açılmasında asıl rolü Kocaoğlu oynadığına göre, bunun sorumluluğunu da üstlenmeli bana göre.
***
İzmir’de yeni bir marka yaratılıyor. Tepecik Senfoni Orkestrası… Vokaller ile birlikte 50 kişilik bir grup olan Tepecik Senfoni, roman vatandaşlarımız, kendi enstrümanları ile ağırlıklı rock, pop ve blues eserlerini yorumluyorlar. Türk sanat müziğinden örnekler veriyorlar. Batı sazlarının da kullanıldığı bu çalışma İzmirlilerle 5 Mayıs akşamı buluşacak… Ancak bir tek eksiği var grubun. Saksafon. Bakalım 5 Mayıs akşamı saksafonda kim olacak?
YENİGÜN 14 - 04 - 2010
Etiketler:
Türk - Yunan İlişkileri
1 Şubat 2010 Pazartesi
Farklı bir konu
Sadece Büyükşehir ve CHP yazdığım gerekçesi ile arada bir eleştirildiğim oluyor.
Tamam bu kez farklı bir konu yazacağım…
Güney Kıbrıs’a giden belki de ilk ticaret odası İzmir Ticaret Odası oldu. Geçtiğimiz günlerde Patrik Bartholomeos ile İstanbul’da görüşen Demirtaş, Güney Kıbrıs Devlet Başkanı Hristofyas ile de görüştü. Şubat ayında Atina’ya gidecek olan Demirtaş daha sonra da Samos Adası’nı ziyaret edecek.Ticaret Odası’nın Türk-Yunan diyaloğunun gelişmesi yönünde 11 yıldır çalıştığını biliyoruz. Özellikle Kardak ve Öcalan krizleri gibi zor dönemlerde Demirtaş’ın devreye girdiği, sivil diyalog çağrısı yaptığı hala zihinlerde.
Geçtiğimiz hafta bir yemekte karşılaştık Demirtaş ile. Patrik ile ziyaretini anlattı. Fener Patrikhanesi’ne ekümeniklik verilmesi konusunu tartıştık. Türkiye Cumhuriyeti Fener Patrikhanesi konusunu Batı Trakya’daki Müslümanlar için bir koz olarak kullanıyor. Ancak bir tarafta 100 bin Türk’ü ilgilendiren Batı Trakya sorunu, diğer tarafta özellikle ABD, İngiltere ve Avustralya’da 250 milyon mümini bulunan Fener Patrikhanesi.
İki konu bana aynı oranda dengeli gelmiyor. Elimizdeki önemli bir kozu daha dar hedefli bir konu için heba ediyoruz gibi…
Demirtaş’ın Güney Kıbrıs ziyareti de önemli. Adada bir çözüm bulunacak mı tartışmaları arasında şu gerçeği de artık kabul etmemiz gerekiyor.
Uluslararası camiada bile bir bıkkınlık var Kıbrıs konusunda.
Zaten çözüm gelecek ise bu bıkkınlıktan gelecek.
Herkes “artık yeter” diyecek, sorun kendiliğinde çözümlenecek.
Aradan geçen 40 yıl içerisinde konunu muhatapları değişti, sorunun içeriği de… Kıbrıs harekatı sırasında doğanlar bugün 40 yaşına geldiler.
Denktaş dışında harekat sırasında etkin konumlarda olanların hiçbiri hayatta değil bugün. Varşova Paktı ortadan kalktı, Sovyetler Birliği dağıldı. Buna karşılık 1 milyon nüfuslu adada sorun hala sürüyor.
Demirtaş 16 Şubat’ta da Atina’ya gidiyor bir fuar için.
Türkler’in bu dönemde Yunanlılar’a ne satacaklarını merak ediyorum açıkçası. Çünkü Yunanistan’daki ekonomik kriz çok ciddi ve Avrupa Birliği’nin kılını kıpırdatmaya niyeti yok. Yunanlılar iki konuda para kazanıyorlardı. Birincisi deniz taşımacılığı… Global krizden sonra bu sektör tamamen batık… İkincisi de turizm. Yunanlılar bu sektör de başarılı değil artık. Oteller eski, hizmet anlayışı çağdışı. Üstelik piyasaya giren çok dinamik ülkeler de var.
Bu yılbaşı Demre’ye gelen ve Antalya’yı gezen baba Papandreu’nun son eşi Liani’nin şu sözlerini unutmamak gerekiyor: “Bizimkiler gelsinler de Antalya’ya baksınlar. Turizm yatırımının ne olduğunu belki o zaman anlarlar.”
NOT 1: Çiğli patlamaya hazır bomba gibiydi ve patladı. Bakalım bu göçüğün altında kimler kalacak.
NOT 2: Kocaoğlu şalgam konusunda sustu. Genelde böyle yapıyor. Sinirlenerek bir şey söylüyor, muhalif tavır artınca tırsıp susmakla yetiniyor.
YENİGÜN 01 - 02 - 2010
Tamam bu kez farklı bir konu yazacağım…
Güney Kıbrıs’a giden belki de ilk ticaret odası İzmir Ticaret Odası oldu. Geçtiğimiz günlerde Patrik Bartholomeos ile İstanbul’da görüşen Demirtaş, Güney Kıbrıs Devlet Başkanı Hristofyas ile de görüştü. Şubat ayında Atina’ya gidecek olan Demirtaş daha sonra da Samos Adası’nı ziyaret edecek.Ticaret Odası’nın Türk-Yunan diyaloğunun gelişmesi yönünde 11 yıldır çalıştığını biliyoruz. Özellikle Kardak ve Öcalan krizleri gibi zor dönemlerde Demirtaş’ın devreye girdiği, sivil diyalog çağrısı yaptığı hala zihinlerde.
Geçtiğimiz hafta bir yemekte karşılaştık Demirtaş ile. Patrik ile ziyaretini anlattı. Fener Patrikhanesi’ne ekümeniklik verilmesi konusunu tartıştık. Türkiye Cumhuriyeti Fener Patrikhanesi konusunu Batı Trakya’daki Müslümanlar için bir koz olarak kullanıyor. Ancak bir tarafta 100 bin Türk’ü ilgilendiren Batı Trakya sorunu, diğer tarafta özellikle ABD, İngiltere ve Avustralya’da 250 milyon mümini bulunan Fener Patrikhanesi.
İki konu bana aynı oranda dengeli gelmiyor. Elimizdeki önemli bir kozu daha dar hedefli bir konu için heba ediyoruz gibi…
Demirtaş’ın Güney Kıbrıs ziyareti de önemli. Adada bir çözüm bulunacak mı tartışmaları arasında şu gerçeği de artık kabul etmemiz gerekiyor.
Uluslararası camiada bile bir bıkkınlık var Kıbrıs konusunda.
Zaten çözüm gelecek ise bu bıkkınlıktan gelecek.
Herkes “artık yeter” diyecek, sorun kendiliğinde çözümlenecek.
Aradan geçen 40 yıl içerisinde konunu muhatapları değişti, sorunun içeriği de… Kıbrıs harekatı sırasında doğanlar bugün 40 yaşına geldiler.
Denktaş dışında harekat sırasında etkin konumlarda olanların hiçbiri hayatta değil bugün. Varşova Paktı ortadan kalktı, Sovyetler Birliği dağıldı. Buna karşılık 1 milyon nüfuslu adada sorun hala sürüyor.
Demirtaş 16 Şubat’ta da Atina’ya gidiyor bir fuar için.
Türkler’in bu dönemde Yunanlılar’a ne satacaklarını merak ediyorum açıkçası. Çünkü Yunanistan’daki ekonomik kriz çok ciddi ve Avrupa Birliği’nin kılını kıpırdatmaya niyeti yok. Yunanlılar iki konuda para kazanıyorlardı. Birincisi deniz taşımacılığı… Global krizden sonra bu sektör tamamen batık… İkincisi de turizm. Yunanlılar bu sektör de başarılı değil artık. Oteller eski, hizmet anlayışı çağdışı. Üstelik piyasaya giren çok dinamik ülkeler de var.
Bu yılbaşı Demre’ye gelen ve Antalya’yı gezen baba Papandreu’nun son eşi Liani’nin şu sözlerini unutmamak gerekiyor: “Bizimkiler gelsinler de Antalya’ya baksınlar. Turizm yatırımının ne olduğunu belki o zaman anlarlar.”
NOT 1: Çiğli patlamaya hazır bomba gibiydi ve patladı. Bakalım bu göçüğün altında kimler kalacak.
NOT 2: Kocaoğlu şalgam konusunda sustu. Genelde böyle yapıyor. Sinirlenerek bir şey söylüyor, muhalif tavır artınca tırsıp susmakla yetiniyor.
YENİGÜN 01 - 02 - 2010
Etiketler:
Türk - Yunan İlişkileri
16 Ekim 2009 Cuma
Türk işi Yunan işi bunun adı Ege işi
Ankara’dan İzmir’e büyük meşakkat içerisinde bir kez getirilebilen Türk-Yunan İş Forumu’nun açılış konuşmalarını izledik.
İzmir Ticaret Odası ve Yunanistan’ın Ankara Büyükelçiliği tarafından organize edilen forumda dikkat çeken noktalar nelerdir?
1 – İzmir Ticaret Odası Başkanı Demirtaş, odanın tarihi üzerine konuştu, odanın kuruluşunda Yunanlı işadamlarının katkılarını belirtti, 1933 yılında 300 Yunanlı işadamının İzmir’i ziyaret ettiği konusuna özel önem verdi. Çok iyi bir vurgu… Ancak bu ziyaret konusu o dönemin yerel gazetelerinde belirtilmesine karşılık ziyaretin sonuçları hakkında yine o dönemin gazetelerinde bir tek habere bile rastlanmamış. Doğrudur. Fikri devamlılık konusundaki eksiklik bugünkü modern İzmir yaşamında da devam ediyor.
2 – İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkanı Aziz Kocaoğlu’nun konuşmasındaki Yunanistan ismini kaldırın, yerine başka bir ülke ismi koyun. Siz deyin Ukrayna, ben diyeyim Moldova… Hiçbir şey fark etmez. Bu kadar basmakalıp bir metin zor bulunur ve sanırım Kocaoğlu’nu 3 - 4 yıl daha idare eder bu metin ile... Aman dikkat etsin bu önemli metni kaybetmesin…
3 – İzmir Valisi Cahit Kıraç’ın Ticaret, Odası Başkanı mı, yoksa atanmış vali mi olduğunu yaptığı konuşmadan anlamakta zorluk çektim. Öne sürdüğü ekonomik verileri herkes biliyor. Devlet tarafından atanmış birinden devletin Ege’de yıllardır oluşturulan sivil hareketlere yönelik tavrını öğrenmek isterdim. Maalesef, nafile…
4 - Yunanistan Ankara Büyükelçisi Fotis Xydas ile Midilli Valisi Pavlos Vogiacis’in konuşmaları geçmişe atıfları ve bu konuda hayli dirsek çürüttükleri için son derece başarılıydı. Tek bir şart ile. Vogiacis bildiğimiz Vogiacis… Her yeri ile net, Türk-Yunan konusunda belki de şu güne kadar tanıdığım isimlere göre çok daha düzgün. Ancak Xydas beni hayal kırıklığına uğrattı açıkçası. Vize konusunda bilinen sorunları sıraladı. Bunları biz de biliyoruz. Shengen’in zorlukları, prosedürleri vs… Ancak ortada bazı örnekler var. Mesela Polonya vatandaşlarına müzakere sürecinde tanınan Almanya sınırı içine 60 kilometreye kadar vizesiz giriş hakkı. Ya da bugünlerde müzakere sürecindeki Hırvatlara tanınan vize hakları… Papandreu’nun dışişleri bakanlığı döneminde biraz orientalist de olsa günübirlik turları cruise göstererek Türkiye ve adalar arasında vizesiz geçişi başlatmak dışında Yunanistan’dan AB’ye bir başka “resmi” başvuru görmedim açıkçası. Belki ben atlamış olabilirim.
5 – Türk tarafını da Yunan tarafını da zayıf bulduğumu belirtmek isterim açıkçası. Sen, ben bizim oğlan… Yeni kim? Kimbilir? Bundan sonra iyi bir şey gelir mi? Bana göre ticaret yani para zaten kendi ivmesinde hareket ediyor. Para, ulus tanımaz, ırk tanımaz, önyargı tanımaz. Türkiye’de Amerikan karşıtı olduğunu iddia eden adamların cebine bakın.
Paralarının önündeki George Washington’dan Abraham Lincoln’e kadar olan resimler onları ilgilendiriyor mu? Pek sanmıyorum. Ulusalcısından, müslümanına kadar herkes paraya tapıyor ve bundan böyle de tapmaya devam edecek.
NOT 1: Jeotermal konusunda yeni açılımlar var. Dikkatli olmak gerekiyor. Son günlerde özellikle büyükşehirden gelen jeotermal haberleri beni gerçekten memnun etti. Bunlar bu hızla Yamanlar’da da jeotermal bulurlar.
NOT 2 : İzmir’de çok büyük bir şirket ve bu şirkete sahip çok önemli bir aile muhasebe müdürlerinin başlattığı telefon ile bankalar arası virman işlemleriyle 3.5 trilyon dolandırılmış. Konu yargıda.
YENİGÜN 16 -10- 2009
İzmir Ticaret Odası ve Yunanistan’ın Ankara Büyükelçiliği tarafından organize edilen forumda dikkat çeken noktalar nelerdir?
1 – İzmir Ticaret Odası Başkanı Demirtaş, odanın tarihi üzerine konuştu, odanın kuruluşunda Yunanlı işadamlarının katkılarını belirtti, 1933 yılında 300 Yunanlı işadamının İzmir’i ziyaret ettiği konusuna özel önem verdi. Çok iyi bir vurgu… Ancak bu ziyaret konusu o dönemin yerel gazetelerinde belirtilmesine karşılık ziyaretin sonuçları hakkında yine o dönemin gazetelerinde bir tek habere bile rastlanmamış. Doğrudur. Fikri devamlılık konusundaki eksiklik bugünkü modern İzmir yaşamında da devam ediyor.
2 – İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkanı Aziz Kocaoğlu’nun konuşmasındaki Yunanistan ismini kaldırın, yerine başka bir ülke ismi koyun. Siz deyin Ukrayna, ben diyeyim Moldova… Hiçbir şey fark etmez. Bu kadar basmakalıp bir metin zor bulunur ve sanırım Kocaoğlu’nu 3 - 4 yıl daha idare eder bu metin ile... Aman dikkat etsin bu önemli metni kaybetmesin…
3 – İzmir Valisi Cahit Kıraç’ın Ticaret, Odası Başkanı mı, yoksa atanmış vali mi olduğunu yaptığı konuşmadan anlamakta zorluk çektim. Öne sürdüğü ekonomik verileri herkes biliyor. Devlet tarafından atanmış birinden devletin Ege’de yıllardır oluşturulan sivil hareketlere yönelik tavrını öğrenmek isterdim. Maalesef, nafile…
4 - Yunanistan Ankara Büyükelçisi Fotis Xydas ile Midilli Valisi Pavlos Vogiacis’in konuşmaları geçmişe atıfları ve bu konuda hayli dirsek çürüttükleri için son derece başarılıydı. Tek bir şart ile. Vogiacis bildiğimiz Vogiacis… Her yeri ile net, Türk-Yunan konusunda belki de şu güne kadar tanıdığım isimlere göre çok daha düzgün. Ancak Xydas beni hayal kırıklığına uğrattı açıkçası. Vize konusunda bilinen sorunları sıraladı. Bunları biz de biliyoruz. Shengen’in zorlukları, prosedürleri vs… Ancak ortada bazı örnekler var. Mesela Polonya vatandaşlarına müzakere sürecinde tanınan Almanya sınırı içine 60 kilometreye kadar vizesiz giriş hakkı. Ya da bugünlerde müzakere sürecindeki Hırvatlara tanınan vize hakları… Papandreu’nun dışişleri bakanlığı döneminde biraz orientalist de olsa günübirlik turları cruise göstererek Türkiye ve adalar arasında vizesiz geçişi başlatmak dışında Yunanistan’dan AB’ye bir başka “resmi” başvuru görmedim açıkçası. Belki ben atlamış olabilirim.
5 – Türk tarafını da Yunan tarafını da zayıf bulduğumu belirtmek isterim açıkçası. Sen, ben bizim oğlan… Yeni kim? Kimbilir? Bundan sonra iyi bir şey gelir mi? Bana göre ticaret yani para zaten kendi ivmesinde hareket ediyor. Para, ulus tanımaz, ırk tanımaz, önyargı tanımaz. Türkiye’de Amerikan karşıtı olduğunu iddia eden adamların cebine bakın.
Paralarının önündeki George Washington’dan Abraham Lincoln’e kadar olan resimler onları ilgilendiriyor mu? Pek sanmıyorum. Ulusalcısından, müslümanına kadar herkes paraya tapıyor ve bundan böyle de tapmaya devam edecek.
NOT 1: Jeotermal konusunda yeni açılımlar var. Dikkatli olmak gerekiyor. Son günlerde özellikle büyükşehirden gelen jeotermal haberleri beni gerçekten memnun etti. Bunlar bu hızla Yamanlar’da da jeotermal bulurlar.
NOT 2 : İzmir’de çok büyük bir şirket ve bu şirkete sahip çok önemli bir aile muhasebe müdürlerinin başlattığı telefon ile bankalar arası virman işlemleriyle 3.5 trilyon dolandırılmış. Konu yargıda.
YENİGÜN 16 -10- 2009
Etiketler:
Türk - Yunan İlişkileri
14 Nisan 2008 Pazartesi
Bir İzmir turu
Baykal gelir de biz İzmir turunu kaleme almaz mıyız?
12 saat içerisinde çok şeyler yaşandı. Uzaktan izlemek daha yararlı oluyor. Notlar halinde kaleme alalım da akılda daha iyi kalsın.
1 – Dünkü gazete manşetlerinde de olduğu gibi Baykal’ın, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu ve metropol ilçe belediye başkanlarıyla olan iletişimi, CHP Genel Başkanı’nın İzmir konusunda kafasında bir şablon oluşturduğunu gösterdi. Baykal bu şablona göre belediye başkanlarına mesajını verdi.
2 – Havaalanındaki karşılama sonrası Gaziemir yakınlarında kır kahvesinde kahvaltı edildi. Herkesin nerede oturacağı isimlikler ile daha önceden belirlenmişti. Bazı ilçe başkanları bu kurala riayet etmek istemediler. Genel merkezin ısrarlı tavrı ile herkes isimleri yazan yerlere oturmak zorunda kaldı.
3 – Bu konuya bozulan ilçe başkanları ekip önderiyle alelacele bir toplantı yaptılar. Gün içinde uygulayacakları stratejiyi belirlediler.
4 – Kahvaltı sonrası Deniz Baykal ile belediye başkanları ayrı bir toplantı yaptı. Bu toplantıya örgütten kimse alınmadı. Baykal’ın bu toplantıda çok özel mesajları daha sonra bu sütundan yayınlanacak. Çünkü hepsi çok özel notlar.
5 – Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Sevigen’i kurultayda çizmeye çalışanların neredeyse tamamının Sevigen’in peşinden ayrılmamaları da ilginç bir nottu. Bir tavır takınıyorsanız bari onu doğru uygulayın. Sizin yüzünüzden şaşı olduk. Bu grubu bundan sonra şaşı yaparlar olarak kamuoyuna sunuyorum.
6 – Baykal’ın Kocaoğlu’na övgüler düzmesi adayının belirlendiği şeklinde yorumlandı. Ancak Kocaoğlu yerine adayları olanlar bu tespitlerin erken olduğuna yönelik açıklamalar yapmaya başladılar bile. Saflar giderek netleşiyor. Kurultay’da ipler bir yerden kopacak.
7 – Bir ilçe başkanının yediği fırça bütün gece konuşuldu. Aslında fırça yiyen ilçe başkanı Baykal’ın bu tavırlarına alışıktır.
8– İzmir’de Sevigen faktörü öne çıkıyor. Kemal Karataş’ın da eli biraz olsun rahatlıyor.
9 – Kocaoğlu’nun teşekkür konuşmasında milletvekillerini ve ilçe başkanlarını pas geçmesi gözlerden kaçmadı.
10– Baykal bundan böyle daha sık İzmir’de olacağını söyledi. Böylece il kongresinde kendisine verilen yanlış bilgileri ortadan kaldırmayı planlıyor.
11 – Yerel seçimlerin yaklaşması belediye başkanları arasındaki buzları da eritiyor. Cevat Durak’ın Abdül Batur’u ziyaretini bu noktadan algılamak gerekiyor.
12– Kocaoğlu’nun bu hafta içinde vereceği mesajlar Baykal’ı ne kadar anladığını gösterecek.
NOT 1: Abdül Batur yeşil sahalara kısa süre içerisinde döneceğini açıkladı. Çarşamba gününden itibaren Narlıdere Belediyesi’ne koltuk değnekleri ile giderek koltuğu sağlama alacak.
NOT 2: Ekip zorda. Korkarım bu nedenle kurultayda ilginç denemelere girişebilirler.
NOT 3: Birileri büyükşehir adaylığına hazırlananlar için ilginç dosyalar hazırlamış. Hepsi Baykal’a bizzat takdim edildi.
YENİGÜN 14 - 04 - 2008
12 saat içerisinde çok şeyler yaşandı. Uzaktan izlemek daha yararlı oluyor. Notlar halinde kaleme alalım da akılda daha iyi kalsın.
1 – Dünkü gazete manşetlerinde de olduğu gibi Baykal’ın, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu ve metropol ilçe belediye başkanlarıyla olan iletişimi, CHP Genel Başkanı’nın İzmir konusunda kafasında bir şablon oluşturduğunu gösterdi. Baykal bu şablona göre belediye başkanlarına mesajını verdi.
2 – Havaalanındaki karşılama sonrası Gaziemir yakınlarında kır kahvesinde kahvaltı edildi. Herkesin nerede oturacağı isimlikler ile daha önceden belirlenmişti. Bazı ilçe başkanları bu kurala riayet etmek istemediler. Genel merkezin ısrarlı tavrı ile herkes isimleri yazan yerlere oturmak zorunda kaldı.
3 – Bu konuya bozulan ilçe başkanları ekip önderiyle alelacele bir toplantı yaptılar. Gün içinde uygulayacakları stratejiyi belirlediler.
4 – Kahvaltı sonrası Deniz Baykal ile belediye başkanları ayrı bir toplantı yaptı. Bu toplantıya örgütten kimse alınmadı. Baykal’ın bu toplantıda çok özel mesajları daha sonra bu sütundan yayınlanacak. Çünkü hepsi çok özel notlar.
5 – Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Sevigen’i kurultayda çizmeye çalışanların neredeyse tamamının Sevigen’in peşinden ayrılmamaları da ilginç bir nottu. Bir tavır takınıyorsanız bari onu doğru uygulayın. Sizin yüzünüzden şaşı olduk. Bu grubu bundan sonra şaşı yaparlar olarak kamuoyuna sunuyorum.
6 – Baykal’ın Kocaoğlu’na övgüler düzmesi adayının belirlendiği şeklinde yorumlandı. Ancak Kocaoğlu yerine adayları olanlar bu tespitlerin erken olduğuna yönelik açıklamalar yapmaya başladılar bile. Saflar giderek netleşiyor. Kurultay’da ipler bir yerden kopacak.
7 – Bir ilçe başkanının yediği fırça bütün gece konuşuldu. Aslında fırça yiyen ilçe başkanı Baykal’ın bu tavırlarına alışıktır.
8– İzmir’de Sevigen faktörü öne çıkıyor. Kemal Karataş’ın da eli biraz olsun rahatlıyor.
9 – Kocaoğlu’nun teşekkür konuşmasında milletvekillerini ve ilçe başkanlarını pas geçmesi gözlerden kaçmadı.
10– Baykal bundan böyle daha sık İzmir’de olacağını söyledi. Böylece il kongresinde kendisine verilen yanlış bilgileri ortadan kaldırmayı planlıyor.
11 – Yerel seçimlerin yaklaşması belediye başkanları arasındaki buzları da eritiyor. Cevat Durak’ın Abdül Batur’u ziyaretini bu noktadan algılamak gerekiyor.
12– Kocaoğlu’nun bu hafta içinde vereceği mesajlar Baykal’ı ne kadar anladığını gösterecek.
NOT 1: Abdül Batur yeşil sahalara kısa süre içerisinde döneceğini açıkladı. Çarşamba gününden itibaren Narlıdere Belediyesi’ne koltuk değnekleri ile giderek koltuğu sağlama alacak.
NOT 2: Ekip zorda. Korkarım bu nedenle kurultayda ilginç denemelere girişebilirler.
NOT 3: Birileri büyükşehir adaylığına hazırlananlar için ilginç dosyalar hazırlamış. Hepsi Baykal’a bizzat takdim edildi.
YENİGÜN 14 - 04 - 2008
Etiketler:
Türk - Yunan İlişkileri
24 Nisan 2007 Salı
Anketler
Seçim süreci yaklaştıkça bir çok anket çıkıyor karşımıza… Hepsinin sonuçları birbirinden farklı. Kiminde iki parti aşıyor barajı, kimisinde üç, bazılarında dört… Bazı anketlerde AKP açık ara birinci, bazılarında ise şiddetli oy kaybediyor…
Anketlerin partiye ve kişilere özel manipüle edildiği gerçeğini bir kez daha vurgulamak gerekiyor.
Seçim öncesi anket yapan bazı kuruluşlar ve hatta öğretim görevlileri ortaya çıkar, yaptırdıkları anketlerle para kazanmanın yollarını ararlar.
Bu tür isimlere ve kuruluşlara İzmir’de de rastlanır. Tabii bir internet sitesinden bu kuruluş ve kişilerin isimleri verilemez, ancak çevrenize bakar ve son günlerde bu konu üzerine yazı yazan, araştırma yapanlara dikkat ederseniz bu isimlere çok rahat ulaşabilirsiniz.
İnternette anket yapmak ise bir başka sorun ve manipülasyona alabildiğine açık.
Öncelikle bir denetleme mekanizması yok internet anketlerinin…
Oy verme sistemi de çok net biçimde oturmamış gibi…
Dolayısıyla çevrenizdeki birkaç kişiyi bilgisayar önüne oturtabilirseniz, birinci sıraya çıkmanız hiç de zor değil.
Anket sonuçları partilerin genel merkezleri tarafından nasıl değerlendiriliyor?
Benim gördüğüm siyasi partilerin genel merkezlerinin şahıslar üzerine yapılan anketlere soğuk durduğu…
Partiler güvendikleri bazı kurumlara oy oranları çerçevesinde anket yaptırıyor, ortaya çıkan sonuçlar çerçevesinde parti stratejisini saptamaya çalışıyor.
Genel seçimlerde milletvekili adaylarının çok önemi yok aslında. Özellikle merkez yoklamanın yapıldığı bir sistemde…
Parti genel merkezi yüzlerce denge üzerinden bir liste oluşturuyor, bu listeyi kimseye göstermeden Yüksek Seçim Kurulu’na ulaştırıyor.
Nedir milletvekili kıstasları genel merkezler için.
1 - Güvenlik kodlarını bilmek
2 – Genel merkeze yakınlık
3 – Farklı kültürleri temsil etmek.
4 – Tanınırlık
5 – Çalışkanlık
6 – Farklı alanlarda hareket yeteneği.
7 – Doğru zamanda doğru yerde bulunmak
8 – Şans
Bunun gibi yüzlerce kriteri bir araya getirmek mümkün listelerde yer almak için…
Milletvekili listelerini oluşturan genel merkezler için de zor bir durum.
Bir milletvekili seçiyorsunuz, adam üç gün sonra başka partiye geçiyor, oradan sizi eleştirmeye başlıyor.
O güne kadar hiç yanınızdan ayrılmayan, listeye girmek için kapı önünde yatan insanların seçildikten sonra gösterecekleri tavrı iyi ölçmesi gerekiyor genel merkezlerin…
Bu da listedeki birinci kıstasa özel önem yüklüyor. Yani güvenlik kodlarına…
Ankara’daki liste oluşturucuların şu günlerde en fazla önem verdikleri kıstas bu… Aday güvenlik kodunu ne kadar biliyor ve bu kodları hangi zaman dilimi içerisinde içselleştirebilecek?
Bu kıstası geçebilenlerin milletvekili olma şansları diğer adaylara göre daha yüksek.
Bakalım bu yıl bu kodları kimler okuyabilecek?
http://www.suleymangencel.com/ 24 - 04 - 2007
Anketlerin partiye ve kişilere özel manipüle edildiği gerçeğini bir kez daha vurgulamak gerekiyor.
Seçim öncesi anket yapan bazı kuruluşlar ve hatta öğretim görevlileri ortaya çıkar, yaptırdıkları anketlerle para kazanmanın yollarını ararlar.
Bu tür isimlere ve kuruluşlara İzmir’de de rastlanır. Tabii bir internet sitesinden bu kuruluş ve kişilerin isimleri verilemez, ancak çevrenize bakar ve son günlerde bu konu üzerine yazı yazan, araştırma yapanlara dikkat ederseniz bu isimlere çok rahat ulaşabilirsiniz.
İnternette anket yapmak ise bir başka sorun ve manipülasyona alabildiğine açık.
Öncelikle bir denetleme mekanizması yok internet anketlerinin…
Oy verme sistemi de çok net biçimde oturmamış gibi…
Dolayısıyla çevrenizdeki birkaç kişiyi bilgisayar önüne oturtabilirseniz, birinci sıraya çıkmanız hiç de zor değil.
Anket sonuçları partilerin genel merkezleri tarafından nasıl değerlendiriliyor?
Benim gördüğüm siyasi partilerin genel merkezlerinin şahıslar üzerine yapılan anketlere soğuk durduğu…
Partiler güvendikleri bazı kurumlara oy oranları çerçevesinde anket yaptırıyor, ortaya çıkan sonuçlar çerçevesinde parti stratejisini saptamaya çalışıyor.
Genel seçimlerde milletvekili adaylarının çok önemi yok aslında. Özellikle merkez yoklamanın yapıldığı bir sistemde…
Parti genel merkezi yüzlerce denge üzerinden bir liste oluşturuyor, bu listeyi kimseye göstermeden Yüksek Seçim Kurulu’na ulaştırıyor.
Nedir milletvekili kıstasları genel merkezler için.
1 - Güvenlik kodlarını bilmek
2 – Genel merkeze yakınlık
3 – Farklı kültürleri temsil etmek.
4 – Tanınırlık
5 – Çalışkanlık
6 – Farklı alanlarda hareket yeteneği.
7 – Doğru zamanda doğru yerde bulunmak
8 – Şans
Bunun gibi yüzlerce kriteri bir araya getirmek mümkün listelerde yer almak için…
Milletvekili listelerini oluşturan genel merkezler için de zor bir durum.
Bir milletvekili seçiyorsunuz, adam üç gün sonra başka partiye geçiyor, oradan sizi eleştirmeye başlıyor.
O güne kadar hiç yanınızdan ayrılmayan, listeye girmek için kapı önünde yatan insanların seçildikten sonra gösterecekleri tavrı iyi ölçmesi gerekiyor genel merkezlerin…
Bu da listedeki birinci kıstasa özel önem yüklüyor. Yani güvenlik kodlarına…
Ankara’daki liste oluşturucuların şu günlerde en fazla önem verdikleri kıstas bu… Aday güvenlik kodunu ne kadar biliyor ve bu kodları hangi zaman dilimi içerisinde içselleştirebilecek?
Bu kıstası geçebilenlerin milletvekili olma şansları diğer adaylara göre daha yüksek.
Bakalım bu yıl bu kodları kimler okuyabilecek?
http://www.suleymangencel.com/ 24 - 04 - 2007
Etiketler:
Türk - Yunan İlişkileri
16 Şubat 2007 Cuma
İlginç ama bir o kadar da tehlikeli bir ilişki ağı
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, İzmir Kalkınma Ajansı için belediye bünyesinde oluşturduğu birimin rahat etmesi amacıyla bir hizmet binası tahsis etti ve bunu bir kokteyl ile basına tanıttı. Bu birimin başına daha önce de bu siteden ilan ettiğimiz gibi Yonca Zarif getirilmişti. Diğer ifade ile Milliyet Gazetesi İzmir Temsilcisi Bülent Zarif’in eşi… Aziz Kocaoğlu Büyükşehir-medya ilişkisini şimdiye kadar görmediğimiz bir noktaya taşıma kararında anlaşılan.
Son gelen bilgilere göre Aziz Kocaoğlu EXPO için de belediye içerisinde bir birim oluşturacak, başına da halen İZFAŞ Genel Müdürü olan Doğan İşleyen’i atayacak. Uzun süredir özellikle CHP eski İl Başkanı Alaattin Yüksel ile girdiği mücadele nedeniyle görevinden rahatsız olan İşleyen bu atama ile fuardan uzaklaştırılacak. Yerine kim gelecek İşleyen’in?
Aynur Tartan… Halen İZFAŞ’ta iletişim koordinatörü olarak görev sürdüren Aynur Tartan İZFAŞ Genel Müdürü olacak. Aynur Tartan Hürriyet Gazetesi İzmir temsilcisi Hakan Tartan’ın eşi…
Görünen o ki, Aziz Kocaoğlu sırtını Doğan Grubu’na dayayarak sorunları ortadan kaldırabileceğini, medyayı bu şekilde daha iyi kullanabileceğini sanıyor.
Ancak Türkiye ve İzmir medyası sadece Doğan Grubu’ndan oluşmuyor. Bunun son deneyimini Tayland seferinde yaşadı Kocaoğlu. İrili ufaklı yerel ve ulusal medya Tayland seferini öyle bir tartışmaya başladı ki, Kocaoğlu bile nasıl bu kadar ünlü olduğunu anlayamadı.
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’nun unutmaması gereken bir nokta daha var. Doğan Grubu içerisinde de varolan ilişki ağlarından hoşlanmayan, sadece gazetecilik yapmaya çalışanlar da var.
Milliyet Gazetesi köşe yazarı Can Dündar da bu isimlerden bir tanesi. Tayland seferinin gerçek anlamda bir siyasi krize dönüşmesine zemin hazırlayanlardan biri de Can Dündar’ın Milliyet’te yayınlanan köşe yazısı değil miydi?
Önümüzdeki günlerde İzmir Büyükşehir Belediyesi-medya ilişkisine daha fazla yer vereceğiz sanırım. Çünkü bu kurumda geliştirilen ilişkiler bir köşe yazarı için bulunmaz fırsatlar yaratıyor…
***
Olaylı Tayland gezisinin siyasi depremi devam ediyor. CHP Genel Merkezi’nin aldığı karara uymayarak Tayland’a gidenler, geçtiğimiz hafta CHP İzmir il yönetiminin oluşturduğu komisyonlara ifade vermişler, İl Disiplin Kurulu tarafından çağırılmayı beklemeye başlamışlardı. Tabii bu süreç içerisinde kulis faaliyetlerini hızlandırmış, olayın sadece uyarı ile geçiştirilmesi için sıkı bir mücadeleye girişmişlerdi. Bu mücadeleye il yönetiminin de destek verdiği açık.
Ancak, genel merkez aynı düşüncede değil. Daha önce de bu sütunlardan ifade etmeye çalıştığım gibi, CHP Genel Merkezi parti disiplinini gerçek anlamda yerleştirmeye çalışıyor. Bu nedenle “Genel başkanın mesajını tüm Türkiye’nin önünde reddedip, geziye giderim, sonra da küçük bir ceza ile yırtıp, kendi siyasi mücadeleme devam ederim” anlayışının bu süreçte tutacağını pek sanmıyorum.
İl Disiplin Kurulu İzmir’de karar verecek? Ya sonra… Eğer gerekli ceza alınmazsa, İzmir’den parti disiplinine inanan bir grup CHP’li konuyu Yüksek Disiplin Kurulu’na taşıyacak.
Yüksek Disiplin Kurulu da genel merkezin bakış açısı doğrultusunda kararını ortaya koyacak.
Tabii süreç bu şekilde işlerse, Tayland seferi başlarken “Gidenleri ihraç ederiz” diyebilecek kadar sertleşen, ancak bugünlerde “uyarı” normaldir diyerek hayli geri adım atan CHP İl Başkanı Selçuk Ayhan’ın ileriye yönelik siyasi beklentilerini buzdolabının hangi köşesine koymayı planlıyor, bilemem…
http://www.suleymangencel.com/ 16 – 02 -2007
Son gelen bilgilere göre Aziz Kocaoğlu EXPO için de belediye içerisinde bir birim oluşturacak, başına da halen İZFAŞ Genel Müdürü olan Doğan İşleyen’i atayacak. Uzun süredir özellikle CHP eski İl Başkanı Alaattin Yüksel ile girdiği mücadele nedeniyle görevinden rahatsız olan İşleyen bu atama ile fuardan uzaklaştırılacak. Yerine kim gelecek İşleyen’in?
Aynur Tartan… Halen İZFAŞ’ta iletişim koordinatörü olarak görev sürdüren Aynur Tartan İZFAŞ Genel Müdürü olacak. Aynur Tartan Hürriyet Gazetesi İzmir temsilcisi Hakan Tartan’ın eşi…
Görünen o ki, Aziz Kocaoğlu sırtını Doğan Grubu’na dayayarak sorunları ortadan kaldırabileceğini, medyayı bu şekilde daha iyi kullanabileceğini sanıyor.
Ancak Türkiye ve İzmir medyası sadece Doğan Grubu’ndan oluşmuyor. Bunun son deneyimini Tayland seferinde yaşadı Kocaoğlu. İrili ufaklı yerel ve ulusal medya Tayland seferini öyle bir tartışmaya başladı ki, Kocaoğlu bile nasıl bu kadar ünlü olduğunu anlayamadı.
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’nun unutmaması gereken bir nokta daha var. Doğan Grubu içerisinde de varolan ilişki ağlarından hoşlanmayan, sadece gazetecilik yapmaya çalışanlar da var.
Milliyet Gazetesi köşe yazarı Can Dündar da bu isimlerden bir tanesi. Tayland seferinin gerçek anlamda bir siyasi krize dönüşmesine zemin hazırlayanlardan biri de Can Dündar’ın Milliyet’te yayınlanan köşe yazısı değil miydi?
Önümüzdeki günlerde İzmir Büyükşehir Belediyesi-medya ilişkisine daha fazla yer vereceğiz sanırım. Çünkü bu kurumda geliştirilen ilişkiler bir köşe yazarı için bulunmaz fırsatlar yaratıyor…
***
Olaylı Tayland gezisinin siyasi depremi devam ediyor. CHP Genel Merkezi’nin aldığı karara uymayarak Tayland’a gidenler, geçtiğimiz hafta CHP İzmir il yönetiminin oluşturduğu komisyonlara ifade vermişler, İl Disiplin Kurulu tarafından çağırılmayı beklemeye başlamışlardı. Tabii bu süreç içerisinde kulis faaliyetlerini hızlandırmış, olayın sadece uyarı ile geçiştirilmesi için sıkı bir mücadeleye girişmişlerdi. Bu mücadeleye il yönetiminin de destek verdiği açık.
Ancak, genel merkez aynı düşüncede değil. Daha önce de bu sütunlardan ifade etmeye çalıştığım gibi, CHP Genel Merkezi parti disiplinini gerçek anlamda yerleştirmeye çalışıyor. Bu nedenle “Genel başkanın mesajını tüm Türkiye’nin önünde reddedip, geziye giderim, sonra da küçük bir ceza ile yırtıp, kendi siyasi mücadeleme devam ederim” anlayışının bu süreçte tutacağını pek sanmıyorum.
İl Disiplin Kurulu İzmir’de karar verecek? Ya sonra… Eğer gerekli ceza alınmazsa, İzmir’den parti disiplinine inanan bir grup CHP’li konuyu Yüksek Disiplin Kurulu’na taşıyacak.
Yüksek Disiplin Kurulu da genel merkezin bakış açısı doğrultusunda kararını ortaya koyacak.
Tabii süreç bu şekilde işlerse, Tayland seferi başlarken “Gidenleri ihraç ederiz” diyebilecek kadar sertleşen, ancak bugünlerde “uyarı” normaldir diyerek hayli geri adım atan CHP İl Başkanı Selçuk Ayhan’ın ileriye yönelik siyasi beklentilerini buzdolabının hangi köşesine koymayı planlıyor, bilemem…
http://www.suleymangencel.com/ 16 – 02 -2007
Etiketler:
Türk - Yunan İlişkileri
22 Ocak 2007 Pazartesi
227 kişiye ne oldu?
Biri bana, “Gün gelecek, bir hafta boyunca tüm Tayland gazetelerini tarayacaksın” dese, güler geçerdim herhalde. Ama şimdi gülmüyor, her gün iki saat internetten Tayland gazetelerini takip ediyorum.
Ne mi arıyorum? İzmir Büyükşehir belediyesi’nin Türkiye’de fırtınalar koparan ünlü Tayland gezisine Tayland’ın bakışını öğrenmek.
İzmir Büyükşehir Belediyesi internet sitesine baktığımızda, Aziz Kocaoğlu ve avanesinin Tayland’a götürdükleri Türk gazetecilere verdikleri demeçleri okuduğumuzda, biz Tayland’ı fethetmişiz.
Olabilir, bu bir bakış açısı
Peki ya fethettikleri ülke, bu fatihleri nasıl algılıyor?
Tayland’ın resmi dili Tay olduğu için tabii ki bu dilde yayınlanan gazeteleri takip etme şansımız olmadı. Ancak hemen hemen tüm gazetelerin ve haber ajanslarının İngilizce siteleri de var. Ne de olsa bir dönem büyük devletlerin sömürgesi altında kalan bu topraklarda İngilizce ikinci resmi dil durumunda.
Önce, Çiçekçilik EXPO’sunun yapıldığı Chiang Mai’ye uzanalım… Her organizasyonun olduğu gibi bu fuarında bir web sitesi var.
http://www.royalfloraexpo.com/ Bu sitede Türkiye üzerine bir tek haber gözümüze ilişti. Türkiye’nin Tayland Büyükelçisi Mümin Alanat’ın EXPO alanını ziyaret edişi ve yöneticilerine Türk lokumu dağıtması. Bir uçak ile EXPO’ya çıkarma yapan İzmir ekibinden hiç söz edilmiyor. Türkiye Büyükelçisi de bu konu üzerine hiçbir şey söylemiyor. Çiçekçilik EXPO’sunda Türkiye’nin bir bahçesinin bulunmasının Türkiye-Tayland ilişkilerini geliştireceğini vurguluyor. Kocaoğlu İzmir’e dönüşünden sonra, kanka olduğu EXPO’cu Taylandlıları bir arasa da resmini siteye koydursa bari.
Star Gazetesi Ege Bölge Temsilcisi Halit Tunç, köşe yazısında, “Tayland çiçekçilik seferinde ulaştığımız en ilginç bilgi ise EXPO 2015 fuarı için karar verebilecek hiçbir delegenin orada olmadığıdır” diyor. Ben okuduklarımın içerisinde bu bilgiye rastlamadım. Ancak bu doğru ise durum gerçekten bir felaket.
Neyse biz devam edelim Tayland medyasına…
http://www.chiangmainews.com/ Şehir haberleri sitesi. Bir hafta boyunca tek bir habere rastlamadım, İzmir grubu ile ilgili.
http://www.bangkokpost.com/ Ülkenin en büyük yayın organlarından biri. Güncel ve ekonomi haberlerinde ünlü İzmir çıkarması ile ilgili bir satır bile yok. Sadece EXPO bittikten sonra fuarın yapıldığı alan Tayland Tarım Bakanlığı’na devredilecekmiş
http://www.bangkokrecorder.com/ Vallahi burada da bir şey yazmamışlar…
http://www.biz-day.com/ Tayland’ın iş dünyası ile ilgili bir site. Burada da tek kelime yok. Ne Türkiye, ne İzmir.
http://etna.mcot.net/ Thai Haber Ajansı’nın İngilizce sitesi… Singapur Büyükelçisi’nin yaptığı konuşma bile haber olmuş. Ancak bizimkilerden tık yok.
http://www.nationmultimedia.com/ Ulus adlı bir Tayland gazetesi. Küçük ve orta ölçekli işletmeler üzerine birkaç haber var. Hatta ulusal Park’ta bu işletmeler için yeni bir alan açılacağı ancak bürokrasi dolayısıyla bunun geciktiği belirtiliyor.
http://thainews.prd.go.th/newsenglish Tayland Hükümeti’nin resmi haber ajansı. Tayland’a yaşanan trafik kazası haberi bile var. Neyse ki kazaya neden olanlar Türk değil. Kuş gribi konusunda da önemli haberler var. Belki İzmir heyeti döndükten sonra karantinaya almak gerekebilir. İkinci bir nedenle de karantina gerekebilir ama neyse….
http://www.pattayamail.com/ İzmir Grubu’nun gözdesi Pataya’nın yerel gazetesi de bizimkileri “es” geçmiş. Tayland’daki Çocuk Günü üzerine bol bol resimler ve haberler var. Dubai’den gelen iki yatırımcının kentin hangi bölgesiyle ilgilendiklerine yönelik ekonomi haberleri de bulunuyor.
http://2bangkok.com/ Tayland’da hava kirliliği yaşandığına dair bilgileri bu gazeteden alıyoruz. Çocuk Günü haberleri de ön sıralarda bu yayın organında. Allah için bir İzmir haberi bakıyoruz. Ama nafile…
http://www.asiantribune.com/ İsmine bakılırsa sadece Tayland’ın değil, bölgenin en ciddi yayın organlarından biri. Sokağa bırakılan yaşlı adam haberi, bomba ihbarı bu gazetenin öne çıkardığı haberler arasında.
http://www.thekoratpost.com/ Bu yayın organı da İzmir’e hiç değinmemiş.
http://www.pattayablatt.com/ Almanca bir internet sitesi. Liseden kalma Almancam ile okumaya çalıştım. Kamboçyalı bazı yatırımcıların Tayland’a geldiğine kadar birçok habere rastladım. Ama içinde Türkiye ve İzmir geçen hiçbir haber karşıma çıkmadı. www.pattayadailynews.com Kuzey Avrupa’dan gelen bazı yatırımcıların ülkenin farklı bölgelerine tur düzenledikleri ve yatırım alanı aradıkları öne çıkarılmış. Angelina Jolie’nin, Brad Pitt ile ilişkisinin düzeldiğine dair habere bile rastladım. Ama bizimkileri göremedim.
Üstelik ben bu haberleri izlerken Tayland’dan şöyle bir açıklama geldi. “Önceki gün Bangkok’un tarihi mekanlarını gezdik. Akşam tekne gezisiyle kent turumuza devam ettik. Dün ise Taylandlı ulusal ve yerel basın mensupları ile bir basın toplantısı düzenledik. Bu sabah 4 Tayland televizyonunun ortak canlı yayınında Türkiye ve İzmir i tanıttık.”
Ben size Tayland’da yayınlanan gazetelerin web adreslerini de verdim. İngilizce bilen girer bakar neler olduğuna bu ülkede. Ve görür İzmir ile Türkiye’nin nasıl algılandığını…
Tabii ki sadece Tay dilinde yayınlanan, İzmir’de bazı gazetelerin yaptığı gibi 400 satarken 10 bin sattıklarını iddia eden birkaç yerel Tayland gazetesi, İzmir Grubu’nun tartışmalı gezisine yer vermiş olabilir. Tabii onları daha sonra izlemek gerekecek. Belki bu gazetelerde de önümüzdeki haftalarda İzmir Büyükşehir Belediyesi ilanlarına rastlayabiliriz…
NOT: Dönüş hazırlıklarına başlayan belediye meclis üyeleri ve belediye başkanları arasında panik havası seziliyor. Kafilenin büyük çoğunluğu dönüşte partilerinin kendilerine gösterecekleri tavrı merak ediyor. Tabii ki eğlence ve gezi programı sona erdi, şimdi gerçeklerle yüzleşme zamanı…
http://www.suleymangencel/ 22 – 01 -2007
Ne mi arıyorum? İzmir Büyükşehir belediyesi’nin Türkiye’de fırtınalar koparan ünlü Tayland gezisine Tayland’ın bakışını öğrenmek.
İzmir Büyükşehir Belediyesi internet sitesine baktığımızda, Aziz Kocaoğlu ve avanesinin Tayland’a götürdükleri Türk gazetecilere verdikleri demeçleri okuduğumuzda, biz Tayland’ı fethetmişiz.
Olabilir, bu bir bakış açısı
Peki ya fethettikleri ülke, bu fatihleri nasıl algılıyor?
Tayland’ın resmi dili Tay olduğu için tabii ki bu dilde yayınlanan gazeteleri takip etme şansımız olmadı. Ancak hemen hemen tüm gazetelerin ve haber ajanslarının İngilizce siteleri de var. Ne de olsa bir dönem büyük devletlerin sömürgesi altında kalan bu topraklarda İngilizce ikinci resmi dil durumunda.
Önce, Çiçekçilik EXPO’sunun yapıldığı Chiang Mai’ye uzanalım… Her organizasyonun olduğu gibi bu fuarında bir web sitesi var.
http://www.royalfloraexpo.com/ Bu sitede Türkiye üzerine bir tek haber gözümüze ilişti. Türkiye’nin Tayland Büyükelçisi Mümin Alanat’ın EXPO alanını ziyaret edişi ve yöneticilerine Türk lokumu dağıtması. Bir uçak ile EXPO’ya çıkarma yapan İzmir ekibinden hiç söz edilmiyor. Türkiye Büyükelçisi de bu konu üzerine hiçbir şey söylemiyor. Çiçekçilik EXPO’sunda Türkiye’nin bir bahçesinin bulunmasının Türkiye-Tayland ilişkilerini geliştireceğini vurguluyor. Kocaoğlu İzmir’e dönüşünden sonra, kanka olduğu EXPO’cu Taylandlıları bir arasa da resmini siteye koydursa bari.
Star Gazetesi Ege Bölge Temsilcisi Halit Tunç, köşe yazısında, “Tayland çiçekçilik seferinde ulaştığımız en ilginç bilgi ise EXPO 2015 fuarı için karar verebilecek hiçbir delegenin orada olmadığıdır” diyor. Ben okuduklarımın içerisinde bu bilgiye rastlamadım. Ancak bu doğru ise durum gerçekten bir felaket.
Neyse biz devam edelim Tayland medyasına…
http://www.chiangmainews.com/ Şehir haberleri sitesi. Bir hafta boyunca tek bir habere rastlamadım, İzmir grubu ile ilgili.
http://www.bangkokpost.com/ Ülkenin en büyük yayın organlarından biri. Güncel ve ekonomi haberlerinde ünlü İzmir çıkarması ile ilgili bir satır bile yok. Sadece EXPO bittikten sonra fuarın yapıldığı alan Tayland Tarım Bakanlığı’na devredilecekmiş
http://www.bangkokrecorder.com/ Vallahi burada da bir şey yazmamışlar…
http://www.biz-day.com/ Tayland’ın iş dünyası ile ilgili bir site. Burada da tek kelime yok. Ne Türkiye, ne İzmir.
http://etna.mcot.net/ Thai Haber Ajansı’nın İngilizce sitesi… Singapur Büyükelçisi’nin yaptığı konuşma bile haber olmuş. Ancak bizimkilerden tık yok.
http://www.nationmultimedia.com/ Ulus adlı bir Tayland gazetesi. Küçük ve orta ölçekli işletmeler üzerine birkaç haber var. Hatta ulusal Park’ta bu işletmeler için yeni bir alan açılacağı ancak bürokrasi dolayısıyla bunun geciktiği belirtiliyor.
http://thainews.prd.go.th/newsenglish Tayland Hükümeti’nin resmi haber ajansı. Tayland’a yaşanan trafik kazası haberi bile var. Neyse ki kazaya neden olanlar Türk değil. Kuş gribi konusunda da önemli haberler var. Belki İzmir heyeti döndükten sonra karantinaya almak gerekebilir. İkinci bir nedenle de karantina gerekebilir ama neyse….
http://www.pattayamail.com/ İzmir Grubu’nun gözdesi Pataya’nın yerel gazetesi de bizimkileri “es” geçmiş. Tayland’daki Çocuk Günü üzerine bol bol resimler ve haberler var. Dubai’den gelen iki yatırımcının kentin hangi bölgesiyle ilgilendiklerine yönelik ekonomi haberleri de bulunuyor.
http://2bangkok.com/ Tayland’da hava kirliliği yaşandığına dair bilgileri bu gazeteden alıyoruz. Çocuk Günü haberleri de ön sıralarda bu yayın organında. Allah için bir İzmir haberi bakıyoruz. Ama nafile…
http://www.asiantribune.com/ İsmine bakılırsa sadece Tayland’ın değil, bölgenin en ciddi yayın organlarından biri. Sokağa bırakılan yaşlı adam haberi, bomba ihbarı bu gazetenin öne çıkardığı haberler arasında.
http://www.thekoratpost.com/ Bu yayın organı da İzmir’e hiç değinmemiş.
http://www.pattayablatt.com/ Almanca bir internet sitesi. Liseden kalma Almancam ile okumaya çalıştım. Kamboçyalı bazı yatırımcıların Tayland’a geldiğine kadar birçok habere rastladım. Ama içinde Türkiye ve İzmir geçen hiçbir haber karşıma çıkmadı. www.pattayadailynews.com Kuzey Avrupa’dan gelen bazı yatırımcıların ülkenin farklı bölgelerine tur düzenledikleri ve yatırım alanı aradıkları öne çıkarılmış. Angelina Jolie’nin, Brad Pitt ile ilişkisinin düzeldiğine dair habere bile rastladım. Ama bizimkileri göremedim.
Üstelik ben bu haberleri izlerken Tayland’dan şöyle bir açıklama geldi. “Önceki gün Bangkok’un tarihi mekanlarını gezdik. Akşam tekne gezisiyle kent turumuza devam ettik. Dün ise Taylandlı ulusal ve yerel basın mensupları ile bir basın toplantısı düzenledik. Bu sabah 4 Tayland televizyonunun ortak canlı yayınında Türkiye ve İzmir i tanıttık.”
Ben size Tayland’da yayınlanan gazetelerin web adreslerini de verdim. İngilizce bilen girer bakar neler olduğuna bu ülkede. Ve görür İzmir ile Türkiye’nin nasıl algılandığını…
Tabii ki sadece Tay dilinde yayınlanan, İzmir’de bazı gazetelerin yaptığı gibi 400 satarken 10 bin sattıklarını iddia eden birkaç yerel Tayland gazetesi, İzmir Grubu’nun tartışmalı gezisine yer vermiş olabilir. Tabii onları daha sonra izlemek gerekecek. Belki bu gazetelerde de önümüzdeki haftalarda İzmir Büyükşehir Belediyesi ilanlarına rastlayabiliriz…
NOT: Dönüş hazırlıklarına başlayan belediye meclis üyeleri ve belediye başkanları arasında panik havası seziliyor. Kafilenin büyük çoğunluğu dönüşte partilerinin kendilerine gösterecekleri tavrı merak ediyor. Tabii ki eğlence ve gezi programı sona erdi, şimdi gerçeklerle yüzleşme zamanı…
http://www.suleymangencel/ 22 – 01 -2007
Etiketler:
Türk - Yunan İlişkileri
3 Nisan 2003 Perşembe
Vah zavallı İzmir vah!
Hukuksuzluğun yılmaz savunucu başlıklı dünkü yazıma, tepkiler hayli yoğundu. Bir bölümü CHP İl Başkanı Alaattin Yüksel'in, Konak Pier konusunda gösterdiği tavrın kendilerinde hayal kırıklığı yaşattığını belirterek, "Kamuya açık konuşmalarda bu tavrı sergilemiyor" yorumunda bulunuyorlar. Bir bölüm partili ise bu bakış açısının Alaattin Yüksel'e uygun olduğunu dile getiriyor, "Daha önce arkadaşları uyarmıştık, ancak dikkate alınmadı. Şimdi görüntüler netleşti" diyorlar. Genel merkezden gelen tepkiler ise farklı: CHP, kişi ve kurum ayrımı gözetmeden hukukun üstünlüğü ilkesinden vazgeçmez, toplumsal yararı öne çıkarır, kamu önceliklerini dikkate alır.
İl Başkanı Alaattin Yüksel, böyle bir yazının kaleme alınmasından rahatsız. Yemeğe katılan bir gazeteciye yaptığı açıklamada şunları ifade ediyor:
"Dost meclisinde konuşulanların, yazıya dökülmesi, gazetecilik etiğine aykırıdır."
Dost meclisinde ifade edilenler ve kamuya aktarılanlar. Gerçek yüzler ve maskeler...
Üstelik tartışmanın yapıldığı yer, neden dost meclisi olarak tanımlanıyor? Ya da, konuşmanın başlaması sırasında, "Burada konuşulanlar kesinlikle yazılmayacaktır" uyarısı mı yapıldı?
Hayır...
Ancak bundan daha önemlisi, CHP İl Başkanı'nın Konak Pier konusunda söylediklerinin sohbete katılan tüm gazeteciler tarafından hayretle karşılanması. Hatta gazetecilerden biri, "Başkan olduğum gün Konak Pier'i açacağım" sözlerine karşılık uyardı:
"Alaattin Bey, bu tür sözler vermeyin. Başkan olduğunuz gün burada söylediklerinizi uygulamaya koymanız istenebilir. Bazı konular karşıdan farklı görünür, ancak içine girdiğinizde verdiğiniz sözleri yerine getiremeyebilirsiniz."
Bir taraftan kamuoyuna hukukun üstünlüğü ilkesini, demokrasiyi anlatacaksın, diğer taraftan "dost meclisleri"nde hukuku bir tarafa bırakacak, hukukun yanında olan bazı oda başkanlarını isim vererek suçlayacaksın.
Neyse, bu "dost meclisi"nden şu gerçekleri ortaya çıkardık.
1- Alaattin Yüksel, CHP'den büyükşehir belediye başkanı adayı olmayı iyice netleştirmiş. Sadece, genel merkezden sinyal bekliyor.
2- Koltuk telaşı insanları değiştiriyor.
3- Alaattin Yüksel, işadamlığı yanında iyi bir psikolog.
4- Alaattin Yüksel en çok Hıncal Uluç'u seviyor.
5- Yüksel başkan olursa, kendimize başka bir kent arayalım.
6- Vah, zavallı İzmir...
HABER EKSPRES 03 - 04 - 2003
İl Başkanı Alaattin Yüksel, böyle bir yazının kaleme alınmasından rahatsız. Yemeğe katılan bir gazeteciye yaptığı açıklamada şunları ifade ediyor:
"Dost meclisinde konuşulanların, yazıya dökülmesi, gazetecilik etiğine aykırıdır."
Dost meclisinde ifade edilenler ve kamuya aktarılanlar. Gerçek yüzler ve maskeler...
Üstelik tartışmanın yapıldığı yer, neden dost meclisi olarak tanımlanıyor? Ya da, konuşmanın başlaması sırasında, "Burada konuşulanlar kesinlikle yazılmayacaktır" uyarısı mı yapıldı?
Hayır...
Ancak bundan daha önemlisi, CHP İl Başkanı'nın Konak Pier konusunda söylediklerinin sohbete katılan tüm gazeteciler tarafından hayretle karşılanması. Hatta gazetecilerden biri, "Başkan olduğum gün Konak Pier'i açacağım" sözlerine karşılık uyardı:
"Alaattin Bey, bu tür sözler vermeyin. Başkan olduğunuz gün burada söylediklerinizi uygulamaya koymanız istenebilir. Bazı konular karşıdan farklı görünür, ancak içine girdiğinizde verdiğiniz sözleri yerine getiremeyebilirsiniz."
Bir taraftan kamuoyuna hukukun üstünlüğü ilkesini, demokrasiyi anlatacaksın, diğer taraftan "dost meclisleri"nde hukuku bir tarafa bırakacak, hukukun yanında olan bazı oda başkanlarını isim vererek suçlayacaksın.
Neyse, bu "dost meclisi"nden şu gerçekleri ortaya çıkardık.
1- Alaattin Yüksel, CHP'den büyükşehir belediye başkanı adayı olmayı iyice netleştirmiş. Sadece, genel merkezden sinyal bekliyor.
2- Koltuk telaşı insanları değiştiriyor.
3- Alaattin Yüksel, işadamlığı yanında iyi bir psikolog.
4- Alaattin Yüksel en çok Hıncal Uluç'u seviyor.
5- Yüksel başkan olursa, kendimize başka bir kent arayalım.
6- Vah, zavallı İzmir...
HABER EKSPRES 03 - 04 - 2003
Etiketler:
Türk - Yunan İlişkileri
18 Eylül 2002 Çarşamba
Cem'in şaşırtan önerisi
Yeni Türkiye Partisi, sivil toplum örgütleriyle gerekli ilişkiyi sürdürüyor. Hem de kendilerine özgü bir tavırla. Bugün İzmir'e gelecek olan Yeni Türkiye Partisi Genel Başkanı İsmail Cem, zaman darlığını gerekçe göstererek, sivil toplum kuruluşlarını ve meslek odalarını, ayrı ayrı ziyaret etmekten vazgeçti. YTP'nin 1. bölge adayları adına Hakan Tartan ve 2. bölge adayları adına Ekrem Demirtaş'ın imzasıyla meslek odalarına, sendikalara ve sivil toplum kuruluşlarına birer yazı gönderildi. Yazıda, "Sayın İsmail Cem, zaman darlığı nedeniyle her kuruluşu ayrı ayrı ziyaret edemeyecektir. Karşılıklı görüş alışverişinde bulunmayı arzu edenler, Ege Palas Oteli'nde düzenlediğimiz kahvaltıya gelebilirler" denildi.
Böyle bir metni kaleme almak için, çok cesaretli olmak gerekiyor gerçekten.
Ancak, bu yöntem YTP içinde bazı görüş ayrılıklarına yol açtı. Bir grup partili, "ayağa çağırma" yöntemini çok acemice ve yanlış bulduklarını belirtti. "Her parti lideri gibi Cem de, meslek odalarını, sendikaları, sivil toplum kuruluşlarını tek tek ziyaret etmeliydi. Diğer liderlerin vakti, Cem'in vaktinden daha mı az değerli?" dediler.
Ben ise İsmail Cem'in, bu yaklaşımını oldukça ilginç buldum. Tipik bir beyaz Türk, hatta bembeyaz Türk tavrı.
Ne olacak, sivil toplum örgütleri liderleri, bütün gün koltuklarında oturuyorlar. Ege Palas'a gelerek, en azından sabah sporu yaparlar. Zaten, oy isteyecek olanlar da, sivil toplum örgütlerinin başkanları. İsmail Cem ise, oy verecek grubu temsil ediyor.
Kim ne derse desin, ben bu tavrı çok doğru buldum. Diğer partilere de bunu öneriyorum.
Bütün gün, kapı kapı dolaşıp, kendilerini anlatacaklarına, televizyonlara çıkıp parti programlarını halka ifade edeceklerine, bir otelde oda tutsunlar, herkesi oraya davet ederek, genel açıklamada bulunsunlar.
Bundan sonra ben de parti toplantılarına, davetlere gitmek yerine, İsmail Cem taktiği uygulayacağım. Buradan sesleniyorum, çok işim var. Tüm milletvekili adaylarını gazetedeki odamda bekliyorum. Gelip, Türkiye'nin sorunlarını anlatsınlar, çözüm önerilerini sıralasınlar. Ve tabii, YTP'nin bu ilginç propaganda yöntemlerinden sonra, 3 Kasım'da alacağı oyu gerçekten merak ediyorum. Bakarsınız beni şaşırtır, yüzdeli rakamlara geçebilirler... Belki sanal bir ülkede iktidara bile gelebilirler.
HABER EKSPRES 18 - 09 - 2002
Böyle bir metni kaleme almak için, çok cesaretli olmak gerekiyor gerçekten.
Ancak, bu yöntem YTP içinde bazı görüş ayrılıklarına yol açtı. Bir grup partili, "ayağa çağırma" yöntemini çok acemice ve yanlış bulduklarını belirtti. "Her parti lideri gibi Cem de, meslek odalarını, sendikaları, sivil toplum kuruluşlarını tek tek ziyaret etmeliydi. Diğer liderlerin vakti, Cem'in vaktinden daha mı az değerli?" dediler.
Ben ise İsmail Cem'in, bu yaklaşımını oldukça ilginç buldum. Tipik bir beyaz Türk, hatta bembeyaz Türk tavrı.
Ne olacak, sivil toplum örgütleri liderleri, bütün gün koltuklarında oturuyorlar. Ege Palas'a gelerek, en azından sabah sporu yaparlar. Zaten, oy isteyecek olanlar da, sivil toplum örgütlerinin başkanları. İsmail Cem ise, oy verecek grubu temsil ediyor.
Kim ne derse desin, ben bu tavrı çok doğru buldum. Diğer partilere de bunu öneriyorum.
Bütün gün, kapı kapı dolaşıp, kendilerini anlatacaklarına, televizyonlara çıkıp parti programlarını halka ifade edeceklerine, bir otelde oda tutsunlar, herkesi oraya davet ederek, genel açıklamada bulunsunlar.
Bundan sonra ben de parti toplantılarına, davetlere gitmek yerine, İsmail Cem taktiği uygulayacağım. Buradan sesleniyorum, çok işim var. Tüm milletvekili adaylarını gazetedeki odamda bekliyorum. Gelip, Türkiye'nin sorunlarını anlatsınlar, çözüm önerilerini sıralasınlar. Ve tabii, YTP'nin bu ilginç propaganda yöntemlerinden sonra, 3 Kasım'da alacağı oyu gerçekten merak ediyorum. Bakarsınız beni şaşırtır, yüzdeli rakamlara geçebilirler... Belki sanal bir ülkede iktidara bile gelebilirler.
HABER EKSPRES 18 - 09 - 2002
Etiketler:
Türk - Yunan İlişkileri
14 Temmuz 2002 Pazar
Ege'de "öteki"
Yunanistan Dışişleri Bakanı Yorgo Papandreu, genelde Hristiyan-Müslüman çatışması, özelde Türk-Yunan ilişkilerinde yaşanan sorunun kaynağını tesbit etti: Korku. Bugüne kadar karşı tarafı tanımlamada ortaya çıkan zaafın temelinde korku var. Sadece uluslararası ilişkilerde değil, ulus içindeki çatışmaların kaynağında da korkuyu buluyorsunuz. Türkiye'deki İslami yapılanmaya karşı çıkan "laik" kanadın çıkış noktası da korku. Devletin, sistemin değiştirileceği korkusu.
Kürtlerle yaşanan sorunun arkasında da korku var. Ülkenin bölüneceği korkusu.
Papandreu sorunların çözülmesi için gerekli olan korkuların arındırılması eylemini politikacılara yüklüyor ve şöyle diyor: "Politikacının en büyük görevi ayak uydurma ve anlama yeteneğidir."
Türkiye'de ayak uydurma ve anlama yeteneği gelişmiş politikacı bulmak maalesef kolay değil. Ayak uydurmak, yeni ile bütünleşmek, yeniyi algılamak ve onunla yaşamayı öğrenmekten geçiyor.
Anlamak ise okumanın, kendini geliştirmenin kazandırdığı bir yeti. Tabii bunun için bir eylem gerekiyor. Sürekli okumak. Çevrenize bir bakın. Politikacılar arasında okuyan, dünyayı anlamaya çalışan kaç kişi var?
Ayak uyduran ve anlama yeteneği gelişmiş politikacılar korkusuz olarak tanımlanırlar. Dünyayı değiştirmek için aldıkları kararlar, anlama yeteneği gelişmemiş insanları huzursuz eder.
Türkiye korkunun hüküm sürdüğü bir ülke. Korkunun kaynakları çok açık. Ayak uyduramamak ve anlama yeteneğini geliştirmemek.
Ve korkular içinde yaşayan toplum öyle bir noktaya geliyor ki, sistem kendini yeniden üretiyor. İnsanlar daha çok korkuyor, korktukça değişime karşı çıkıyor. Değişim engellendikçe ayak uydurma şansı ortadan kalkıyor. Ortaya çıkan statik yapı içinde anlama yetisi kayboluyor.
Sonunda ucube, gelişime direnen, varolanı kavrayamayan, sloganlar ile hareket eden, sorgulamayan ve en önemlisi korkan bir toplum yaratıyoruz.
İstanbul'da öteki kavramının tartışılması bu anlamda önemli. Belki bu tartışma ile öteki kavramını doğru tesbit eder, bugünkü korkularımızdan sıyrılır, ayak uydurma yeteneğimizi geliştirir ve en önemlisi anlama yetimizi geliştirebiliriz. Yarının Türkiyesi için bu adımları atmak bir lüks değil, bir zorunluluk. Bunu algılayamayanlar dönem içinde silinip gidecek...
HABER EKSPRES 14 - 07 - 2002
Kürtlerle yaşanan sorunun arkasında da korku var. Ülkenin bölüneceği korkusu.
Papandreu sorunların çözülmesi için gerekli olan korkuların arındırılması eylemini politikacılara yüklüyor ve şöyle diyor: "Politikacının en büyük görevi ayak uydurma ve anlama yeteneğidir."
Türkiye'de ayak uydurma ve anlama yeteneği gelişmiş politikacı bulmak maalesef kolay değil. Ayak uydurmak, yeni ile bütünleşmek, yeniyi algılamak ve onunla yaşamayı öğrenmekten geçiyor.
Anlamak ise okumanın, kendini geliştirmenin kazandırdığı bir yeti. Tabii bunun için bir eylem gerekiyor. Sürekli okumak. Çevrenize bir bakın. Politikacılar arasında okuyan, dünyayı anlamaya çalışan kaç kişi var?
Ayak uyduran ve anlama yeteneği gelişmiş politikacılar korkusuz olarak tanımlanırlar. Dünyayı değiştirmek için aldıkları kararlar, anlama yeteneği gelişmemiş insanları huzursuz eder.
Türkiye korkunun hüküm sürdüğü bir ülke. Korkunun kaynakları çok açık. Ayak uyduramamak ve anlama yeteneğini geliştirmemek.
Ve korkular içinde yaşayan toplum öyle bir noktaya geliyor ki, sistem kendini yeniden üretiyor. İnsanlar daha çok korkuyor, korktukça değişime karşı çıkıyor. Değişim engellendikçe ayak uydurma şansı ortadan kalkıyor. Ortaya çıkan statik yapı içinde anlama yetisi kayboluyor.
Sonunda ucube, gelişime direnen, varolanı kavrayamayan, sloganlar ile hareket eden, sorgulamayan ve en önemlisi korkan bir toplum yaratıyoruz.
İstanbul'da öteki kavramının tartışılması bu anlamda önemli. Belki bu tartışma ile öteki kavramını doğru tesbit eder, bugünkü korkularımızdan sıyrılır, ayak uydurma yeteneğimizi geliştirir ve en önemlisi anlama yetimizi geliştirebiliriz. Yarının Türkiyesi için bu adımları atmak bir lüks değil, bir zorunluluk. Bunu algılayamayanlar dönem içinde silinip gidecek...
HABER EKSPRES 14 - 07 - 2002
Etiketler:
Türk - Yunan İlişkileri
15 Mart 2002 Cuma
Ege'de yeni adım
Midilli'de yeni bir adım atılıyor, Türk-Yunan dostluğu için... 3-4 Mayıs tarihinde gerçekleştirilecek toplantıyı, Ege'de İletişim Derneği düzenliyor. Türk ve Yunan vatandaşlarının günlük ilişkilerinde yaşadıkları yakınlaşmayı açarak, daha da ilerletmek, kültürel ve toplumsal alanlarda, bu ilişkileri geliştirmeyi amaçlayan toplantıya, 2 bin kişinin katılması planlanıyor.
Toplantıda ilk tartışma, yerel yönetimler üzerine. Trakya'daki işbirliğinin tartışılacağı toplantıda, Rodop-Sapo eski Belediye Başkanı Haritopulos, Tekirdağ Belediye Başkanı Osman Tabak, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Piriştina, Midilli Valisi Pavlos Vogiacis, Sakız Belediye Başkanı Marko Meni konuşma yapacak.
İkinci toplantı ticari ilişkilerin geliştirilmesi üzerine... Türk-Yunan İşadamları Derneği Başkanı Panayotis Kutsikos ile Başkan Yardımcısı Şarık Tara'nın konuşmacı olarak katılacakları toplantıda, Türkiye ile Yunanistan arasındaki ticari ilişkilerin geliştirilmesi için atılan adımlar tartışılacak.
Ulaşım ve turizmde bugünkü durumun irdeleneceği üçüncü toplantının konuşmacıları ise Samos Otelciler Başkanı Kiriazis, İzmir Turizm Acentaları Başkanı Yavuz Onur, Yunan Turizm Organizasyonları Genel Müdürü Kaçiyannis, TURSAB üyesi Tavit Köletavitoğlu...
Toplantılar ikinci gün de devam ediyor.
Ege'nin iki yakasında ortak kültür miraslarına saygı ve koruma yollarının tartışılacağı bölümün konuşmacıları, mimar Nikos Agriantonis ile mimar Arif Şentek.
Programda politikacılara da yer verilmiş. "1999 sonrası Türk-Yunan dialog süreci. Beklentiler, Türk ve Yunan halklarının talepleri" başlıklı toplantıda, Yunanistan Büyükelçisi Kostas Zepos ile eski Dışişleri Bakanı İsmail Cem konuşma yapacak.
Ege'de üniversitelerarası işbirliği ve öğrenci hareketlerinin tartışılacağı bölümün konuşmacıları, Ege Üniversitesi Rektör Yardımcısı Sokratis Katsikas ile Ege Üniversitesi Öğretim Üyesi Feride Sancakoğlu. Kadın hareketleri konusundaki iki önemli isim, Margarita Papandreu ile Zeynep Oral, Türk-Yunan ilişkilerinin geliştirilmesini tartışacaklar. İki gün sürecek toplantının en büyük özelliği, 2 bin kişinin bir arada toplanarak, sivil inisiyatif geliştirmesi. Bugüne kadar Türk-Yunan toplantılarının dar kalıplar içine hapsedildiğini savunan Ege İletişim Derneği, katılımcı sayısını artırarak, barış girişimlerini geniş tabana yaymaya çalışıyor.
HABER EKSPRES 15 - 03 - 2002
Toplantıda ilk tartışma, yerel yönetimler üzerine. Trakya'daki işbirliğinin tartışılacağı toplantıda, Rodop-Sapo eski Belediye Başkanı Haritopulos, Tekirdağ Belediye Başkanı Osman Tabak, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Piriştina, Midilli Valisi Pavlos Vogiacis, Sakız Belediye Başkanı Marko Meni konuşma yapacak.
İkinci toplantı ticari ilişkilerin geliştirilmesi üzerine... Türk-Yunan İşadamları Derneği Başkanı Panayotis Kutsikos ile Başkan Yardımcısı Şarık Tara'nın konuşmacı olarak katılacakları toplantıda, Türkiye ile Yunanistan arasındaki ticari ilişkilerin geliştirilmesi için atılan adımlar tartışılacak.
Ulaşım ve turizmde bugünkü durumun irdeleneceği üçüncü toplantının konuşmacıları ise Samos Otelciler Başkanı Kiriazis, İzmir Turizm Acentaları Başkanı Yavuz Onur, Yunan Turizm Organizasyonları Genel Müdürü Kaçiyannis, TURSAB üyesi Tavit Köletavitoğlu...
Toplantılar ikinci gün de devam ediyor.
Ege'nin iki yakasında ortak kültür miraslarına saygı ve koruma yollarının tartışılacağı bölümün konuşmacıları, mimar Nikos Agriantonis ile mimar Arif Şentek.
Programda politikacılara da yer verilmiş. "1999 sonrası Türk-Yunan dialog süreci. Beklentiler, Türk ve Yunan halklarının talepleri" başlıklı toplantıda, Yunanistan Büyükelçisi Kostas Zepos ile eski Dışişleri Bakanı İsmail Cem konuşma yapacak.
Ege'de üniversitelerarası işbirliği ve öğrenci hareketlerinin tartışılacağı bölümün konuşmacıları, Ege Üniversitesi Rektör Yardımcısı Sokratis Katsikas ile Ege Üniversitesi Öğretim Üyesi Feride Sancakoğlu. Kadın hareketleri konusundaki iki önemli isim, Margarita Papandreu ile Zeynep Oral, Türk-Yunan ilişkilerinin geliştirilmesini tartışacaklar. İki gün sürecek toplantının en büyük özelliği, 2 bin kişinin bir arada toplanarak, sivil inisiyatif geliştirmesi. Bugüne kadar Türk-Yunan toplantılarının dar kalıplar içine hapsedildiğini savunan Ege İletişim Derneği, katılımcı sayısını artırarak, barış girişimlerini geniş tabana yaymaya çalışıyor.
HABER EKSPRES 15 - 03 - 2002
Etiketler:
Türk - Yunan İlişkileri
10 Haziran 2000 Cumartesi
Ajanlık tartışması
Marmara depremi önceki Türk-Yunan dostluğunun geliştirilmesi için sayısız sivil toplum örgütünde yaptığım çalışmalar, her iki ülkede birçok insanın dikkatini çekti. İki ülke arası dostluğun temelinin halklar diplomasisi ve sivil toplum örgütlerinin çabalarıyla atılacağını ileri süren, "evrenselci" yaklaşımlara sahip insanlar için bu çalışmalar, Ege'de gerçek anlamda barışın sağlanmasına yönelik olumlu adımlardı. Uluslararası ilişkilere ulusalcı ve milliyetçi kavramlar çerçevesinden bakanlar için bu çalışmalar birtakım güçlerin desteklediği, emperyalizmin yeni bir oyunuydu. Türkiye'de bu mantığı savunanlar, aslında benim bir "Yunan ajanı" olduğumu, "emperyalist" güçlerin desteğiyle Türkiye'de yaşayabildiğimi ileri sürüyorlardı. Yunanistan'da da durum farklı değildi. Türk-Yunan dostluğuna süpheci bakanlar, ulusalcı ve milliyetçi yapılar, benim Yunanistan'ın içine kadar sızan bir "Türk ajanı" olarak algılıyorlardı.
17 Ağustos sonrası herşey değişti. O güne kadar Türk-Yunan dostluğunu yerin dibine batıran ulusalcı ve milliyetçi akımlar, karşı kıyıları ziyaret için adeta yarışmaya başladılar. Birbirlerine dostluk mesajları verdiler, iki ülke devletinin düzenlediği toplantılarda boy gösterdiler. Neyse bu sayede benim "Türk ajanlığı" veya "Yunan ajanlığı" tartışmaları da geride kaldı.
Ancak kendi gibi düşünmeyen herkesi "düşman" veya "ajan" ilan edenler, her olayın arkasında emperyalist izleri arayanlar tarafından bu kez de "İngiliz ajanı" olarak tanıtılmaya başlandım.
Sanırım "İngilizce" bildiğim için oluyor bu...
Bir de "MI-5" mı yoksa "MI-6" mi çalıştığımı söyleseler daha iyi olacak. Çünkü ben de karıştırdım ne olduğumu...
Neyse, bu ay sonu Antalya'da Almanların düzenlediği bir toplantıya katılacağım. Eylül ayında da ABD'de olacağım. Bundan sonra "Alman ajanı" ya da "CIA ajanı" olarak tanıtılmaya başlanacağımdan eminim.
Ama kimse benim hangi ülkenin ajanlığını istediğimi sormuyor.
Soruya bu sütundan yanıt vererek, bu konuda spekülasyon yapanları ve tüm kamuoyunu bilgilendirmek istiyorum...
"Aslında ben Seyşel Adaları ajanı olmak istiyorum."
Düşünsenize, Hint okyanusunda bir tatil cennetinde yaşıyor, deniz, kum ve güneşten istediğiniz kadar faydalanıyorsunuz. Hem oralarda kapı arkalarında emperyalist arayanlara fazla rastlanmıyor.
YENİ ASIR 10 - 06 - 2000
17 Ağustos sonrası herşey değişti. O güne kadar Türk-Yunan dostluğunu yerin dibine batıran ulusalcı ve milliyetçi akımlar, karşı kıyıları ziyaret için adeta yarışmaya başladılar. Birbirlerine dostluk mesajları verdiler, iki ülke devletinin düzenlediği toplantılarda boy gösterdiler. Neyse bu sayede benim "Türk ajanlığı" veya "Yunan ajanlığı" tartışmaları da geride kaldı.
Ancak kendi gibi düşünmeyen herkesi "düşman" veya "ajan" ilan edenler, her olayın arkasında emperyalist izleri arayanlar tarafından bu kez de "İngiliz ajanı" olarak tanıtılmaya başlandım.
Sanırım "İngilizce" bildiğim için oluyor bu...
Bir de "MI-5" mı yoksa "MI-6" mi çalıştığımı söyleseler daha iyi olacak. Çünkü ben de karıştırdım ne olduğumu...
Neyse, bu ay sonu Antalya'da Almanların düzenlediği bir toplantıya katılacağım. Eylül ayında da ABD'de olacağım. Bundan sonra "Alman ajanı" ya da "CIA ajanı" olarak tanıtılmaya başlanacağımdan eminim.
Ama kimse benim hangi ülkenin ajanlığını istediğimi sormuyor.
Soruya bu sütundan yanıt vererek, bu konuda spekülasyon yapanları ve tüm kamuoyunu bilgilendirmek istiyorum...
"Aslında ben Seyşel Adaları ajanı olmak istiyorum."
Düşünsenize, Hint okyanusunda bir tatil cennetinde yaşıyor, deniz, kum ve güneşten istediğiniz kadar faydalanıyorsunuz. Hem oralarda kapı arkalarında emperyalist arayanlara fazla rastlanmıyor.
YENİ ASIR 10 - 06 - 2000
Etiketler:
Türk - Yunan İlişkileri
27 Mayıs 2000 Cumartesi
İnsan olmak
Sivil Düşünce ve Demokrasi Derneği'nin İzmir'de düzenlediği "İnanç Turizmi" konulu toplantıya Fener Rum Patriği Bartholomeos da katıldı. Ortodoksların ruhani lideri, Türk-Yunan dostuluğunun gelişmesinde büyük pay üstlenen, özellikle Amerika'da ve Batı dünyasında Türkiye'nin tanınmasında önemli katkıları olan Bartholomeos'u Adnan Menderes Havalimanı'nda görmeliydiniz... Normal yolcular gibi güvenlik zincirinden geçti, THY'nin standında uçuş kartını almak için bekledi, diğer yolcularla birlikte kendisini uçağa götüren kalabalık otobüse bindi, uçağın merdivenlerinde bekleyen bavulunu aradı ve bulduktan sonra görevliye gösterdi ve nihayet uçakta "business class"taki yerine oturdu. Kendisini davet eden dernek uçak biletini business class aldığı için en azından uçağa bindikten sonra VİP olabildi...
İstanbul'da uçaktan indikten sonra yine otobüse binerek valizini bekleyeceği yöne gitti. Yaklaşık yarım saatlik bir beklemeden sonra valizine ulaşarak Patrikhane'nin yolunu tuttu.
İzmir ve İstanbul'daki havaalanlarında sade bir yolcu gibi hareket eden, bundan da hiç gocunmayan Rum Patriği'nin ABD seyahati aklıma geldi.
Clinton'ın özel görevlileri tarafından havaalanında karşılanan, ABD Başkanı'nın özel davetlerine korumalar eşliğinde katılan Bartholomeos ABD medyasının aşırı ilgisi ile karşılaşmıştı.
Sonra Bartholomeos'un Batı Avrupa ülkeleri ziyaretini hatırladım. Bu ülkelerin devlet başkanlarının kendisini bir bakan gibi karşıladıklarını, ellerindeki tüm imkanları kendisine sunduklarını düşündüm...
Ardından devlet hava meydanlarında VİP geçişini kullananların listesini görmek istedim. Cumhurbaşkanları, başbakan ve milletvekillerinin dışında, birçok üst-düzey bürokratın, generalin, bunların emekli olanlarının eş ve çocuklarının da VİP hakkından yararlandıklarını öğrendim. Bugüne kadar "VİP tiplerle" bir ilişkim olmadığı için gerçekten bu "ayrıcalıklı" insanların kim olduğunu öğrenme ihtiyacı hissetmemiştim.
Ve sonra şuna karar verdim. İnsanlarla birlikte olmaktan gocunmayan, gerek İzmir'de gerek İstanbul'da havaalanındaki Türk vatandaşlarından saygı gören birinin, yasal bir saygı istememesi, O'nun insani değerlerle nasıl sarmalanmış olduğunun en güzel kanıtı değil mi?
YENİ ASIR 27 - 05 - 2000
İstanbul'da uçaktan indikten sonra yine otobüse binerek valizini bekleyeceği yöne gitti. Yaklaşık yarım saatlik bir beklemeden sonra valizine ulaşarak Patrikhane'nin yolunu tuttu.
İzmir ve İstanbul'daki havaalanlarında sade bir yolcu gibi hareket eden, bundan da hiç gocunmayan Rum Patriği'nin ABD seyahati aklıma geldi.
Clinton'ın özel görevlileri tarafından havaalanında karşılanan, ABD Başkanı'nın özel davetlerine korumalar eşliğinde katılan Bartholomeos ABD medyasının aşırı ilgisi ile karşılaşmıştı.
Sonra Bartholomeos'un Batı Avrupa ülkeleri ziyaretini hatırladım. Bu ülkelerin devlet başkanlarının kendisini bir bakan gibi karşıladıklarını, ellerindeki tüm imkanları kendisine sunduklarını düşündüm...
Ardından devlet hava meydanlarında VİP geçişini kullananların listesini görmek istedim. Cumhurbaşkanları, başbakan ve milletvekillerinin dışında, birçok üst-düzey bürokratın, generalin, bunların emekli olanlarının eş ve çocuklarının da VİP hakkından yararlandıklarını öğrendim. Bugüne kadar "VİP tiplerle" bir ilişkim olmadığı için gerçekten bu "ayrıcalıklı" insanların kim olduğunu öğrenme ihtiyacı hissetmemiştim.
Ve sonra şuna karar verdim. İnsanlarla birlikte olmaktan gocunmayan, gerek İzmir'de gerek İstanbul'da havaalanındaki Türk vatandaşlarından saygı gören birinin, yasal bir saygı istememesi, O'nun insani değerlerle nasıl sarmalanmış olduğunun en güzel kanıtı değil mi?
YENİ ASIR 27 - 05 - 2000
Etiketler:
Türk - Yunan İlişkileri
26 Nisan 2000 Çarşamba
Güzel kokulu İzmir
İzmir Ticaret Odası'nın Yunanistan seyahatine katılanlar, dönüş yolculuğu sırasında aileleri, arkadaşları ve tanıdıkları için hummalı bir alışverişe giriştiler. Aslında çok doğal bir davranış... Ama konu, bir partilinin, bir İzmir milletvekilinin istediği "kurabiyeleri" bulması olunca ilginç hale geliyor. Daha önce Selanik'i ziyaret eden ve orada yediği kurabiyenin tadını unutmayan milletvekili İTO ile Yunanistan'a giden bir partiliye bu görevi vermiş. Yunanistan'a ilk kez gelen ve yabancı dil bilmeyen partili de kurabiyelerin bulunması için Türkiye'nin Selanik Başkonsolosluğu'ndan yardım istemiş.
Konsolosluk görevlilerinin hummalı çalışmasına karşılık istenilen kurabiyelere bir türlü ulaşılamadı. Öğleyin dükkanlarını kapatıp haftasonu tatiline giden Yunanlılar, bu kez milletvekilimizin ağzının tadını yarıda bıraktılar!
Partili de kendini affettirmek için kurabiye yerine hediye olarak reçel aldı.
Selanik İzmir'e benziyor. Son gün Yunanlı gazetecilerle birlikte kasapların yoğun olduğu bir pazarda küçük ancak çok şirin bir deniz ürünleri lokantasında yemek yedik. Lokantanın ismi "Güzel kokulu İzmir"di.
Lokantanın sahibi 80 yaşlarında bir ihtiyar. Babasıyla birlikte İzmir'den Selanik'e göçetmişler. Şimdi de oğlu ile işletiyor lokantayı.
İzmir'den geldiğimi öğrenince ilk sorduğu soru "Hala güzel kokuyor mu İzmir" oldu.
Yanıt veremedim.
Ne diyecektim ki... Körfez'in kokusunu, bıraktıkları güzel evlerin yerini apartmanların aldığını, yeşil kelimesinin unutulduğunu mu...
Kekelediğimi gören Yunanlı gazeteciler girdiler devreye...
"Çok değişti İzmir, Selanik'ten bile büyük... Bu nedenle eskisi gibi değil" dediler ve bir anlamda kurtardılar beni...
Selanik İzmir'e benziyor ama Akdeniz kenti kimliğini hala yaşatıyor. Modern binaların arasında 19. yüzyıldan kalma bakımlı binalar göze çarpıyor. Kordon yolunda birbiri ardına sıralanmış kafelerde güneşin batışını seyrediyor insanlar. Ve yemyeşil parklarda günün keyfini çıkarıyorlar...
Biz mi, beton blokların arasında nefes almaya, Körfez'in kokusunu duymaya devam ediyoruz.
YENİ ASIR 26 - 04 - 2000
Konsolosluk görevlilerinin hummalı çalışmasına karşılık istenilen kurabiyelere bir türlü ulaşılamadı. Öğleyin dükkanlarını kapatıp haftasonu tatiline giden Yunanlılar, bu kez milletvekilimizin ağzının tadını yarıda bıraktılar!
Partili de kendini affettirmek için kurabiye yerine hediye olarak reçel aldı.
Selanik İzmir'e benziyor. Son gün Yunanlı gazetecilerle birlikte kasapların yoğun olduğu bir pazarda küçük ancak çok şirin bir deniz ürünleri lokantasında yemek yedik. Lokantanın ismi "Güzel kokulu İzmir"di.
Lokantanın sahibi 80 yaşlarında bir ihtiyar. Babasıyla birlikte İzmir'den Selanik'e göçetmişler. Şimdi de oğlu ile işletiyor lokantayı.
İzmir'den geldiğimi öğrenince ilk sorduğu soru "Hala güzel kokuyor mu İzmir" oldu.
Yanıt veremedim.
Ne diyecektim ki... Körfez'in kokusunu, bıraktıkları güzel evlerin yerini apartmanların aldığını, yeşil kelimesinin unutulduğunu mu...
Kekelediğimi gören Yunanlı gazeteciler girdiler devreye...
"Çok değişti İzmir, Selanik'ten bile büyük... Bu nedenle eskisi gibi değil" dediler ve bir anlamda kurtardılar beni...
Selanik İzmir'e benziyor ama Akdeniz kenti kimliğini hala yaşatıyor. Modern binaların arasında 19. yüzyıldan kalma bakımlı binalar göze çarpıyor. Kordon yolunda birbiri ardına sıralanmış kafelerde güneşin batışını seyrediyor insanlar. Ve yemyeşil parklarda günün keyfini çıkarıyorlar...
Biz mi, beton blokların arasında nefes almaya, Körfez'in kokusunu duymaya devam ediyoruz.
YENİ ASIR 26 - 04 - 2000
Etiketler:
Türk - Yunan İlişkileri
10 Mart 2000 Cuma
Urla'ya Seferis anıtı
2 yıldır Urla'da süren Seferis Sokağı tartışmaları, aklın, mantığın ve 17 Ağustos sonrası iki ülke arasında yaşanan yumuşama sonucunda olumlu bir noktaya taşındı. Dün Urla'daydık. Nobel ödüllü yazar Yorgos Seferis'in 100. doğum yıldönümü nedeniyle... Seferis'in doğduğu ev satın alınmış ve restorasyon çalışmalarına başlanmış. Son derece hoş bir pansiyona çevrilen ev, önümüzdeki yaz turist ağırlayacak. 2000 yılını Seferis yılı olarak kabul eden Yunanlılar da Urla'daki bu gelişmeye çok sıcak bakıyorlar.
Ve ortaya bir öneri attılar...
Yunan Kültür Bakanlığı, Türkiye Kültür Bakanlığı çerçevesinde oluşturulacak bir anlaşma ile Seferis'in anıtını Urla'ya dikelim...
Urla Belediyesi anıt için bir yer bulacak, Yunan Kültür Bakanlığı da bu anıtın yapımı için gerekli finansı sağlayacak.
Urla Belediye Başkanı Selçuk Karaosmanoğlu ile İzmir Ticaret Odası Başkanı Ekrem Demirtaş'ın katkılarıyla gerçekleştirilecek bu proje çok önemli.
2000 yılını Seferis yılı olarak kutlayan Yunanlıların Seferis'in restore edilen evini görmek, iki ülke dostluğunun simgesi için olarak kullanılacak Seferis'in anıtını ziyaret etmek için Urla'yı mekan olarak tutacaklarından eminim.
Bunun sonucu Urla sadece bölgenin bir turizm ve barış kenti olmayacak, uluslararası bir konuma oturacak. Belki ardından Urla'nın diğer Rum evleri de restore edilir ve Urla istenilen tarihi, kültürel ve doğal havasına kavuşur.
Barışı konuşmak gerçekten çok güzel. Soğuk, korku dolu eski günleri hatırladığımda, barışla birlikte gelen güneşli, sıcak günlerin önemini daha iyi kavrıyorum.
Dün, bugün, yarın... İki ülke arasında kurulan barış için çalışan herkese bu sütunlardan teşekkür etmek istiyorum. Sizlerin çabaları ile çocuklarımız barış denizinde yüzecek, karşı tarafın insanları ile bir masayı paylaşacak, gülüp eğlenecekler...
Biz bu şansı son anda yakaladık. Hem de büyük badireler atlatarak. Onlara bu şansı tüm hayatları boyunca vermeliyiz. Önemli olan da insanların insan olarak kabul edildiği, savaşın tarih kitaplarında kaldığı bir dünya yaratmak değil mi?
YENİ ASIR 01 - 03 - 2000
Ve ortaya bir öneri attılar...
Yunan Kültür Bakanlığı, Türkiye Kültür Bakanlığı çerçevesinde oluşturulacak bir anlaşma ile Seferis'in anıtını Urla'ya dikelim...
Urla Belediyesi anıt için bir yer bulacak, Yunan Kültür Bakanlığı da bu anıtın yapımı için gerekli finansı sağlayacak.
Urla Belediye Başkanı Selçuk Karaosmanoğlu ile İzmir Ticaret Odası Başkanı Ekrem Demirtaş'ın katkılarıyla gerçekleştirilecek bu proje çok önemli.
2000 yılını Seferis yılı olarak kutlayan Yunanlıların Seferis'in restore edilen evini görmek, iki ülke dostluğunun simgesi için olarak kullanılacak Seferis'in anıtını ziyaret etmek için Urla'yı mekan olarak tutacaklarından eminim.
Bunun sonucu Urla sadece bölgenin bir turizm ve barış kenti olmayacak, uluslararası bir konuma oturacak. Belki ardından Urla'nın diğer Rum evleri de restore edilir ve Urla istenilen tarihi, kültürel ve doğal havasına kavuşur.
Barışı konuşmak gerçekten çok güzel. Soğuk, korku dolu eski günleri hatırladığımda, barışla birlikte gelen güneşli, sıcak günlerin önemini daha iyi kavrıyorum.
Dün, bugün, yarın... İki ülke arasında kurulan barış için çalışan herkese bu sütunlardan teşekkür etmek istiyorum. Sizlerin çabaları ile çocuklarımız barış denizinde yüzecek, karşı tarafın insanları ile bir masayı paylaşacak, gülüp eğlenecekler...
Biz bu şansı son anda yakaladık. Hem de büyük badireler atlatarak. Onlara bu şansı tüm hayatları boyunca vermeliyiz. Önemli olan da insanların insan olarak kabul edildiği, savaşın tarih kitaplarında kaldığı bir dünya yaratmak değil mi?
YENİ ASIR 01 - 03 - 2000
Etiketler:
Türk - Yunan İlişkileri
15 Ocak 2000 Cumartesi
Bir gazetecilik ayıbı
5-6 Şubat tarihlerinde Atina'da gerçekleştirilecek Türk-Yunan Gazeteciler Toplantısı'na katılacak olan Türk gazetecilerin listesi, merkezi İstanbul'da bulunan Basın Konseyi tarafından yayınlandı. 32 gazetecinin 15'i Hürriyet-Milliyet Grubu'nun temsilcilerinden, diğerleri ise Türkiye, Zaman, İhlas Haber Ajansı ile Anadolu Ajansı temsilcilerinden oluşuyor. Diğer bir ifade ile Basın Konseyi'ne göre Türkiye, Türk-Yunan ilişkileri konulu bir toplantıda Hürriyet Milliyet Grubu ve sağ basın tarafından temsil edilecek. Sabah grubu, dolayısıyla Sabah, ATV, Yeni Binyıl ve konu üzerine en fazla çalışan Yeni Asır gazetesi Türk medyasının birer üyesi olarak kabul edilmiyorlar.
Olay Yunanistan'da da tepkiye neden oldu. Toplantıyı düzenleyen ERT-3 Genel Müdürü Yannis Canetakos listenin Basın Konseyi tarafından düzenlendiğini, bu nedenle kendilerinin bir suçu olmadığını iddia ederken, Egelilerin iyi tanıdığı Yunanlı gazeteci Stratis Balaskas "bugün" Yunanistan'ın ikinci büyük gazetesi Eleftrotipia'da yayınlanan makalesinde şunları söylüyor:
"Bir grubun etkisinde olan gazeteciler örgütünün üyeleri ile sağ basının temsilcilerini nasıl Türk toplumunun temsilcileri olarak kabul edebiliriz? Üstelik içlerinde spor yazarları da bulunuyorsa. Bu buluşmaya öyle ciddi bir hava verildi ki, her iki ülkenin dışişleri bakanları da bulunacaklar. Peki sonuçta ne olacak? Toplantı bir grubun öncülüğünde gerçekleştirildiği için diğer Türk gazetecileri tarafından tanınmayacak ve istenilen sonuca ulaşmayacak... Üstelik toplantı, Türk tarafının eksik olduğunu anlayacakları için Yunanlı gazeteciler tarafından da ciddiye alınmayacak. Ve çok önemli bir fırsat kaçacak."
Basın Konseyi'nin bu konuda daha duyarlı olması gerekiyor. Türk basınındaki etik sorununu çözmek için kurulan örgüt, basın etiğini maalesef kendi çiğniyor...
Basın konseyi böyle davranırsa Türkiye'de sürekli gündeme gelen basının sorunları nasıl çözülecek ki?
YENİ ASIR 15 - 01 - 2000
Olay Yunanistan'da da tepkiye neden oldu. Toplantıyı düzenleyen ERT-3 Genel Müdürü Yannis Canetakos listenin Basın Konseyi tarafından düzenlendiğini, bu nedenle kendilerinin bir suçu olmadığını iddia ederken, Egelilerin iyi tanıdığı Yunanlı gazeteci Stratis Balaskas "bugün" Yunanistan'ın ikinci büyük gazetesi Eleftrotipia'da yayınlanan makalesinde şunları söylüyor:
"Bir grubun etkisinde olan gazeteciler örgütünün üyeleri ile sağ basının temsilcilerini nasıl Türk toplumunun temsilcileri olarak kabul edebiliriz? Üstelik içlerinde spor yazarları da bulunuyorsa. Bu buluşmaya öyle ciddi bir hava verildi ki, her iki ülkenin dışişleri bakanları da bulunacaklar. Peki sonuçta ne olacak? Toplantı bir grubun öncülüğünde gerçekleştirildiği için diğer Türk gazetecileri tarafından tanınmayacak ve istenilen sonuca ulaşmayacak... Üstelik toplantı, Türk tarafının eksik olduğunu anlayacakları için Yunanlı gazeteciler tarafından da ciddiye alınmayacak. Ve çok önemli bir fırsat kaçacak."
Basın Konseyi'nin bu konuda daha duyarlı olması gerekiyor. Türk basınındaki etik sorununu çözmek için kurulan örgüt, basın etiğini maalesef kendi çiğniyor...
Basın konseyi böyle davranırsa Türkiye'de sürekli gündeme gelen basının sorunları nasıl çözülecek ki?
YENİ ASIR 15 - 01 - 2000
Etiketler:
Türk - Yunan İlişkileri
30 Kasım 1999 Salı
Atina'da sivil güç
Türkiye'nin Helsinki'de Avrupa Birliği'ne adaylığı yönünde yapılacak oylamada Yunanistan'ın alacağı tavır hala tartışılıyor. Bir grup Yunanistan'ın taviz koparmadan Türkiye'nin adaylığını onaylamayacağını ileri sürerken, diğer grup Atina'nın soruna farklı bakmaya başladığını, Avrupa Birliği'nin lokomotif ülkeleri ve ABD'nin desteği ile adaylık statüsünün Türkiye'ye verileceğini belirtiyor. Ancak bu tartışmalar iki ülke arasındaki ilişkilerin daha ileri götürülmesi yönünde atılan sivil adımları engellemiyor.
Türkiye ile Yunanistan arasındaki sorunların çözümüne destek olmak için kurulan sivil toplum örgütlerinden Türk-Yunan Forumu, geçen haftasonu Atina'da Türkiye ve Yunanistan'dan yaklaşık 45 sivil toplum örgütünün katıldığı bir toplantı düzenledi. Toplantının amacı iki ülke arasındaki sivil toplum örgütlerini daha etkin kılmak ve belli konularda proje üretmelerine destek olarak toplumlararası ilişkileri bir adım daha ileri götürebilmekti...
Toplantıya katılan sivil toplum örgütleri 5 ana başlık altında proje hazırladılar.
1- "Acil yardım alanında ortak çalışma..." Ardarda gelen depremler sırasında Türk ve Yunan kurtarma ekiplerinin her iki toplumda yarattıkları olumlu havayı dikkate alan Türk-Yunan Forumu bu alanda somut bir proje ile daha gelişmiş bir yapının ortaya çıkmasını hedefledi.
2- "Kadınlarla ortak çalışma..." Winpeace, Ka-der gibi örgütlerin iki ülke arasında oynadıkları rolü değerlendiren forum tüm kadın örgütlerinin bir proje altında toplanmasını, böylece daha güçlü hareket etmelerinin mümkün olacağını planladı.
3- "Gençler arasında iletişim..." AIESEC, Avrupa Öğrenciler Birliği gibi uluslararası gençlik örgütlerinin Türkiye ve Yunanistan şubelerinin iki ülke ilişkilerin konusunda ortak çalışmaları bu toplantı sonunda sağlandı. Forum iki ülkenin geleceğini belirleyecek olan gençleri barış organizasyonlarında daha fazla söz sahibi olmalarını amaçlıyor.
4- "Çevre sorunlarının çözümünde ve kültürel değerlerin korunmasında birlikte çalışma..." Türkiye ve Yunanistan'da çevrenin korunması konusunda uzmanlaşmış sivil toplum örgütlerinin katıldığı platformda denizlerin temizlenmesi üzerinde duruldu.
5- "Devletlerin ve toplumların demokratikleştirilmesi.." Toplantının en zor ama en önemli tartışması bu projede yaşandı. Politikanın ve felsefenin öne çıktığı tartışma, toplumların merkezi yönetimin baskısından kurtarılması ve yerel yönetimlere daha fazla güç verilmesi üzerinde odaklandı.
5 ana grup ve 5 büyük proje... Avrupa Birliği'nin maddi desteği ile hayata geçecek bu projeler, iki ülke yakınlaşmasında gerçekten önemli rol oynayacak. Atina'ya gelen sivil toplum örgütlerinin temsilcilerinde barışın kalıcı olması için gerekli istek ve heyecanı gördüm... Projelerin devreye girmesi ile bu isteğin daha kuvvetleneceğini, toplumun tümüne özellikle de politikacılara yayılacağından eminim...
YENİ ASIR 30 - 11 - 1999
Türkiye ile Yunanistan arasındaki sorunların çözümüne destek olmak için kurulan sivil toplum örgütlerinden Türk-Yunan Forumu, geçen haftasonu Atina'da Türkiye ve Yunanistan'dan yaklaşık 45 sivil toplum örgütünün katıldığı bir toplantı düzenledi. Toplantının amacı iki ülke arasındaki sivil toplum örgütlerini daha etkin kılmak ve belli konularda proje üretmelerine destek olarak toplumlararası ilişkileri bir adım daha ileri götürebilmekti...
Toplantıya katılan sivil toplum örgütleri 5 ana başlık altında proje hazırladılar.
1- "Acil yardım alanında ortak çalışma..." Ardarda gelen depremler sırasında Türk ve Yunan kurtarma ekiplerinin her iki toplumda yarattıkları olumlu havayı dikkate alan Türk-Yunan Forumu bu alanda somut bir proje ile daha gelişmiş bir yapının ortaya çıkmasını hedefledi.
2- "Kadınlarla ortak çalışma..." Winpeace, Ka-der gibi örgütlerin iki ülke arasında oynadıkları rolü değerlendiren forum tüm kadın örgütlerinin bir proje altında toplanmasını, böylece daha güçlü hareket etmelerinin mümkün olacağını planladı.
3- "Gençler arasında iletişim..." AIESEC, Avrupa Öğrenciler Birliği gibi uluslararası gençlik örgütlerinin Türkiye ve Yunanistan şubelerinin iki ülke ilişkilerin konusunda ortak çalışmaları bu toplantı sonunda sağlandı. Forum iki ülkenin geleceğini belirleyecek olan gençleri barış organizasyonlarında daha fazla söz sahibi olmalarını amaçlıyor.
4- "Çevre sorunlarının çözümünde ve kültürel değerlerin korunmasında birlikte çalışma..." Türkiye ve Yunanistan'da çevrenin korunması konusunda uzmanlaşmış sivil toplum örgütlerinin katıldığı platformda denizlerin temizlenmesi üzerinde duruldu.
5- "Devletlerin ve toplumların demokratikleştirilmesi.." Toplantının en zor ama en önemli tartışması bu projede yaşandı. Politikanın ve felsefenin öne çıktığı tartışma, toplumların merkezi yönetimin baskısından kurtarılması ve yerel yönetimlere daha fazla güç verilmesi üzerinde odaklandı.
5 ana grup ve 5 büyük proje... Avrupa Birliği'nin maddi desteği ile hayata geçecek bu projeler, iki ülke yakınlaşmasında gerçekten önemli rol oynayacak. Atina'ya gelen sivil toplum örgütlerinin temsilcilerinde barışın kalıcı olması için gerekli istek ve heyecanı gördüm... Projelerin devreye girmesi ile bu isteğin daha kuvvetleneceğini, toplumun tümüne özellikle de politikacılara yayılacağından eminim...
YENİ ASIR 30 - 11 - 1999
Etiketler:
Türk - Yunan İlişkileri
20 Kasım 1999 Cumartesi
Ticaretin tokadı
Hiç TEC adlı televizyon markası duydunuz mu? Ben duymamıştım... Firmanın ismi Girit'in Iraklion kentinde kaldığım bir otel odasında dikkatimi çekti...
Her gece yaptığım gibi "kentlerin gece yaşamlarını öğrenme" turundan dönünce televizyonu açtım. Yunan kanallarından Alfa-5, Düzce depremi ile ilgili son haberleri veriyordu. Ses düğmesine bastım, konuşmaları yeterince anlayabilmek için... Televizyonun sağ köşesinde "ses" yazısı göründü.
Çoğu televizyonlarda İngilizce'den gelen "volume" kelimesinin kısa kullanımı "vol" yazısı görmeye alışmış biri olarak "ses" kelimesi dikkatimi çekti.
İngilizce bir terimin kısaltılması değildi, ama Yunanca ile de ilgisi yoktu. Bir an bunun Türkçe olabileceği aklıma geldi ve diğer düğmeleri de denemeye başladım.
İşte o zaman şaşkınlığım arttı. Çünkü renk ayar düğmesine bastığımda televizyonun köşesinde "renk" yazısı göründü.
Televizyonun arkasını çevirdim, bir ipucu bulur ve bu markanın nereden geldiğini anlayabilirim diye... Ancak arkadaki marka tanıtım yazısı Almanca idi.
İlginç, Türkiye'den yüzlerce kilometre ötede, Yunanistan'ın genel yapısına göre daha milliyetçi bir toplumun yaşadığı yerde böyle bir televizyon! Otel görevlileri televizyonların nereden geldiğini bilmiyor. Birkaç yıldır aynı televizyonları kullandıklarını söylüyorlar ama bu televizyonların nereden ithal edildiğini, nereden satın alındığını bilmiyorlar.
Bence bunun iki yanıtı olabilir.
1 - Almanya'da üretilen televizyonlar Türkiye'nin talebinin üstünde kaldığı ve başka bir ülke tarafından ithal edilmediği için Yunanistan'a getirildi. Ve ucuz olduğu için Yunanlı bir tacir tarafından satın alındı.
2 - Zeki bir Yunanlı ticaret adamı yine zeki bir Türk işadamı ile anlaşarak televizyonları Türkiye'de ürettiler, belli olmasın diye arkasına Almanca bir açıklama koydular. Çok büyük kar sağlayarak bu markayı Yunanistan'da satıyorlar.
Doğru açıklamanın hangisi olduğunu bir türlü öğrenemedim. Otelin sahibi televizyonları ithalatçı bir firmadan aldığını, ancak menşei konusunda bir fikri olmadığını söyledi. Ancak bu örnek bile serbest piyasanın devletçilik, bağımsızlık, milliyetçilik gibi sadece 20. yüzyıla sıkışmış kavramlarına bir tokat gibi geldi bana...
Umarım serbest piyasa ekonomisinin bizden daha çok gücü vardır. Aynı tokadı devletçiler, milliyetçiler ve "bağımsızlar"a vurmak için...
Bu nedenle işadamlarının iki ülkenin ilişkilerinin geliştirilmesi konusunda daha fazla çaba göstermeleri politikacıları bu konuda ikna etmeleri gerekiyor. Türkiye ile Yunanistan arasında oluşturulacak geniş bir ticaret ağı düşmanlığı ortadan kaldırmaya yetecektir...
YENİ ASIR 20 - 11 - 1999
Her gece yaptığım gibi "kentlerin gece yaşamlarını öğrenme" turundan dönünce televizyonu açtım. Yunan kanallarından Alfa-5, Düzce depremi ile ilgili son haberleri veriyordu. Ses düğmesine bastım, konuşmaları yeterince anlayabilmek için... Televizyonun sağ köşesinde "ses" yazısı göründü.
Çoğu televizyonlarda İngilizce'den gelen "volume" kelimesinin kısa kullanımı "vol" yazısı görmeye alışmış biri olarak "ses" kelimesi dikkatimi çekti.
İngilizce bir terimin kısaltılması değildi, ama Yunanca ile de ilgisi yoktu. Bir an bunun Türkçe olabileceği aklıma geldi ve diğer düğmeleri de denemeye başladım.
İşte o zaman şaşkınlığım arttı. Çünkü renk ayar düğmesine bastığımda televizyonun köşesinde "renk" yazısı göründü.
Televizyonun arkasını çevirdim, bir ipucu bulur ve bu markanın nereden geldiğini anlayabilirim diye... Ancak arkadaki marka tanıtım yazısı Almanca idi.
İlginç, Türkiye'den yüzlerce kilometre ötede, Yunanistan'ın genel yapısına göre daha milliyetçi bir toplumun yaşadığı yerde böyle bir televizyon! Otel görevlileri televizyonların nereden geldiğini bilmiyor. Birkaç yıldır aynı televizyonları kullandıklarını söylüyorlar ama bu televizyonların nereden ithal edildiğini, nereden satın alındığını bilmiyorlar.
Bence bunun iki yanıtı olabilir.
1 - Almanya'da üretilen televizyonlar Türkiye'nin talebinin üstünde kaldığı ve başka bir ülke tarafından ithal edilmediği için Yunanistan'a getirildi. Ve ucuz olduğu için Yunanlı bir tacir tarafından satın alındı.
2 - Zeki bir Yunanlı ticaret adamı yine zeki bir Türk işadamı ile anlaşarak televizyonları Türkiye'de ürettiler, belli olmasın diye arkasına Almanca bir açıklama koydular. Çok büyük kar sağlayarak bu markayı Yunanistan'da satıyorlar.
Doğru açıklamanın hangisi olduğunu bir türlü öğrenemedim. Otelin sahibi televizyonları ithalatçı bir firmadan aldığını, ancak menşei konusunda bir fikri olmadığını söyledi. Ancak bu örnek bile serbest piyasanın devletçilik, bağımsızlık, milliyetçilik gibi sadece 20. yüzyıla sıkışmış kavramlarına bir tokat gibi geldi bana...
Umarım serbest piyasa ekonomisinin bizden daha çok gücü vardır. Aynı tokadı devletçiler, milliyetçiler ve "bağımsızlar"a vurmak için...
Bu nedenle işadamlarının iki ülkenin ilişkilerinin geliştirilmesi konusunda daha fazla çaba göstermeleri politikacıları bu konuda ikna etmeleri gerekiyor. Türkiye ile Yunanistan arasında oluşturulacak geniş bir ticaret ağı düşmanlığı ortadan kaldırmaya yetecektir...
YENİ ASIR 20 - 11 - 1999
Etiketler:
Türk - Yunan İlişkileri
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
