Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

31 Aralık 2010 Cuma

Adayım Balaskas

Yeniden başa döndük…

Ama istediğim gibi olmadı sonuç…
Şimdi benim bir iki yemek daha yemem gerekiyor…
Bir tarafta Aziz Kocaoğlu, diğer tarafta Ersu Hızır…
Hızır’ın tarafıma açtığı dava sürüyor…
Ruhu ile yediğim yemeğin sonuçlarına katlanmam gerekiyor. Ne de olsa bir ruh ile yemek yemenin getirdiği bazı sonuçlar olacaktır.
Kocaoğlu ise bildiğiniz gibi basın savcılığına bu yemeğin olup olmadığını kanıtlaması konusunda başvuruda bulunmuş…
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanımız için 2010 yılı bir yemeğin peşinde olmakla geçti…
2011 yılı da aynı yemek konusunda sağdan soldan gelecek kroşelerle sarsılma yılı olacak kendisi için…
Biz de izlemeyi sürdüreceğiz tabii ki…
Aslında ben de çok merak ediyorum bu yemek yendi mi yenmedi mi diye…
Stratis Balaskas İzmir’e gelecekmiş. Bari onunla bir röportaj yapıp, “Yahu kardeşim İzmir’i nereden bu kadar iyi biliyorsun? Büyükşehir belediye başkanımızı nasıl bu hale düşürürsün? Yoksa bir sonraki dönemde belediye başkanı adayı mı olacaksın?” soruları mı sorsam…
Aslında Yunanlı bir başkan adayı yakışır bu kente…
Türklerden ne gördük ki?
Belki Yunanlılar bu kente gereken hizmeti verirler.
Mesela Stratis Balaskas’ın buz pateni izlediğinden eminim…
En azından kendileri İzmir’e buz pateni pisti yaparken pistin çevresine konan bariyerleri cam yapmaz.
Ilıman iklim insanı olan, bu nedenle buzda kaymayı yeni öğrenen İzmirliler, ikide bir duramadıkları için bu cam bariyerlere çarpıp camları kırmaz, ellerini yüzlerini kesmezler…
Ya da yine aynı pist yapılırken yanlış ölçüm nedeniyle milletin arazisine sarkmaz Stratis Balaskas…
Adam gibi adam olduğu için, böyle bir hata yapıp 82 trilyonu İzmirlilerin cebinden ödetmez…
Çıkar ortaya, “Özür dilerim sayın vatandaşlarım. Büyük bir hata yapmışız. İzmir bu işten 82 trilyon kaybetti. Hatanın altında benim imzam olduğu için bu parayı tabii ki ben ödeyeceğim. Size kesinlikle ödetmem” der.
Hele yakın arkadaşı bu satırların yazarı Süleyman Gençel’e daha adil davranır. Cep telefonu kayıtlarımın peşine düşmez, yatak odası görüntülerini talep etmez…
Alaattin Yüksel konusuna ise daha objektif yaklaşır Balaskas…
Arkadaşı milletvekili olacak diye, onun bunun kapısının önünde yatmaz…
Sağa sola küfür sallamaz…
Ne diyeyim… Vallahi Stratis Balaskas daha çok yakışır bu koltuğa…
Benim bir sonraki dönem adayım kendileridir…
İzmirlilerin büyük bölümünün de “Kocaoğlu mu Balaskas mı” ikileminde Balaskas’ı destekleyeceklerinden eminim…
Çünkü daha önümüzde 2.5 yıl var. Bu gidişle biz daha çok duvara çarpacağız…
Genel seçimlerde İzmir’den CHP’ye gelecek oyları gördüğümüzde daha çok vuracağız kafamızı duvarlara…
İZBAN’da aynı sıkıntıları yaşayacak, Hatay’da metroya binemeyeceğiz…
Çünkü hala Kocaoğlu halkın karşısına çıkıp, “Pardon metroyu şu ve bu nedenlerle bitiremedik. İnşallah önümüzdeki 6 aylık sürede metroyu açıyoruz” diyor olacak…
Bir daha yineliyorum.
Benim belediye başkan adayım Stratis Balaskas…
Bir Yunanlının İzmir’de Kocaoğlu’ndan daha iyi belediye başkanlığı yapacağını iddia ediyorum.

PAUSE HABER: 31 - 12 - 2010

28 Aralık 2010 Salı

N’olacak bizim halimiz, Kocaoğlu…

Yağmur yağıyor, seller akıyor Arap kızı camdan bakıyor…

Ne görüyor?
Çöken bentler, su baskını ve çamur deryası…
Türkiye’nin en modern kentinde 21. yüzyıl manzaraları…
Sorumlusu kim?
Vallahi ben değilim… Ama kim olduğunu biliyorum…
Yıl 2005…
Dönemin Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri, kendisine göre Türkiye’nin en başarılı belediye başkanının odasına gider ve “Aşırı yağışta yaptığımız bentler işe yaramayabilir. İzmir’in kuzey aksındaki sel baskınlarını önlemek için tek çare o bölgede küçük bir baraj yapmak” der…
Türkiye’nin gelmiş geçmiş en büyük belediye başkanı kendisine anlamsız bir şekilde bakar, “Hayır" yanıtını verir…
Vizyonu geniş belediye başkanımız durumun farkındadır da, bugün sel baskınlarına yönelik, “Ne yapalım, Allah böyle istedi” diyerek aradan sıyrılması da çok mümkün görünmüyor.

***

Karşıyaka Basketbol Takımı’nın Güney Kıbrıs’ta başına gelen olaylardan hemen sonra devreye benim girmem bazı çevreler tarafından hoş karşılanmamış…
Olabilir…
Benim de umurumda değil.
Ben Karşıyaka dışında İzmir’in başka takımı da aynı durumda kalsa idi anında müdahale ederdim.
Üstelik olaydan 10 dakika sonra Türkiye Dışişleri de dâhil olmak kaydı ile kim, Güney Kıbrıs Devlet Başkanı, Yunanistan Başbakanı ve Türkiye Başbakanı ile aynı anda bu konuyu konuşabilirdi ki…
Unutulmasın ki Güney Kıbrıs Türkiye tarafından tanınmıyor. Dışişleri’nin devreye girebilmesi için ya Kuzey Kıbrıs ile iletişim kuracak oradan Güney Kıbrıs’a ulaşacak ya da Amerika üzerinden Barış Gücü’nü devreye sokacaktı.
Bunlar zaman işi… Bu konuda kimse elime su dökemez. İstedikleri kadar ünvanlı olsunlar, işi çözen benim…
Parsayı onlar toplamak istiyorlar ise, beni ilgilendirmez…
Bilen biliyor.
Bu ülkenin başbakanı da biliyor, Güney Kıbrıs lideri de, Yunan başbakanı da
Bu üçlü ile 10 dakika içinde görüşebilecek Türkiye’de ikinci bir kişi var ise, lütfen bir adım öne çıksın…
Kendisini çok merak ediyorum da…

***

Metroda yeni bir özür var. Bu kez zemin kaymış, o nedenle verilen söz tutulamamış… Granite denk gelinmiş, o nedenle metro inşaatı gecikmiş…
Ben bu konuda anlama özürlüyüm. Pardon ama, bu metroda hiç mi zemin etüdü yapılmadı? “Haydi metro yapalım” denilerek kazma kürekle inşaata mı başlandı?
Ya Aziz Bey?
Haftanın üç günü İzmirliden özür dilediğinizin farkında mısınız?
İzmirlilerin sizin bu özürlerinizi dikkate aldıklarını mı zannediyorsunuz?
Bir susun lütfen… Siz önce yaptıklarınızı anlatın… Yapamadıklarınız için sürekli özür dilemekten vazgeçin…
Metro zemininin kayışı ile sizin siyasi zemininizin kayışı arasında bir ilişki var mıdır?

***

Halkla İlişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ne yapar?
CHP tüzüğüne göre, halkla ilişkilerden sorumlu olur.
Nedir halkla ilişkiler?
CHP Genel Merkezi’nde bulunan halkla ilişkiler birimidir.
Genel merkeze gelenleri karşılar ve uğurlar…
Boyunlarına kırmızı fular takarlar.
O zaman bizim yeni halkla ilişkilerden sorumlu genel başkan yardımcımız da boynunda kırmızı fular ile mi dolaşacak?
Yakışır aslında…
Üstelik kendisini 8. kata atmışlar. Genel Başkanın odasından en uzak yere…
Genel başkanın hemen altında kimler var?
Örgütlenmeden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Gürsel Tekin ve Ekonomiden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Hurşit Güneş… Üstelik Gürsel Tekin 12. katta kendisine üç oda ayırmış… İzmir’in ünlü temsilcisine ise 8. katta tek bir oda düşmüş… Bence zemin katta ya da bodrum katında bir oda kendilerine daha çok yakışırdı…
Bu arada halkla ilişkilerden sorumlu genel başkan yardımcısı olarak halkla ilişkiler konusunda destek ister ise kendilerine yardımcı oluruz. Sonuçta bizim yaptığımız da halkla ilişkiler. En azından karşımızdaki ile konuşurken “ha, hı” tanımlamaları kullanılmaması gerektiği konusunda uyarıda bulunuruz…
Bu arada Kocaoğlu yapısının Kılıçdaroğlu’ndan yediği goller bana 8-0’lık Türkiye-İngiltere maçındaki kaleci Yaşar’ı hatırlattı.

***

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, Üçüncü İzmir Projesi’nin gecikmesinden dolayı Yüksel Çakmur’u suçlamış.
Kocaoğlu ve İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin gücünün yanında olan kalemşörler de Çakmur’u topa tutmuş.
Arkadaşlar… Tamam, bu millet unutkandır. Ancak sizde mi unutkansınız?
Yoksa isteyerek mi unutuyorsunuz?
Bu proje Ahmet Piriştina’nın projesi idi…
O zamanlar Yüksel Çakmur bu projeye karşı hiçbir dava açmadı. Proje tamamlandı ve uygulamaya konulacağı zaman Piriştina vefat etti.
Yerine geçen Kocaoğlu ise nedense projeyi değiştirdi ve yeşil alan miktarını daralttı. Yatırımcıya önemli fayda sağladı…
Çakmur’un bu proje için açtığı davanın nedeni budur.
Dolayısıyla projenin gecikmesindeki sorumlu Yüksel Çakmur değil bizzat İzmir Büyükşehir belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’dur.
Bu gerçeği neden saklama ihtiyacı hissediyorsunuz anlamıyorum.
Anlıyorum da, anlamamazlığa geliyorum.

***

Hızlı tren vakası da ayrı bir sorun.
Kocaoğlu açıklama yapıyor, “Sorunlar var bunlar giderilecek” diyor.
Ancak onun yaptığı açıklamalara Türkiye Mimarlar Mühendisler Odaları Genel Merkezi’nden yanıt geliyor. Koskoca oda Kocaoğlu’nun hatalı olduğunu söylüyor. Ama Kocaoğlu bildiğini okumayı sürdürüyor.
Umarım hızlı trenin bu aksaklıkları giderilene kadar başımıza ölümlü bir kaza gelmez.
Gelir ise tek sorumlusu Kocaoğlu’dur.
Kendisini yakmak dışında bağlı olduğu partiyi de çok güç durumda bırakacaktır.

***

AKP’nin yeni il başkanı belirlendi. Ömer Cihat Akay…
Bundan 1 hafta önce AKP Genel Merkezi’nden birileri beni aradı. Şu soruyu sordu: “Senin İzmir konusundaki bakış açına ve fikirlerini izliyoruz. Sana göre AKP’nin İzmir İl Başkanı nasıl olmalı?”
Yanıtım hazırdı: “İzmir’den alacağınız oy belli. Sadece İzmir’e şirin görünmek için Kocaoğlu ile dirsek temasında bulunan isimlerde vazgeçin. Oy oranınız çok katlanarak gitmeyeceğine göre en azından kendi görüşünüze uygun ama şaibesiz bir ismi seçin. Adam çalışsın, doğru muhalefet yapsın. Piyasadaki isimlerden biri atanır ise, daha sonra bu isimlerin yaratacağı kaosun altından kalkamaz, ezilirsiniz.”
Bence doğru tanımlama yaptı AKP ve kendine uygun birini getirdi…
Sırf locacılar hocacılar istediği için değil bizzat başbakan istediği için Akay il başkanı oldu.
Tabii kaybeden kim oldu?
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül…
Başbakan Tayyip Erdoğan bu işi iyi biliyor…

PAUSE HABER: 28 - 12 - 2010

26 Aralık 2010 Pazar

Yeni yapıyı okumak

CHP’nin yeni MYK’sı üzerine konuşulacak çok şey var.
Öyle bir liste çıktı ki ortaya, herkesin oturup düşünmesi gerekiyor.
Bu analiz Kılıçdaroğlu’nun genel seçime kadar parti içinde neler yapabileceği konusunda bir öngörü olarak kabul edilebilir.
1 – Beklenenin aksine CHP lideri risk alabileceğini gösterdi. Daha önceki liderlere ve parti yöneticilerine göre kendi ekibini kurma riskini ilk aşamada aldı.
2 – Çıkardığı liste ağırlıklı kendi ekibi ve bir ortaya bir açılım koyabilecek nitelikte.
3 – Baykal’ı da çok uzaklaştırmamış. Baykal’ın özellikle iş yapabilecek isimlerini kadrosunda barındırmış. Sivri isimleri budamış sadece. Onlar da bugüne kadar CHP örgütünde bile tartışılan isimlerdi.
4 – Sav ekibini toptan ortadan kaldırmış. Bir kenara koymuş.
5 – Kocaoğlu’nu tamamen bertaraf etmiş. Verdiği görev ile Alaattin Yüksel’i çırak çıkarmış.
6 – Partide daha önce genel başkan adayı olmuş bazı isimleri etkin olmayan görevlere kaydırmış.
7 – CHP meclis grubuna mesaj vermiş, “Kimse kendi koltuğunu sağlam görmesin” demiş.
8 – Eski yapının sivri isimlerini partiden uzaklaştırmak için tüm gücünü kullanmış.
9 – Bu yapılanma ile il ve ilçelerde yeni oluşumlara gideceğinin mesajını vermiş.
10 – Geldiği günden beri çok tartışılan ve örgüt ile ilgisi olmayan Süheyl Batum’un yerini değiştirerek örgüt ile birlikte yürüyeceğini net biçimde çizmiş.
11 – Genel Sekreterlik görevini bu konuda deneyimli ve partililer tarafından sevilen Bihlun Tamaylıgil’i atayarak, “Taban benim için önemli. Hep birlikte çalışacağız” tavrını netleştirmiş.
12 – Örgütlenmeden Sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı’nı Gürsel Tekin’e bırakarak, bundan böyle Tekin ile yürüyeceğinin altını çizmiş. Tabii özellikle Sav grubuna önemli göndermede bulunmuş.
Tabii bu MYK’nın İzmir yansımaları da önemli.
Çırak genel başkan yardımcılığı ile Kocaoğlu ekibinin de sürklase edildiği açık. Gelen bilgiler Yüksel’in ilk aşamada MYK’ya bile alınmadığı ancak Kocaoğlu’nun aşırı ısrarı ile bu göreve getirildiği yönünde. Parti Meclisi’ne 7-8 üye koymayı planlayan, en az iki etkili genel başkan yardımcılığı bekleyen bir ekibin düştüğü durum da içler acısı.
Demek ki Kılıçdaroğlu İzmir için önemli adımlar atmak niyetinde. Bunu yaparken daha önce oluşmuş grupların dışında hareket etmeyi planlıyor. Yeni isimlerle partinin kentte önünü açmak istiyor. Kendisine destek veren Kocaoğlu yapısını da kenara koyarak, belediyecilik konusunda son yıllarda İzmir’de yaşanan olumsuzluklara ortak olmak istemiyor.
Üstelik bir mezhep üzerinden siyaset yapılacak eleştirilerine de yanıt vermiş oldu Kılıçdaroğlu…
Tabii bu yaklaşım yeni milletvekili yapılanmasında da kendini gösterecek gibi…
Şimdilik İzmir milletvekillerinin hiçbirinin yeri sağlam değil.
Bir bölümü zaten defteri kapattı. Ancak ortada olanlar bile bu yapılanmadan sonra tehlikeye girmiş görünüyor. Belki bir ikisi önümüzdeki 6 ay içerisinde gerçekleştireceği performans ile yeniden yer bulabilir. Ancak İzmir CHP’nin yeni bir bakış açısı ve vizyon ile seçmenin karşısına çıkacağı açık.
Akla şu soru gelebilir: En azından genel başkan yardımcısı sıfatıyla Alaattin Yüksel milletvekili olabilir mi?
Çırak genel başkan yardımcısına yönelik daha olumlu bir adım şimdilik görünmüyor. Üstelik ortada Örgütlenmeden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı’nın Kocaoğlu ekibine bakış açısı var ki bu bakış pek öyle olumlu değil…
Kaldı ki, Kocaoğlu’nun başı soruşturmalardan dolayı hayli ağrıyacak gibi… Yolsuzluk dosyaları üzerine giden bir genel başkanın yolsuzluklar üzerine oturmuş bir yerel yönetim ile ilişkilerini eleştiri almayacak şekilde yeniden düzenlemek zorunda.
Son bir not da İzmir il yönetimi üzerine…
Görünen o ki, genel merkezdeki bu yapılanma İzmir’deki yeni yapılanmanın ön habercisi…

NOT 1: Bir seviye listesi kaleme almak gerekiyor tabii ki…
Dibe vuranlar: Abdürrezzak Erten, Güldal Mumcu, Mehmet Süne, Semra Tanülkü, Ahmet Ersin, Rıfat Nalbantoğlu, Murat Haluk Öncel…
Alçalmakta olanlar: Bülent Baratalı, Aziz Kocaoğlu, Alaattin Yüksel, Mehmet Ali Susam, Hülya Güven, Oğuz Oyan, Pelin Erda, Yüksel Demirsoy…
Yerinde sayanlar, durumu idare edenler: Selçuk Ayhan, Türkan Miçooğulları…
Yükselişe geçebilecek olanlar: Zikri Dursun…
Doğrudan yükselenler: Kemal Kılıçdaroğlu ve Gürsel Tekin ile doğrudan temas kuranlar ve kendilerine güven verenler… İlişkiyi yalakalık üzerine kurmayanlar. Baykal’ın yakınında duran sivrilmemiş isimler. Kimler mi? O liste şimdilik saklı…

NOT 2: Yazdığı yazı ile İzmir’in altını üstüne getiren olay köşe yazarı Yunanlı Stratis Balaskas’tan bir telgraf aldım. Şöyle diyor:
Sen bu yemek işlerinden anlarsın stop. Vakti zamanında “Büyükşehir ile yemekteyiz programı” başlıklı bir yazı yazmıştın stop. Şimdi de İzmir’de “Ekip ile yemekteyiz programı” yapan bir gazeteci varmış stop. Bu konuda bilgin var mı stop.
Ben de yanıt yazdım:
Sevgili Balaskas stop. İzmir’de ne olup bittiğini benden iyi biliyorsun stop. Bu yemek yoksa Uğur Mumcu tesislerinde mi yenmiş stop…

PAUSE HABER: 26 - 12 - 2010

22 Aralık 2010 Çarşamba

Fanatizmin sonuçları

Dün gece saat 21.00 sıralarında telefonum çaldı. Arayan Karşıyaka Kulüp Başkanı Hüseyin Çalışkan’dı… Biraz endişeli bir ifade ile, “Seninkiler kavga çıkarmış, bizim takıma saldırmışlar. Rum Kesimi’nden hemen ulaşabileceğimiz birileri var mı” diye sordu.

Olay, Karşıyaka Basketbol takımının Kıbrıs Rum Kesimi’nin Hapoel takımı ile yaptığı maçta yaşanmış, bir grup seyirci maç sonrası Karşıyakalı taraftarlara ve oyunculara saldırmıştı.
O saatte kim bulunabilirdi?
İlk aklıma gelen Kıbrıs Rum Kesimi’nde ve Yunanistan’da yaşayan gazeteciler oldu. Onların devreye girmesi ile birlikte olayın vehametinin büyük olduğu ortaya çıktı. Kıbrıs Rum Kesimi Devlet Başkanı Hristofyas’ın damadı da bizzat olaya müdahale ederek takımı salonda Rum taraftarlardan ayırmayı başardı. Polisin attığı göz yaşartıcı bombalar ile salondan çıkarılan Rum taraftarlar ile polis arasındaki kavga bu kez salon dışında yaşanmaya başlandı. Telefonum tekrar çaldı, karşımda Yunan devlet kanalına maçı naklen anlatan Rum spiker vardı. Özür dileyerek olayların nasıl çıktığını, Rum taraftarların tavrını, polisin yetersiz kaldığını anlattı. Geçtiğimiz hafta Hapoel takımı ile Karşıyaka’ya geldiğini takımın ve kendilerinin çok iyi misafir edildiğini, yıllardır Türk-Yunan ilişkilerinin gelişmesine katkı koyduğunu, ancak küçük bir grup nedeniyle emek verilerek inşa edilmeye çalışılan her şeyin yıkıldığını söyledi.
Herkes çok üzgündü. Devreye birçok siyasetçi ve gazeteci girdi. Türk tarafından bu işle uğraşan milletvekilinin Mehmet Ali Susam olduğunu belirtmekte yarar var.
İlk hamle Birleşmiş Milletler Barış Gücü’nün de desteği ile kafileyi kaldıkları otelden Kuzey Kıbrıs’a geçirmek, oradan da Türkiye’ye ulaştırmaktı. Ancak AB normları bunu kabul etmiyordu. Vize ile Kıbrıs Rum Kesimi’ne girildiği için, yine aynı noktadan çıkış yapılması şarttı. Üstelik Kuzey Kıbrıs’a geçip Türkiye’ye uçmak Güney Kıbrıs politikalarının iflasına neden oluyordu.
Kafile Güney Kıbrıs’ta kaldı. Bugün Atina’ya oradan da İzmir’e uçacak.
Bana gelen son bilgi takımın masörünün kolunun kırıldığı ve cerrahi müdahale yapıldığı yolunda.
Peki bir takımın taraftarı nasıl oluyor da bu kadar agresif oluyor.
Hapoel eski Enosis mantığının bir ürünü… Takımın taraftarları da anti Türkçü… Dolayısıyla bu tür olumsuzlukların yaşanması normal…
Sadece tek bir anormallik var.
O da Rum Kesimi’nde yeterli güvenlik önleminin alınmaması.
Neyse ki bu süreç çok daha olumsuz sonuçların ortaya çıkmasına neden olmadı.

***

CHP’de genel başkan yardımcılıkları belirlenecek. İzmir’den kimlerin gireceği hala belli değil. Oğuz Oyan isminin diğerlerine göre bir adım önde olduğunu buradan belirtmeye gerek yok sanırım. Daha önce de MYK’da görev alan Oyan bu kez de Kılıçdaroğlu ile yakın çalışacak gibi görünüyor.
Ya diğer iki isim?
Alaattin Yüksel ve Mehmet Ali Susam…
Yüksel’in genel başkan yardımcısı olması halinde İzmir’in Kocaoğlu’nun denetimine bırakılacağı aşikar olur. Ancak İzmir CHP örgütü böyle bir gelişmeye sıcak bakmıyor. O zaman Mehmet Ali Susam’ın da genel başkan yardımcısı yapılarak bir denge politikası oluşturulabilir. Ancak bu kez bir ilden 3 genel başkan yardımcısı seçilmiş olur. Bu da partideki bazı dengeleri bozar.
Yüksel yerine sadece Mehmet Ali Susam’ın genel başkan yardımcısı olması ise bu kez Kocaoğlu grubunu telaşa düşürür. Kılıçdaroğlu da böyle bir riski almak istemez.
Tüm bu dengeler eşliğinde genel başkan yardımcısı olarak sadece Oğuz Oyan’ın isminin öne çıkması daha mantıklı görünüyor.

NOT: Bu hafta Kocaoğlu’nun şikâyeti üzerine basın savcılığına ifade vereceğim. Bakalım büyükşehir belediye başkanının benden ne sıkıntısı varmış.

PAUSE HABER: 22 - 12 - 2010

20 Aralık 2010 Pazartesi

İdeolojik ayrışma

Öncelikle işin teorik kısmından başlayalım…

Bu kurultay Önder Sav ve Deniz Baykal ekiplerinin tasfiyesinden çok öte CHP’de farklı bir sürecin başlangıcı olarak görülmeli…
Olumlu ya da olumsuz olduğunu net biçimde söyleyemem.
Ancak partide bir bakış açısı değişimi yaşandığı kesin…
Kimileri bunu “Turuncu devrim” olarak nitelendirebilir. Kimileri “CHP modern çağa uyulmaya başladı” diye okuyabilir. Kimileri de “Partideki Kemalist yapı tasfiye edildi” yorumunda bulunabilir.
Aslında hepsi bir doğruyu içermektedir kurultay sonrası oluşan yeni yapılanmada…
Yeni parti meclisi CHP’de bugüne kadar oluşturulan söylemi tümden değiştirebilecek nitelikte.
Bundan böyle Kürt sorununa bakış da değişecek, Alevi sorununa yaklaşım da… Büyük sermaye ile ilişkiler yeniden düzenlenecek, türban sorunu farklı bir zemine oturtulacak.
İyi mi olacak kötü mü?
Onu zaman gösterecek.
Ancak şu tespiti yapmak gerekiyor.
CHP bugün dünden çok farklı olacak.
Parti Meclisi’nin ilk kez profesyonel siyasetçi yapısından oluştuğu gerçeği ile başlamak gerekiyor. Bugüne kadar Türkiye’de yaşanan sorunlara kafa yormuş bir dizi insan CHP’nin yönetiminde…
Partinin Türkiye’nin önünü tıkayan bazı konulara farklı yaklaşımını önümüzdeki günlerde yaşayacağız…
Bu durum beni bozar mı?
Aslında bozmaz.
Gelelim partinin örgütlenme tarzına ve gruplar arası mücadeleye…
Kurultay’da en çok yara alan isim eski Genel Sekreter Önder Sav… Partinin Kemalist yapısını oluşturan Sav’ın yandaşı tek isim yok içeride… Bir iki isimden bahsediliyor. Ancak onların da daha birinci günden itibaren Sav grubunu terk edeceği açık.
Bundan böyle Sav ekibinin yeniden toparlanma şansı da hiç olmayacak gibi…
Baykal grubu ise Baykal’ın tetikçi isimleri dışında PM’ye adam sokmuş durumda. Aslında bugüne kadar yapmak istediği açılımların bir bölümünü bu PM ile görecektir Baykal… Sonuçta yeni PM’de görev alan birçok isim daha önce öyle ya da böyle Baykal ile dirsek temasında bulunmuş durumda…
Ya İzmir’de durum ne?
Partinin bir anlamda lokomotif kenti olan İzmir’de durum daha karışık…
Sav grubu İzmir’de de öyle bir tırpan yedi ki, bir daha ayağa kalkmaları mümkün görünmüyor. Önümüzdeki günlerde il ve ilçelerde yaşanacak değişiklikler ile bu darbeyi daha net bizimde göreceğiz. Görevden almaktan bahsetmiyorum. Kısa süre içerisinde ilçelerde yönetimlerin değiştirilmesi için imza toplama girişimleri en üst düzeye çıkacaktır.
Baykal grubu da İzmir bazında bekleneni alamadı. Ancak yukarıdaki hava Baykal ekibine hareket alanı yaratacak gibi görünüyor.
Tabii bu kentte üçüncü bir grup daha var.
Kocaoğlu – Yüksel grubu…
Diğer kentlerde hareket alanı bulamayan, sadece İzmir’e özgü olan bu grup da elindeki tüm imkanlara rağmen yeterince etkili olamadı.
Kocaoğlu’na Divan Başkanlığı verilerek bu ekibin bir anlamda kurultay öncesi önü kesildi.
Ekibin 7-8 kişi sokmayı planladığı PM’de sadece 3 kişi ile temsil ediliyor.
Alaattin Yüksel… Örgütlenmeden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı olmayı planlayan Yüksel’in işi kurultay sonrası yaşanan Gürsel Tekin sorunu nedeniyle iyice çıkmaza girdi. Grubun ikinci adamı ise Oğuz Oyan… Daha önce Baykal’ın MYK’sında da bulunan Oyan örgüte hâkim değil. Kendi başına hareket ettiği için bugün bir yerde, yarın başka yerde… Grubun üçüncü ismi Hülya Güven ise kadın kotası ve Bilim Kurulu üzerinden zar zor yer bulabildi PM’de… O da örgütlenmeden ve CHP siyasetinden fazla anlamaz.
Yüksel’in birlikte hareket etmek istediği, siyaseti bilen, bir şekilde örgüte basan isimler ise bırakın PM’ye bırakın girmeyi kapısının önünden geçemedi.
Bu üçlünün karşısına denge üretmek için Kılıçdaroğlu tarafından konan isim ise Mehmet Ali Susam…
Kocaoğlu ile uzlaşamayacağı bilinen Susam’ın esnaf odaları desteği ile bu göreve getirildiği aşikar…
Gerçi onun da bu saatten sonra örgütte ne kadar etkili olacağı tartışılır. Son ilçe kongrelerinde attığı hatalı adımlar nedeniyle bir grup CHP’li tarafından “istenmeyen adam” ilan edilen Susam’ın bu yapılarla ilişkisini yeniden düzenlemesi gerekiyor. Ve özellikle şu tespiti mutlaka yapmalı: “Ben bir şey değilim. Sadece esnaf odaları benim arkamda olduğu ve Kocaoğlu’na karşı bir denge oluşturmam için beni bu göreve getirdiler. Doğru dürüst çalışmaz isem yarın kapının önüne konulabilirim.”
Susam unutmasın ki, bir dönem Sav tarafından kapı önüne konuldu. Son dönem de Baykal tarafından… Hatalı davrandığı takdirde aynı son yine kendini bekliyor olabilir.
Son bir not da Kılıçdaroğlu’nun Alevi yapılanması üzerine… Başbakan Tayyip Erdoğan’ın eleştirilerini dikkate alan Kılıçdaroğlu parti üzerinde yeni bir tartışma yaratacak adımlardan kaçınmış. Umarım il bazındaki yeni örgütlenmelerde de aynı hassasiyeti gösterir.
Sonuçta CHP’de bugünden itibaren önemli bir değişim hareketi başlayacak. Ve daha çok tartışılacak parti…

NOT 1: İl başkanı Nalbantoğlu’nun durumu vahim. Yani siyasi anlamda…

NOT 2: Partide ne kadar Kılıçdaroğlucu varmış. Hayret…

NOT 3: Kocaoğlu’nun yeniden düzenlenen Gençlik Parkı’nı mutlaka dolaşması gerekiyor. Biraz feyz alır sanırım.

NOT 4: İzmir’in milletvekili yapısı bu kurultaydan sonra çok değişir. Hele bir de ön seçim gelir ise bakın siz cümbüşe…

NOT 5: Birçok isim bu dönemde siyasetin dışında kalacak.

PAUSE HABER: 20 - 12 - 2010

18 Aralık 2010 Cumartesi

CHP Kurultayı'ndan notlar

Cumhuriyet Halk Partisi'nin olaganüstü kurultayı başladı. Genel Yayın Yönetmenimiz Süleyman Gençel kurultay salonundan son dakika gelişmelerini sizlere sıcağı sıcağına aktarıyor.

* Kurultay Salonu Kılıçdaroğlu'nun konuşmaya başlamasıyla birlikte ısınmaya başladı. Sıcaktan bunalan pek çok kişi salondan dışarı çıkıp, etraftaki kafelerde televizyondan konuşmayı izliyorlar. Bu arada en çok ziyaret edilen yerlerden biri de Gençlik Parkı. Gerçekten de değişik bir mimari ile yeniden düzenlenmiş ve herkesin beğenisini kazanıyor. Özellikle İzmir delegeleri İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu'nun kongreden ve kulis çalışmalarından fırsat bulması halinde Gençlik Parkı'nın yeni görünümünü görmesi gerektiğini söylüyorlar.

* Parti Meclisi listesi tam bir muamma. Genel Başkan Yardımcısı Gürsel Tekin ile görüştüm. Kendisi sadece önerilerini genel başkana ilettiğini, bunun dışında listede kim var kim yok en ufak bir fikrinin olmadığını söyledi. (13.07)

* Kurultayda genel izlenim kurultay boyunca Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu'nun tüm isteklerinin kabul edileceği yönünde. Parti Meclisi listesi de tamamen genel başkanın istediği üzerinde şekillenirken, salonu dolduran delegeler "Biz genel başkanımızın elini güçlendirmek için elimizden geleni yapıyoruz. Bundan sonra başarısızlık için gerekçe ortada kalmıyor. Yeni yönetimin bu yüzden bundan sonrası ile ilgili bahane üretmesi mümkün değil" yorumunu yapıyorlar.

* Kurultay'ın en ilgi çeken taraflarından biri de ilk kez salonun belli bölgesine locaların kurulmuş olması. Locayı gören delegelerin büyük bölümü "Bizim partide de locacılar ile hocacılar ayrışması yaşanıyor" esprisi yaparak, parti içinde mason localarının etkinliğinin arttığına dikkat çekiyorlar.

* Parti Meclisi listeleri yapılırken, İzmir'den Alaattin Yüksel'in ağırlığını koyduğu ve hem Deniz Baykal, hem de Önder Sav taraftarlarına yer verdirtmediği, bu yüzden de her iki tarafın da tepkisini çektiği gözleniyor.

* Eski İzmir Milletvekili Hakkı Akalın CHP'den istifa ettikten sonra 6 ay önce CHP'ye geri dönmüştü. Kurultay için Ankara'da bulunan Akaydın, yaşanan gelişmelerden rahatsız olduğunu dile getirirken, gelecek günler için de kaygılı olduğunu belirtmeden geçemedi. Akalın'ın sözleri dikkate alınmaya değer görünüyor. (12.00)

* Kurultay delegesi olmayan Süleyman Gençel, toplantının yapıldığı salona Genel Başkan Yardımcısı Alaattin Yüksel'in sağlağı "onur üyesi" kimliği ile girdi.

* Parti Meclisi listesi büyük bir merakla bekleniyor. Son hazırlıklar yapıldı, liste genel başkan Kılıçdaroğlu tarafından onaylandı. Bizim merakla beklediğimiz listeye İzmir'den kimlerin gireceği. İlk belirlemelere göre Alaattin Yüksel, Hülya Güven ve Oğuz Oyan'ın ilstede yer almaları kesin. Onların dışında listede beklenen isimler Bülent Baratalı, Selçuk Ayhan. Sürpriz isimler ise Ebru Okan, Pelin Erda ve Erdal Aksünger. (11.22)

PAUSE HABER: 18 - 12 - 2010

17 Aralık 2010 Cuma

CHP'de kurultaya doğru -3

Kılıçdaroğlu ile Sav arasındaki kriz, MYK toplantısında başladı. Kılıçdaroğlu’nun yeni MYK'ya girecek isimler konusunda renk vermemesi üzerine yaşanan karşılıklı restleşmelerin ardından kriz daha da derinleşmişti. On üç genel başkan yardımcısı ve 1 genel sekreterden oluşan yeni MYK'da yer alacak isimler konusunda uzlaşma sağlamak için Sav, Kılıçdaroğlu ile akşam saatlerinde görüşmek istedi ancak Kılıçdaroğlu bu talebi reddetti. Sav da bunun üzerine Kılıçdaroğluna saat 20.30'da başkanlık divanının toplanacağını bildirdi ve toplantıya davet etti.
Genel başkan yardımcıları ile bir araya geleceğini düşünen Kılıçdaroğlu ise saat 20.30'da genel merkeze geldi ancak Genel Başkan Yardımcısı Gürsel Tekin’i göremedi. Kılıçdaroğlu, Tekin’in nerede olduğunu sordu, haber verilmediği yanıtını alınca görüşmeyi sona erdirdi.
Bunun üzerine Önder Sav’ın talimatı ile genel merkezden gece yarısı “Uzlaşma sağlandı. Kurultay yok, yeni MYK yarın PM’de belirlenecek” yönünde basına yazılı açıklama yapıldı. Açıklamanın Kılıçdaroğlu’nun bilgisi dışında yapıldığı anlaşıldı.
Kılıçdaroğlu, partiden bilgisi dışında yapılan açıklamayı o sırada evinde bulunan Gürsel Tekin ile birlikte öğrendi. Saatler geceyarısı 01’e yaklaşırken Önder Sav, Kılıçdaroğlu’nun evine gitti. Bu görüşmede Önder Sav, Kılıçdaroğlu ve Gürsel Tekin ile konuşmasında sert bir üslup kullandı. Kılıçdaroğlu, Sav'a Seçim ve Hukuk İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı görevini teklif etti. Örgütlenme ve Örgüt Yönetimlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı’nı isteyen ancak bu isteğini kabul ettiremeyen Sav ile Kılıçdaroğlu arasında ipler koptu.
Kılıçdaroğlu ile Sav arasındaki bu gerilim devam ederken PM’nin toplantı saati geldi. Kılıçdaroğlu PM toplantısını iptal ederek yeni MYK'yı PM toplantısı yapılmadan belirleyip açıklamaya karar verdi. Partinin 12. katındaki odasında kurmayları ile bir araya gelen Kılıçdaroğlu, yürürlükte bulunan tüzük gereği CHP’nin yeni yönetimini belirledi ve kamuoyuna açıklanması talimatını verdi. Yeni MYK listesi partinin resmi internet sitesi üzerinden açıklanırken, Kılıçdaroğlu bir basın toplantısı düzenleyeceği duyuruldu.
Kılıçdaroğlu’nun PM’yi iptal etmesinin ardından Önder Sav, ekibinde bulunan Genel Başkan Yardımcısı Hakkı Süha Okay ile yine kendi ekibinden bir grup PM üyesi ile toplantı yaptı. Sav başkanlığında yapılan gayri resmi toplantıya 80 kişilik PM’nin Sav ekibinden olan 60 üyesi katıldı. CHP tüzüğüne göre, PM’nin genel başkan başkanlığında ya da genel başkanın yazılı olarak görevlendireceği isim başkanlığında toplanması gerekirken, Sav ve 60 PM üyesi tüzüğe aykırı bir şekilde PM toplantısını gerçekleştirdi. CHP Genel Başkan Yardımcısı Hakkı Süha Okay ise Kılıçdaroğlu’nun 28 Ekim’de PM toplantısı çağrısı yaptığını, toplantıyı genel başkan yardımcısı sıfatı ile kendisinin başlattığını açıkladı.
Sav ve kendisine yakın 60 PM üyesi, tüzüğe aykırı yaptıkları PM toplantısında iki karar da aldı. Alınan kararları Hakkı Süha Okay basına açıkladı. Okay, dördüncü kattaki toplantı sonucunda gazetecilere PM'nin gündemindeki yeni MYK’nın belirlenmesi maddesinin iptal edildiğini, olağanüstü tüzük kurultayı kararı alındığını açıkladı. Okay, tüzük kurultayının 27-28 Kasım tarihinde Ahmet Taner Kışlalı Spor Salonu’nda yapılacağını bildirdi. Okay’dan sonra söz alan Önder Sav, Kılıçdaroğlu’na karşı çok sert bir üslup kullanarak, Kılıçdaroğlu’nun disiplinsizlik suçu işlediğini ileri sürdü.
Okay ve Sav’ın açıklamalarını odasından izleyen Kılıçdaroğlu, kendisinin basın toplantısı yapacağı saatin gelmesini beklerken yeni MYK listesinde yer verdiği isimlerden Nihat Matkap, Gülsüm Bilgehan ve Gökhan Günaydın'in listeden çekildikleri bilgisi ulaştı. Bunun üzerine Kılıçdaroğlu ve ekibi çekilen isimlerin yerine yeni isimler belirledi. Nihat Maktap’ın yerine Süheyl Batum partinin yeni genel sekreteri oldu. Gülsüm Bilgehan yerine Didem Engin, Gökhan Günaydın’nın yerine de Mehmet Zeki Gündüz getirildi.
Sav ve Okay basın açıklamalarını bitirdikten sonra bir grup PM üyesi ile birlikte PM salonundan ayrılarak, gelişmeleri Savın odasından takip ettiler. Kılıçdaroğlu saatler 17.00 gösterdiğinde yeni MYK üyeleri ile basının karşısına geçti. Basın toplantısında sert mesajlar veren Kılıçdaroğlu, toplantının bitiminin ardından MYK üyeleri genel başkanın başkanlığında MYK salonundan ilk fotoğraflarını verdi.
Büyük gürültü ile partinin başına gelen Sav ve ekip darmadağın oldu. Abdürrezzak Erten’in bastırdığı kartvizitler elinde kalmış, ekibin diğer elemanları ise nereye kaçabiliriz derdine düşmüştü.
İzmir’in yeni yükselen yıldızı Kocaoğlu’nun da desteğini alan Yerel Yönetimler’den Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Alaattin Yüksel’di.
17 Şubat 2005 günü Küba’da tatildeyken genel merkez tarafından gönderilen bir faks ile görevden alınan Yüksel, 5 yıl sonra daha büyük bir görev ile parti yönetimine döndü.
Aslında Yüksel’in bu yükselişi Kılıçdaroğlu’nun elindeki kartların yetersizliğinden kaynaklanıyordu. 80 Parti Meclisi’nin 60’ına Önder Sav hakim olunca Kılıçdaroğlu’na geri kalan 20 kişi ile yönetim yapma zorunluluğu doğmuştu.
Baykal’dan sonra parti yönetiminde Sav grubu da bertaraf olmuştu.
Ancak sırada başka tehlikeler vardı.
İzmir’de güçlenen Kocaoğlu, partiye hakim olan grubun siyasi deneyimsizliği, milletvekili seçimleri öncesi merkez yoklama sırasında Sav’a yakın Parti Meclisi’nin tavrı ve tüzüğün uygulanması sırasında yaşanan sorunlar nedeniyle hukukun devreye girebileceği tehlikesi… Bu tehlike öyle büyüktü ki, CHP’nin genel seçimlere girişini bile engelleyebilirdi.
Kılıçdaroğlu buradan yola çıkarak yeni bir kurultay yapılmasını istedi.
18 Aralık günü gerçekleştirilecek kurultay yukarıda saydığımız hataları ve eksiklikleri yerine oturmayı planlıyordu.
Baykal kurultay çağrısını çok önceden ortaya koymuştu. Sav ise elindeki Parti Meclisi gücünden olacağı için kurultaya karşıydı. Kılıçdaroğlu ise önceleri ortadaydı ancak sonra özellikle hukuki süreç doğrultusunda ikna edildi.
Kurultay yapılacak, genel başkan oylanmayacaktı ama parti meclisi olduğu gibi değişecekti.
Ortaya bir başka sorun çıktı.
Parti Meclisi’nin seçim tarzı…
Baykal ilk hamleyi yaptı ve PM’nin çarşaf liste ile belirlenmesini istedi. Yeni tüzüğün genel başkana avantaj sağladığını 15 genel başkan yardımcısını Bilim Kurulu’ndan getirecek genel başkanın eski tüzükte olduğu gibi Parti Meclisi’ne bağlı olmayacağını belirterek çarşafın daha demokratik olduğunu savundu. Baykal bu tarzını hala sürdürüyor ve giderek sertleşiyor.
Sav da ilk aşamada çarşaf listenin yanındaydı. Ancak sonra her zamanki gibi ortada durmaya başladı. Amacı Kılıçdaroğlu ile anlaşarak ekipten en az 15 kişiyi Parti Meclisi’ne sokmak…
Kılıçdaroğlu ise blok liste peşinde… Kendisinin çalışacağı isimleri belirlemesi fikrinden yürüyen Kılıçdaroğlu, listeyi nasıl yapacağını hala gizliyor.
İzmir’den Kocaoğlu ve Yüksel de “blok liste” diyor. Yüksel seçimin çarşaf olması halinde en fazla oy alacağının farkında…
Geldik bugüne…
Kılıçdaroğlu ile Baykal arka planda anlaştı mı? Önde oynanan oyunun arkasında farklı gelişmeler mi var? Baykal neden bu kadar sertleşiyor?
Sav önce çarşaf derken neden bugünlerde “Partiyi bölmeye gerek yok” açıklamaları yapıyor?
Yoksa başka bir siyasi manevraya mı hazırlanıyor?
Kılaçdaroğlu yapısı Gürsel Tekin ile nereye kadar gidecek?
Tekin aslında kendi koltuğuna talip olan Alaattin Yüksel tehlikesinin farkında mı?
İzmirliler’in kaçı Kocaoğlu’nun siyasette güçlenmesini istiyor?
Kocaoğlu divan başkanı olur ise o kurultay biter mi? İzmir’i yönettiği gibi kurultay yönetirse sonuçlarına katlanmak zorunda kalır CHP Genel Başkanı.
PM’ye İzmir’den girecek üç kişi hemen hemen belli. Selçuk Ayhan, M. Ali Susam ve Oğuz Oyan… Bu isimlere bir kişi daha eklenir ve İzmir’in rengi belli olur.
Bu isimlere bakacak olursanız, hemen hemen hepsi birbirlerini kesme noktasında hakim. Dolayısıyla bir güçler ayırımı söz konusu.
Tabii bunlara eklenecek diğer isimler bu dengeyi kimler için nereye kadar götürür?
Ve en önemli soru…
Kılıçdaroğlu babasının kılıcını eline alıp çevreyi olduğu gibi biçmeye çalışır ise karşısında ikinci bir blok liste göremez mi? Ve dahi kurultay aniden genel başkan seçimli bir kurultaya dönüşebilir mi?
Vallahi burası CHP… Son 6 ayda yaşananlara bakarsak her şey olabilir bu partide…

PAUSE HABER: 17 - 12 - 2010