Yemeğin artçı depremleri sürüyor…
Ersu Hızır’ın İdare Mahkemesi kararı ile geri döneceği haberini alan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu harekete geçer ve bir türlü görevden alınma belgesini imzalamayan İçişleri Bakanı’nı ikna çalışmalarına başlar.
Bu konuda Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’a kadar ulaşan Kocaoğlu’nun bakandan kendisine destek olması yönünde ricacı olduğu iddia edilmektedir.
Son dönem açıklamalarına baktığımızda Kocaoğlu ile Yıldırım arasında yakın ilişki kurulduğunu da görmekteyiz.
Garip ama Kocaoğlu’nun tüm yakın arkadaşları daha çok AKP tandanslı…
Mesela Ahmet Küçükbay…
Mesela Abdullah Kavuk…
Bildiğiniz gibi çok az nikah kıyan Kocaoğlu Abdullah Kavuk’un oğlunun nikahını büyük bir memnuniyet ile kıymıştı…
Mesela Selim Gökdemir…
Mesela İsmail Katmerci…
Mesela Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım…
Bizim bilmediğimiz daha çok kişi vardır mutlaka…
Peki çok yakın CHP’li arkadaşları kimler Kocaoğlu’nun…
Benim bildiğim bir kişi var…
O da Alaattin Yüksel…
Yüksel dışında yakın CHP’li arkadaşı var mı İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı’nın?
Başdanışmanı Bilgin Erünal diyorsanız yanılırsınız… Aralarının çok iyi olduğunu sanmıyorum…
Eski Aliağa Belediye Başkanı ve eski milletvekili Hakkı Ülkü de değil.
Alaattin Yüksel, Hakkı Ülkü’nün, Nalbantoğlu’nun istifasından sonra İzmir İl Başkanı olarak düşündüğü kişi…
Ancak Kocaoğlu Ülkü’ye çok güvenmediği için il başkanlığı konusunda soru işaretleri var.
İkilinin ikinci alternatifleri Mustafa Moroğlu…
Balçova ilçe başkanlığı görevini yürüten Moroğlu aynı zamanda Balçova Belediye Başkanı Mehmet Ali Çalkaya’nın da yakın çalışma arkadaşı…
Çalkaya da, Kocaoğlu’ndan sonra büyükşehir belediye başkanlığına hazırlanıyor…
Tabii bu saadet zincirine Kılıçdaroğlu ekibinin ne diyeceği şimdilik bilinmiyor. Özellikle de Gürsel Tekin’in…
Verdikleri genel başkan yardımcılığı ile Yüksel’i çırak çıkaran bu ikili, Kocaoğlu-Yüksel ikilisinin İzmir’de at koşturmasına sıcak bakmayacak gibi görünüyor.
Bu arada Sav grubu kenara çekildi. Hiç sesleri çıkmıyor.
Bir bölümü hemen Kılıçdaroğlu tarafına geçmiş zaten…
Geçen gün Sav grubunun eski üyelerinden birinin Kılıçdaroğlu konusundaki methiyesini okudum…
Bu kişinin şimdiye kadar yaptığı tüm işleri bir kenara bırakarak zeytinyağı işine girmesini salık veriyorum.
Öyle ağaç falan ekmesine gerek yok… Her cümlesinden 10 kilo kadar 0.5 asitli zeytinyağı çıkar vallahi…
Milletvekili seçimlerine kadar bu tarz yazı yazmayı sürdürürse Türkiye’nin zeytinyağı kralı bile olabilir.
Gerçi şu sıralar kendisine rakip hayli yağ kralı çıkacaktır eminim…
“Çok eğleneceğiz” dedim…
Başladık bile… Önümüzdeki günlerde zeytinyağı krallarını teker teker açıklayacağım.
Nasılsa birileri bu diziyi Kılıçdaroğlu ve Tekin’e aynı gün okutur…
Tabii bu arkadaşların listelere konmamaları halinde bu ikiliye karşı seçimden bir gün sonra neler söyleyeceklerini siz benden daha iyi tahmin edersiniz.
PAUSE HABER 04 - 01 - 2011
4 Ocak 2011 Salı
2 Ocak 2011 Pazar
İzmir böyle zulüm görmedi
Son günlerde İzmir üzerine önemli tespitler ve tartışmalar yaşanıyor. Eski bakan Çelik’i açıklamaları, ESİAD Başkanı Şükürer’in tespitleri, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Kocaoğlu’nun ve İTO Başkanı Ekrem Demirtaş’ın yanıtları, Melih Gökçek’in EXPO başvurusu vs… Genel seçim yaklaştıkça İzmir’in ulusal medyada daha çok tartışılacağı açık…
Neden bu kadar tartışılıyor İzmir?
Birinci nedeni CHP’nin aldığı oy oranı…
Şimdi herkes CHP’nin başarını yeniden tekrarlayıp tekrarlamayacağını konuşuyor.
Tekrarlayabilir…
Çünkü yeni bir yapı ve yeni bir lider ile girecek seçimlere CHP…
Eğer milletvekili listesini doğru oluşturur ise İzmir’de başarılı olması muhtemel…
Tekrarlamayabilir de…
Çünkü yerel yönetim, özellikle büyükşehir belediyesi dökülüyor. Verilen sözler yerine getirilmiyor, kent olduğu gibi duruyor…
24 trilyona biten buz pateni alanı için arsa sahiplerine 82 trilyon ödeniyor.
Hızlı tren, Behçet Baba’nın kayığı gibi hava koşullarına göre çalışıyor…
Metro hiç bitmeyecek gibi. İnsanlar inşaatı izlemekten bıktı.
Dünya, en zor iklim koşullarının yaşandığı Bering Boğazı’nı yeraltından geçiyor, Balçova’daki teleferiğin telleri 3 yıldır değiştirilemiyor.
Yağmur yağıyor, trafik felç oluyor, bentler yıkılıyor, evleri su basıyor…
Kentsel dönüşüm projelerinden bir tanesi bile doğru dürüst yürümüyor.
EXPO elimizden Milano’ya kaçtı, şimdi de Ankara’ya gidiyor.
İzmir’e turist çekecek Agora’ya bir tek çivi çakılmıyor. Toplam 10 binaya kamulaştırma yapılacak, hala bekleniyor.
Büyükşehir organizasyon şeması tepetaklak…
Büyükşehirden arayan herkes sarayda bir keşmekeş olduğunu, çalışanların bile işe gitmek istemediklerinin altını çiziyorlar.
İki yıl önce, “Körfezin tamamının temizlenmesi ve denize girilmesi için Tuzla bölgesinden bir kanal açacağız” denmişti. Bugün bu projeden bir kez bile söz edilmiyor.
Narlıdere’de açılan milyonlarca lira sarf edilen yol hukuka aykırı bulundu.
Kordon’da ve Pasaport’ta bir düzden sağlanamadı.
Üstüne üstlük Kordon esnafı ile ters düşüldü.
İkiçeşmelik yolu işgal altında. Görünümü ile üçüncü dünya ülkelerinden daha beter…
Kentin içine 6 yılda bir tek alternatif yol yapılmadı. 2 yıl önce “İzmir’e şu kadar otopark yapacağız” dendi, hatta otoparkların yerleri bile saptandı. Ancak nedense daha inşaatlarına bile başlamadı.
Üçüncü İzmir projesi nedense değiştirildi ve hala mahkemelerde sürünüyor…
Yolsuzluk zinciri öyle bir hal aldı ki, mülkiye müfettişleri bile nereden başlayacaklarını bilemiyor.
Liman yerinde sayıyor, özel limana izin verilmiyor.
Kemeraltı çöktü, Hatay zaten mezarda…
Güzelyalı, Göztepe’de park halindeki otomobillerden dolayı yürünmüyor…
Böyle bir süreçte hala büyükşehir belediye başkanımız çıkıp da nasıl “Türkiye’nin en başarılı belediye başkanı benim” deme cüretini gösteriyor?
Ya başka kentleri görmüyor ya da kelimenin tam anlamı ile okkalı bir Osmanlı avuç içi istiyor…
Belediye başkanını destekleyen bir kısım İzmirlinin bu işten kazancını ben de merak ediyorum…
Arka arkaya gelecek mahkemelerden sonra bu kesimden kim kalacak acaba başkanın arkasında…
PAUSE HABER: 02 - 01 - 2011
Neden bu kadar tartışılıyor İzmir?
Birinci nedeni CHP’nin aldığı oy oranı…
Şimdi herkes CHP’nin başarını yeniden tekrarlayıp tekrarlamayacağını konuşuyor.
Tekrarlayabilir…
Çünkü yeni bir yapı ve yeni bir lider ile girecek seçimlere CHP…
Eğer milletvekili listesini doğru oluşturur ise İzmir’de başarılı olması muhtemel…
Tekrarlamayabilir de…
Çünkü yerel yönetim, özellikle büyükşehir belediyesi dökülüyor. Verilen sözler yerine getirilmiyor, kent olduğu gibi duruyor…
24 trilyona biten buz pateni alanı için arsa sahiplerine 82 trilyon ödeniyor.
Hızlı tren, Behçet Baba’nın kayığı gibi hava koşullarına göre çalışıyor…
Metro hiç bitmeyecek gibi. İnsanlar inşaatı izlemekten bıktı.
Dünya, en zor iklim koşullarının yaşandığı Bering Boğazı’nı yeraltından geçiyor, Balçova’daki teleferiğin telleri 3 yıldır değiştirilemiyor.
Yağmur yağıyor, trafik felç oluyor, bentler yıkılıyor, evleri su basıyor…
Kentsel dönüşüm projelerinden bir tanesi bile doğru dürüst yürümüyor.
EXPO elimizden Milano’ya kaçtı, şimdi de Ankara’ya gidiyor.
İzmir’e turist çekecek Agora’ya bir tek çivi çakılmıyor. Toplam 10 binaya kamulaştırma yapılacak, hala bekleniyor.
Büyükşehir organizasyon şeması tepetaklak…
Büyükşehirden arayan herkes sarayda bir keşmekeş olduğunu, çalışanların bile işe gitmek istemediklerinin altını çiziyorlar.
İki yıl önce, “Körfezin tamamının temizlenmesi ve denize girilmesi için Tuzla bölgesinden bir kanal açacağız” denmişti. Bugün bu projeden bir kez bile söz edilmiyor.
Narlıdere’de açılan milyonlarca lira sarf edilen yol hukuka aykırı bulundu.
Kordon’da ve Pasaport’ta bir düzden sağlanamadı.
Üstüne üstlük Kordon esnafı ile ters düşüldü.
İkiçeşmelik yolu işgal altında. Görünümü ile üçüncü dünya ülkelerinden daha beter…
Kentin içine 6 yılda bir tek alternatif yol yapılmadı. 2 yıl önce “İzmir’e şu kadar otopark yapacağız” dendi, hatta otoparkların yerleri bile saptandı. Ancak nedense daha inşaatlarına bile başlamadı.
Üçüncü İzmir projesi nedense değiştirildi ve hala mahkemelerde sürünüyor…
Yolsuzluk zinciri öyle bir hal aldı ki, mülkiye müfettişleri bile nereden başlayacaklarını bilemiyor.
Liman yerinde sayıyor, özel limana izin verilmiyor.
Kemeraltı çöktü, Hatay zaten mezarda…
Güzelyalı, Göztepe’de park halindeki otomobillerden dolayı yürünmüyor…
Böyle bir süreçte hala büyükşehir belediye başkanımız çıkıp da nasıl “Türkiye’nin en başarılı belediye başkanı benim” deme cüretini gösteriyor?
Ya başka kentleri görmüyor ya da kelimenin tam anlamı ile okkalı bir Osmanlı avuç içi istiyor…
Belediye başkanını destekleyen bir kısım İzmirlinin bu işten kazancını ben de merak ediyorum…
Arka arkaya gelecek mahkemelerden sonra bu kesimden kim kalacak acaba başkanın arkasında…
PAUSE HABER: 02 - 01 - 2011
Etiketler:
Yerel Siyaset
31 Aralık 2010 Cuma
Adayım Balaskas
Yeniden başa döndük…
Ama istediğim gibi olmadı sonuç…
Şimdi benim bir iki yemek daha yemem gerekiyor…
Bir tarafta Aziz Kocaoğlu, diğer tarafta Ersu Hızır…
Hızır’ın tarafıma açtığı dava sürüyor…
Ruhu ile yediğim yemeğin sonuçlarına katlanmam gerekiyor. Ne de olsa bir ruh ile yemek yemenin getirdiği bazı sonuçlar olacaktır.
Kocaoğlu ise bildiğiniz gibi basın savcılığına bu yemeğin olup olmadığını kanıtlaması konusunda başvuruda bulunmuş…
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanımız için 2010 yılı bir yemeğin peşinde olmakla geçti…
2011 yılı da aynı yemek konusunda sağdan soldan gelecek kroşelerle sarsılma yılı olacak kendisi için…
Biz de izlemeyi sürdüreceğiz tabii ki…
Aslında ben de çok merak ediyorum bu yemek yendi mi yenmedi mi diye…
Stratis Balaskas İzmir’e gelecekmiş. Bari onunla bir röportaj yapıp, “Yahu kardeşim İzmir’i nereden bu kadar iyi biliyorsun? Büyükşehir belediye başkanımızı nasıl bu hale düşürürsün? Yoksa bir sonraki dönemde belediye başkanı adayı mı olacaksın?” soruları mı sorsam…
Aslında Yunanlı bir başkan adayı yakışır bu kente…
Türklerden ne gördük ki?
Belki Yunanlılar bu kente gereken hizmeti verirler.
Mesela Stratis Balaskas’ın buz pateni izlediğinden eminim…
En azından kendileri İzmir’e buz pateni pisti yaparken pistin çevresine konan bariyerleri cam yapmaz.
Ilıman iklim insanı olan, bu nedenle buzda kaymayı yeni öğrenen İzmirliler, ikide bir duramadıkları için bu cam bariyerlere çarpıp camları kırmaz, ellerini yüzlerini kesmezler…
Ya da yine aynı pist yapılırken yanlış ölçüm nedeniyle milletin arazisine sarkmaz Stratis Balaskas…
Adam gibi adam olduğu için, böyle bir hata yapıp 82 trilyonu İzmirlilerin cebinden ödetmez…
Çıkar ortaya, “Özür dilerim sayın vatandaşlarım. Büyük bir hata yapmışız. İzmir bu işten 82 trilyon kaybetti. Hatanın altında benim imzam olduğu için bu parayı tabii ki ben ödeyeceğim. Size kesinlikle ödetmem” der.
Hele yakın arkadaşı bu satırların yazarı Süleyman Gençel’e daha adil davranır. Cep telefonu kayıtlarımın peşine düşmez, yatak odası görüntülerini talep etmez…
Alaattin Yüksel konusuna ise daha objektif yaklaşır Balaskas…
Arkadaşı milletvekili olacak diye, onun bunun kapısının önünde yatmaz…
Sağa sola küfür sallamaz…
Ne diyeyim… Vallahi Stratis Balaskas daha çok yakışır bu koltuğa…
Benim bir sonraki dönem adayım kendileridir…
İzmirlilerin büyük bölümünün de “Kocaoğlu mu Balaskas mı” ikileminde Balaskas’ı destekleyeceklerinden eminim…
Çünkü daha önümüzde 2.5 yıl var. Bu gidişle biz daha çok duvara çarpacağız…
Genel seçimlerde İzmir’den CHP’ye gelecek oyları gördüğümüzde daha çok vuracağız kafamızı duvarlara…
İZBAN’da aynı sıkıntıları yaşayacak, Hatay’da metroya binemeyeceğiz…
Çünkü hala Kocaoğlu halkın karşısına çıkıp, “Pardon metroyu şu ve bu nedenlerle bitiremedik. İnşallah önümüzdeki 6 aylık sürede metroyu açıyoruz” diyor olacak…
Bir daha yineliyorum.
Benim belediye başkan adayım Stratis Balaskas…
Bir Yunanlının İzmir’de Kocaoğlu’ndan daha iyi belediye başkanlığı yapacağını iddia ediyorum.
PAUSE HABER: 31 - 12 - 2010
Ama istediğim gibi olmadı sonuç…
Şimdi benim bir iki yemek daha yemem gerekiyor…
Bir tarafta Aziz Kocaoğlu, diğer tarafta Ersu Hızır…
Hızır’ın tarafıma açtığı dava sürüyor…
Ruhu ile yediğim yemeğin sonuçlarına katlanmam gerekiyor. Ne de olsa bir ruh ile yemek yemenin getirdiği bazı sonuçlar olacaktır.
Kocaoğlu ise bildiğiniz gibi basın savcılığına bu yemeğin olup olmadığını kanıtlaması konusunda başvuruda bulunmuş…
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanımız için 2010 yılı bir yemeğin peşinde olmakla geçti…
2011 yılı da aynı yemek konusunda sağdan soldan gelecek kroşelerle sarsılma yılı olacak kendisi için…
Biz de izlemeyi sürdüreceğiz tabii ki…
Aslında ben de çok merak ediyorum bu yemek yendi mi yenmedi mi diye…
Stratis Balaskas İzmir’e gelecekmiş. Bari onunla bir röportaj yapıp, “Yahu kardeşim İzmir’i nereden bu kadar iyi biliyorsun? Büyükşehir belediye başkanımızı nasıl bu hale düşürürsün? Yoksa bir sonraki dönemde belediye başkanı adayı mı olacaksın?” soruları mı sorsam…
Aslında Yunanlı bir başkan adayı yakışır bu kente…
Türklerden ne gördük ki?
Belki Yunanlılar bu kente gereken hizmeti verirler.
Mesela Stratis Balaskas’ın buz pateni izlediğinden eminim…
En azından kendileri İzmir’e buz pateni pisti yaparken pistin çevresine konan bariyerleri cam yapmaz.
Ilıman iklim insanı olan, bu nedenle buzda kaymayı yeni öğrenen İzmirliler, ikide bir duramadıkları için bu cam bariyerlere çarpıp camları kırmaz, ellerini yüzlerini kesmezler…
Ya da yine aynı pist yapılırken yanlış ölçüm nedeniyle milletin arazisine sarkmaz Stratis Balaskas…
Adam gibi adam olduğu için, böyle bir hata yapıp 82 trilyonu İzmirlilerin cebinden ödetmez…
Çıkar ortaya, “Özür dilerim sayın vatandaşlarım. Büyük bir hata yapmışız. İzmir bu işten 82 trilyon kaybetti. Hatanın altında benim imzam olduğu için bu parayı tabii ki ben ödeyeceğim. Size kesinlikle ödetmem” der.
Hele yakın arkadaşı bu satırların yazarı Süleyman Gençel’e daha adil davranır. Cep telefonu kayıtlarımın peşine düşmez, yatak odası görüntülerini talep etmez…
Alaattin Yüksel konusuna ise daha objektif yaklaşır Balaskas…
Arkadaşı milletvekili olacak diye, onun bunun kapısının önünde yatmaz…
Sağa sola küfür sallamaz…
Ne diyeyim… Vallahi Stratis Balaskas daha çok yakışır bu koltuğa…
Benim bir sonraki dönem adayım kendileridir…
İzmirlilerin büyük bölümünün de “Kocaoğlu mu Balaskas mı” ikileminde Balaskas’ı destekleyeceklerinden eminim…
Çünkü daha önümüzde 2.5 yıl var. Bu gidişle biz daha çok duvara çarpacağız…
Genel seçimlerde İzmir’den CHP’ye gelecek oyları gördüğümüzde daha çok vuracağız kafamızı duvarlara…
İZBAN’da aynı sıkıntıları yaşayacak, Hatay’da metroya binemeyeceğiz…
Çünkü hala Kocaoğlu halkın karşısına çıkıp, “Pardon metroyu şu ve bu nedenlerle bitiremedik. İnşallah önümüzdeki 6 aylık sürede metroyu açıyoruz” diyor olacak…
Bir daha yineliyorum.
Benim belediye başkan adayım Stratis Balaskas…
Bir Yunanlının İzmir’de Kocaoğlu’ndan daha iyi belediye başkanlığı yapacağını iddia ediyorum.
PAUSE HABER: 31 - 12 - 2010
Etiketler:
Yerel Siyaset
28 Aralık 2010 Salı
N’olacak bizim halimiz, Kocaoğlu…
Yağmur yağıyor, seller akıyor Arap kızı camdan bakıyor…
Ne görüyor?
Çöken bentler, su baskını ve çamur deryası…
Türkiye’nin en modern kentinde 21. yüzyıl manzaraları…
Sorumlusu kim?
Vallahi ben değilim… Ama kim olduğunu biliyorum…
Yıl 2005…
Dönemin Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri, kendisine göre Türkiye’nin en başarılı belediye başkanının odasına gider ve “Aşırı yağışta yaptığımız bentler işe yaramayabilir. İzmir’in kuzey aksındaki sel baskınlarını önlemek için tek çare o bölgede küçük bir baraj yapmak” der…
Türkiye’nin gelmiş geçmiş en büyük belediye başkanı kendisine anlamsız bir şekilde bakar, “Hayır" yanıtını verir…
Vizyonu geniş belediye başkanımız durumun farkındadır da, bugün sel baskınlarına yönelik, “Ne yapalım, Allah böyle istedi” diyerek aradan sıyrılması da çok mümkün görünmüyor.
***
Karşıyaka Basketbol Takımı’nın Güney Kıbrıs’ta başına gelen olaylardan hemen sonra devreye benim girmem bazı çevreler tarafından hoş karşılanmamış…
Olabilir…
Benim de umurumda değil.
Ben Karşıyaka dışında İzmir’in başka takımı da aynı durumda kalsa idi anında müdahale ederdim.
Üstelik olaydan 10 dakika sonra Türkiye Dışişleri de dâhil olmak kaydı ile kim, Güney Kıbrıs Devlet Başkanı, Yunanistan Başbakanı ve Türkiye Başbakanı ile aynı anda bu konuyu konuşabilirdi ki…
Unutulmasın ki Güney Kıbrıs Türkiye tarafından tanınmıyor. Dışişleri’nin devreye girebilmesi için ya Kuzey Kıbrıs ile iletişim kuracak oradan Güney Kıbrıs’a ulaşacak ya da Amerika üzerinden Barış Gücü’nü devreye sokacaktı.
Bunlar zaman işi… Bu konuda kimse elime su dökemez. İstedikleri kadar ünvanlı olsunlar, işi çözen benim…
Parsayı onlar toplamak istiyorlar ise, beni ilgilendirmez…
Bilen biliyor.
Bu ülkenin başbakanı da biliyor, Güney Kıbrıs lideri de, Yunan başbakanı da
Bu üçlü ile 10 dakika içinde görüşebilecek Türkiye’de ikinci bir kişi var ise, lütfen bir adım öne çıksın…
Kendisini çok merak ediyorum da…
***
Metroda yeni bir özür var. Bu kez zemin kaymış, o nedenle verilen söz tutulamamış… Granite denk gelinmiş, o nedenle metro inşaatı gecikmiş…
Ben bu konuda anlama özürlüyüm. Pardon ama, bu metroda hiç mi zemin etüdü yapılmadı? “Haydi metro yapalım” denilerek kazma kürekle inşaata mı başlandı?
Ya Aziz Bey?
Haftanın üç günü İzmirliden özür dilediğinizin farkında mısınız?
İzmirlilerin sizin bu özürlerinizi dikkate aldıklarını mı zannediyorsunuz?
Bir susun lütfen… Siz önce yaptıklarınızı anlatın… Yapamadıklarınız için sürekli özür dilemekten vazgeçin…
Metro zemininin kayışı ile sizin siyasi zemininizin kayışı arasında bir ilişki var mıdır?
***
Halkla İlişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ne yapar?
CHP tüzüğüne göre, halkla ilişkilerden sorumlu olur.
Nedir halkla ilişkiler?
CHP Genel Merkezi’nde bulunan halkla ilişkiler birimidir.
Genel merkeze gelenleri karşılar ve uğurlar…
Boyunlarına kırmızı fular takarlar.
O zaman bizim yeni halkla ilişkilerden sorumlu genel başkan yardımcımız da boynunda kırmızı fular ile mi dolaşacak?
Yakışır aslında…
Üstelik kendisini 8. kata atmışlar. Genel Başkanın odasından en uzak yere…
Genel başkanın hemen altında kimler var?
Örgütlenmeden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Gürsel Tekin ve Ekonomiden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Hurşit Güneş… Üstelik Gürsel Tekin 12. katta kendisine üç oda ayırmış… İzmir’in ünlü temsilcisine ise 8. katta tek bir oda düşmüş… Bence zemin katta ya da bodrum katında bir oda kendilerine daha çok yakışırdı…
Bu arada halkla ilişkilerden sorumlu genel başkan yardımcısı olarak halkla ilişkiler konusunda destek ister ise kendilerine yardımcı oluruz. Sonuçta bizim yaptığımız da halkla ilişkiler. En azından karşımızdaki ile konuşurken “ha, hı” tanımlamaları kullanılmaması gerektiği konusunda uyarıda bulunuruz…
Bu arada Kocaoğlu yapısının Kılıçdaroğlu’ndan yediği goller bana 8-0’lık Türkiye-İngiltere maçındaki kaleci Yaşar’ı hatırlattı.
***
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, Üçüncü İzmir Projesi’nin gecikmesinden dolayı Yüksel Çakmur’u suçlamış.
Kocaoğlu ve İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin gücünün yanında olan kalemşörler de Çakmur’u topa tutmuş.
Arkadaşlar… Tamam, bu millet unutkandır. Ancak sizde mi unutkansınız?
Yoksa isteyerek mi unutuyorsunuz?
Bu proje Ahmet Piriştina’nın projesi idi…
O zamanlar Yüksel Çakmur bu projeye karşı hiçbir dava açmadı. Proje tamamlandı ve uygulamaya konulacağı zaman Piriştina vefat etti.
Yerine geçen Kocaoğlu ise nedense projeyi değiştirdi ve yeşil alan miktarını daralttı. Yatırımcıya önemli fayda sağladı…
Çakmur’un bu proje için açtığı davanın nedeni budur.
Dolayısıyla projenin gecikmesindeki sorumlu Yüksel Çakmur değil bizzat İzmir Büyükşehir belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’dur.
Bu gerçeği neden saklama ihtiyacı hissediyorsunuz anlamıyorum.
Anlıyorum da, anlamamazlığa geliyorum.
***
Hızlı tren vakası da ayrı bir sorun.
Kocaoğlu açıklama yapıyor, “Sorunlar var bunlar giderilecek” diyor.
Ancak onun yaptığı açıklamalara Türkiye Mimarlar Mühendisler Odaları Genel Merkezi’nden yanıt geliyor. Koskoca oda Kocaoğlu’nun hatalı olduğunu söylüyor. Ama Kocaoğlu bildiğini okumayı sürdürüyor.
Umarım hızlı trenin bu aksaklıkları giderilene kadar başımıza ölümlü bir kaza gelmez.
Gelir ise tek sorumlusu Kocaoğlu’dur.
Kendisini yakmak dışında bağlı olduğu partiyi de çok güç durumda bırakacaktır.
***
AKP’nin yeni il başkanı belirlendi. Ömer Cihat Akay…
Bundan 1 hafta önce AKP Genel Merkezi’nden birileri beni aradı. Şu soruyu sordu: “Senin İzmir konusundaki bakış açına ve fikirlerini izliyoruz. Sana göre AKP’nin İzmir İl Başkanı nasıl olmalı?”
Yanıtım hazırdı: “İzmir’den alacağınız oy belli. Sadece İzmir’e şirin görünmek için Kocaoğlu ile dirsek temasında bulunan isimlerde vazgeçin. Oy oranınız çok katlanarak gitmeyeceğine göre en azından kendi görüşünüze uygun ama şaibesiz bir ismi seçin. Adam çalışsın, doğru muhalefet yapsın. Piyasadaki isimlerden biri atanır ise, daha sonra bu isimlerin yaratacağı kaosun altından kalkamaz, ezilirsiniz.”
Bence doğru tanımlama yaptı AKP ve kendine uygun birini getirdi…
Sırf locacılar hocacılar istediği için değil bizzat başbakan istediği için Akay il başkanı oldu.
Tabii kaybeden kim oldu?
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül…
Başbakan Tayyip Erdoğan bu işi iyi biliyor…
PAUSE HABER: 28 - 12 - 2010
Ne görüyor?
Çöken bentler, su baskını ve çamur deryası…
Türkiye’nin en modern kentinde 21. yüzyıl manzaraları…
Sorumlusu kim?
Vallahi ben değilim… Ama kim olduğunu biliyorum…
Yıl 2005…
Dönemin Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri, kendisine göre Türkiye’nin en başarılı belediye başkanının odasına gider ve “Aşırı yağışta yaptığımız bentler işe yaramayabilir. İzmir’in kuzey aksındaki sel baskınlarını önlemek için tek çare o bölgede küçük bir baraj yapmak” der…
Türkiye’nin gelmiş geçmiş en büyük belediye başkanı kendisine anlamsız bir şekilde bakar, “Hayır" yanıtını verir…
Vizyonu geniş belediye başkanımız durumun farkındadır da, bugün sel baskınlarına yönelik, “Ne yapalım, Allah böyle istedi” diyerek aradan sıyrılması da çok mümkün görünmüyor.
***
Karşıyaka Basketbol Takımı’nın Güney Kıbrıs’ta başına gelen olaylardan hemen sonra devreye benim girmem bazı çevreler tarafından hoş karşılanmamış…
Olabilir…
Benim de umurumda değil.
Ben Karşıyaka dışında İzmir’in başka takımı da aynı durumda kalsa idi anında müdahale ederdim.
Üstelik olaydan 10 dakika sonra Türkiye Dışişleri de dâhil olmak kaydı ile kim, Güney Kıbrıs Devlet Başkanı, Yunanistan Başbakanı ve Türkiye Başbakanı ile aynı anda bu konuyu konuşabilirdi ki…
Unutulmasın ki Güney Kıbrıs Türkiye tarafından tanınmıyor. Dışişleri’nin devreye girebilmesi için ya Kuzey Kıbrıs ile iletişim kuracak oradan Güney Kıbrıs’a ulaşacak ya da Amerika üzerinden Barış Gücü’nü devreye sokacaktı.
Bunlar zaman işi… Bu konuda kimse elime su dökemez. İstedikleri kadar ünvanlı olsunlar, işi çözen benim…
Parsayı onlar toplamak istiyorlar ise, beni ilgilendirmez…
Bilen biliyor.
Bu ülkenin başbakanı da biliyor, Güney Kıbrıs lideri de, Yunan başbakanı da
Bu üçlü ile 10 dakika içinde görüşebilecek Türkiye’de ikinci bir kişi var ise, lütfen bir adım öne çıksın…
Kendisini çok merak ediyorum da…
***
Metroda yeni bir özür var. Bu kez zemin kaymış, o nedenle verilen söz tutulamamış… Granite denk gelinmiş, o nedenle metro inşaatı gecikmiş…
Ben bu konuda anlama özürlüyüm. Pardon ama, bu metroda hiç mi zemin etüdü yapılmadı? “Haydi metro yapalım” denilerek kazma kürekle inşaata mı başlandı?
Ya Aziz Bey?
Haftanın üç günü İzmirliden özür dilediğinizin farkında mısınız?
İzmirlilerin sizin bu özürlerinizi dikkate aldıklarını mı zannediyorsunuz?
Bir susun lütfen… Siz önce yaptıklarınızı anlatın… Yapamadıklarınız için sürekli özür dilemekten vazgeçin…
Metro zemininin kayışı ile sizin siyasi zemininizin kayışı arasında bir ilişki var mıdır?
***
Halkla İlişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ne yapar?
CHP tüzüğüne göre, halkla ilişkilerden sorumlu olur.
Nedir halkla ilişkiler?
CHP Genel Merkezi’nde bulunan halkla ilişkiler birimidir.
Genel merkeze gelenleri karşılar ve uğurlar…
Boyunlarına kırmızı fular takarlar.
O zaman bizim yeni halkla ilişkilerden sorumlu genel başkan yardımcımız da boynunda kırmızı fular ile mi dolaşacak?
Yakışır aslında…
Üstelik kendisini 8. kata atmışlar. Genel Başkanın odasından en uzak yere…
Genel başkanın hemen altında kimler var?
Örgütlenmeden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Gürsel Tekin ve Ekonomiden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Hurşit Güneş… Üstelik Gürsel Tekin 12. katta kendisine üç oda ayırmış… İzmir’in ünlü temsilcisine ise 8. katta tek bir oda düşmüş… Bence zemin katta ya da bodrum katında bir oda kendilerine daha çok yakışırdı…
Bu arada halkla ilişkilerden sorumlu genel başkan yardımcısı olarak halkla ilişkiler konusunda destek ister ise kendilerine yardımcı oluruz. Sonuçta bizim yaptığımız da halkla ilişkiler. En azından karşımızdaki ile konuşurken “ha, hı” tanımlamaları kullanılmaması gerektiği konusunda uyarıda bulunuruz…
Bu arada Kocaoğlu yapısının Kılıçdaroğlu’ndan yediği goller bana 8-0’lık Türkiye-İngiltere maçındaki kaleci Yaşar’ı hatırlattı.
***
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, Üçüncü İzmir Projesi’nin gecikmesinden dolayı Yüksel Çakmur’u suçlamış.
Kocaoğlu ve İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin gücünün yanında olan kalemşörler de Çakmur’u topa tutmuş.
Arkadaşlar… Tamam, bu millet unutkandır. Ancak sizde mi unutkansınız?
Yoksa isteyerek mi unutuyorsunuz?
Bu proje Ahmet Piriştina’nın projesi idi…
O zamanlar Yüksel Çakmur bu projeye karşı hiçbir dava açmadı. Proje tamamlandı ve uygulamaya konulacağı zaman Piriştina vefat etti.
Yerine geçen Kocaoğlu ise nedense projeyi değiştirdi ve yeşil alan miktarını daralttı. Yatırımcıya önemli fayda sağladı…
Çakmur’un bu proje için açtığı davanın nedeni budur.
Dolayısıyla projenin gecikmesindeki sorumlu Yüksel Çakmur değil bizzat İzmir Büyükşehir belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’dur.
Bu gerçeği neden saklama ihtiyacı hissediyorsunuz anlamıyorum.
Anlıyorum da, anlamamazlığa geliyorum.
***
Hızlı tren vakası da ayrı bir sorun.
Kocaoğlu açıklama yapıyor, “Sorunlar var bunlar giderilecek” diyor.
Ancak onun yaptığı açıklamalara Türkiye Mimarlar Mühendisler Odaları Genel Merkezi’nden yanıt geliyor. Koskoca oda Kocaoğlu’nun hatalı olduğunu söylüyor. Ama Kocaoğlu bildiğini okumayı sürdürüyor.
Umarım hızlı trenin bu aksaklıkları giderilene kadar başımıza ölümlü bir kaza gelmez.
Gelir ise tek sorumlusu Kocaoğlu’dur.
Kendisini yakmak dışında bağlı olduğu partiyi de çok güç durumda bırakacaktır.
***
AKP’nin yeni il başkanı belirlendi. Ömer Cihat Akay…
Bundan 1 hafta önce AKP Genel Merkezi’nden birileri beni aradı. Şu soruyu sordu: “Senin İzmir konusundaki bakış açına ve fikirlerini izliyoruz. Sana göre AKP’nin İzmir İl Başkanı nasıl olmalı?”
Yanıtım hazırdı: “İzmir’den alacağınız oy belli. Sadece İzmir’e şirin görünmek için Kocaoğlu ile dirsek temasında bulunan isimlerde vazgeçin. Oy oranınız çok katlanarak gitmeyeceğine göre en azından kendi görüşünüze uygun ama şaibesiz bir ismi seçin. Adam çalışsın, doğru muhalefet yapsın. Piyasadaki isimlerden biri atanır ise, daha sonra bu isimlerin yaratacağı kaosun altından kalkamaz, ezilirsiniz.”
Bence doğru tanımlama yaptı AKP ve kendine uygun birini getirdi…
Sırf locacılar hocacılar istediği için değil bizzat başbakan istediği için Akay il başkanı oldu.
Tabii kaybeden kim oldu?
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül…
Başbakan Tayyip Erdoğan bu işi iyi biliyor…
PAUSE HABER: 28 - 12 - 2010
Etiketler:
Yerel Siyaset
26 Aralık 2010 Pazar
Yeni yapıyı okumak
CHP’nin yeni MYK’sı üzerine konuşulacak çok şey var.
Öyle bir liste çıktı ki ortaya, herkesin oturup düşünmesi gerekiyor.
Bu analiz Kılıçdaroğlu’nun genel seçime kadar parti içinde neler yapabileceği konusunda bir öngörü olarak kabul edilebilir.
1 – Beklenenin aksine CHP lideri risk alabileceğini gösterdi. Daha önceki liderlere ve parti yöneticilerine göre kendi ekibini kurma riskini ilk aşamada aldı.
2 – Çıkardığı liste ağırlıklı kendi ekibi ve bir ortaya bir açılım koyabilecek nitelikte.
3 – Baykal’ı da çok uzaklaştırmamış. Baykal’ın özellikle iş yapabilecek isimlerini kadrosunda barındırmış. Sivri isimleri budamış sadece. Onlar da bugüne kadar CHP örgütünde bile tartışılan isimlerdi.
4 – Sav ekibini toptan ortadan kaldırmış. Bir kenara koymuş.
5 – Kocaoğlu’nu tamamen bertaraf etmiş. Verdiği görev ile Alaattin Yüksel’i çırak çıkarmış.
6 – Partide daha önce genel başkan adayı olmuş bazı isimleri etkin olmayan görevlere kaydırmış.
7 – CHP meclis grubuna mesaj vermiş, “Kimse kendi koltuğunu sağlam görmesin” demiş.
8 – Eski yapının sivri isimlerini partiden uzaklaştırmak için tüm gücünü kullanmış.
9 – Bu yapılanma ile il ve ilçelerde yeni oluşumlara gideceğinin mesajını vermiş.
10 – Geldiği günden beri çok tartışılan ve örgüt ile ilgisi olmayan Süheyl Batum’un yerini değiştirerek örgüt ile birlikte yürüyeceğini net biçimde çizmiş.
11 – Genel Sekreterlik görevini bu konuda deneyimli ve partililer tarafından sevilen Bihlun Tamaylıgil’i atayarak, “Taban benim için önemli. Hep birlikte çalışacağız” tavrını netleştirmiş.
12 – Örgütlenmeden Sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı’nı Gürsel Tekin’e bırakarak, bundan böyle Tekin ile yürüyeceğinin altını çizmiş. Tabii özellikle Sav grubuna önemli göndermede bulunmuş.
Tabii bu MYK’nın İzmir yansımaları da önemli.
Çırak genel başkan yardımcılığı ile Kocaoğlu ekibinin de sürklase edildiği açık. Gelen bilgiler Yüksel’in ilk aşamada MYK’ya bile alınmadığı ancak Kocaoğlu’nun aşırı ısrarı ile bu göreve getirildiği yönünde. Parti Meclisi’ne 7-8 üye koymayı planlayan, en az iki etkili genel başkan yardımcılığı bekleyen bir ekibin düştüğü durum da içler acısı.
Demek ki Kılıçdaroğlu İzmir için önemli adımlar atmak niyetinde. Bunu yaparken daha önce oluşmuş grupların dışında hareket etmeyi planlıyor. Yeni isimlerle partinin kentte önünü açmak istiyor. Kendisine destek veren Kocaoğlu yapısını da kenara koyarak, belediyecilik konusunda son yıllarda İzmir’de yaşanan olumsuzluklara ortak olmak istemiyor.
Üstelik bir mezhep üzerinden siyaset yapılacak eleştirilerine de yanıt vermiş oldu Kılıçdaroğlu…
Tabii bu yaklaşım yeni milletvekili yapılanmasında da kendini gösterecek gibi…
Şimdilik İzmir milletvekillerinin hiçbirinin yeri sağlam değil.
Bir bölümü zaten defteri kapattı. Ancak ortada olanlar bile bu yapılanmadan sonra tehlikeye girmiş görünüyor. Belki bir ikisi önümüzdeki 6 ay içerisinde gerçekleştireceği performans ile yeniden yer bulabilir. Ancak İzmir CHP’nin yeni bir bakış açısı ve vizyon ile seçmenin karşısına çıkacağı açık.
Akla şu soru gelebilir: En azından genel başkan yardımcısı sıfatıyla Alaattin Yüksel milletvekili olabilir mi?
Çırak genel başkan yardımcısına yönelik daha olumlu bir adım şimdilik görünmüyor. Üstelik ortada Örgütlenmeden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı’nın Kocaoğlu ekibine bakış açısı var ki bu bakış pek öyle olumlu değil…
Kaldı ki, Kocaoğlu’nun başı soruşturmalardan dolayı hayli ağrıyacak gibi… Yolsuzluk dosyaları üzerine giden bir genel başkanın yolsuzluklar üzerine oturmuş bir yerel yönetim ile ilişkilerini eleştiri almayacak şekilde yeniden düzenlemek zorunda.
Son bir not da İzmir il yönetimi üzerine…
Görünen o ki, genel merkezdeki bu yapılanma İzmir’deki yeni yapılanmanın ön habercisi…
NOT 1: Bir seviye listesi kaleme almak gerekiyor tabii ki…
Dibe vuranlar: Abdürrezzak Erten, Güldal Mumcu, Mehmet Süne, Semra Tanülkü, Ahmet Ersin, Rıfat Nalbantoğlu, Murat Haluk Öncel…
Alçalmakta olanlar: Bülent Baratalı, Aziz Kocaoğlu, Alaattin Yüksel, Mehmet Ali Susam, Hülya Güven, Oğuz Oyan, Pelin Erda, Yüksel Demirsoy…
Yerinde sayanlar, durumu idare edenler: Selçuk Ayhan, Türkan Miçooğulları…
Yükselişe geçebilecek olanlar: Zikri Dursun…
Doğrudan yükselenler: Kemal Kılıçdaroğlu ve Gürsel Tekin ile doğrudan temas kuranlar ve kendilerine güven verenler… İlişkiyi yalakalık üzerine kurmayanlar. Baykal’ın yakınında duran sivrilmemiş isimler. Kimler mi? O liste şimdilik saklı…
NOT 2: Yazdığı yazı ile İzmir’in altını üstüne getiren olay köşe yazarı Yunanlı Stratis Balaskas’tan bir telgraf aldım. Şöyle diyor:
Sen bu yemek işlerinden anlarsın stop. Vakti zamanında “Büyükşehir ile yemekteyiz programı” başlıklı bir yazı yazmıştın stop. Şimdi de İzmir’de “Ekip ile yemekteyiz programı” yapan bir gazeteci varmış stop. Bu konuda bilgin var mı stop.
Ben de yanıt yazdım:
Sevgili Balaskas stop. İzmir’de ne olup bittiğini benden iyi biliyorsun stop. Bu yemek yoksa Uğur Mumcu tesislerinde mi yenmiş stop…
PAUSE HABER: 26 - 12 - 2010
Öyle bir liste çıktı ki ortaya, herkesin oturup düşünmesi gerekiyor.
Bu analiz Kılıçdaroğlu’nun genel seçime kadar parti içinde neler yapabileceği konusunda bir öngörü olarak kabul edilebilir.
1 – Beklenenin aksine CHP lideri risk alabileceğini gösterdi. Daha önceki liderlere ve parti yöneticilerine göre kendi ekibini kurma riskini ilk aşamada aldı.
2 – Çıkardığı liste ağırlıklı kendi ekibi ve bir ortaya bir açılım koyabilecek nitelikte.
3 – Baykal’ı da çok uzaklaştırmamış. Baykal’ın özellikle iş yapabilecek isimlerini kadrosunda barındırmış. Sivri isimleri budamış sadece. Onlar da bugüne kadar CHP örgütünde bile tartışılan isimlerdi.
4 – Sav ekibini toptan ortadan kaldırmış. Bir kenara koymuş.
5 – Kocaoğlu’nu tamamen bertaraf etmiş. Verdiği görev ile Alaattin Yüksel’i çırak çıkarmış.
6 – Partide daha önce genel başkan adayı olmuş bazı isimleri etkin olmayan görevlere kaydırmış.
7 – CHP meclis grubuna mesaj vermiş, “Kimse kendi koltuğunu sağlam görmesin” demiş.
8 – Eski yapının sivri isimlerini partiden uzaklaştırmak için tüm gücünü kullanmış.
9 – Bu yapılanma ile il ve ilçelerde yeni oluşumlara gideceğinin mesajını vermiş.
10 – Geldiği günden beri çok tartışılan ve örgüt ile ilgisi olmayan Süheyl Batum’un yerini değiştirerek örgüt ile birlikte yürüyeceğini net biçimde çizmiş.
11 – Genel Sekreterlik görevini bu konuda deneyimli ve partililer tarafından sevilen Bihlun Tamaylıgil’i atayarak, “Taban benim için önemli. Hep birlikte çalışacağız” tavrını netleştirmiş.
12 – Örgütlenmeden Sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı’nı Gürsel Tekin’e bırakarak, bundan böyle Tekin ile yürüyeceğinin altını çizmiş. Tabii özellikle Sav grubuna önemli göndermede bulunmuş.
Tabii bu MYK’nın İzmir yansımaları da önemli.
Çırak genel başkan yardımcılığı ile Kocaoğlu ekibinin de sürklase edildiği açık. Gelen bilgiler Yüksel’in ilk aşamada MYK’ya bile alınmadığı ancak Kocaoğlu’nun aşırı ısrarı ile bu göreve getirildiği yönünde. Parti Meclisi’ne 7-8 üye koymayı planlayan, en az iki etkili genel başkan yardımcılığı bekleyen bir ekibin düştüğü durum da içler acısı.
Demek ki Kılıçdaroğlu İzmir için önemli adımlar atmak niyetinde. Bunu yaparken daha önce oluşmuş grupların dışında hareket etmeyi planlıyor. Yeni isimlerle partinin kentte önünü açmak istiyor. Kendisine destek veren Kocaoğlu yapısını da kenara koyarak, belediyecilik konusunda son yıllarda İzmir’de yaşanan olumsuzluklara ortak olmak istemiyor.
Üstelik bir mezhep üzerinden siyaset yapılacak eleştirilerine de yanıt vermiş oldu Kılıçdaroğlu…
Tabii bu yaklaşım yeni milletvekili yapılanmasında da kendini gösterecek gibi…
Şimdilik İzmir milletvekillerinin hiçbirinin yeri sağlam değil.
Bir bölümü zaten defteri kapattı. Ancak ortada olanlar bile bu yapılanmadan sonra tehlikeye girmiş görünüyor. Belki bir ikisi önümüzdeki 6 ay içerisinde gerçekleştireceği performans ile yeniden yer bulabilir. Ancak İzmir CHP’nin yeni bir bakış açısı ve vizyon ile seçmenin karşısına çıkacağı açık.
Akla şu soru gelebilir: En azından genel başkan yardımcısı sıfatıyla Alaattin Yüksel milletvekili olabilir mi?
Çırak genel başkan yardımcısına yönelik daha olumlu bir adım şimdilik görünmüyor. Üstelik ortada Örgütlenmeden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı’nın Kocaoğlu ekibine bakış açısı var ki bu bakış pek öyle olumlu değil…
Kaldı ki, Kocaoğlu’nun başı soruşturmalardan dolayı hayli ağrıyacak gibi… Yolsuzluk dosyaları üzerine giden bir genel başkanın yolsuzluklar üzerine oturmuş bir yerel yönetim ile ilişkilerini eleştiri almayacak şekilde yeniden düzenlemek zorunda.
Son bir not da İzmir il yönetimi üzerine…
Görünen o ki, genel merkezdeki bu yapılanma İzmir’deki yeni yapılanmanın ön habercisi…
NOT 1: Bir seviye listesi kaleme almak gerekiyor tabii ki…
Dibe vuranlar: Abdürrezzak Erten, Güldal Mumcu, Mehmet Süne, Semra Tanülkü, Ahmet Ersin, Rıfat Nalbantoğlu, Murat Haluk Öncel…
Alçalmakta olanlar: Bülent Baratalı, Aziz Kocaoğlu, Alaattin Yüksel, Mehmet Ali Susam, Hülya Güven, Oğuz Oyan, Pelin Erda, Yüksel Demirsoy…
Yerinde sayanlar, durumu idare edenler: Selçuk Ayhan, Türkan Miçooğulları…
Yükselişe geçebilecek olanlar: Zikri Dursun…
Doğrudan yükselenler: Kemal Kılıçdaroğlu ve Gürsel Tekin ile doğrudan temas kuranlar ve kendilerine güven verenler… İlişkiyi yalakalık üzerine kurmayanlar. Baykal’ın yakınında duran sivrilmemiş isimler. Kimler mi? O liste şimdilik saklı…
NOT 2: Yazdığı yazı ile İzmir’in altını üstüne getiren olay köşe yazarı Yunanlı Stratis Balaskas’tan bir telgraf aldım. Şöyle diyor:
Sen bu yemek işlerinden anlarsın stop. Vakti zamanında “Büyükşehir ile yemekteyiz programı” başlıklı bir yazı yazmıştın stop. Şimdi de İzmir’de “Ekip ile yemekteyiz programı” yapan bir gazeteci varmış stop. Bu konuda bilgin var mı stop.
Ben de yanıt yazdım:
Sevgili Balaskas stop. İzmir’de ne olup bittiğini benden iyi biliyorsun stop. Bu yemek yoksa Uğur Mumcu tesislerinde mi yenmiş stop…
PAUSE HABER: 26 - 12 - 2010
Etiketler:
Yerel Siyaset
22 Aralık 2010 Çarşamba
Fanatizmin sonuçları
Dün gece saat 21.00 sıralarında telefonum çaldı. Arayan Karşıyaka Kulüp Başkanı Hüseyin Çalışkan’dı… Biraz endişeli bir ifade ile, “Seninkiler kavga çıkarmış, bizim takıma saldırmışlar. Rum Kesimi’nden hemen ulaşabileceğimiz birileri var mı” diye sordu.
Olay, Karşıyaka Basketbol takımının Kıbrıs Rum Kesimi’nin Hapoel takımı ile yaptığı maçta yaşanmış, bir grup seyirci maç sonrası Karşıyakalı taraftarlara ve oyunculara saldırmıştı.
O saatte kim bulunabilirdi?
İlk aklıma gelen Kıbrıs Rum Kesimi’nde ve Yunanistan’da yaşayan gazeteciler oldu. Onların devreye girmesi ile birlikte olayın vehametinin büyük olduğu ortaya çıktı. Kıbrıs Rum Kesimi Devlet Başkanı Hristofyas’ın damadı da bizzat olaya müdahale ederek takımı salonda Rum taraftarlardan ayırmayı başardı. Polisin attığı göz yaşartıcı bombalar ile salondan çıkarılan Rum taraftarlar ile polis arasındaki kavga bu kez salon dışında yaşanmaya başlandı. Telefonum tekrar çaldı, karşımda Yunan devlet kanalına maçı naklen anlatan Rum spiker vardı. Özür dileyerek olayların nasıl çıktığını, Rum taraftarların tavrını, polisin yetersiz kaldığını anlattı. Geçtiğimiz hafta Hapoel takımı ile Karşıyaka’ya geldiğini takımın ve kendilerinin çok iyi misafir edildiğini, yıllardır Türk-Yunan ilişkilerinin gelişmesine katkı koyduğunu, ancak küçük bir grup nedeniyle emek verilerek inşa edilmeye çalışılan her şeyin yıkıldığını söyledi.
Herkes çok üzgündü. Devreye birçok siyasetçi ve gazeteci girdi. Türk tarafından bu işle uğraşan milletvekilinin Mehmet Ali Susam olduğunu belirtmekte yarar var.
İlk hamle Birleşmiş Milletler Barış Gücü’nün de desteği ile kafileyi kaldıkları otelden Kuzey Kıbrıs’a geçirmek, oradan da Türkiye’ye ulaştırmaktı. Ancak AB normları bunu kabul etmiyordu. Vize ile Kıbrıs Rum Kesimi’ne girildiği için, yine aynı noktadan çıkış yapılması şarttı. Üstelik Kuzey Kıbrıs’a geçip Türkiye’ye uçmak Güney Kıbrıs politikalarının iflasına neden oluyordu.
Kafile Güney Kıbrıs’ta kaldı. Bugün Atina’ya oradan da İzmir’e uçacak.
Bana gelen son bilgi takımın masörünün kolunun kırıldığı ve cerrahi müdahale yapıldığı yolunda.
Peki bir takımın taraftarı nasıl oluyor da bu kadar agresif oluyor.
Hapoel eski Enosis mantığının bir ürünü… Takımın taraftarları da anti Türkçü… Dolayısıyla bu tür olumsuzlukların yaşanması normal…
Sadece tek bir anormallik var.
O da Rum Kesimi’nde yeterli güvenlik önleminin alınmaması.
Neyse ki bu süreç çok daha olumsuz sonuçların ortaya çıkmasına neden olmadı.
***
CHP’de genel başkan yardımcılıkları belirlenecek. İzmir’den kimlerin gireceği hala belli değil. Oğuz Oyan isminin diğerlerine göre bir adım önde olduğunu buradan belirtmeye gerek yok sanırım. Daha önce de MYK’da görev alan Oyan bu kez de Kılıçdaroğlu ile yakın çalışacak gibi görünüyor.
Ya diğer iki isim?
Alaattin Yüksel ve Mehmet Ali Susam…
Yüksel’in genel başkan yardımcısı olması halinde İzmir’in Kocaoğlu’nun denetimine bırakılacağı aşikar olur. Ancak İzmir CHP örgütü böyle bir gelişmeye sıcak bakmıyor. O zaman Mehmet Ali Susam’ın da genel başkan yardımcısı yapılarak bir denge politikası oluşturulabilir. Ancak bu kez bir ilden 3 genel başkan yardımcısı seçilmiş olur. Bu da partideki bazı dengeleri bozar.
Yüksel yerine sadece Mehmet Ali Susam’ın genel başkan yardımcısı olması ise bu kez Kocaoğlu grubunu telaşa düşürür. Kılıçdaroğlu da böyle bir riski almak istemez.
Tüm bu dengeler eşliğinde genel başkan yardımcısı olarak sadece Oğuz Oyan’ın isminin öne çıkması daha mantıklı görünüyor.
NOT: Bu hafta Kocaoğlu’nun şikâyeti üzerine basın savcılığına ifade vereceğim. Bakalım büyükşehir belediye başkanının benden ne sıkıntısı varmış.
PAUSE HABER: 22 - 12 - 2010
Olay, Karşıyaka Basketbol takımının Kıbrıs Rum Kesimi’nin Hapoel takımı ile yaptığı maçta yaşanmış, bir grup seyirci maç sonrası Karşıyakalı taraftarlara ve oyunculara saldırmıştı.
O saatte kim bulunabilirdi?
İlk aklıma gelen Kıbrıs Rum Kesimi’nde ve Yunanistan’da yaşayan gazeteciler oldu. Onların devreye girmesi ile birlikte olayın vehametinin büyük olduğu ortaya çıktı. Kıbrıs Rum Kesimi Devlet Başkanı Hristofyas’ın damadı da bizzat olaya müdahale ederek takımı salonda Rum taraftarlardan ayırmayı başardı. Polisin attığı göz yaşartıcı bombalar ile salondan çıkarılan Rum taraftarlar ile polis arasındaki kavga bu kez salon dışında yaşanmaya başlandı. Telefonum tekrar çaldı, karşımda Yunan devlet kanalına maçı naklen anlatan Rum spiker vardı. Özür dileyerek olayların nasıl çıktığını, Rum taraftarların tavrını, polisin yetersiz kaldığını anlattı. Geçtiğimiz hafta Hapoel takımı ile Karşıyaka’ya geldiğini takımın ve kendilerinin çok iyi misafir edildiğini, yıllardır Türk-Yunan ilişkilerinin gelişmesine katkı koyduğunu, ancak küçük bir grup nedeniyle emek verilerek inşa edilmeye çalışılan her şeyin yıkıldığını söyledi.
Herkes çok üzgündü. Devreye birçok siyasetçi ve gazeteci girdi. Türk tarafından bu işle uğraşan milletvekilinin Mehmet Ali Susam olduğunu belirtmekte yarar var.
İlk hamle Birleşmiş Milletler Barış Gücü’nün de desteği ile kafileyi kaldıkları otelden Kuzey Kıbrıs’a geçirmek, oradan da Türkiye’ye ulaştırmaktı. Ancak AB normları bunu kabul etmiyordu. Vize ile Kıbrıs Rum Kesimi’ne girildiği için, yine aynı noktadan çıkış yapılması şarttı. Üstelik Kuzey Kıbrıs’a geçip Türkiye’ye uçmak Güney Kıbrıs politikalarının iflasına neden oluyordu.
Kafile Güney Kıbrıs’ta kaldı. Bugün Atina’ya oradan da İzmir’e uçacak.
Bana gelen son bilgi takımın masörünün kolunun kırıldığı ve cerrahi müdahale yapıldığı yolunda.
Peki bir takımın taraftarı nasıl oluyor da bu kadar agresif oluyor.
Hapoel eski Enosis mantığının bir ürünü… Takımın taraftarları da anti Türkçü… Dolayısıyla bu tür olumsuzlukların yaşanması normal…
Sadece tek bir anormallik var.
O da Rum Kesimi’nde yeterli güvenlik önleminin alınmaması.
Neyse ki bu süreç çok daha olumsuz sonuçların ortaya çıkmasına neden olmadı.
***
CHP’de genel başkan yardımcılıkları belirlenecek. İzmir’den kimlerin gireceği hala belli değil. Oğuz Oyan isminin diğerlerine göre bir adım önde olduğunu buradan belirtmeye gerek yok sanırım. Daha önce de MYK’da görev alan Oyan bu kez de Kılıçdaroğlu ile yakın çalışacak gibi görünüyor.
Ya diğer iki isim?
Alaattin Yüksel ve Mehmet Ali Susam…
Yüksel’in genel başkan yardımcısı olması halinde İzmir’in Kocaoğlu’nun denetimine bırakılacağı aşikar olur. Ancak İzmir CHP örgütü böyle bir gelişmeye sıcak bakmıyor. O zaman Mehmet Ali Susam’ın da genel başkan yardımcısı yapılarak bir denge politikası oluşturulabilir. Ancak bu kez bir ilden 3 genel başkan yardımcısı seçilmiş olur. Bu da partideki bazı dengeleri bozar.
Yüksel yerine sadece Mehmet Ali Susam’ın genel başkan yardımcısı olması ise bu kez Kocaoğlu grubunu telaşa düşürür. Kılıçdaroğlu da böyle bir riski almak istemez.
Tüm bu dengeler eşliğinde genel başkan yardımcısı olarak sadece Oğuz Oyan’ın isminin öne çıkması daha mantıklı görünüyor.
NOT: Bu hafta Kocaoğlu’nun şikâyeti üzerine basın savcılığına ifade vereceğim. Bakalım büyükşehir belediye başkanının benden ne sıkıntısı varmış.
PAUSE HABER: 22 - 12 - 2010
Etiketler:
Yerel Siyaset
20 Aralık 2010 Pazartesi
İdeolojik ayrışma
Öncelikle işin teorik kısmından başlayalım…
Bu kurultay Önder Sav ve Deniz Baykal ekiplerinin tasfiyesinden çok öte CHP’de farklı bir sürecin başlangıcı olarak görülmeli…
Olumlu ya da olumsuz olduğunu net biçimde söyleyemem.
Ancak partide bir bakış açısı değişimi yaşandığı kesin…
Kimileri bunu “Turuncu devrim” olarak nitelendirebilir. Kimileri “CHP modern çağa uyulmaya başladı” diye okuyabilir. Kimileri de “Partideki Kemalist yapı tasfiye edildi” yorumunda bulunabilir.
Aslında hepsi bir doğruyu içermektedir kurultay sonrası oluşan yeni yapılanmada…
Yeni parti meclisi CHP’de bugüne kadar oluşturulan söylemi tümden değiştirebilecek nitelikte.
Bundan böyle Kürt sorununa bakış da değişecek, Alevi sorununa yaklaşım da… Büyük sermaye ile ilişkiler yeniden düzenlenecek, türban sorunu farklı bir zemine oturtulacak.
İyi mi olacak kötü mü?
Onu zaman gösterecek.
Ancak şu tespiti yapmak gerekiyor.
CHP bugün dünden çok farklı olacak.
Parti Meclisi’nin ilk kez profesyonel siyasetçi yapısından oluştuğu gerçeği ile başlamak gerekiyor. Bugüne kadar Türkiye’de yaşanan sorunlara kafa yormuş bir dizi insan CHP’nin yönetiminde…
Partinin Türkiye’nin önünü tıkayan bazı konulara farklı yaklaşımını önümüzdeki günlerde yaşayacağız…
Bu durum beni bozar mı?
Aslında bozmaz.
Gelelim partinin örgütlenme tarzına ve gruplar arası mücadeleye…
Kurultay’da en çok yara alan isim eski Genel Sekreter Önder Sav… Partinin Kemalist yapısını oluşturan Sav’ın yandaşı tek isim yok içeride… Bir iki isimden bahsediliyor. Ancak onların da daha birinci günden itibaren Sav grubunu terk edeceği açık.
Bundan böyle Sav ekibinin yeniden toparlanma şansı da hiç olmayacak gibi…
Baykal grubu ise Baykal’ın tetikçi isimleri dışında PM’ye adam sokmuş durumda. Aslında bugüne kadar yapmak istediği açılımların bir bölümünü bu PM ile görecektir Baykal… Sonuçta yeni PM’de görev alan birçok isim daha önce öyle ya da böyle Baykal ile dirsek temasında bulunmuş durumda…
Ya İzmir’de durum ne?
Partinin bir anlamda lokomotif kenti olan İzmir’de durum daha karışık…
Sav grubu İzmir’de de öyle bir tırpan yedi ki, bir daha ayağa kalkmaları mümkün görünmüyor. Önümüzdeki günlerde il ve ilçelerde yaşanacak değişiklikler ile bu darbeyi daha net bizimde göreceğiz. Görevden almaktan bahsetmiyorum. Kısa süre içerisinde ilçelerde yönetimlerin değiştirilmesi için imza toplama girişimleri en üst düzeye çıkacaktır.
Baykal grubu da İzmir bazında bekleneni alamadı. Ancak yukarıdaki hava Baykal ekibine hareket alanı yaratacak gibi görünüyor.
Tabii bu kentte üçüncü bir grup daha var.
Kocaoğlu – Yüksel grubu…
Diğer kentlerde hareket alanı bulamayan, sadece İzmir’e özgü olan bu grup da elindeki tüm imkanlara rağmen yeterince etkili olamadı.
Kocaoğlu’na Divan Başkanlığı verilerek bu ekibin bir anlamda kurultay öncesi önü kesildi.
Ekibin 7-8 kişi sokmayı planladığı PM’de sadece 3 kişi ile temsil ediliyor.
Alaattin Yüksel… Örgütlenmeden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı olmayı planlayan Yüksel’in işi kurultay sonrası yaşanan Gürsel Tekin sorunu nedeniyle iyice çıkmaza girdi. Grubun ikinci adamı ise Oğuz Oyan… Daha önce Baykal’ın MYK’sında da bulunan Oyan örgüte hâkim değil. Kendi başına hareket ettiği için bugün bir yerde, yarın başka yerde… Grubun üçüncü ismi Hülya Güven ise kadın kotası ve Bilim Kurulu üzerinden zar zor yer bulabildi PM’de… O da örgütlenmeden ve CHP siyasetinden fazla anlamaz.
Yüksel’in birlikte hareket etmek istediği, siyaseti bilen, bir şekilde örgüte basan isimler ise bırakın PM’ye bırakın girmeyi kapısının önünden geçemedi.
Bu üçlünün karşısına denge üretmek için Kılıçdaroğlu tarafından konan isim ise Mehmet Ali Susam…
Kocaoğlu ile uzlaşamayacağı bilinen Susam’ın esnaf odaları desteği ile bu göreve getirildiği aşikar…
Gerçi onun da bu saatten sonra örgütte ne kadar etkili olacağı tartışılır. Son ilçe kongrelerinde attığı hatalı adımlar nedeniyle bir grup CHP’li tarafından “istenmeyen adam” ilan edilen Susam’ın bu yapılarla ilişkisini yeniden düzenlemesi gerekiyor. Ve özellikle şu tespiti mutlaka yapmalı: “Ben bir şey değilim. Sadece esnaf odaları benim arkamda olduğu ve Kocaoğlu’na karşı bir denge oluşturmam için beni bu göreve getirdiler. Doğru dürüst çalışmaz isem yarın kapının önüne konulabilirim.”
Susam unutmasın ki, bir dönem Sav tarafından kapı önüne konuldu. Son dönem de Baykal tarafından… Hatalı davrandığı takdirde aynı son yine kendini bekliyor olabilir.
Son bir not da Kılıçdaroğlu’nun Alevi yapılanması üzerine… Başbakan Tayyip Erdoğan’ın eleştirilerini dikkate alan Kılıçdaroğlu parti üzerinde yeni bir tartışma yaratacak adımlardan kaçınmış. Umarım il bazındaki yeni örgütlenmelerde de aynı hassasiyeti gösterir.
Sonuçta CHP’de bugünden itibaren önemli bir değişim hareketi başlayacak. Ve daha çok tartışılacak parti…
NOT 1: İl başkanı Nalbantoğlu’nun durumu vahim. Yani siyasi anlamda…
NOT 2: Partide ne kadar Kılıçdaroğlucu varmış. Hayret…
NOT 3: Kocaoğlu’nun yeniden düzenlenen Gençlik Parkı’nı mutlaka dolaşması gerekiyor. Biraz feyz alır sanırım.
NOT 4: İzmir’in milletvekili yapısı bu kurultaydan sonra çok değişir. Hele bir de ön seçim gelir ise bakın siz cümbüşe…
NOT 5: Birçok isim bu dönemde siyasetin dışında kalacak.
PAUSE HABER: 20 - 12 - 2010
Bu kurultay Önder Sav ve Deniz Baykal ekiplerinin tasfiyesinden çok öte CHP’de farklı bir sürecin başlangıcı olarak görülmeli…
Olumlu ya da olumsuz olduğunu net biçimde söyleyemem.
Ancak partide bir bakış açısı değişimi yaşandığı kesin…
Kimileri bunu “Turuncu devrim” olarak nitelendirebilir. Kimileri “CHP modern çağa uyulmaya başladı” diye okuyabilir. Kimileri de “Partideki Kemalist yapı tasfiye edildi” yorumunda bulunabilir.
Aslında hepsi bir doğruyu içermektedir kurultay sonrası oluşan yeni yapılanmada…
Yeni parti meclisi CHP’de bugüne kadar oluşturulan söylemi tümden değiştirebilecek nitelikte.
Bundan böyle Kürt sorununa bakış da değişecek, Alevi sorununa yaklaşım da… Büyük sermaye ile ilişkiler yeniden düzenlenecek, türban sorunu farklı bir zemine oturtulacak.
İyi mi olacak kötü mü?
Onu zaman gösterecek.
Ancak şu tespiti yapmak gerekiyor.
CHP bugün dünden çok farklı olacak.
Parti Meclisi’nin ilk kez profesyonel siyasetçi yapısından oluştuğu gerçeği ile başlamak gerekiyor. Bugüne kadar Türkiye’de yaşanan sorunlara kafa yormuş bir dizi insan CHP’nin yönetiminde…
Partinin Türkiye’nin önünü tıkayan bazı konulara farklı yaklaşımını önümüzdeki günlerde yaşayacağız…
Bu durum beni bozar mı?
Aslında bozmaz.
Gelelim partinin örgütlenme tarzına ve gruplar arası mücadeleye…
Kurultay’da en çok yara alan isim eski Genel Sekreter Önder Sav… Partinin Kemalist yapısını oluşturan Sav’ın yandaşı tek isim yok içeride… Bir iki isimden bahsediliyor. Ancak onların da daha birinci günden itibaren Sav grubunu terk edeceği açık.
Bundan böyle Sav ekibinin yeniden toparlanma şansı da hiç olmayacak gibi…
Baykal grubu ise Baykal’ın tetikçi isimleri dışında PM’ye adam sokmuş durumda. Aslında bugüne kadar yapmak istediği açılımların bir bölümünü bu PM ile görecektir Baykal… Sonuçta yeni PM’de görev alan birçok isim daha önce öyle ya da böyle Baykal ile dirsek temasında bulunmuş durumda…
Ya İzmir’de durum ne?
Partinin bir anlamda lokomotif kenti olan İzmir’de durum daha karışık…
Sav grubu İzmir’de de öyle bir tırpan yedi ki, bir daha ayağa kalkmaları mümkün görünmüyor. Önümüzdeki günlerde il ve ilçelerde yaşanacak değişiklikler ile bu darbeyi daha net bizimde göreceğiz. Görevden almaktan bahsetmiyorum. Kısa süre içerisinde ilçelerde yönetimlerin değiştirilmesi için imza toplama girişimleri en üst düzeye çıkacaktır.
Baykal grubu da İzmir bazında bekleneni alamadı. Ancak yukarıdaki hava Baykal ekibine hareket alanı yaratacak gibi görünüyor.
Tabii bu kentte üçüncü bir grup daha var.
Kocaoğlu – Yüksel grubu…
Diğer kentlerde hareket alanı bulamayan, sadece İzmir’e özgü olan bu grup da elindeki tüm imkanlara rağmen yeterince etkili olamadı.
Kocaoğlu’na Divan Başkanlığı verilerek bu ekibin bir anlamda kurultay öncesi önü kesildi.
Ekibin 7-8 kişi sokmayı planladığı PM’de sadece 3 kişi ile temsil ediliyor.
Alaattin Yüksel… Örgütlenmeden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı olmayı planlayan Yüksel’in işi kurultay sonrası yaşanan Gürsel Tekin sorunu nedeniyle iyice çıkmaza girdi. Grubun ikinci adamı ise Oğuz Oyan… Daha önce Baykal’ın MYK’sında da bulunan Oyan örgüte hâkim değil. Kendi başına hareket ettiği için bugün bir yerde, yarın başka yerde… Grubun üçüncü ismi Hülya Güven ise kadın kotası ve Bilim Kurulu üzerinden zar zor yer bulabildi PM’de… O da örgütlenmeden ve CHP siyasetinden fazla anlamaz.
Yüksel’in birlikte hareket etmek istediği, siyaseti bilen, bir şekilde örgüte basan isimler ise bırakın PM’ye bırakın girmeyi kapısının önünden geçemedi.
Bu üçlünün karşısına denge üretmek için Kılıçdaroğlu tarafından konan isim ise Mehmet Ali Susam…
Kocaoğlu ile uzlaşamayacağı bilinen Susam’ın esnaf odaları desteği ile bu göreve getirildiği aşikar…
Gerçi onun da bu saatten sonra örgütte ne kadar etkili olacağı tartışılır. Son ilçe kongrelerinde attığı hatalı adımlar nedeniyle bir grup CHP’li tarafından “istenmeyen adam” ilan edilen Susam’ın bu yapılarla ilişkisini yeniden düzenlemesi gerekiyor. Ve özellikle şu tespiti mutlaka yapmalı: “Ben bir şey değilim. Sadece esnaf odaları benim arkamda olduğu ve Kocaoğlu’na karşı bir denge oluşturmam için beni bu göreve getirdiler. Doğru dürüst çalışmaz isem yarın kapının önüne konulabilirim.”
Susam unutmasın ki, bir dönem Sav tarafından kapı önüne konuldu. Son dönem de Baykal tarafından… Hatalı davrandığı takdirde aynı son yine kendini bekliyor olabilir.
Son bir not da Kılıçdaroğlu’nun Alevi yapılanması üzerine… Başbakan Tayyip Erdoğan’ın eleştirilerini dikkate alan Kılıçdaroğlu parti üzerinde yeni bir tartışma yaratacak adımlardan kaçınmış. Umarım il bazındaki yeni örgütlenmelerde de aynı hassasiyeti gösterir.
Sonuçta CHP’de bugünden itibaren önemli bir değişim hareketi başlayacak. Ve daha çok tartışılacak parti…
NOT 1: İl başkanı Nalbantoğlu’nun durumu vahim. Yani siyasi anlamda…
NOT 2: Partide ne kadar Kılıçdaroğlucu varmış. Hayret…
NOT 3: Kocaoğlu’nun yeniden düzenlenen Gençlik Parkı’nı mutlaka dolaşması gerekiyor. Biraz feyz alır sanırım.
NOT 4: İzmir’in milletvekili yapısı bu kurultaydan sonra çok değişir. Hele bir de ön seçim gelir ise bakın siz cümbüşe…
NOT 5: Birçok isim bu dönemde siyasetin dışında kalacak.
PAUSE HABER: 20 - 12 - 2010
Etiketler:
Yerel Siyaset
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
