Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

16 Temmuz 2010 Cuma

EKİBİN TARİHİ: HIRS, İSTEK, BEKLENTİ VE ŞANS (7) Ekip Mardin`den Döner. Hedefler Belirlenmiştir

Yapılacak şey öne bakmak, çatışmaları ve ekip içinde olanları “kol kırılır, yen içinde kalır” şekliyle bertaraf etmek ve hepsinden önemlisi 2007 yerel seçimlerinde kendilerine bağlı iyi bir milletvekili sayısı ile kette tam hakimiyet kurmaktır.
Bu arada Konak Belediyesi’nde ilginç bir gelişme yaşanır.
Konak Belediyesi Meclis üyesi ve ekibin üyesi Savaş Bingöl, asker kaçağı olduğu anlaşılıp yakalanınca, belediye meclis üyeliğinden istifa etmek zorunda kalır.
3 yıl boyunca nasıl olmuştu da bu iş gözden kaçmıştı, anlaşılır gibi değil… Ortada ciddi anlamda bir suç vardı. Çünkü bir kişinin belediye meclis üyesi olması için askerliğini yapması gerekiyordu. Nasıl oldu da bu iş atlandı? Bunun sorumluları kimlerdi? Kimse olayın arkasını kurcalamadı. Ne de olsa ucu kendisine dokunabilirdi.
Türkiye’de her şey hukuksuzluk üzerine kurulduğu için “Bu da normal bir durum” demek dışında ne yapabiliriz ki…
(Bingöl’ün ortağı olduğu şirketi, sanırım şu sıralar İzmir Büyükşehir Belediyesi ile çalışmasını sürdürüyor.)
Savaş Bingöl’ün istifası ile boşalan yere yedek 1. sırada olan Murat Haluk Öncel geldi. O güne kadar CHP’nin hiçbir faaliyetinde görünmeyen Öncel’in siyasete girişi hayli hızlı oldu.
Ekip kendisi Konak’ı kaybetmiştir. Ancak diğer ilçelerin yemeklerine tam kadro katılıp güç gösterisini sürdürmektedir.
Bu gecelerden biri Balçova ilçe örgütünün verdiği yemektir.
Balçova Termal’de yemek sonrası herkes dağılmaktadır. Ekip topluca kapının önünde arabalarını beklemektedir. Bu arada Balçova Belediye Başkanı Mehmet Ali Çalkaya’nın makam arabası kapıya yanaştı. Çalkaya da otomobili önünde misafirleri uğurlamaktadır. Bu arada Sıtkı Kürüm’ün ayağı yine takıldı ve düşmemek için tutunmaya çalışırken belediyenin başkanlık forsunu da beraberinde götürdü.
İzmir milletvekili Enver Öktem, durumun fark edilmemesi için ayağı takılan Kürüm’ün önüne geçti ve Çalkaya ile konuşmaya devam etti. Arkadan yetişen Erdoğan Kürüm, amcasını alarak makam otomobilinin yanından uzaklaştırdı.
O dönemlerde ekibe soğuk bakan Çalkaya durumu fark etmemişti. Ancak sonra arabanın forsunun olmadığını görünce şoförü ile bu olayı müzakere etti.
Ekip artık daha şendi. Kendilerine karşı olan Konak ilçeye baskı artıyor, görevden alınması için yapılan şarj genel merkezde karşılık buluyordu.
Genel Sekreter Önder Sav, milletvekilliği seçimleri öncesinde Muğla ve Aydın’da örgüt toplantıları düzenledi.
Ekip tam kadro Muğla’daydı…
Ekip Muğla’ya giderken daha sonra siyaset tarihine bir şekilde geçecek Kuşadası villalarına da uğramıştı. O zamanlar villalar yapım halindeydi ve villaların sahibi Sıtkı Kürüm’dü…
Ekibi toplayacak ivme de Muğla’da kazanıldı. Gece hep birlikte yemekler yendi.
Üç masa vardı Akyaka’daki otelde… Muğla protokol grubu, Muğla CHP grubu ve İzmir ekip grubu…
Muğla protokolün de oturan o dönemin Milas Belediye Başkanı Fevzi Topuz aleni saldırıyordu Önder Sav’a… Ekip pür dikkat izliyordu durumu.
Sav protokol masasından kalktı ve İzmir ekibinin bulunduğu masaya geldi. “Hareket etmenize olmanıza gerek yok” diyerek ekibi yumuşattı.
O gece sabahın ilk saatlerine kadar ekip yaklaşan genel seçimleri konuştu. Abdül Batur da gecenin bir saatinde varmıştı Akyaka’ya…
Konu en az 5 milletvekilinin ekip tarafından belirlenmesi üzerineydi.
Sabah Muğla’ya geçilmeden kahvaltı edildi.
Genel Sekreter Önder Sav küçük bir konuşma yaptı.
Önemli ve etkili bir konuşmaydı.
“Biz bu dönem milletvekillerini belirledikten sonra geri çekileceğiz. Yeni arkadaşların siyasete girmelerini sağlayacağız. Onlar da 2009 yerel seçimlerinde kentleri yönetecek yerel yöneticileri belirleyecekler. Bizim zaten yaş olarak da çekilmemiz gerekiyor. Ama partinin Baykal’ın çevresindekilerden temizlenmesi şart…”
Sav’ın Baykal’ın çevresindekileri tanımasıyla kimleri kastettiği belliydi.
Ve bir yere kadar bu düşünce haklılık payı içeriyordu. Aslında Deniz Baykal’ın da şu sıralar bunları yeniden düşünmesi gerektiği kanısındayım.
(Deniz Baykal bu diziyi takip ediyorsa ki, takip ettiğini sanıyorum. Belki İzmir’deki bu ilişkiler ağının Ankara ayağını kendisinden öğrenebiliriz. Önder Sav’ın da bu diziyi okuduğundan adım gibi eminim.)
Sav aslında Muğla gezisinde bir başka işaret de verdi. Kocaoğlu’nu temizleme işaretini…
Herkesin bildiği gibi EXPO nedeniyle büyükşehir belediyesi meclis üyeleri Tayland’a gitmiş ve konu ulusal medyada hayli tartışılmıştı.
Parti Deniz Baykal’ın hayır demesine karşılık Aziz Kocaoğlu’nun peşine takılıp Tayland’a giden meclis üyeleri için bir iyilik düşünüyordu.
Önder Sav da bu iyiliğin ilk mesajını vermişti:
“Kocaoğlu ve Alaattin’i budayacağız…”
O konuya daha sonra değineceğiz.
Muğla konuşması yapıldı ve Aydın’a geçildi. Aydın örgütü ekibi davul ve zurnalarla karşıladı.
Aydın EBSO’da örgüte yönelik konuşmanın ardından kapalı toplantıya geçildi. Toplantıyı Ercan Çerçioğlu düzenledi. Sanırım 2007 seçimlerinde Aydın’dan milletvekili olacak Özlem Çerçioğlu’nun siyasete atılma kararı orada verildi.
Aydın’a İzmir’den de birçok isim katılmıştı. Kolay değil, yakın zamanda yapılacak genel seçimlerde söz söyleyecek isim Önder Sav Aydın’a gelmişti.
Ekip Küstüm adlı parça ile İzmir’e döndü.
Herkes ekilmiş, Önder Sav ekip tarafından saklanmış ve Abdül Batur’un yemeği verdiği Narlıdere’deki Bizim Gazino’ya ulaşılmıştı.
Ekip tam kadro hazırdı ve ekip dışında kimse yoktu.
Sadece İzmir İl Başkanı Selçuk Ayhan yemeğe kerhen davet edildi.
O akşam Sav, Selçuk Ayhan’ı resmen yıkadı, pakladı.
Yemeğin yapılacağı mekanı bulan sadece rahmetli gazeteci Fevzi Yılmaz olmuştu. Narlıdere ağırlıklı gazetecilik yaptığı için Batur’un nerede yemek vereceğini tahmin etmişti Yılmaz. Yemeğe geldiğinde Abdürrezzak Erten’in keskin bakışlarıyla karşılaştı. Erten, “Kim buna haber verdi?” diyerek alt kadrosuna fırça atmayı da ihmal etmedi.
Sav’ın, “Bırak otursun” uyarısı ile kendine gelen Erten, içinden “Bunun hesabını soracağım” der gibiydi.
Ekip canlılığını yeniden kazanmıştı, kurbanlar kesiliyor, kurban hakları dağıtılıyordu ve herkes çok mutluydu.
Ekip milletvekili adaylarını da yavaş yavaş saptamaya başladı. İşlerinin çok kolay olmadığı belliydi.
Ankara’dan gelen mesajlar birinci bölgede ekipten en fazla üç ismin korunabileceği yönünde idi. Baykal İzmir’e özel önem veriyor, yanlış yapmak istemiyordu.
İşte o sırada İzmir İl Başkanı Selçuk Ayhan milletvekili olmak için koltuğunu bıraktı.
İl sekreteri Zikri Dursun seçimi kendisinin götüreceğini bekliyordu. Ancak o dönemde ekip ile ilişkisi olmadığı için bu beklentisi kursağında kaldı, Önder Sav ile Deniz Baykal il yönetimini görevden aldılar ve yerine Kemal Karataş’ı atadılar.
Karataş yılların Baykalcısı olarak göreve geldiğinde ilk iş olarak genel merkezin baskısıyla Konak ilçe örgütünü görevden aldı.
Baykal nedense hiç affetmemişti kendi adayına karşı aday çıkaranları. Bu konuda Genel Sekreter Önder Sav’ın etkisinde kaldığı açık. Tabii ekip de Konak’ın görevden alınması noktasında Sav’a baskı yapıyordu.
Milletvekili seçimlerinde en büyük engel Konak ilçe idi ve bu engelin de ortadan kaldırılması gerekiyordu.
Milletvekilleri seçimi öncesi ekip sıralamasını hazırladı.
Abdürrezzak Erten, Enver Öktem ve Sıtkı Kürüm birinci bölgeden, ikinci bölgeden ise Ertam Özen ekibin adaylarıydı.
Abdürrezzak Erten kadın kontenjanından da Dilara Ersözlü’yü düşünüyordu.
Ekipte bunun dışında çok sayıda aday adayı vardı. Ancak büyük bölümü bu 5 kişiye destek olmak için aday adayı olmaktan vazgeçtiler.
Sadece Kadir Sinan, Önder Sav ile yakın ilişkisi nedeniyle Abdürrezzak Erten’in dışında hareket etmiş, kendi aday adaylığı başvurusunu yapmıştı.
En önemli sorun Baratalı yapısı ile yaşanacak çekişmeydi. O dönem Bahriyeliler olarak adlandırılan yapı 4 kişiden oluşuyordu. Bülent Baratalı, Türkan Miçooğulları, Erdal Karademir ve Yılmaz Kaya…
Kulislerde bir de Mehmet Ali Susam ismi dolaşıyordu.
Listeler açıklanmadan iki gün önce Susam’ın danışmanı Hamdi Türkmen Messenger yolu ile bir arkadaşına ulaştı ve şu bilgiyi verdi: “Mehmet Ali Susam bugün öğleden sonra basına açıklama yapacak. Aday belirlemenin liderlerin iki dudağının ucunda olduğu noktasını eleştirecek.”
Türkmen’in bilgi verdiği isim yarım saat içinde soluğu İzmir Esnaf Odaları Birliği’nin Çankaya’daki binasında aldı. Randevusuz içeri giren kişi (Kendisi bu olayı anlatırken adının yazılmamasını istedi) Susam ile görüştü ve şöyle dedi:
“Ne yapıyorsun sen. Listedesin. Birinci bölge dördüncü sıra… Hamdi Türkmen bana basın açıklaması yapacağını söyledi. Kesinlikle böyle bir şey yapma.”
Susam bu bilgiyi alınca açıklamadan vazgeçti ve milletvekili oldu.
Ancak listenin ortaya çıktığı Pazar günü Susam aynı kişiyi arayıp, “Bana birinci bölge dördüncü sıra demiştin, ikinci bölge dördüncü sıra çıktı” diye konuşmuş…
(İlahi Susam… Adam bilmiş ya daha ne istiyorsun?)
Son gece herkes telaşlıydı. Gecenin bir vakti, Abdürrezzak Erten, Dilara Ersözlü’yü arayıp, “Baykal’ın evine gidecek, seni önereceğim” dedi.
Ersözlü de, “Ben evdeyim. Konuştuktan sonra beni arayın” yanıtını verdi.
Saat 05.00’te Abdürrezzak Erten, Ersözlü’yü aradı ve şunları söyledi:
“Baykal’a ismini söyledim. Ancak gözü ile hayır anlamına gelen işaret yaptı…”
Ersözlü teşekkür edip kapattı.
Burada sözü Dilara Ersözlü’ye bırakalım:
“Çok daha sonra öğrendim ki, Abdürrezzak Erten değil Baykal’ın evine gitmek kapısının önünden bile geçmemiş…”
(Evet ya, işte hayatta böyle şeyler de oluyor…)
Aslında listenin oluşumu gerçekten büyük çekişmeye neden olmuştu. Ve açıklandığında herkes şaşırmıştı.
Baykal ekibin İzmir’de yaptıklarından memnun değildi ve aslında tüm ekibi silmeyi planlıyordu.
Ancak karşısında ekibin asıl lideri vardı ve bu iş kolay değildi.
Ekipten sadece Abdürrezzak’ı yazdırmayı başarmıştı Sav… Rezzak’a karşı da Bülent Baratalı listeye giriyordu. Bırakın Sıtkı Kürüm’ü, milletvekili olan Enver Öktem bile çizik yemişti.
Ekip şaşkındı. Herkes Abdürrezzak Erten’e ulaşmaya çalışıyordu. Ancak Erten’in telefonları kapalıydı.
Ekip bir kez daha darbe yemişti.

GÜNCELNOT 1: İl yönetimi tam istediğim gibi… Bu yönetimden çok ekmek çıkar bize… İl yönetiminin tamamı Karabağlar Cumuriyeti, Abdürrezzak Erten ve Önder Sav’a doğrudan bağlı isimlerden oluşuyor… Gaziemir’i de çizmişler. Dışarıdan bir tane adam yok. Ekibe yakışan da budur. Ancak benim merak ettiğim şey Rıfat Nalbantoğlu’nun bu yapıyı nasıl idare ettireceği… Tamam, milletvekili olmak için piranhaların arasında yüzmeye cesaret ediyor da, bu yönetimde milletvekili olmak isteyenlerin sayısı hayli fazla… Ekip, yeni oyuncular transfer etmiş… Mustafa Kundakçı, Azat Fazla gibi… Bu durumda Azat Fazla Kocaoğlu’ndan kopmuş oluyor. Potansiyel milletvekili adayları zira… Zikri Dursun’u saymıyorum. O zaten ekibin gönül adayı… “Şurada milletvekili olmak için bir kanal bulduk, kullanalım bari” diyerek, hayli hareket ve bereket getirecektir il yönetimine… Gerçekten çok eğleneceğiz…

GÜNCELNOT 2: CHP İzmir il yönetimi devir teslimi gerçekleştirir, sonra da Cumhuriyet Meydanı’na çelenk koyar. Ardından öğle yemeği faslına geçilir. İl yönetiminden bana haber ulaştıracak adam sayısı hayli yüksek, görüldüğü gibi… Ne kadar asker yönetim yaparlarsa yapsınlar, bir şekilde içeride sızıntı oluşuyor. Neyse yenilir, içilir… İş hesap ödemeye gelir. Masanın maliyeti 1000 liradır. Karabağlar Belediye Başkanı Sıtkı Kürüm elini cebine atar ve her zaman olduğu gibi hesabın tamamını öder. 50 lira da bahşiş bırakır. Sıtkı Kürüm arkadaşları için bu kadar özveride bulunuyor. Ancak 1.5 yıl önce seçimlerde Karabağlar halkına verdiği bir söz vardı. BAĞKART… Bu kartlar çıktı da ben mi görmedim. Yoksa hala basılıyor mu? Sanırım zar zor geçinen Karabağlılar da bu kartları sormaya başlamıştır. Bildiğiniz gibi söz vermek ciddi iştir. Başka şeye benzemez…

GÜNCELNOT 3: Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu tasarrufa başladı. Bu nedenle emeklilikleri gelenler tasarruf gerekçesi olarak emekliye sevk ediliyorlar. Arada emekliliği gelmeden çıkarılanlar da oluyor tabii ki… Buna karşılık tasarruf konusuna hayli uzak olan en üst düzey belediye bürokratımız yine aynı noktada. 35 DZC 19 İZULAŞ’a ruhsatlı Megan makam arabası Güzelbahçe’deki evinin önünde her şeyi hazır kendisini bekliyor. 35 S 9814 Mitsubishi marka otomobil de İZULAŞ ruhsatlı ve büyükşehir tarafından Üçkuyular’da kendisine tahsis edilen lojmanın önünde… 35 AS 60 plakalı beyaz Ford Mondeo kendi emrinde. 35 VT 199 TOFAŞ otomobil ise makam personeli tarafından kullanılıyor… Plakasını bilemediğim bir araç daha var tabii ki… Mazot, şoför vs… Hal böyle olunca İzmir Büyükşehir Belediyesi gerçekten iyi tasarruf yapıyor da, İzmir’in Kral Faruk’u ne yapmaya çalışıyor anlayamadım? Belki de bu kadar çok makam şoförü ile istihdamı artırmaya çalışıyordur. Kocaoğlu durumdan haberdar mı? Kendileri büyükşehri yönettiğini sanıyor, metro inşaatı önünde Ayhan Işıkvari pozlar veriyor da, arada bir bu notları okumasında yarar görüyorum. Zira büyükşehir personelinin neredeyse tamamı Süleyman Gençel’in güncel notlarını gözlüyor. Kendi kurumlarında neler döndüğünü öğreniyor insanlar. Ben de bu notları okuyarak öğreniyorum büyükşehirdeki ilişki ağını. Nasıl yani, ben de buradan öğreniyor isem o zaman bu notları kim yazıyor? Hayret bir şey ya, karıştı bu işler.

GÜNCELNOT 4: Büyükşehir Belediyesi Dış İlişkiler Müdürlüğü ne yapar? Yanıtı çok kolay… Büyükşehir Belediyesi’nin yabancı ülkelerle olan ilişkilerini düzenler. Başka ne yapar? Vallahi İzmir Büyükşehir Belediyesi Dış İlişkiler Müdürlüğü son 10 gündür deli gibi çalışıyor. 150 sayfalık bir çeviri için. Çeviri, en üst düzey bürokratın ABD’de okuyan oğluna gerekiyor da… Şimdi bu iş dışarıda yapılsa, dünyanın parası değil mi? Hazır elde personel de var… Bir gün ben de büyüyüp şu büyükşehirde üst düzey bürokrat olmak istiyorum. Ekmek elden, su gölden, pardon Tahtalı’dan… Ne güzel!

GÜNCELNOT 5: Buca’daki Giraud Ailesi’nin koruluğunun büyükşehir belediyesi meclisinden orta yoğunlukta imara açılması konusunda başlatılan soruşturma çerçevesinde o dönemin belediye meclis üyeleri ve Kocaoğlu savcılığa ifade verecek. Konu hakkındaki yazılı ifade isteği belediye meclis üyelerinin ellerine ulaştı. Sırada Urla’daki plan tadilatları konusunda savcılık soruşturması var. Mahalli İdareler Genel Müdürlüğü Bornova’daki taş ocağı ile Böcek Yapım adlı şirketle yapılan anlaşmaları da mercek altına aldı. İzmir’e gelen müfettişler bu iki konu üzerinde araştırmalarına başladı. Müfettiş raporuna göre savcılığa suç duyurusunda bulunup bulunulmayacağı netleşecek.

GÜNCELNOT 6: Cevat Durak’ın dikkatine. Bir haftadır basına gönderdiğiniz fotoların tamamında kendiniz kırmızı tişört ile görünüyorsunuz. Son günlerdeki bu kırmızı aşkınızın nedenini anlayamadık. Mesele boğaların daha fazla ilgisini çekmek ve size yönelik saldırıları sıklaştırmak ise ortada mebzul miktarda boğa var zaten… Lütfen, arada bir de olsa mavi, yeşil veya beyaz renkleri deneyiniz… Kesinlikle turuncu tişört giymeyiniz. O Nuri Batuhan’ın alanına giriyor.

Egenin Sesi 16 - 07 -2010

14 Temmuz 2010 Çarşamba

EKİBİN TARİHİ: HIRS, İSTEK, BEKLENTİ VE ŞANS (6) Ekibin Sinirleri Bozuluyor

Alaattin Yüksel’in görevden alınmasından sonra Ekrem Bulgun il başkanlığına getirildi. Bulgun liderliğinde yapılacak 2005 kongreleri aslında ekibin tam olarak örgüte hakimiyeti için ciddi bir şanstı. Önce Konak ilçe seçimi gerçekleştirilecekti. Mahalle seçimleri yapılmış, sıra Konak İlçe Kongresi’ne gelmişti. Ancak Ali Yılmaz mahkemeye başvurdu, 70 kişinin delegeliğini düşürdü.

Tabii yasal süreç izlenince Konak Kongresi en sona kaldı.
Konak’ta Alaattin Yüksel’in tamamen ortadan kaldırılması mubahtı. Kültür Mahallesi’nde o gün yapılan seçimlerde Alaattin Yüksel ve arkadaşları oy kullanmış ancak sandıktan çıkamamıştı. Bir Pazar sabahı yapılan toplantıda Erten şunları söylüyordu: “Bu adam gömülecek. Partiye bir daha giremeyecek…”
Ekip Konak’a kadar ekip teker teker tüm ilçeleri eline geçiriyordu. Buca’da 2004 seçimlerinde Hüzeyin Yüzer’in mutfağında çalışan Mehmet Süne ilçe başkanı oluyor, ekip içinde önlenemez yükselişine başlıyordu. Balçova’da Salih Küçükbayrak, Karşıyaka’da Ertam Özen, Çiğli’de Ali Rıza Koçer, Narlıdere’de Halil Serbeş ile güçlenen ekip Bornova’da ise yeni adayları Kerim Özer ile güçleniyordu.
Abdürrezzak Erten kendisine bağlı olan Bornova eski ilçe başkanı Kenan Gürel’i yeterli bulmamış, Bornova belediye başkan aday adayı Kerim Özer’i yanına alarak onun potansiyelinden yararlanmak istemişti. Özer de aday adaylığı süresince Eşref Erdem yapısından gerekli desteği bulamadığı için ekibe kısa süre içerisinde monte oldu. Amacı 2007 seçimlerinde 2. Bölge’den milletvekilliğini yakalamaktı.
Metropol ilçelerin tamamı alınmış, sıra Konak’a gelmişti…
Ekip hızlı çalışıyordu. Sıtkı Kürüm’ün bürosunda hergün bir araya gelen ekip üyeleri, ünlü “lap top”a bakıp Konak’ı farklı kazanacaklarını hayal ediyorlardı.
Kürüm kendisine oy verecekleri yeşil, Tayfun Emre grubunu ise kırmızı işaretlemişti. Bilgisayara bakınca her tarafın yemyeşil olduğu açıkça görülüyordu.
Kürüm’ün Narlıdere’deki bahçesinde sık sık bir araya gelen ekibe önemli destek Narlıdere Belediye Başkanı Abdül Batur’dan geliyordu. Her ne kadar Konak Belediye Başkanı Muzaffer Tunçağ ekibin direktifleri doğrultusunda hareket etse de, Batur siyaseten beş adım öndeydi ekip için…
Ancak unuttuğu bir şey vardı Kürüm’ün… Kongreden kısa süre önce yapılan Konak Belediyesi Meclisi komisyon seçimleri… Komisyon seçimlerinde atılan yanlış adımlar nedeniyle belediye meclisindeki bir grup Kürüm’ün karşısına geçmişti.
Tayfun Emre ise tek başına çıkmıştı önce… Eski ilçe başkanı olarak elindeki delege listesine bakmış, 100 kişiyi hiç tanımasına rağmen, seçimi kazanacağına inanmıştı.
Bunun için Şakir Başak, Fahri Elmas ve Karataş ile görüşen Tayfun Emre hazırlıklarına başladı.
Fahri Elmas, belediye meclis grubuna girdi, Bedri Sertel, Neşe Edebali, Uğur Yelekli ve Nazife Taşkıran’ı ikna etti. Neşe Edebali aslında Kürüm grubuna yakındı. Ancak Rukiye Acar ile başlayan sürtüşme dolayısıyla karşı gruba geçti. Az koşmadı Nuri Batuhan, Neşe Edebali’nin arkasından. Ama bir türlü geri çeviremedi.
Ekip bazen de Mustafa Kemal Sahil Bulvarı’ndaki Altın Balık’ta toplanıyor, yeniliyor, içiliyor, kazanılacak kongre üzerine ahkam kesiliyordu.
Şakir Başak, Tayfun Emre ile Sedat Uzunbay’ı bir araya getirdi. Uzunbay’ın oluşuma destek vermesiyle Resmiye Topkorur da Emre gruba katıldı.
Canlar’ın oylarıyla Tayfun Emre istediği rakama ulaştı.
Ekip ilçe kongresinden bir gece önce Kürüm’ün bürosunda toplandı. Abdürrezzak Erten, Enver Öktem ve Sıtkı Kürüm’ün bulunduğu mekanda listeyi kaleme alan bir kişi daha vardı. Onu daha sonra açıklayacağım.
(“Ortada biri var ve sürekli bir şeyleri kaleme alıyor. Kim bu yahu?” demeniz son derece doğal.)
Tabii ekibin önemli şahsiyeti Nuri Batuhan…
Liste saat 04.00’e doğru yazıldı. Batuhan, Erten’in ağzından girdi, burnundan çıktı ve 20 kişiyi listeye soktu.
Bir gün sonra Narlıdere’de AKM’de yapılan Konak kongresi tüm CHP’nin ilgi odağıydı. Tek te ad oylaması ile yapılan divan başkanlığını Sedat Uzunbay’a karşı ekibin adayı Enver Öktem kazandı.
Ekip rahatlamış, seçimi çantada keklik görüyordu.
Ancak evdeki hesap çarşıya uymadı ve ekip Konak’ı kaybetti.
Önder Sav Ankara’da hop oturup hop kalkıyordu. Tüm istekler yerine getirilmiş, diğer metropol ilçeler kazanılmış, ekibin asıl örgütlendiği ve tüm üye kayıtlarının genel merkezden sorunsuz geçirildiği Konak kaybedilmişti.

Erten fırçayı yedi

Telefonda ağlayan Kürüm’e ise söyleyecek bir şey bulamadı Önder Sav, “Bari ili alın” dedi…
Asıl aday Ertam Özen idi
Sırada il kongresi vardı.
Konak’tan yaralı ekip hemen kolları sıvadı ve il kongresine hazırlanmaya başladı.
Kürüm Konak’ı kazanmış olsa idi ekibin olası il başkan adayı Karşıyaka İlçe Başkanı Ertam Özen’di.
Beyaz bir İzmirli…
Ancak Konak’ın kaybedilmesiyle birlikte işler tersine döndü. Çünkü Baykal, Ekrem Bulgun ile kongreye gidilmesi kararını aldı.
İl başkan adaylığı bekleyen Ertam Özen’e bu kararı Sıtkı Kürüm açıkladı. İkisi birbirine sarılarak ağlarken, Ertam, “Ekibin kararına saygı duyarım” diyerek Kürüm’ün bürosundan ayrıldı.
Baykal Konak kongresine müdahale etmemiş, her iki adaya da aynı mesafede durmuştu.
Ancak ilde Ekrem Bulgun ile devam etmek istiyordu.
Konak’ı kazanan yapı ile çevre ilçeler ekiple yakın bağı olduğu gerekçesiyle Bulgun’a soğuktular. Ve yeni bir aday arayışına giriştiler,
Önce Erol Güngör ismi geldi. Ancak Güngör kabul etmedi. Kemal Karataş’ın alt kadrosu Bulgun’a kayınca il başkanı olma şansını yitirdi.
Sonuçta Selçuk Ayan üzerinde anlaşıldı.
Selçuk Ayhan hiç Baykalcı olmamıştı ve yine Baykal’ın adayına karşı yarışacaktı.
MYK üyesi İzmir milletvekili Sedat Uzunbay ise Deniz Baykal ile görüşmüş, “Ekrem’i destekleyin” talimatı almıştı.
Ancak Uzunbay bu talimata rağmen ekip ile aynı noktada olmamak için Selçuk Ayan’a destek kararı verdi.
Uzunbay’ın bu kararı daha sonra aktif siyasetten silinmesine neden oldu. Önce MYK üyeliğini ardından da milletvekilliğini kaybetti. Baykal nedense Uzunbay’ı hiç affetmedi. O seçimde Ayan’ın arkasında duran Durak’ı ise 8 ay sonra affetti.
Fuar’da yapılan il kongresinde ekibin kaybetmesinin önemli nedenlerinden biri dış ilçelerin bakış açıları oldu.
Düşünce sistematiği açısından farklı olan ekibi Ege halkı bir türlü içine sindiremedi.
Aslında il kongresinde üçüncü bir aday vardı. Prof. Dr. Nurettin Demir… Yeterli imzayı toplayamadığı için aday olamayan Demir’in arkasındaki 60 delege de Selçuk Ayan’a destek verdi.
Abdürrezzak Erten ile Enver Öktem il kogresinden önce aday adayı Nurettin Demir ve şimdiki Balçova ilçe Başkanı Mustafa Moroğlu ile Hatay’da bir evde bir araya gelmişler, ancak Ertem’in katı tutumu nedeniyle anlaşamamışlardı.
Kocaoğlu’nun da bu seçimde Selçuk Ayhan’a destek verdiğini unutmayalım.
Seçimi 5 oyla kazanan Selçuk Ayhan il başkanı, Zikri Dursun ise il sekreteri idi…
Aslında kongrede Zikri Dursun’a atılan çizik sayısı fazlaydı. Bu nedenle il sekreteri olamıyordu. Nam-ı değer Ziko kendisine atılan çizikleri Tacettin Bayır’a atılmış gibi gösterdi ve il sekreterliğini aldı.
(Ziko’nun ekibin atayacağı yeni il yönetiminde il sekreteri olacağını, buradan yola çıkarak milletvekili adaylığı talep edeceğini söylememe gerek yok sanırım.)
Aslında bugün 2005 kongrelerine bakıldığında yapılmak istenenin doğru olduğu görülüyor.
Daha Egeli, daha beyaz bir yapı Baykal’ın Önder Sav ile birlikte olmasına rağmen kongreyi alıyor, kurultayda da Baykal’ın arkasında duruyordu.
Her ne kadar Baykal kurultay delegelerinin kendisini ziyareti sırasında ağır fırça atıyorsa da, 48 kurultay delegesinden 44’ü ona oy vererek İzmir’in arkasında durduğunu gösteriyordu.
Baykal’ın en önemli yanlışlarından biri bu kongreydi sanırım. Eğer bu kongrede ekibin karşısında olanların arkasında durabilseydi, bu süreç kendisine doğru anlatılabilseydi, bugün çok farklı olabilirdi.

Destek olmadılar

Konak İlçe Başkanı Tayfun Emre en zor sürecini geçiriyordu. Bir tarafta ekip ile birlikte hareket eden belediye başkanı Muzaffer Tunçağ vardı, diğer tarafta ekibin isteği doğrultusunda kafasında boza pişiren genel merkez…
Konak ilçe binasının satın alımı sırasında da büyük sorunlar yaşamış, genel seçimler öncesi adaylarından topladığı paralar ve birkaç ilçe belediye başkanının yardımlarıyla ilç binasını hazır hale getirmişti. Adaylar arasında 2 milyarı vermeyenler, Abdürrezzak Erten, Güldal Mumcu ve Bülent Baratalı idi. 12 sıradaki Umut Orkun Uğraş’tan bile destek almıştı Tayfun Emre…
Emre ilçe başkanı seçildikten sonra Konak ilçe hesaplarındaki tutarsızlığı il yönetimine iletmiş, ilde kurulan komisyonda bir oy farkla Sıtkı Kürüm’ün disipline gitmemesi kararı alınmıştı.
Emre, ilçe binasını açılışından bir gün önce görevden alınmıştı…
Oralara daha sonra geleceğiz…
Ekip ilçe kongresini ve ardından il kongresini kaybedince bunalıma girmiş, genel seçim hesapları alt üst olmuştu.
Yine de bir yol bulunması gerekiyordu.
Çünkü aralarında da mücadele başlamıştı.
İnciraltı’nda yapılan bir yemekte dönemin meclis üyesi Polat Manduz, bir arka masadan öndeki masaya kafa üstü uçuyor, Halil İbrahim Şenol ile Yüksel Demirsoy’a doğrudan pike yapıyordu.
Darmadağın olan Demirsoy ile Şenol’u kurtarmaya masanın diğer ucunda oturan Abdürrezzak Erten yetişiyordu.
Ekibin canı sıkkındı… Birbirlerini suçlama dönemi başlamıştı. Sıtkı’nın ikinci adam olması ise gerçekten sorgulanıyordu. Sonuçta herkes kazanmış ikinci adam kaybetmiş, onun kaybı ilin de kaybına neden olmuştu.
Bir gece bu konu masaya yatırıldı. Yer Narlıdere Bizim Gazino… Yemeği Narlıdere Belediye Başkanı Abdül Batur veriyordu.
Ekip arasındaki saflaşma gözler önündeydi.
Gaziemir İlçe Başkanı Yüksel Demirsoy’un ekibin dışında Kocaoğlu’na Tokatlılık üzerinden yakın durması Buca İlçe Başkanı Mehmet Süne’yi geriyordu. İkisi arasındaki tartışma, Demirsoy’un, “Hem Kocaoğlu’nu eleştiriyor, hem de kardeşlerinizi büyükşehre yerleştiriyorsunuz” sözü ile en üst seviyeye tırmandı.
Tırmanmanın ne olduğunu sanırım anlamışsınızdır.
Bu kez devreye giren Abdül Batur oldu.
Diğer masalardaki müşterilerin duruma nasıl baktığını da sanırım tahmin ediyorsunuz.
Süne yatıştırılmış, Sıtkı Kürüm bir başka mekanda Süne ile görüşmüş, ancak bu kez ayağının sendelemesi sonucu yere yığılmıştı.
Devreye Konak Belediye Meclis üyesi ve Kürüm’ün yeğeni Erdoğan Kürüm girmiş ve Sıtkı Kürüm’ü olay mahalinden uzaklaştırmıştı.
Ekip sinirliydi, kaybetmenin dayanılmaz üzüntüsünü yaşıyordu.
Bir ara formül üretildi.
Mardin gezisi…
Ekip, kendilerine yakın belediye meclis üyeleri ve Konak Belediye Başkanı ile Mardin yolunu tuttu.
Mardin gezildi, Midyat ziyaret edildi… Ekip her gece, İzmir milletvekilleri ile toplanıyor, otel personeli saatlerce nar ayıklıyordu. O dönemin CHP Mardin milletvekili Mahmut Duyan’ın ekip şerefine verdi 500 kişilik yemek ise görülmeye değerdi.
Bu arada iş de yapılıyordu. Konak Belediye Başkanı Muzaffer Tunçağ yeni dönemde Halil İbrahim Şenol’un siyasi başkan yardımcısı yapılmasına karşıydı.
Ekibin milletvekilleri bu gezi sırasında Tunçağ’ı gecenin geç saatlerinde ikna ettiler.
Tunçağ öyle ikna olmuştu ki, ondan sonra uzun süre sesi çıkmadı.
Ekip milletvekillerinin ikna kabiliyetlerinin ne derece yüksek olduğunu da sanırım anlamışsınızdır.
Ekip istediklerini yapmış, güle oynaya İzmir’in yolunu tutmuştu.
Artık yeni dönem başlıyordu ve yeniden hep birlikte Konak üzerinden yürünecekti.

ANEKDOT 1: Can Ailesi’nden CHP’lilerin en iyi tanıdığı isim Şahap Can geçtiğimiz yıllarda vefat etmişti. İ. Yücel Özen bir yaz günü Ürkmez’de bir arkadaşını ziyaret etti. Birlikte Ürkmez - Doğanbeyli arasında bulunan yürüyüş yolunda bisiklet ile dolaşıyorlardı. Yücel Özen, “Bu kadar gelmişken Şahap’a bir uğrayalım, , Doğanbey’de bir yerlerdeydi” dedi.
Arkadaşı bisikleti durdurdu:
“Ben gitmem, burada bir kafede bira içer, seni beklerim. Ama sen Azrail ile tanışmaya bu kadar hevesliysen, yapacak bir şeyim yok”dedi. Bir anda nerede olduğunu hatırlayan Özen, “Anaaaa… Beynime güneş geçti. Adam geçen yıl ölmüştü yahu” yanıtını verdi. İ. Yücel Özen de yaşlandı… Bundan sonra fazla hareket edemez.

GÜNCELNOT 1: Rıfat Nalbantoğlu’na yeniden görev verilmesi üzerine ulu İzmir milletvekillerimizin sözlerini okuyunca aklıma şu fıkra geldi:
Kadının biri, 46 yasındayken kalp krizi geçiriyor ve hastaneye kaldırılıyor.
Ameliyat masasındayken, ölüme yakın, Azrail’i görüyor ve soruyor:
“Benim saatim geldi mi?”
Azrail yanıt veriyor:
“Hayır, senin daha 43 sene, 2 ay ve 8 günün var.”
Kadın narkozdan uyandığında, bu kadar uzun yaşayacağına göre estetik yaptırmaya karar veriyor.
Yüzünü gerdiriyor, dudaklarını doldurtuyor ve göğüslerini düzelttiriyor.
Kısacası, yeniden doğmuş gibi oluyor. Daha uzun bir süre yaşayacağını bildiği için o kadar ameliyatın değdiğini de düşünüyor. Hastaneden tamamen yepyeni bir insan gibi çıkıyor. Tam karşıdan karşıya geçiyorken ambulans çarpıyor ve ölüyor.
Öldükten sonra Azrail'e soruyor:
“40 seneden fazla yaşayacağımı söylemiştin. Neden bana o ambulansın çarpmasını engellemedin?”
Azrail cevap veriyor:
“Kız, o kadar değişmişsin ki… Allah canını almasın ben bile seni tanıyamadım…”

GÜNCELNOT 2: Yakın arkadaşlarım ve dostlarımın dikkatine… Dizide kaleme aldığım kişiler günün birinde birleşip, Voltran’ı oluşturacak ve bana saldıracaklar. O gün kendi sağlığınız için lütfen yanımda olmayınız…

GÜNCELNOT 3: Abdürrezzak Erten, Ekrem Bulgun’u eleştirirken tavan ve taban hareketi üzerine konuşmuş. Kendileri 2002 yılında taban hareketi ile mi gelmiş, milletvekili olmuş İzmir’e… Yukarıda Önder Sav olmasa İzmir’deki örgütlenmesini yapabilecek miydi acaba? Bu kadar yazıyoruz burada ekip nasıl örgütlendi diye…

Egenin Sesi 14 - 07 - 2010

9 Temmuz 2010 Cuma

EKİBİN TARİHİ: HIRS, İSTEK, BEKLENTİ VE ŞANS (5) Sav, Durak`ı İstemedi...

Yücel Özen’in tanıştırdığı Çiğli aday adayı Ensari Bulut arada bir Haber Ekspres’e gelir, masamın yanındaki koltukta oturur, “Ne olacak abem… Beni aday yaparlar mı?” diye sorardı. Yine günün birinde Ensari Bulut odamda…

Kapı açıldı aniden içeri Ahmet Piriştina girdi.
Piriştina basın ziyaretlerini yaparken önceden haber vermezdi. Çat kapı gelir, gazetede kimi bulur ise sohbet ederdi.
Piriştina içeri girdiğinde Bulut’un gözleri ışıldadı. Görüşmek istediği ancak bir türlü ulaşamadığı Piriştina karşısındaydı ve yanında kimse yoktu.
Piriştina oturdu, “N’aber Ensari, hazırlanıyor musun?” diye sordu.
Bulut, “Ankara’ya gidip geliyorum. Ancak tabii sizin de olurunuz gerekli başkanım” dedi.
Piriştina çok rahat; “Sen Ankara’daki işini hallet, bana sorarlar ise sana karşı çıkmam” yanıtını verdi.
O odada olanlardan yaşayan bir tek ben kaldım. Durum vahim…
Ensari Bulut için 2004 yerel seçimlerinde en büyük kavgayı dönemin Genel Başkan Yardımcısı Eşref Erdem verdi. Ama ikinci dönemde hastalığına rağmen hala aday olmakta ısrar etmesi ve Sav ile yakınlığı nedeniyle Eşref Erdem’in gözünden düşmüştü Bulut…
2004’te Çiğli’de ekibin adayı Hasan Aslan’dı.
Seçim çalışmaları sırasında Ege TV’de yaptığım Siyasetik adlı programa konuk olmuştu Piriştina ile 9 metropol ilçe adayı.
Piriştina’ya, “Ne konuşacağız” diye sordum…
"Seninle siyaset tartışmasına girmem. Onlar projelerini anlatacaklar”dedi. Hayatımın en sıkıcı programıydı. Karşımda 10 aday, “Şunu yapacağız, bunu edeceğiz” diyerek 3 saatimi yediler. Ensari öyle projeler söyledi ki, hani “Acaba Çiğli, 5 yıl içerisinde Miami ile çekişecek duruma mı gelecek?” diye düşündüm.
Kocaoğlu Bornova adayı olarak çok çekingendi.
Aslında 2002 genel seçimlerinden önce tanımışım Kocaoğlu’nu… Bornova’da bir akşam yemeğinde bir araya gelmişiz. Nevzat Kavalar’ın aday adaylığı sürecinde… Yemekte 10 – 15 kişi olduğu için gerçekten hatırlamadım Kocaoğlu’nu. Ancak daha sonra kendileri zamanın ilçe başkanı Enver Dündar ile birlikte Haber Ekspres’i ziyaret etmişler, odamda yarım saat benimle görüşmüşler. Enver Dündar’ı hatırlıyorum, ama Kocaoğlu’nu maalesef… Kendilerini ilk kez Bornova adayı olduğunda hafızama yerleştirdim. Demek ki bende çok iz bırakmamış Kocaoğlu… Tıpkı Önder Sav ile 1986 yılında karşılaştığım ama hatırlamadığım gibi…
Neyse 2004 yerel seçimler yapıldı ve Buca ile Gaziemir dışındaki metropol ilçelerin tamamı kazanıldı.
İzmir bir kez daha farkını göstermişti.
Piriştina yeni kadrosu ile önümüzdeki 5 yıla hazırlanıyordu ki, bir sabah 15.06.2004 günü Ahmet Piriştina’nın öldüğü haberi ulaştı gazeteye…
Kimse önce inanmamıştı. 3- 4 kişiye telefon edilmiş, cep telefonları kapalı olunca olayın doğru olma ihtimalinin yüksek olduğunu kabul etmiştik.
Nitekim çok kısa süre içerisinde küçük bir açıklama geçti haber merkezlerine…
Aslında aday belirleme sürecini şimdi yeniden incelediğimizde, çok sıkıldığı açıktı Piriştina’nın…
Bir gün sonra tüm gazeteler Piriştina’nın ölümünü manşetlere taşıyıp, köşe yazarları büyükşehir belediyesi başkanı üzerine methiye düzerken, sadece ben, “Kim başkan olacak?” başlıklı yazı yazdım.
Bugün“Acaba diğerleri gibi mi davransaydım” diye düşünüyorum.
Ancak olay doğruydu ve ölüm saatinden itibaren “Kim yeni başkan?” tartışmaları CHP kulislerinde başlamıştı bile...
Hatta biraz daha ileri gitmişler, daha cenaze kalkmadan Piriştina’nın odasını açtırarak toplantıyı, orada yapmışlardı.
Sanırım o gün Piriştina’nın Özel Kalem Müdürü olan Sitemay Cengiz, bir gün içerisinde büyükşehir belediyesinde meydana gelen değişimi bize daha iyi anlatır, eğer isterse…
Cenaze törenine Baykal ve Önder Sav da katıldı. Tüm CHP hazırdı Konak Meydanı’nda…
İşte ondan sonra başladı tam anlamıyla kulisler.
Ortada iki aday vardı önceleri. Karşıyaka Belediye Başkanı Cevat Durak ile Narlıdere Belediye Başkanı Abdül Batur…
Ancak Piriştina’nın DSP’den getirdiği isimler bu iki adaya sıcak bakmıyorlardı.
İki belediye başkanına sıcak bakmayan bir isim daha vardı. İl Başkanı Alaattin Yüksel…
Yüksel bu süreçte yeni bir aday üretti. Bornova Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu…
Kocaoğlu ismini ilk duyduğum kişi Macit Sefiloğlu idi. Macit gazetede Kocaoğlu ismini seslendirdikten sonra Kocaoğlu’nu aramış şu cümle ile karşılaşmıştım:
“Böyle bir koltuğa aday değilim. Kesinlikle düşünmüyorum. Ancak böyle bir görev verilir ise partimin isteğini kırmam.”
Telefonu kapattım ve Macit’e “Bu aday” dedim.
(“Partim görev verirse görevden kaçmam” tanımlaması beni öldürecek. Aslında aday olmak isteyip de, isteğini net şekilde ortaya koyamayan arkadaşların dikkatine… Lütfen bu tanımlamanın dışında yeni bir şeyler üretin…)
Karşıyaka’da Cevat Durak, Abdürrezzak Erten, Enver Öktem ve Sedat Uzunbay beraberdiler. İlk bakışta ekibin Durak’a destek verdiği görülüyordu. Abdürrezzak Erten, telefon ile ekibin ikinci adamı Fahri Elmas’ı aradı. Büyükşehir Meclis Üyesi Fahri Elmas, bir grup meclis üyesi ile Alsancak’taki bürosundaydı.
Erten kendisine CHP grubunun tamamını Cevat Durak konusunda ikna etmesi gerektiğini ve sonra çıkıp basın açıklaması yapmasını istedi.
Elmas, bazı meclis üyelerinde Durak konusunda soru işaretleri olduğunu söyledi, Erten’in Alsancak’a gelerek ikna çabalarına katılmasını istedi.
Erten kendisi yerine Enver Öktem’i gönderdi Elmas’ın bürosuna…
Öktem de konuşma tarzı ve tavrı ile yangına körükle gitti ve meclis üyelerini “Ya oy kullanırsınız ya da bu ekibi terk edersiniz” diyerek bir anlamda tehdit etti.
Durak’a oy vermesi konusunda ikna edilebilecek meclis üyeleri o saatten sonra “Durak ile olmaz” tespiti yapmaya başladılar. Bu üyeler arasında DSP kökenliler de vardı. Yani DSP’den gelenler bir blok değildi. Ancak Abdürrezzak’ın tavrı ile birlikte bir blok şekline dönüştüler.
Aslında bireysel adaylar da vardı. Mesela Mehmet Ali Çalkaya… Çalkaya Balçova Meclis Üyeleri’nin kendisine oy vermeyeceğini görünce geri çekildi ve Kocaoğlu’nu destekleme kararı aldı.
Ensari Bulut da adaydı. Ancak kendisini belediye başkanı yapan Eşref Erdem’den gece yarısı telefonda öyle bir fırça yedi ki, sabah Cevat Durak’ın yanına gidip kendisine destek olduğunu açıklamak zorunda kaldı.
Abdül Batur’un aldığı oy belliydi. Daha yükselmesi de mümkün değildi. Televizyonda AKP’lilerin açık bıraktıkları mikrofon kanalıyla, “İzmir seçimlerinde Abdül Batur da aday. Bize yakındır” açıklamalarını duyurmaları oyundan tamamen düşürdü Narlıdere Belediye Başkanı’nı… Batur’un yanında Türkan Miçooğulları’nın zorlaması ile sadece Bülent Baratalı duruyordu. Zaten Batur’un DYP’den partiye getirilmesinde de bu ikili önemli rol oynamış, Narlıdere’deki tüm sol yapı Abdül Batur için imha edilmişti.
Tabii ki son il kongresinde Abdül Batur’un oynadığı rolü ve kurultay sonrası geldiği noktayı ayrıca tartışacağız.
Piriştina’nın ölümü sonrası yeni büyükşehir belediye başkanının seçimini CHP Genel Sekreteri Önder Sav’ın ağzından dinleyelim:
Yer: Her zamanki gibi İhtiyar Balıkçı
Saat: 22.00
“Deniz Baykal, ölen Ahmet Piriştina’nın yerine seçilecek yeni belediye başkanını belirlemek için beni görevlendirdi. Görevim Cevat Durak’ı seçtirmekti. Genel başkan öyle istiyordu. Ama ben aynı şekilde düşünmüyordum. Cevat’ın Büyükşehir Belediye Başkanı olmasını istemiyordum. Zaten seçim öncesi meclis üyeleri arasında Kocaoğlu’na yönelik eğilimi görünce rahatladım.”
“Peki ya sandıktan çok küçük bir fark ile Cevat Durak çıksaydı”soruma yanıt hemen geldi.
“Sonuçlar çantamda olacaktı. Kim kalkıp bana, bir genel sekretere, sonuçları ve oy pusulalarını kendi gözleriyle görmek istediğini sorabilirdi. Sorma şansları yoktu. Benim söylediğim geçerliydi. Bunu da kimse sorgulayamazdı.”
Her şey ayarlanmış, Aziz Kocaoğlu ağırlıklı DSP kökenlilerin desteği ile İzmir’in yeni Büyükşehir Belediye Başkanı oluyordu.
Alaattin Yüksel memnundu. Çünkü son dakikada Bornova’dan aday yaptığı arkadaşını büyükşehre gönderiyor, İzmir üzerinde gelecekte kuracağı tahakkümün ilk adımını atıyordu.
Önder Sav memnundu. Kendisine karşı İzmir’i örgütleyecek Cevat Durak ve arkadaşlarının büyümelerini engelliyordu.
Aziz Kocaoğlu memnundu. Daha düne kadar Bornova Belediye Başkanlığı’nı hayal eden biri olarak aniden şehr-i emin konumuna yükseliyordu.
Durak’tan ürkenler memnundu. Batur’dan ürkenler de…
Yani ortada memnun olan adam sayısı hayli yüksekti. Ancak daha sonra başlarına geleceklerden habersizdiler.
Şu soruyu duyar gibiyim sizden…
Ekibin mimarı Önder Sav, ekibin şefi Abdürrezzak Erten… Nasıl oluyor da biri Durak’ın karşısında biri Durak’ın yanında?
Vallahi bu durumu açıklamak çok kolay değil.
Abdürrezzak’ın Durak’ın yanında olması işine geliyordu. Çünkü Sedat Uzunbay gibi bir beyaz milletvekiline ihtiyacı vardı. Üstelik İzmir’in en iyi örgütçülerinden biri olan diğer beyaz Hüseyin Çalışkan da Durak ile birlikteydi.
Ancak Sav, Durak’ın Eşref Erdem ile ilişkisinden rahatsızdı.
Daha doğrusu Eşref Erdem ile İzmir’de ilişki kuran herkesten rahatsızdı.
Diğer bir teori ise Abdürrezzak Erten’in özellikle Durak’ın yanında göründüğü ve hareketsiz bıraktığı yolunda.
Yani Cevat Durak, Abdürrezzak nedeniyle hareket edememiş, kontrol altında tutularak oyundan düşürülmüştür.
(Son dönemde yaşananları dikkate aldığımda bu teorinin çok da mantıksız olmadığını görüyorum. Siyasette bu kadar Makyavelist bir tarz sadece ekibe mahsus…)
Kocaoğlu’nun seçimi sonrası Cevat Durak ile ekibin arası yavaş yavaş açılmaya başladı. İlişkinin bitimine ise bir kadın noktayı koydu.
Erten Karşıyaka Belediyesi’ne başkan yardımcısı olarak şimdi ismini hatırlayamadığım bir bayanı önerdi. Çevrede iyi bir isim olarak anılmayan bu bayanın belediyede böyle bir pozisyonda çalışması mümkün değildi. Durak yapısı bu talebi net biçimde reddedince ekip ile özellikle de Abdürrezzak Erten ile ilişkiler koptu. Duyduğum kadarıyla aynı kadın daha sonra Ankara’da Meclis’te göreve başlamış.
Durak’ın arkadaşı milletvekili Sedat Uzunbay da ekipten rahatsızlık duymaya başlamıştı.
Özellikle 2005 kongresinde Sıtkı Kürüm’ün tekrar Konak İlçe Başkanı olmasını istemiyordu Uzunbay… Bunu da net biçimde ifade etmişti. Ancak Uzunbay’ın bu tavrına Abdürezzak Erten prim vermedi ve Kürüm ile yoluna devam etti.
Kürüm ekip için giderek önemli olmaktaydı. Sadece Konak İlçe Başkanı olarak değil, örgütlenen ekibe katkı koymak için de Kürüm önemliydi ekip şefi için…
Ekibin ikinci adamı Fahri Elmas da Kürüm nedeniyle kopuyordu ekipten.
O da özellikle Sıtkı Kürüm ile anlaşamıyordu.
Ekibin dönüşümü bir başka kopuş ile hızlandı…
Deniz Baykal, Cevat Durak’ın yerine Aziz Kocaoğlu’nun seçilmesini bir türlü içine sindiremedi. Bu işte sorumlu tutuğu isim de İzmir İl Başkanı Alaattin Yüksel’di…
Ekip ile de sorun yaşamaya başlayan Yüksel’i son dakikaya kadar korumaya çalışan isim ise Genel Sekreter Önder Sav’dı.
Ancak ekip İzmir’de Alaattin Yüksel’e karşı tavır geliştiriyordu.
Önce mahşerin üç atlısı olarak çıkmışlardı…
Bir Pazar gecesi Konak İlçe Başkanı Sıtkı Kürüm, Gaziemir İlçe Başkanı Yüksel Demirsoy ve Balçova İlçe Başkanı Salih Küçükbayrak Göztepe’deki Pembe Ev’de bir araya geldiler. Yemeğe Konak ilçe örgütünden de katılanlar vardı.
Konu il başkanı Alaattin Yüksel’e karşı yakılacak muhalefet ateşiydi.
Bir deklarasyon alındı kaleme.
Kaleme alan ismi daha sonra açıklayacağım… Bu deklarasyona destek vermeleri için diğer ilçe başkanları ile de konuşma kararı verildi.
2 ilçe başkanı daha bu deklarasyonu imzalayınca mahşerin 5 atlısı olmuşlardı.
Yüksel’in gidiş süreci hızlanmaya başlamıştı.
Ekip, Yüksel ile ilişkisini giderek koparırken, başta Konak olmak üzere giderek siyahlaşan bir yapı ortaya çıkıyordu.
Ekip şefi Abdürrezzak Erten de bu gidişten memnun değildi.
Hem İzmir’deki beyaz ortaklarını kaybetmişti hem de ekibin içindeki bazı isimlerden mutlu değildi.
Mesela şimdi Çiğli Belediye Meclisi üyesi olan okul arkadaşı Mahmut Özçift’i eleştiriyor, “Sadece seçim dönemlerinde ortaya çıkıyor, diğer zamanlarda ekibin çalışmalarına katılmıyor. Kariyer peşinde…” yorumunu yaparken, İl Genel Meclisi listesine aldığı Mahmut Esat Aslan için ise, “O’nu bir yere seçtirdik. Şimdi de milletvekilliği istiyor. Ama yeter, her istediğini alamaz. Sıtkı konuş şunla… Otursun oturduğu yerde” diyebiliyordu.
Ekibin önemli ismi Nuri Batuhan’ı da sağda solda kendi tabiriyle “gevezelik yaptığı” için istemiyordu Erten… Ekibi sık sık uyarıyor, “Nuri’nin yanında açık vermeyin. Hatta bazı toplantılara çağırmayın” diyordu.
Kürüm için söyledikleri ise yenilir yutulur değildi…
Bazı konularda Sıtkı Kürüm’ün de suçu olabilir belki. Ancak bir insan, yabancıların yanında bu kadar da yerin dibine sokulmazdı. Sonuçta o da politika yapmaya çalışıyordu. Ve sanırım hala da yapıyor. Kendi mi yapıyor, birileri mi yaptırtıyor, orasını bilmiyorum…
Erten İzmirlilerin giderek siyahlaşan ekibe destek vermeyeceğini iyi biliyordu.
Bu nedenle bir teori geliştirdi. Gri proje…
Burada amaç kentin çeperleriyle merkezi bir araya getirmek, ekibin siyah görüntüsünü ortadan kaldırmak, merkezin dinamiklerini bu işin içine çekmekti.
Bunun için ekibin içine birkaç beyaz monte edilecek, beyaz yüzler öne çıkarılacak, siyahlar geride duracaktı.
Ancak ortada beyaz yoktu… Birkaç kişi dışında ekip ile koordineli çalışmak isteyen de yoktu. Herkes bir çerçevede ürküyordu…
Erten’in DEV-YOL’dan gelen örgütçülüğünü herkes bilir. Ancak burada iş başkaydı ve sadece ekip, hemşeri ilişkileriyle yürümüyordu.
Bir ideolojinin üretilmesi şarttı.
Erten çevresinde beyaz istiyordu ancak ondan öne çıkabilecekleri de hiç istemiyordu. Nitekim Sedat Uzunbay’ın arkadaşı Rıfat Nalbantoğlu’nu kurultayda Bilim Kurulu’ndan PM üyeliğine seçimlerinde Enver Öktem ile birlikte halletmişti.
Nalbantoğlu’nun çizilme operasyonunun başında da Nuri Batuhan vardı. Batuhan bir kurultayda da Mehmet Sevigen’i çizme operasyonunu yürütmüş, ancak Sevigen taraftarlarının gazabına uğramış, İzmirli delegeler tarafından kurtarılmıştı.
(Sedat Uzunbay’ın arkadaşı olmasına rağmen Erten’in çizdirdiği Nalbantoğlu bugünlerde ekibin beyaz yüzü…)
Erten her gece yaptığı ev toplantılarında gri ideolojisinin yaygınlaşması konusunda hayli ter döktü. Çiğ köfte partilerini saymıyorum bu arada…

Yüksel’in gidişi

Seçim bitmiş, Aziz Kocaoğlu İzmir’in yeni Büyükşehir Belediye Başkanı olmuştu. Bir dönem kimse üzerine gitmedi. Herkes belli bir süre prim vermek zorundaydı Kocaoğlu’na…
Örgüt kendine döndü ve tartışmalar kongre öncesi hareketlendi.
İlçe başkanlarının ortak deklarasyonu, Alaattin Yüksel’in giderek artan muhalefeti ve Abdürrezzak Erten’in ekip tavrı bir şeylerin başlayacağını gösteriyordu.
“Kara göründü”gibi bir garip mesaj bombardımanına başlandı, Alaattin Yüksel’in muhalefeti hergün cep telefonlarımıza konuk oluyordu.
Bu işin başında CHP İl Disiplin Kurulu Başkanı Ülkü Caner vardı ve maalesef hem partiyi, hem siyaseti bilmediği için Yüksel’i yanlış yönlendiriyordu.
Ve sonunda Küba’da olan Alaattin Yüksel’in görevden alınma haberi geldi.
Haber saat 16.30 sıralarında MYK sürerken Sedat Uzunbay’ın cep telefonu mesajı ile tarafıma bildirildi.
Bir Çarşamba günüydü. Haber Ekspres Gazetesi’nin manşetini bitirmiş, o akşam Ege TV’de yapacağım Siyasetik adlı programı gerçekleştirmek için kanala gitmiştim. Program konuğum o dönem ANAP İl Başkanı Yunus Yunusoğlu idi.
Ege TV’nin Spor Müdürü Suavi Yardımoğlu, kanalın koordinatörünün isteği doğrultusunda CHP İl Başkanı Alaattin Yüksel’in görevden alınması konusuna değinmemem gerektiğini bildirdi.
Şaşırdım; “Nasıl yani” dedim.
O da, haberin teyit edilmediğini söyledi.
Yanıtım hazırdı. “Bu haberi ben 16.30’da aldım. Gazetenin manşeti yaptım. Üstelik saat 19.00 sıralarında Anadolu Ajansı haberi geçti…”
Birlikte Ege TV’nin bilgisayar sistemine baktık. Haber gerçekten yoktu ya da uçurulmuş idi…
Bunun üzerine Anadolu Ajansı’nı aradım ve haberi faksla göndermelerini rica ettim.
Gönderdiler.
Haber vardı. Ve İzmir mahreçli idi…
Telefon ile konuştuğum Mehmet Karabel, haberin Ankara mahreçli olması gerektiğini yoksa teyitli sayılamayacağını söyledi.
Televizyon kanalı çok etikti ya neyse!!!
Biz de gazeteci olarak AA’da İzmir mahreçli bir haberin zaten Ankara tarafından onaylandığını bilmiyorduk.
Durum anlaşılmıştı. Yanımda şaşkın bakışlarla durumu izleyen ANAP İl Başkanı Yunus Yunusoğlu’na döndüm, “Bu şekilde program yapmam mümkün değil. Seni de boşu boşuna buralara kadar yordum. Canlı yayın yerine sana bir rakı ısmarlayayım bari” dedim.
Güldü, “Bu işlerin kolay olmadığı belli. Ben sana rakı ısmarlayayım” yanıtını verdi…
Ceketimi alıp çıktım…
Ben çıktım da, birkaç gün içerisinde Ege TV’ye Hyundai marka otomobil geldi mi, gelmedi mi bilemem…
Yüksel, Küba gezisinden dönüşü sırasında Adnan Menderes Havalimanı'nda partililer tarafından karşılandı. Yüksel, buradan uzun bir araç konvoyuyla Kültürpark İsmet İnönü Kültür Merkezi'ne geçti. Yüksel'e İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Kocaoğlu'nun yanı sıra bazı milletvekilleri eşlik etti.
Fuar’daki toplantıda konuşan Kocaoğlu ise şunları söyledi: ''İzmir'in belediye başkanı olmam sıfatıyla siyasete karışmadım, müdahil olmadım. Çünkü belediye başkanlığı böyle bir görev, böyle bir misyon yüklüyordu. Ama 35 yıllık mücadele arkadaşım, beraber büyüdüğümüz, hiç bir zaman ayrılmadığımız, İzmir'de efsane olmuş, mit olmuş, partiyi İzmir'de hem yerelde hem genelde iktidara taşımış, birinci parti yapmış, hepimizde emeği olan Alaattin Yüksel'in, sadece ve sadece kurultay sürecinde başka bir genel başkan adayını desteklediği, yahut partide doğruları söyleme hakkını kullandığı için il başkanlığından alınmasına karşı çıkıyorum. Ölünceye kadar karşı çıkacağım. Bizi buraya örgüt getirdi. Görevi, görevleri ancak örgüt alır düşüncesini taşıyorum.''
Bugüne kadar yazdıklarımı da dikkate aldığımda bu “örgüt” tanımlamasını anlamakta zorlanıyorum. Ne örgütü?
Ortada örgüt mü var…
Bu arada bir belediye başkanı nasıl yağ yakarmış iyi gördük değil mi?
Kendilerini bundan sonra da demokratik olmaya davet ediyorum. Bakalım ne kadar olabilecek?

NOT 1: Dilara Ersözlü’ye gelen yorumlar İzmir’de gelişmelerden hoşlanmayan büyük bir grubun olduğunu gösteriyor. Umarım CHP’yi yönetenler de bunun farkındadır.

NOT 2: Sitenin günlük ziyaretçi sayısı Google istatistiklerine göre IP olarak 2 bini geçti. Kötü bir rakam değil… Bunun için öncelikle okuyucularıma teşekkür etmem gerekiyor. Ama şunu söyleyeyim. Yaz sonuna kadar bu rakamı 5 bine yükseltmek de benim işim… Bakalım, içi boş markalar mı, toplumdan kopuk olmayanlar mı kazanacak?

NOT 3: Karabağlar Belediyesi Meclis üyesi Kadir Sinan gönderdiği yorumun kullanılmadığından yakınmış. Yorumunu ahlak sınırları içerisinde tutar ise kullanacağımızdan emin olabilir. Lütfen seviyemizi koruyalım, eleştirilere açık olalım, değil mi?

NOT 4: Sav’ın düğününe herkes katılmış. Ancak Karabağlar Belediyesi tam kadro oradaymış. Müdür yardımcıları düzeyinde bile temsil edilmiş…

GÜNCELNOT: İl yönetimi toptan istifa mı etmiş? Etmiş de neden etmiş? Kim istifa et demiş? Nalbantoğlu mu geliyormuş? Çok eğleneceğiz demek ki…

GÜNCELNOT 2: İzmir Büyükşehir Belediyesi memurun paso hakkını da kaldırmış. Kolay değil tabii ki… Kocaoğlu, metro gibi önemli bir yatırıma parayı nereden bulacak? Memurdan ve halktan…

GÜNCELNOT 3: Karşıyaka Baykal'dan vazgeçmiyor. Biz spordan da anlarız. Bank Asya 1. Lig için hazırlıklarını hızla sürdüren Karşıyaka, kadrosuna futbol yaşantısını İsveç’te devam ettiren Baykal Kulaksızoğlu’nu da katmaya hazırlanıyor. İstanbul’da doğan ancak İsviçre vatandaşı olan Kulaksızoğlu ile ptensip anlaşmasına varıldı, resmi sözleşme ise önümüzdeki günlerde yapılacak.

Egenin Sesi 09 - 07 2010

7 Temmuz 2010 Çarşamba

EKİBİN TARİHİ: HIRS, İSTEK, BEKLENTİ VE ŞANS (4) Piriştina İstifa Edecekti

Ahmet Piriştina, Dilara Ersözlü’yü İzmir Sanat’a çağırdı. Ersözlü olan bitenin farkındaydı. Herkes istifa kararını gelen tehditler nedeniyle verdiğini düşünüyordu. Oysa Piriştina bu karışık duruma “dur” demek için başka bir şey yaptı. Dilara’ya “Benim istifa etme lüksüm yok” dedi. Cümlenin devamına gerek yoktu, Dilara mesajı aldı ve istifa etti.
2004’ün yerel seçimin en tartışmalı iki ilçesi Konak ve Bornova oldu…
Konak’ta Piriştina ağırlığını koydu ve dönemin İZFAŞ Genel Müdürü olan Dilara Ersözlü’yü Konak Belediye Başkanlığı’na aday gösterdi. Bir dönem birlikte çalıştığı Erdal İzgi’yi çok istemesine karşın,getiremeyeceğini anlamıştı Piriştina… Özellikle İl Başkanı Alaattin Yüksel’in tavrı çok açık ortadaydı.
Ahmet Piriştina, Ocak ayının soğuk bir günü aradı Dilara Ersözlü’yü…Aynı saatlerde o sıralar Antalya’da bulunan Ünal Ersözlü ile de görüştü ve İzmir’e çağırdı. Piriştina, Ünal ve Dilara’yı evlerinde ziyaret etti. Daha sonra başına gelen silahla yaralanma olayı sırasında Dilara hastanedeyken Ünal’la uzun uzun sohbet etmiştik, anlatmıştı. Piriştina, Ünal’a o gece “Sen Dilara’yla evlenirken benden bizim kızı istemiştin, şimdi ben de senden Dilara’yı istiyorum, o iyi bir siyasetçi olur” diye espri de yapmış. İki Arnavut o gece uzun uzun konuşmuşlar. Ünal, Dilara’nın adaylığını desteklemiş, Piriştina’ya teşekkür etmiş ve Dilara’nın çok doğru bir seçim olduğunu belirtmiş. Piriştina da Dilara için, “Sandık patlatacak” demiş. Nitekim Dilara seçime girse öyle olacağı kesindi
Hafızam süper değil mi… Neler hatırlıyorum yahu…
Dilara, Erdal İzgi’yi de sormuş, adaylığı ile ilgili ne düşünür diye. Piriştina, “O da sana destek verecek” deyince rahatlamış…
Aslında Dilara Ersözlü’yü Piriştina’ya işaret eden kişi Kemal Derviş idi. Eşiyle geldiği İzmir ziyaretinde Ersözlü, Derviş yengeye eşlik ediyor, Kemal Bey ile de uzun zaman geçiriyorlar. Derviş, Piriştina’ya “ Bu kız çok parlak siyasete sokalım” diyor. Dilara o zaman anlatırken, “Ben o zaman bunları birbirine bağlayamıyordum, Ahmet Başkan bana Konak Belediye Başkanlığı’ndan söz etmeden önce, beni çeşitli vesilelerle birçok önemli siyasi isimle tanıştırdı. Bir şekilde sözü bana atıp beni dinlemelerini sağlıyordu. Muhtemelen olup olmayacağımı kafasında şekillendiriyordu” demişti.
Piriştina daha önce İzmir Büyükşehir Belediyesi’nde basın danışmanlığı ve İzmir Yayıncılık A.Ş.’nin Genel Müdürlüğü’nüyapan Ünal’ın milletvekili aday adaylığı için istifa ettiğini ve siyaset yapmak arzusunda olduğunu biliyordu. Aslında Ünal’ın kendisinden habersiz aday adayı olmasına da kızmıştı. O dönem Piriştina hala DSP’deydi. Ve çok güvendiği bir ismin kendisine haber vermeden CHP’denaday adaylığına içerlemişti. Dilara’yı aday göstermesi biraz da Ünal’la yeniden gönül bağı kurmasıydı belki…
Piriştina, bu konuyu Deniz Baykal ile görüşeceğini, o nedenle kimsenin bilmemesi gerektiğini özellikle belirtti. Nitekim Dilara ve Ünal Ocak ayı başında öğrendikleri Konak adaylığını, benden bile saklamayı başardılar…
(Ketum aile, n’olacak…)
Dilara Ersözlü’nün adaylığı açıklanınca ortalık birbirine girdi. Ekip özellikle Konak’ta örgütlenmişti. Piriştina nedeniyle Büyükşehir’e giremiyorlardı. Konak Belediyesi’ni kaptırmak istemiyorlardı. Ekip o kadar kızmıştı ki destek gider diye, Dilara’nın Mardinli olduğunun bile duyulmasına engel olmaya çalışıyorlardı. Karşılarındaki aday profili bu sefer farklıydı. Genç yaşta başarılara imza atmış, İZFAŞ’ın ilk kadın genel müdürü olmayı başarmış, 30 yaşında, iki yabancı dil bilen, üniversite mezunu, iyi bir aileden gelen, İzmir’de büyümüş ve hatta Mardin doğumlu. Bilinen bir isim… Tabii bir de Ünal Ersözlü’nün eşi…
O dönemde fuar Kültürpark alanında uygulanan proje dolayısıyla büfeciler adaylığa çok kızgındı ve Dilara’ya isimsiz tehdit telefonları yağıyordu. Ahmet Piriştina’nın evine domatesli saldırılar düzenlendi. Fuara yürümeye gidenleri kimlerin motive ettiklerini söylememe gerek yok sanırım. Alaattin Yüksel ve Sıtkı Kürüm, bir taraftan ara bulma rollerini oynarken diğer taraftan olayı farklı noktalara götürüyorlardı. Bu arada Ahmet Sarışın da uğradığı hayal kırıklığını açık ve sertçe ifade ediyordu.
Müdahale zamanı
Durum karışıktı. Birilerinin müdahale etmesi gerekiyordu.
Piriştina, Dilara Ersözlü’yü İzmir Sanat’a çağırdı. Ersözlü olan bitenin farkındaydı. Herkes istifa kararını gelen tehditler nedeniyle verdiğini düşünüyordu. Oysa Piriştina bu karışık duruma “dur” demek için başka bir şey yaptı.Dilara’ya “Benim istifa etme lüksüm yok” dedi. Cümlenin devamına gerek yoktu, Dilara mesajı aldı ve istifa etti.
Evet… İlk defa duyuyorsunuz buna eminim. Dilara yine evdeki sohbette anlatmıştı, hasta yatağında… “Şimdi yazılmasın Süleyman lütfen” demiş ve devam etmişti. “Taraflardan birisi yok, iki kişi arasında geçen konuşma bu… Ben Ahmet Başkan’ın yol arkadaşlarından birisiydim, yine olsa aynı şeyi yapardım.”
Ama dedik ki ya, “Bildiğimiz her şeyi yazacağız” diye… İstifa etmese, belki de olaylara “dur” demek için Piriştina istifa edecekti. En önemli iş, bunu parti üst yönetimine ve özellikle Önder Sav cephesine karşı bir güce dönüştürmekti.
Ünal ile birlikte üzerinde saatlerce çalışılmış bir istifa metni yazdılar. Aslında metin iyi okunduğunda satır aralarında her şey gayet iyi anlaşılıyordu. Mektubu alan Piriştina, Dilara ile birlikte Önder Sav’ı arayarak, Sav’a Dilara’nın istifa kararını sert bir biçimde bildirdi. Önder Sav, “İstifayı kabul etmem” deyince de telefonu Dilara’ya verdi. Ahmet Piriştina'dan aldığı destekle Önder Sav ile görüşen Dilara kesinlikle istifa edeceğini belirtti ve olanları eleştirdi.
Dilara Piriştina’yı kamuoyu önünde rahatlatmak için bir karar aldı ve istifa ettiği gün, gidip CHP’ye üye oldu. Parti rozetini kimler taktı, bilin bakalım?
Alaattin Yüksel ve Sıtkı Kürüm.
Dilara bir gün laf arasında , “Ahmet Başkan ben istifa edince biraz rahatladı, aslında aklında hep Erdal Ağabey’i başkan yapmak vardı ve yeniden bir umut doğmuştu” demişti.
Piriştina hemen Ankara’ya gitti, Deniz Baykal ile doğrudan görüştüğüne dair net olmasa da gelen bilgiler var. Ancak Deniz Bey, İzgi’ye bir kez daha “hayır” deyince Genel Merkezi terk etti ve İzmir’e doğru yola çıktı. Yoldan geri çağrılan Piriştina’ya yeni bir aday bulması rica edildi.
Piriştina Alaattin Yüksel’e adaylık teklif etti.Ancak Yüksel reddetti. Büyükşehir isteyen biri için Konak Belediye Başkanlığı hem de Piriştina’nın altında olmak mümkün değildi. Piriştina, “Hem Dilara’yı istemiyorsun, hem de kendin olmuyorsun. Ne yapacağız o zaman” dedi. Bu ikili yeni bir fikir ürettiler.
“O zaman Ünal Ersözlü’yü yapalım.”
Aslında Piriştina Deniz Baykal’a Dilara’nın adını ilk kez söylediğinde, Baykal da “Ünal Ersözlü olsun” demişti.
Bu ortak karar o gün Antalya’da olan Ünal Ersözlü’ye iletildi.
Ersözlü, eşi için verdikleri istifa kararının aile içinde birlikte alındığını, böyle bir teklife “hayır” dediğini bildirdi. Ünal Ersözlü, “Başka bir aday bulmaya çalışalım. Ancak çok zor durumda kalırsanız, o zaman bunu bir görev bilirim. Yine de kesinlikle olmasından yana değilim. Deniz Bey’in de bu durumda olumlu görüş vereceğini zannetmiyorum” dedi ve açıkça Alattin Yüksel’i önerdi.
Bu arada dikkatinizi çekmem lazım ki, Dilara her ne kadar tehditlerden korkmadığını belirtse ve dik dursa da, sonunda bu tehditlerin boş olmadığını gördük. On metrekare odanın içinde kurşun yağmuru altında kaldı ve iki kurşunla ölümden döndü.
Dilara’nın adaylık süreci film gibi… Sonra Dilara’yı vuran adama ne oldu, biliyor musunuz?
Ölüme teşebbüsten yargılanan adam, iki yıl sonra henüz Dilara’nın kesin sağlık raporları mahkemeye ulaşmadığı ve bu nedenle de cezası kesinleşmediği için serbest bırakılmasına karar verildi. Ailesinin yanına gitti ve kısa bir süre sonra babası tarafından silahla vurularak öldürüldü. Bu da tarihe not kalsın diye yazıyorum…
Biz dönelim yine o güne… Ortalık iyice karışmıştı.

Adaylar heyecanlandı

Hemen yeni bir adayın bulunması gerekiyordu. Dilara’nın adaylık açıklamasından sonra kenara çekilen Konak aday adayları heyecan içindeydi. Kadir Sinan, Hüseyin Şahin, Mustafa Kaynarca, Mustafa Düzyol, Yaşar Karagül, Hasan Özcan, Hüseyin Mutlu Akpınar ve Tayfun Emre…
Bu isimlere bir kişi daha eklenmişti. Son bir aydır ilçede kararlara imza atmayan Sıtkı Kürüm. Kürüm gizli adaydı ve Önder Sav ile Abdürrezzak Erten’e güveniyordu.
İl Başkan Yardımcılığı’ndan adaylık nedeniyle istifa eden Kadir Sinan ise Alaattin Yüksel’in kendisine destek olduğunu sanıyordu. Aslında Yüksel’in hiç de öyle bir derdi yoktu ya...
Kadir Sinan o güne kadar Yüksel’in arkasında durmuş hatta bazı eleştirileri kendi göğüslemek zorunda kalmıştı. Kadir Sinan’ı daha sonra ayrıca ele alacağız…
O gece karar verilecekti. Topçu’nun sokağında tüm aday adayları farklı restoranlarda kararı bekliyorlardı. Sıtkı Kürüm ve ekibi Hisar Balıkçısı’ndaydı. Aday adaylarından diğeri Topçu’da oturuyordu. Bir grup ise Tire Kebapçısı’nda bekliyordu. O gece saat 11.30 sıralarında geldi haber. Muzaffer Tunçağ Konak Belediye Başkan adayı olmuştu. Çok sıkışan Piriştina, ekibi de sağa yatırmış, Deniz Baykal’ın da olurunu alarak Tunçağ’ı önermişti.

Herkes neye uğradığını şaşırdı.

“Bu partiden bir şey olmaz” diyen de vardı, “Ben gidiyorum arkadaş, ne halt yerlerse yesinler” diyen de…
Ancak öyle bir aday adayı vardı ki, Hisar Balıkçısı’nda… Açtı ağzını, yumdu gözünü…
“Bu nasıl bir ekip… Burada ben dururken, tanımadığımız biri nasıl başkan adayı olur. Ben bu genel sekreterin de, milletvekilinin de…” (Yasal nedenler dolayısıyla sözlerin diğer bölümünü yayınlayamıyorum. Özür dilerim.)
Erten’in daha sonra Kürüm’ü nasıl sakinleştirdiğini ise bilemiyorum. Ankara’dan ilk uçağa atlayıp, soluğu İzmir’de almış, dağılmakta olan ekibini ikna turlarına başlamıştır.
Zaten o dönemin Konak Meclis üye listesine baksanız, Kürüm damgasını net biçimde görürsünüz. Sıtkı Kürüm, belediye meclisini bile kendine göre kurmuştu.
Evet aslında 2004’te ekibin adayı Sıtkı Kürüm’dü. Ekip bunu herkesten saklamayı iyi başarmış, son dakika golü atmaya hazırlanmışlardı. Ancak Piriştina bu komployu fark etti.
Piriştina, Dilara’yı korumaya, biraz da Ersözlü Ailesi’nin gönlünü almaya çalışıyordu. Bu nedenle Tunçağ’ı Dilara’ya da sormuştu. “Halef, selefsiniz… Ne dersin” diye.
Dilara da, o dönem başına gelenleri örgütleyenleri bildiği, mevcut aday adaylarından birisinin olmasını istemediği için “Çok iyi olur” yanıtını verdi.
Dilara siyasete sıfırdan başlama kararı almıştı. Süreci, Ünal’ın bilgi ve deneyimi sayesinde çok iyi yönettiler.
Sonrasında, o günleri anlatmaya gelebilirsek, 2007 seçimlerinde Dilara’nın ekipten bir kez daha nasıl kazık yediğini yazacağız…
Bu arada Deniz Baykal, Dilara Ersözlü iletişim süreci de ilginç… Deniz Baykal, Ahmet Sarışın aday gösterilmeyince, Sarışın’ın tepkilerine karşılık; gazetecilerin önünde Dilara Ersözlü’nün adaylığı ile ilgili “ Ben de içime sindiremedim” deyince, Dilara, Deniz Bey’e çok bozulmuştu.
Beni arayıp, “Süleyman Deniz Bey beni tanımıyor ki, neden Ahmet Sarışın’ın karşısında harcadı” diye sormuştu.
Ben de “İkinci sınıf adamlarla değil, birinci sınıf insanlarla daha doğrusu genel başkan ile siyaset yapman gerekiyor” yanıtını vermiştim.
Ancak çok sonraları Dilara, Deniz Baykal ile çok saygın bir iletişim kurmayı başardı. Hatta kısa sürede bu konudaki net tavırlarıyla “Baykalcı” olarak yola devam etti.
Dilara’nın belediye başkan adaylığı başına daha çok iş açtı aslında. Piriştina ölünce, Dilara’nın aday gösterilmesine kızan, bozulan, kıskanan bir grup belediye bürokratı varsa hepsi birden hasta yatağındaki bürokrat arkadaşlarına sahip çıkacaklarına alttan alta saldıramaya başladılar. Aziz Kocaoğlu’na sürekli şikayet ettiler.
Kocaoğlu’nun dedikodulara prim verdiğini biliyoruz zaten.
Hepimizin izlediği İZFAŞ davası… Hedefte Dilara, Erdal İzgi ve mecburen dosyaya giren 15 kişi…
Dava daha iki ay önce sonuçlandı. Karar beraat… Şimdi bu davanın açılmasına sebep olan Piriştina dönemi bürokratlarının hiçbirisi büyükşehirde değil… Kocaoğlu hepsinin ilişkisini kesti bu süreçte… Sadece Gül Şener kaldı.
Piriştina’nın sağ kolu Hüsamettin Ender de davada yargılananlar arasındaydı.
Ortalarda yok gören var mı Ender’i şimdilerde?
Ortaya koyduğum iddialar son derece nettir. Bir gece ekibin önemli bir ismi, “Biz Dilara’ya çok çektirdik. Onu bir yerlere getirmek, bizim boynumuzun borcu” demek zorunda kalmıştı.
Muzaffer Tunçağ ismi Konak adaylığı için kesinleşince ve Abdürrezzak Erten kendisine bayrak açan ekibini ikna edince, yeni bir yol bulundu.
Tunçağ’a sahip çıkılacak, kimseye bırakılmayacaktı.
Birinci günden itibaren ekip Tunçağ’ı çevrelemişti.
Tunçağ ise olaya ilk günler, “Konak’ta çok doğulu vatandaşımız var. Böyle insanlara yanımda mutlaka yer vermeliyim” diye düşünüyordu.
Ancak elini verdiğinde kolunun gittiğini çok sonra öğrendi.
Yine de 2009 yılında ikinci kez aday olmak istediğinde kendini ekibin kollarına bıraktı.
Onu daha sonra yazacağız…
Bornova’nın yıldızı
Dönemin burnundan soluyan isimlerinden biri Alaattin Yüksel’di. Kendisi il başkanı olmasına karşılık istediği bir ismi bile belediye başkan adayı yapamamıştı.
Bornova onun için son şanstı.
Bilindiği gibi CHP’nin Bornova Belediye Başkan adayı İzmir eski İl Eğitim Müdürü Behçet Yavuz’du. Bu ismi genel merkeze kabul ettiren de Ahmet Piriştina idi.
Olayın gelişimini Erdal İzgi’nin Milliyet Ege’ye verdiği röportajdan öğrenelim:
“İlk kez anlatıyorum. Behçet Yavuz’un adaylığı biliniyordu ama gizliydi. TRT’de aday adayları başvuruları resmen açıklandığı gün, Bostanlı’daki evde başkan, ben, eşi, oğlu ve kızı vardı. İsimler geçmeye başladı. CHP’nin Bornova Belediye Başkan adayı Behçet Yavuz olarak ilan edildi. 15 dakika sonra telefon çaldı. Özel kalem müdürü, Yavuz’un görüşmek istediğini söyledi. Yavuz, kendisinin İzmir’de özel bir kolejde koordinatör olarak görev yaptığını, dolayısıyla bu görevi kabul edemeyeceğini, bunun nedeninin de çok yüklü bir tazminat olduğunu söyledi. Rahmetli, siyasi açıdan yanlış olduğunu anlattı ve şöyle dedi: “Bu tazminat neyse kişisel hesabımdan öderim. Bu olayı olmamış kabul edeceğiz. Siz de adaylığınıza devam edeceksiniz.” Yönetim kurulu başkanıyla konuşması gerektiğini söyleyen Yavuz, 15 dakika sonra tekrar aradı. Kabul edemeyeceğini söyledi. Rahmetli de, “Tamam hocam... Ama siz de bu çukurdasınız, ben de bu çukurdayım. Hoş bir olay olmadı. Hepimizin yolu açık olsun” dedi.”
Biz dönelim kendi anlatımımıza…
Alaattin Yüksel için yeni bir fırsat doğdu. Hemen Ankara’ya gitti ve Aziz Kocaoğlu’nu önerdi. Genel merkezde bu isme karşı tepki alınca, ayılıp bayıldı; “Herkesin adayı var. Ben İzmir il başkanı olarak bir tek ismi bile aday yapamadım” dedi. Ve il başkanlığından istifa edeceği mesajını verdi.
Önder Sav’ın da desteği ile Aziz Kocaoğlu’nun Bornova adaylığı kesinleşti. Yüksel o dönemde Önder Sav’ın prensiydi. Daha çok Konak’ta örgütlenen ekip şefi Bornova konusuna uzak duruyordu.
Piriştina’nın da süngüsü düşmüştü. Bornova konusunda yeni bir adım atma şansı yoktu. Üstelik başında bir de Konak sorunu vardı.
Diğer adaylara göre daha makul olduğu gerekçesiyle Aziz Kocaoğlu ismi Piriştina tarafından da kabul gördü.
Yüksel en azından bir belediyede etkili olmayı başarmıştı. O günlerde Kocaoğlu’nun birkaç ay içerisinde büyükşehir adayı olacağını kim düşünebilir ki?
Aslında Alaattin Yüksel Konak Belediye Başkanlığı’nı kabul etseydi, Piriştina’nın ölümünden sonra tek tabanca olacak ve çok istediği büyükşehir belediye başkanlığına gelecekti.
Şans önemli bir faktör…
Bugüne kadar yazdıklarımıza bakınca bunu daha net görebiliyoruz… Tıpkı Balçova’da olduğu gibi..
Balçova aday adayı kaynıyordu. Bu kadar küçük bir ilçede neden bu kadar aday çıkar? Bu da ayrı bir soru işareti.
Ali Yiğit ilçe başkanlığından istifa edip yerine Salih Küçükbayrak gelince ekip Balçova örgütlenmesine ağırlık verdi. Aday adayları arasında Haber Ekspres Gazetesi Yazıişleri Müdürü Macit Sefiloğlu da vardı.
Ama hiç beklenilmeyen bir şekilde Balçova Termal Genel Müdürü Mehmet Ali Çalkaya belediye başkan adayı oldu.
Bugüne kadar nedeni tam olarak anlaşılmadı.
Üstelik Çalkaya aday adaylığı başvurusu bile yapmamıştı.
Çalkaya’nın adaylığında Sav grubu yoktu. Kimileri CHP’lilerin uzun süre gidip geldiği Termal’de Genel Müdür olarak Çalkaya’nın herkesi tanıdığını ve el altından işi götürdüğünü iddia etti. Bu teori de bana çok yakın gelmedi.
Eski İzmir Valisi ve o dönem Cumhurbaşkanı Genel Sekreteri Nehrozoğlu’nun bu işte aktif rol oynadığı tespiti ise diğerlerine göre daha akla yatkın…
Yoksa Bülent Baratalı mı Çalkaya’nın seçilmesindeki gizli eldi?
Bu konuda detaylı bilgisi olanlardan ayrıntılı açıklama bekliyorum açıkçası.

NOT 1: Okuyucularımdan birinden gelen yoruma yanıt vermek istiyorum. Bu diziye 10 yıl önceden başlattım. Hem krolonojik bir süreci takip etmek hem de bugün İzmir’deki siyasi aktörlerin bir bölümünün geçmişteki durumlarını görmekti amaç. Yazılarımdaki konuların büyük bölümü Haber Ekspres Gazetesi’ndeki arşivlerde köşe yazılarım olarak mevcuttur. Yazılarımın yüzde 80’ini ise www.suleymangencel.blogspot.com adlı blogda topladım. Sadece iki yıllık bir süreç eksik… Onları da bulmaya çalışıyorum. Dolayısıyla bu dizide yazdıklarımın büyük bölümünü o dönemlerde kaleme aldığım köşe yazılarında görebilirsiniz. Bu süreç yaşadığımız güne kadar yazılacak. Yenigün Gazetesi’nde de buna benzer yazılarım var. O gazetede çalışırken, yazılarıma dokundurtmadım. Taa ki, son yazımı kullanmamalarına kadar. Zaten tek bir olaydı ve o olayın ardından gazete ile ilişkimi kestim. Burada yapmak istediğim bölük börcük olarak köşe yazılarımda yazdıklarımı tarihsel bir krolonoji ile bir araya getirmek, bir döneme ışık tutmak ve bugünün siyasi aktörlerinin daha net algılanmalarını sağlamak. Yorumcu arkadaşların katkıları ile benim bilmediğim noktaları da aydınlatıyoruz.

NOT 2: Pier ile otopark konusu üzerine bir iki not aldım. “Büyükşehir Belediyesi bu sorunu nasıl çözdü? Çözüm hukuki mi?” şeklinde… Ben de açıkçası bilmiyorum. Belki büyükşehir cenahı bizleri bu konuda aydınlatır.

GÜNCELNOT 1: Sav’ın düğünü fırtınalar yağmurlar arasında geçti. Düğünden bir gün önce Deniz Baykal’a, “Düğüne gidecek misiniz” diye sorulmuş, havaya bakıp, “Serin görünüyor. Bulutlar da var” yanıtını vermişti. O bulutlar Antalya’da toplandı, Ankara’da fırtına olup yağdı, çoğu Baykal’ın göreve getirdiklerinin üzerine…

GÜNCELNOT 2: Bir baktım ki, Karabağlar Belediyesi Meclis Üyesi Kadir Sinan da, CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu ile aynı şemsiyenin altında… “Beraber ıslandık biz bu yağmurda” şarkısıyla kendisine siyasi ikbal hazırlıyor diye düşündüm. Ama şarkı Erdoğan’ındı. Demek ki Kadir Sinan yanlış şemsiyenin altında… Zaten doğru şemsiyede olsaydı, çok istediği milletvekilliği ve belediye başkanlığını yakalayabilirdi. O şimdi sadece bir belediye meclis üyesi…

GÜNCELNOT 3: Unibel Genel Müdürü Güler Sezer şirkette terör estiriyormuş, Eski genel müdür Şeyda Çetin’in gönderilmesiyle göreve Kocaoğlu tarafından getirilen Sezer, cep telefonu kullanımını bile yasaklamış. Şikayet üzerine belediye müfettişlerinin soruşturmasına maruz kalan Sezer, çalışanları toplamış “Benim yükselmemi çekemiyorsunuz” demiş. Bir dönem normal belediye çalışanı olan daha sonra özel sektöre geçen Sezerin eşi bir CHP’li ve Bornova’da Aziz Kocaoğlu’nun yakın arkadaşı.

GÜNCELNOT 4: Urla’daki araziler üzerine müfettiş soruşturma başlatılıyormuş. Bakalım altından kimler çıkacak…

Egenin Sesi: 07 - 07 - 2010

5 Temmuz 2010 Pazartesi

EKİBİN TARİHİ: HIRS, İSTEK, BEKLENTİ VE ŞANS (3) “Büyükşehir Başkanı olunca Konak Pier’i açacağım”

Siyasetin yeniden parlayan yıldızı Alaattin Yüksel ile bozuşmamızdan da bahsedelim bu arada…

Güzelbahçe kongresi öncesinden tanıyordum Alaattin Yüksel’i. CHP il başkanı olduğunda ben de yeni yayınlanan, tutunmaya çalışan Haber Ekspres Gazetesi’nin genel yayın yönetmeni ve köşe yazarı idim.

Gazetenin sahibi Aydın Bilgin ile Yeni Asır’da onun murahhas aza olduğu dönemde çeşitli kademelerde 10 yıl çalışmış, daha sonra Çağdaş Gazeteciler Derneği Ege Şube Başkanı olarak gazeteci – politikacı ilişki üzerine kaleme aldığım bir açıklama nedeniyle Yeni Asır’dan ayrılmamı istemişti. Kovulmak yerine istifayı tercih ettim.

Türkiye’deki ekonomik kriz sonrası Dinç Bilgin batma noktasına gelince kayınbiraderi Aydın Bilgin ile bozuşmuş, Aydın Bilgin 2001 yılında Haber Ekspres Gazetesi’ni kurmuş, beni de tüm direnmeme rağmen genel yayın yönetmeni yapmıştı. Akşam Gazetesi’nin eski İzmir temsilcisi Nedim Atilla, Aydın Bilgin ile Yeni Asır döneminde yaşadığı stresten dolayı olacak; Aydın Bilgin’e verdiği iki randevuya kaçmayıp gelseydi, ben sadece bir köşe yazarı olarak görevime devam edecektim.

Bilgin benim yönetimimde gazetenin siyasi alanda gösterdiği performanstan memnun olmasına karşılık ilan gelirlerinden yakınıyordu. Bir anlamda kafamda boza pişiriyordu. Ben de Yüksel’den bu konuda yardımcı olmasını istedim. Bana dönüp, “Sizin gazetede reklamın geriye dönüşü olmuyor” dedi. Ben de kendisine “İyi de siyasi dönüşlerinden memnunsun” yanıtını verdim.

O zamanlar daha gençtik ve maalesef patronları önemsiyorduk.

Şimdilerde, “Patron mu, o da ne? Onlar bizi önemsesin. Yerel yönetimlerin önünde diz çökmekle bu iş olmuyor. Çünkü yerel yönetimler sizi sizden daha iyi tanıyorlar” diyoruz.

Bu arada gazeteci Serdar Öztürk’ün şu ünlü tespitini vurgulamak isterim.

“İzmir’de gazeteci sorunu yoktur, gazete patronu sorunu vardır.”

Maalesef İzmir’de bugüne kadar dik durmayı başaran gazete patronu göremedim. Hepsi, politikacılar gibi belkemiği özürlü… Aslında dik duran bir gazete patronu bulunsaydı, İzmir böyle olmazdı.

CHP İzmir il başkanı ile başlayan kopuşu düzeltme konusunda devreye Yüksel’i iyi tanıyan Ünal Ersözlü girdi. İkimizi bir barış yemeğinde buluşturdu.

Yemekte Alaattin’e “Deniz Baykal bundan sonra adaylarını 50 yaşın altında seçecekmiş” dedim. Döndü, “İki gün önce ölçtürdüm, prostat yaşım 45” diye yanıtladı.

Lafın altında kalmayı hiç sevmez kendileri.

Ben de bir gün sonra köşe yazımda bu önemli açıklamayı kamuoyuna duyurdum. Barış yemeği oldu size savaş yemeği…

Ancak asıl kopuş Balçova Termal’de yaşandı.

O dönemin milletvekili ve ekibin diğer elemanı Hakkı Akalın, İ. Yücel Özen ile birlikte Haber Ekspres Gazetesi yazarlarına bir yemek verdi.

Yemekte bana Kıbrıs konusunda ne kadar önemli bir şahsiyet olduğunu anlattı ve yazdığı kitapları hediye etti. (Kıbrıs konusu üzerine o kadar çalıştım, hem KKTC’de hem Güney Kıbrıs’ta kimsenin Akalın’ın kitaplarını bir kez bile gündeme getirdiğini görmedim.) Yemeğe İ Yücel Özen’in isteği ile geç saatte Alaattin Yüksel katıldı.

Bende de amma masa muhabbeti varmış yahu…

O dönemin en büyük tartışması Konak Pier’di. Ahmet Piriştina, Konak Pier yönetimi ile sorunluydu ve iş mühürlemeye kadar varmıştı. Çünkü Pier yönetimi üzerine düşen hiç bir şeyi yerine getirmiyordu. (Bugün de otopark parasının belediyeye ödenmediğinden eminim. Kocaoğlu bu konuda ne adım atıyor bilemem. Ama o para, İzmirlilerin parası) Pier’de mağaza açan ünlü firmalar da dertliydi Pier Yönetimi’nden.

Boyner Grubu bile kendi tekzibini Yeni Asır’da yayımlatamayınca, Haber Ekspres’e göndermişti. Konak Pierci Sabah Gazetesi yazarı Hıncal Uluç ise bize vurdukça vuruyordu.

Piriştina, “Pier bu durumda açılamaz” derken, CHP il başkanı Alaattin Yüksel Piercileri savunuyordu.

Neden acaba? Pier’deki Rıhtım Restoran’ın bu konudaki etkisi ne kadardı?

Yemekte, yine aynı konu açılınca kendisine döndüm ve “Büyükşehir belediye başkanı olursan, Pier’i istediğin gibi açarsın” dedim.

Yanıt verdi:

“Büyükşehir Belediye Başkanı olunca, Pier’i açacağım.”

Bu son sözleriydi ve masayı terk etti.

Hakkı Akalın, “hık – mık” dedi ama Yüksel gözden kaybolmuştu bile.

Bir gün sonra gazetedeki yazımda “Alaattin Yüksel büyükşehir belediye başkan adayı” diye açıklayınca gürültünün şiddeti daha da arttı.

Nedense devreye Hamdi Türkmen girdi. Zira o sıralar daha Susam yoktu. İzmir TV’de program yapan Hamdi Türkmen’in benim yazımdan bir gün sonra yayınlanan programı yerel seçimler üzerineydi ve konuk olarak İzmirli gazeteciler vardı.

Ancak gazetecilerin dışında programa bir de Alaattin Yüksel katılmıştı. Yüksel bildiğim kadarıyla gazeteci değildi. İl başkanı olarak katıldı ise neden diğer il başkanları programa davet edilmemişti?

Neyse Hamdi Türkmen döndü ve şu ünlü soruyu sordu:

“Büyükşehir belediye başkanlığına aday mısınız?”

Tarafımdan yaratılan, aslında doğru olan bir başka gündemin aktörleri televizyondaki canlı yayında rollerini oynuyorlardı.

Yine unutulmaz bir hazdı o…

Gerçi olaya pek canlı da denemez. Çünkü İzmir Ticaret Odası Meclis Salonu’nda çekilen program, teknik nedenlerle canlı yayınlanamamış, 45 dakikalık birinci bölüm kayıt edildikten sonra bir koşu iki üç bina ötedeki İzmir TV’ye getirilmiş, birinci bölüm izleyicilere aktarılırken ikinci bölüm kayda çekilmeye başlanmıştı.

Canlı yayın logosu ile yayınlanan programa telefon ile katılan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Piriştina, aslında 45 dakika önce gazeteciler tarafından sorulan sorulara kendi yaşadığı saat ile yanıt vermiş, hem kendisinin, hem soru soranların, hem de izleyicilerin “jet lag” yaşamalarına neden olmuştu.

Ne karışık bir canlı yayındı o! Eminim hiç kimse o gece ne olduğunu, kimin, ne zaman, neyi konuştuğunu anlayamamıştır…

Programa “gazeteci il başkanı” olarak katılan Alaattin Yüksel de, “Yüksel aday olmak istiyor” yazıma atıfta bulunarak, “Yalan yazıyor” yanıtını vermişti.

Programdan iki gün sonra benim dışımda Balçova Termal’deki yemekte bulunan gazeteciler Macit Sefiloğlu, Hasan Tahsin, Serdar Öztürk ve Halime Sürek, “Alaattin Yüksel aday olmak istediğini açıkladı” içeriğinde köşe yazıları yazdılar.

Bir de bana “bunak” derler, neler hatırlıyorum, neler…

Bunların hepsi Haber Ekspres’in arşivinde mevcut… Maalesef internette yok. Aydın Bilgin, Haber Ekspres’in o dönemdeki arşivlerini ve benim yazılarımı tekrar internette yayınlasa, bizim okunma rekorunu egale edebilir. Solmuş gazetesine bir nefes su iyi giderdi aslında.

Orada daha ne cevherler var…

Hatta bir yazımda Yüksel’in ayakkabılarının fotoğrafını basmış, “Dost başa düşman ayağa bakar” demiştim.

O günlerde hepimiz abartmışız biraz, kabul ediyorum…

Ama daha birkaç ay önce Milliyet Ege’ye verdiği açıklamayı çok tutarlı bulmadım Yüksel’in. “Ben bugüne kadar hiçbir yere aday olmadım…”

El insaf Sayın Yüksel. Yukarıda bu kadar yazdık. Piriştina olmasaydı 2004’te güle oynaya aday olacaktın büyükşehre… Ekip de arkandaydı. Önder Sav da. Deniz Baykal da… Tamam, halkı idare ediyorsun da, bari bize yutturmaya kalkma…



O ne zor süreçti öyle…



İl kongresinin Alaattin Yüksel tarafından kazanılmasından sonra yeni bir süreç başlar. 2004 yerel seçimler öncesi aday adaylıkları... Aday adaylığı sürecinde, ne ekipler değişmiş, ne mücadeleler yapılmıştır. Hatta ekibin ikinci adamı Sıtkı Kürüm bile ekip değiştirme aşamasına gelmiştir…

Bir tarafta Ahmet Piriştina diğer tarafta Alaattin Yüksel, beri tarafta ekip, Karşıyaka istikametinde Baykal…

Aday adaylıkları nedeniyle istifa edenler, meclis üyeleri dengeleri, Piriştina’nın DSP’den getirdiği isimler…

Ahmet Piriştina tartışmasız büyükşehir adayıdır. Her ne kadar Alaattin Yüksel bozulsa da bu durumu içine sindirdi. Hatta bir parça Piriştina aurasına da kaptırdı kendini…

Yerel seçim öncesi Baykal Parti Meclisi’ni en çok güvendiği il olan İzmir’de toplamıştı. PM toplantısı sonrası Ahmet Piriştina Asansör Restoran’da yemek veriyordu. Yemekte PM üyelerinin dışında birkaç gazeteci vardı.

Biraz geç avdet etmiştim yemeğe…

Oturacağım masada, Deniz Baykal’ın dışında Hürriyet Temsilcisi Nedim Demirağ, Milliyet Temsilcisi, Hürriyet Yazı işleri Müdürü Nedim Bubik, Akşam Temsilcisi Nedim Atilla, Cumhuriyet Temsilcisi Serdar Kızık ile İl Başkanı Alaattin Yüksel vardı.

Ahmet Piriştina masanın başındaydı. Bana ayrılan yere oturduğumda masanın konusu sütlü balık nasıl yapılırdı!

Ahmet Piriştina’nın kulağına eğilerek,” 40 yılda bir genel başkan ile masaya oturuyoruz, konu bu mu yani” dedim.

Döndüm, Deniz Bey, “Bir iki sorum olacak, masaya geç geldiğim için arkadaşlar tarafından sorulmuş olabilir” dedim.

“Yok Süleyman, Havadan sudan konuşuyor, politika tartışmıyorduk” diye yanıtladı Baykal.

Masanın çaprazında oturan Alaattin Yüksel, Hürriyet temsilcisine, “Şimdi yine ortalığı karıştırmak için harekete geçecek bu” yorumunda bulununca, dayanamadım, “Alaattin Bey, buraya çağırıldığımıza göre soru sorma hakkımız da var. Burada Deniz Bey dururken, size söz söylemek yakışmaz” demek zorunda kaldım. Piriştina olayı alelacele kapattı ve bir daha beni Yüksel’in il başkanı olarak bulunduğu hiçbir yemeğe çağırmadı.

PM yemeğinde Abdürrezzak Erten ile de sohbet etme şansım olmuştu. Bu, bizim ekip şefi Erten, dolayısıyla ekip ile ilk dirsek temasımızdı.

Ahmet Piriştina’nın yıldızı Abdürrezzak Erten ile hiç barışmadı.

Yerel seçim çalışmaları sırasında bir mahalle gezisi vardı. Büyükşehir kapısından çıkmakta olan Piriştina kapıda üç milletvekili ile karşılaştı. Enver Öktem, Abdürrezzak Erten ve Sedat Uzunbay… Üçlüyü kapıda gören Piriştina’nın rengi değişmişti. Sol eliyle Uzunbay’a dokundu. El sıkışmak için hareketlenen diğer iki milletvekiline döndü:

“Bu bir yerel seçim çalışması… Gelmenize gerek yok…”

Arabasına bindi ve milletvekillerinin şaşkın bakışları arasında gözden kayboldu…



Baratalı şoku



Aday adaylıkları sürecinde ilk gürültü Baykal’ın Aliağa gezisinde Haber Ekspres’in attığı bir manşetle başladı: “Baratalı’nın oğlu Urla adayı…”

Bülent Baratalı’nın olaydan haberi yoktu. Bu bilgiyi bize getiren danışmanı İ. Yücel Özen’di. Baratalı böyle bir komplo ile karşı karşıya kaldığı için ne yapacağını şaşırmıştı. Ancak Yücel Özen durmadı. Bu kez yine gazete üzerinden Genel Sekreter Önder Sav’ı eleştirmeye başladı. Baratalı’nın danışmanı statüsünde olan Özen’in bu çıkışları, anında Abdürrezzak Erten tarafından Önder Sav’a iletiliyordu.

Erten örgütlenmesinde bir engel olarak gördüğü Bülent Baratalı ile Önder Sav’ın arasını açıyor, böylece İzmir’de daha da kökleniyordu.

Adaylar açıklandığı sıralarda İzmir İl Başkanı Alaattin Yüksel Ankara’daydı. Gelirken 1000 kişi tarafından havaalanında karşılanmış, metropol ilçe adaylarını beğenmediklerini net biçimde ortaya koymuştu. Havaalanında Yüksel’i bekleyen ve “Bu adayları istemiyoruz” diye bağıran biri daha vardı. Şimdiki Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu…

En sevdiği işlerden biri bu Yüksel’in… Kendini havaalanında karşılatmak… Süreç içinde birkaç kez daha denedi bunu…

Karşıyaka’da her ne kadar başka adaylar da olsa Cevat Durak’ın işi rahattı. Arada bir Ankara’da kendisine rastlayan Deniz Baykal, “Cevat, burada ne arıyorsun, git çalışmalarına başla” diyerek net mesajını veriyordu.

Ancak nafile… Cevat Durak Ankara’dan ayrılmıyor, “Bir şey değişir” endişesi ile bekliyordu.

Durak’ı ne endişelendirirdi? Yeni ve güçlü bir aday…

Hemen bir aday bulundu.

Karşıyaka Spor Kulübü Başkanı Cenk Karace…

Haber Ekspres “Karşıyaka’ya yeni aday Karace” başlığı atıp maçta 20 bin tane dağıtınca, Cevat Durak ve arkadaşları Ankara’daki koltuklarından düşüyorlardı.

Deniz Baykal bunlara hiç bakmadı ve Durak’ı belediye başkanı adayı olarak atadı.

Benim de yatacak yerim yok bu arada…

Cevat Durak’tan nefret eden Önder Sav’ın Karşıyaka adayı farklı idi. Bir gece yemekte anlatmış ancak adayının ismini vermemişti. Sonradan öğrendiğim kadarıyla bu isim eski milletvekili Hakkı Ülkü’nün kardeşi Aziz Ülkü idi. Sav’ın elinde olsa idi Durak’ı kesinlikle Karşıyaka adayı yapmazdı.

Nedir bu Cevat Durak’ın Azizler’den çektiği…

Narlıdere’de Abdül Batur, Güzelbahçe’de Ertan Avkıran zaten belediye başkanlarıydı ve koltuklarını koruyacakları kesindi. Kimse bu iki ilçe ile ilgilenmedi.

Gaziemir’de aday çoktu ancak İlçe Başkanı Yüksel Demirsoy’un tek adayı vardı. Halil İbrahim Şenol… Ekiple hareket etmeye başlayan Demirsoy bu konuda Abdürrezzak Erten ve Önder Sav’a güveniyordu.

Gaziemir’deki seçim sonuçlarından çok emin olunmadığı için kimse fazla üzerinde durmadı… Nitekim de öyle oldu ve Sav’ın desteği ile aday olan Halil İbrahim Şenol, AKP’li Adnan Yüksel’e karşı seçimi kaybetti.





DEVAMI VAR, ÖZELLİKLE KONAK VE BORNOVA…





NOT 1: Bir yorumcunun da belirttiği gibi İzmir milletvekilleri ekibin yükselişine karşı gerekli performansı gösterememişlerdir. Aslında belki yapmaya çalıştılar. Ancak şu gerçekleri de görmemiz gerekiyor. Batı’da olanlar çekirdek aile olarak yaşıyorlar. Doğu’dan İzmir’e gelenler ise kalabalık aileler. Kendi bölgenizde etkili olabilmeniz için kapı kapı dolaşıp tanımadığınız insanlara CHP’yi anlatır, partiye üye olmalarını isterken, onlar bir düdük ile kendi ailelerinden ve aşiretlerinden 100 kişiyi kayıt yaptırabiliyorlar. Üstelik sizin bir işiniz ve yaşam tarzınız var. Siyasete ayırdığınız zaman daha az. Onlar ise siyaset yapmayı bir yaşam biçimi şekline dönüştürmüşler. Siyaset olmadığı süreçte kendilerinin de olmayacağını biliyor, tüm gövdeleriyle bu mücadeleye giriyorlar. Ortada böyle bir eksik rekabet var iken İzmirli milletvekillerinin örgütlenmede yaşadıkları sorunları sadece onlara yıkmak biraz ağır eleştiri oluyor. Ancak hakkınız da var, onların hataları da öyle küçük değil… Tabii ki suyun başındaki isim de önemli. Ekip suyun başını Önder Sav ile tutmuş durumda. İstediği an istediği kadar kaydı genel merkezden geçirip ilçelere gönderebiliyor. CHP’nin bugünkü yapılanması, Kılıçdaroğlu’nun örgütü tamamen Sav’a teslim etmesi ile bu modelin daha da güçleneceğini gösteriyor maalesef. Geçmişte Sav’a “dur” diyen bir genel başkan vardı. Şimdi, “Ben örgüte karışmam o iş genel sekreterin” diyen bir genel başkan var. Kediye ciğer teslim etmek gibi bir şey, bu…



NOT 2: Zikri Dursun telefon ile aradı ve “Bizler dostuz. Ekip şefime fazla yüklenme” dedi. Gördüğünüz gibi ben tarihi bir süreci yazıyorum. Kimseye de özel bir husumet içinde değilim. Önder Sav’ın bugün yaptığı siyaseti eleştirsem de şunu net biçimde bildirmek isterim: “Eğer kaset olayı gündeme gelmeseydi, Baykal, Sav ekibini bitirecekti. Kaset olayı ortaya çıktı, Sav Baykal’ı yedi. Sav’ın yaptığı kendi siyasi geleceği açısından doğru olabilir de, ülkenin geleceği açısından ne kadar doğru onu yakında göreceğiz. Ama şu tespiti net biçimde yapmak isterim. CHP bu yönetim yapısı ile iktidar olur ise, bir sonraki genel seçimlerde işi gerçekten zor.



NOT 3: Gelen yorumlardan anlaşıldığı kadarıyla CHP örgütünün ekip dışında Alaattin Yüksel ile de işi bitmemiş. Açıkçası ben bile bu kadar eleştiri beklemiyordum. Demek ki insanlar çok kırgın.



ANEKDOT 1: Bazı okurlar telefonla bazıları ise mail yoluyla yaşadıklarını anlatıyorlar. Süreçten kopuk olduğu için bu örnekleri anekdotlar halinde yayınlayacağım. İşte bunlardan biri… Baykal - İnönü çekişmesinde Mustafa Kaynarca, İzmir – Ankara Mavi treninde Semra Aksakal tarafından oyunu Baykal’a vereceğine dair ikna edildi. Ancak tek bir şartla. Oy kullanılana kadar Kaynarca’nın her isteği karşılanacaktı. Aksakal ve yanındakiler Kaynarca ne istiyor ise yerine getiriyorlardı. Sıra oylamaya geldi, Kaynarca oyunu kullanıp çıktıktan sonra Semra Aksakal’dan bir sigara istedi. Aksakal sordu, “Oyunu kullandın mı?” Kaynarca yanıtladı: “Evet… Baykal’a verdim…”

Aksakal rahatladı ve “Yok sana sigara, yeter artık” dedi…

Bu arada yanlarında Hasan Fehmi Güneş duruyordu. Güneş, Aksakal’a döndü: “Semra, bu işin ikinci turu, üçüncü turu hatta dördüncü turu var. Sen ver sigarayı kızım ver…”



ANEKDOT 2: Deniz Baykal İzmir’de. Herkes o zamanki Büyük Efes Oteli’nde Baykal’ı beklerken bir şeyler içiyor. Yücel Özen ise paraları ödüyor. Özen 4-5 kişiye portakal suyu söyledi… Hesap geldi Özen’in yüzü kıpkırmızı; “Bilseydim portakal bahçesi satın alırdım. Daha ucuza gelirdi” dedi…



GÜNCELNOT 1: İzmir Ticaret Odası’nın Önder Sav’a yaptığı ziyaretteki bazı konuşmalar hasıraltı edilmiş. Biz tamamını verelim burada… Ekrem Demirtaş’ın “Dışarıdan ithal adaylar istemiyoruz” tespitine Abdürrezzak Erten’e dönen Önder Sav, “Bak seni istemiyorlar” demiş. Erten bu tespite şu yanıtı vermiş. “Ekrem beni ister, İTO’daki son seçimde Alaattin’e karşı kazanmasını sağlayan benim. Önerim doğrultusunda Erkan Güldoğan’ı yönetime almasaydı, Alaattin kazanırdı.”



GÜNCELNOT 2: Aziz Kocaoğlu’nun Şangay’daki EXPO ziyaretine bu kez Çin medyası geniş ver verdi. Aşağıda bir internet sitesinin görüntüsünde Çin medyasının Aziz Kocaoğlu konusunda yaptığı bir yorumu okuyabilirsiniz. Çince bilmiyorsanız, o sizin sorununuz. Elimden gelen bu… Her şeyi de ben yapacak değilim.



Ege'nin Sesi 05 - 07 - 2010

2 Temmuz 2010 Cuma

EKİBİN TARİHİ: HIRS, İSTEK, BEKLENTİ VE ŞANS (2) Baykal’a karşı ilk adım

Abdürrezzak Erten 7. sıradan aday olup İzmir’e geldiğinde Kadifekale’den bıraksanız, Konak diye Gümüldür’e gidebilirdi.
Erten’in imdadına eski arkadaşı Ümit Kaya yetişti. O güne kadar siyasette aktif rolü bulunmayan, geçim derdinde olan Ümit Kaya gazetelerde Erten ismini okuyunca telefona sarıldı ve Abdürrezzak Erten’e CHP Genel Merkezi’nden ulaştı. Önce nostalji yaptılar, sonra işe koyuldular.

Abdürrezzak Erten seçim çalışmaları için İzmir’e geldiğinde Ümit Kaya vasıtasıyla, Fahri Elmas’ı tanıdı. Ardından okul arkadaşı Mahmut Özçift’i buldu.

Ümit Kaya kendisine, Mehmet Şerif, Şemsettin Demir, Nuri Batuhan, Mahmut Esat Aslan ve Şakir Başak’ı tanıştırdı. Hepsi Mardinliydi. Erten, yeni çevresiyle birlikte seçim çalışmalarını bölgecilik üzerine oturttu.

Kısa bir çalışmaydı ve sadece işbirliğine dayanıyordu bu örgütlenme. Çünkü Erten yedinci sıradaydı ve milletvekili olma şansı çok fazla değildi.

Bu duruma seçmen yetişti. Mardin’in yetiştirdiği bu önemli değeri bir yerlere getirmek için DYP’yi 9.8 ile baraj altında bıraktı.

Meclise iki parti girdi… AKP ve CHP…

CHP, kalesi olarak gördüğü İzmir’den toplam 16 milletvekili çıkarmıştı ve bunların arasında Abdürrezzak Erten de vardı…

Milletvekili seçildikten sonra seçim dönemi çalışma yaptığı arkadaşlarıyla yeniden buluştu Erten ve şu ünlü sözleri söyledi:

“Arkadaşlar. Artık milletvekiliyim. İzmir’de yeni bir siyaset başlatmak, beyaz Baykalist etkinliğine son vermek istiyorum. Partinin kentin çeperlerine yayılması gerekiyor. Bugüne kadar bu parti Urla’dan, Alsancak’tan yönetilmeye çalışılmış, o nedenle kitle partisi olamamıştır. Önder Sav da yeni dönemde bizim önderliğimizde yeni bir oluşumun peşinde… Bunu ancak sizlerle başarabiliriz…”

Aslında çıkış mottosu o kadar kötü değildi. Partinin İzmir’in çeperlerine de yayılması fikri. Ama gelinen nokta için kesinlikle aynı şeyi söylemeyeceğim.

Konak’tan doğmaya başlayan ekibin karargahı DEVAK Otel’di. Abdürrezzak Erten liderliğinde, Enver Öktem’in desteği ile oluşturulmaya başlanan ekibe karşı duruşlar hemen başladı. Yenigün Gazetesi’nde köşe yazan Mardin kökenli Salih Erkek bu ikiliyi ithal milletvekili olarak tanımladı. Gerçi sonra ekibin listesinden Karabağlar Meclis Üyesi oldu.

Ekibe eklemlenen bir milletvekili daha vardı. Baykal’ın kalp doktoru üçüncü ithal Hakkı Akalın…

Unutmuştunuz değil mi?

Ben de ismini hatırlamakta güçlük çektim. İşte böyle. Geliyorlar, iz bırakmadan çekip gidiyorlar.

Ekibin ikinci adamı hiç kuşkusuz Fahri Elmas’tı. Ekibin Elmas’ı nasıl yediği konusuna daha sonra değineceğim.

Şimdi şu soruyu duyar gibiyim.

Yahu bugün ekibin ikinci adamı olan Sıtkı Kürüm nerelerde?

O daha yok.

Kürüm ekibe daha sonra eklenen önemli siyasi figürlerimizden biri…

Bitlisli olduğu için ilk örgütlenmede yok.

Yine de bir parantez açalım ve Sıtkı Kürüm’ün siyaseten yükselişini analiz edelim.



Kürüm’ün yükselişi





Eski hızlı solcu Kürüm, Mustafa Kaynarca ve Lütfü Türkeli tarafından partiye kaydedildikten iki yıl sonra Konak ilçe yöneticisi olarak karşımıza çıkıyor, Sinan Karamustafaoğlu ile Ali Yılmaz’ın aday olduğu kongrede… Kongreyi Ali Yılmaz kazanıyor ve Sıtkı Kürüm’ün önlenemez yükselişi başlıyor. Sinan Karamustafaoğlu, Yekta Varnalı gibi isimler bu yenilgiden sonra istifa edip SHP’ye geçtiler. Kısa bir süre sonra CHP’den istifa eden bir kişi daha vardı. Uğur Yelekli… Gerçi Kürüm ilçe başkanı olduktan sonra bazı istifa başvuruları hasıraltı edildi.

Ali Yılmaz kendinden o kadar emin ki, “Ben kesinlikle milletvekili olacağım” dedi ve 2002 genel seçimleri öncesi Konak İlçe Başkanlığı’ndan istifa etti. İlçe yönetiminin kendi aralarında yaptığı seçim ile Kürüm, Konak İlçe Başkanı oldu. Neden bu kadar kısa süre içerisinde Kürüm ilçe başkanlığı koltuğuna oturdu?

Çünkü Kürüm zengin bir işadamıydı. En azından ilçenin mali sorunlarını çözer diye düşünüldü.

O dönemde Tayfun Emre de Sıtkı Kürüm’ün arkasında…

Genel seçimden sonra ekip ilk örgütlenme modelini geliştirirken tabii ki Konak ilçe örgütünün önemi ortaya çıkıyor.

O dönemin il başkanı Alaattin Yüksel ile kurultaya hazırlanan CHP’nin Konak ilçesinde iki aday çıktı. Bunlardan biri o dönem ilçe başkanı olan Kürüm, karşısında ise 2010 kurultayında ekibin PM üyeliğine getirdiği Semra Tanülkü.

Ekip Kürüm’ün arkasına geçti. Alaattin Yüksel de bu seçimde Kürüm’ü destekledi.

Alaattin Yüksel’in Genel Sekreter Önder Sav ile yakın teması da gözden kaçmıyordu bu arada.

Kürüm ilçe başkanı olduktan sonra sürekli diken üzerindeydi. Koltuğundan edilmesi için yapılan imza kampanyası başarıya ulaşmış, Kürüm’ün ilçe başkanlığından düşürüleceğine kesin gözüyle bakılıyordu.

O zaman devreye Fahri Elmas girdi ve Kürüm’e karşı imza atan Nazmi Marangoz’u ikna etti. Marangoz noter kanalıyla imzasını çekince Sıtkı Kürüm bir imza ile görevinde kaldı. (Nazmi Marangoz bugün Karabağlar Belediye Başkan yardımcılığı yapıyor.)

Tabii ki bir tek Konak ile il kongresinin kazanılması mümkün değil.

Abdürrezzak Erten devreye girdi ve Karşıyaka’da bir işbirliğine gidildi. Karşıyaka kongresinde Ertam Özen’e destek verildi ve Mustafa Karagöz’ün yönetim kurulu kazansa da başkan adayı Karagöz, Ertam Özen’e karşı kaybetti.

İşte burada ekip ile Karşıyaka rubunun işbirliği dönemi başladı.

Cevat Durak ve Hüseyin Çalışkan ikilisi ekip ile hareket etme kararı almışlardı. Her zaman ekibe karşı soru işaretleri vardı. Ancak Cevat Durak 2004’teki yerel seçimlerde Karşıyaka Belediye Başkanlığı’na adaydı ve kaybetmek istemiyordu. O nedenle kendisini hiç sevmediğini bilse de Önder Sav ile aynı çizgiye geldi.

Diğer İzmir milletvekili Sedat Uzunbay da Cevat Durak ile yakın arkadaşlığı nedeniyle ekibin üyesi oldu. Kurultay sonrası Sedat Uzunbay MYK üyesi olunca ekip ile diyalogu arttı ve ünlü Torbalı-Mardin hattı kuruldu.

Uzunbay’ın ekipten kopuşu ise çok sancılı bir süreci getirdi İzmir’e… O günlerin iyi analiz edilmesi gerekiyor. Bugünü gerçekten doğru algılayabilmek için…



Bornova’da son dakika golü



Biz dönelim yine 2003 il kongresi öncesine ve ekibin toparlanma sürecine…

Sadece Karşıyaka da yetmez…

Ekip hızla Buca’ya daldı ve Hüseyin Yüzer ile Bektaş Gül’ün de desteği ile Asuman Hapçı’yı aday olarak çıkardı. Aslında Asuman Hapçı’yı Baratalı grubu da destekliyordu. Alaattin Yüksel ise Bahri Dal’ın arkasındaydı. Ekip, Buca’da daha sonra destekleyecekleri Alaattin Yüksel ile karşı karşıya gelmişti. Seçimi 11 oyla Asuman Hapçı’nın listesi kazandı. Ekip bir yere daha sızmıştı. Ancak daha sonra olay mahkemeye yansıdı.

Bahri Dal grubu Hapçı’nın listesindeki yedek sayısının asil listenin yarısı kadar olması gerektiğini ancak yedek listenin, asil liste ile aynı sayıda tutulduğunu ileri sürdü. Mahkeme Dal’ın başvurusunu uygun buldu ve karşı listenin kazandığına hükmetti. Bahri Dal Buca ilçe başkanı oldu.

Alaattin Yüksel kötü gol atmıştı herkese…

Kongrenin divan başkanı, yılların İzmir milletvekili avukat Ahmet Ersin’in kongre sırasında bu durumu fark etmemesi de düşündürücü ayrıca…

O güne kadar şimdiki PM üyesi Mehmet Süne politik bir figür değil. Süne, Hüseyin Yüzer’in 2004 yerel seçim çalışmalarında mutfakta görev alarak parti içerisinde yükselmeye başladı.

Bornova’da durum daha farklı idi. O dönem ilçe başkanı olan Enver Dündar ekiple bağlantılı değildi. Ekip yeni ve kendisine bağlı bir yapı istiyordu. Zira bir türlü Bornova’da örgütlenemiyorlardı. Devreye Önder Sav girdi ve okuldan arkadaşı Kenan Gürel’i aday olarak çıkardı. SHP eski Erzurum il başkanı olan emniyet kökenli Gürel’e, Kemal Anadol’un Bornova’daki ayağı Kerim Özer ile Adnan Hocaoğlu destek veriyordu. Ancak Kenan Gürel’in hala kazanma şansı yoktu. Genel Sekreter Önder Sav her gün Genel Sekreter Yardımcısı Bülent Baratalı’yı arıyor, Bornova’daki durumu soruyordu. Sav baktı ki durum kötüye gidiyor, kongre sabahı Mansuroğlu Mahallesi ile Kazım Dirik Mahallesi’ne 12. Madde’den 153 yeni üye kaydı gönderdi Genel Merkez’den. O gün ekibin adayı Kenan Gürel’in karşısında seçime girecek olan dönemin ilçe başkanı Enver Dündar saçını başını yoluyordu yeni kayıtları görünce. Nevzat Kavalar da saç baş yolanlardan biriydi. Enver Dündar’ın yardımcısı Aziz Kocaoğlu saçını başını yoluyor muydu, bilmiyorum. Aslında bu süreç Aziz’in de önlenemez yükselişini başlatmış oldu. Enver Dündar ve arkadaşları Bornova’nın Kenan Gürel tarafından kazanılmasında Bülent Baratalı’nın rol oynadığını sanarak kendisine düşman oldular. Ancak asıl perde arkasında Önder Sav vardı ve ekibin orada güçlenmesi için elinden gelen her şeyi yaptı.

Ekibin daha sonra yakın ilişkide olduğu Gaziemir’i eski Gaziemir Kadın Kolları Başkanı Şenay Çavdar’ın yorumundan ve birkaç telefondan görüşmesinden sonra yazıyorum. Bildiğiniz gibi bugünün ilçe başkanı Yüksel Demirsoy aslında eski bir Konak Belediyesi çalışanıydı. Halil İbrahim Şenol’u da oradan tanır. Dönemin belediye başkanı Ahmet Sarışın ile ters düşünce belediyeden atıldı ve Gaziemir’de siyaset yapmaya başladı.

Eski gençlik kolları il yönetiminde de olan Demirsoy’un amacı Gaziemir İlçe Başkanı olmaktı. Önce Ramazan Kaya’yı halladen Demirsoy, Alaattin Yüksel engelini aşamadı. Yüksel, Ramazan Kaya’dan boşalan koltuğa Murat Sönmez’i atadı.

Demirsoy da yeniden ilçe yöneticisi oldu. İthal oldukları gerekçesi ile Abdürrezzak Erten ile Enver Öktem’e en büyük eleştirileri yapan Demirsoy’un önü, 2003 kongresinde Murat Sönmez’in ilçe başkanlığı adayı olmaması ile açıldı.

Kongrede aday olması düşünülen Mustafa Takmaz’ı da halleden Demirsoy, uzun soluklu ilçe başkanlığına başlıyordu.

Balçova’da ilçe başkanlığı tartışmaları ne zaman başlasa akla 3 isim gelir. Salih Küçükbayrak, Ali Yiğit ve Ercan Çınarlı… 2003’te ipi Selçuk Ayhan’a yakın olan Ali Yiğit göğüsledi. Ali Yiğit 2004 yılında belediye başkanı aday adayı olup ilçe başkanlığını bırakınca yerine ekibin has isimlerinden Salih Küçükbayrak atandı. Böylece ekip Balçova’da örgütlenmeye başladı.

Çiğli’de Ali Rıza Koçer damgası vardı. Yıllardır ilçe başkanlığı yapan Koçer 2003 kongresine tek aday olarak çıktı. Karşısındaki zayıf yapı ikinci adaylık için imza bile toplayamamıştı. Koçer, Alaattin Yüksel’in yanındaydı. Dönemsel olarak ekip ile dirsek temasına geçmiş, ancak hiçbir zaman ekibin içinde net bir biçimde olmamıştı. Ekibin ikna edemediği adam olarak anılan Koçer, şimdi de ilçe başkanı…

Bakalım bu kez ekip karşısında dayanabilecek mi?



Üç kez çıkan sanatçı



Ve 2003 il kongresi… Bir tarafta Selçuk Ayhan, diğer tarafta Alaattin Yüksel… Ceyhan Kayhan ise gençlerin il başkan adayı idi.

Kongrenin yapıldığı yer Fuar Atlas Pavyonu…

Kongre hayli hareketli geçti. Kongre boyunca Alaattin Yüksel’in üç kez konuştuğunu ve böyle bir kongreye hiç rastlamadığını belirten başkan adayı Selçuk Ayhan, “Ben aynı seyirci karşısına üç kez çıkan sanatçı görmedim. CHP kongreleri seviyeli ve saygının hakim olduğu kongrelerdir. Ama ben bu kongrede bu söylediklerimin hiç birini görmedim” dedi.

Bu söz hala kulaklarımda… Çok gülmüştüm bu tespite…

Ayhan’ın konuşmasının ardından, Alaattin Yüksel’in “sataşma var” diye itiraz etmesi üzerine Divan Başkanı Ekrem Bulgun, Yüksel’e tekrar söz vermek istedi. Ancak delegelerden gelen tepki ve yuhalama üzerine Yüksel’e söz verilmedi. Bunun üzerine de Alaattin Yüksel salonu terketti…

Ancak Yüksel ekibin desteği ile ikinci kez il başkanı oldu. Omuzlara alınan Alaattin Yüksel’in bir bacağında Ümit Kaya, diğer bacağında Nuri Batuhan vardı.

Abdürrezzak Erten çok mutluydu.

Hemen Ankara’ya Önder Sav’a telefon edildi ve İzmir il kongresinin alındığı bildirildi.

2003 kongresi ile ekip metropol ilçelerde gerekli desteği almıştı.

Ekibin büyükşehir adayı Alaattin Yüksel’di. 15 Temmuz 2003’te Piriştina’nın partiye katılması ekibin moralini bozmuştu ancak Yüksel’i yeniden il başkanı yaparak, en azından adaylarını koltuklarına taşıyabilecekleri mesajını da veriyorlardı.



Piriştina’nın CHP’ye gelişi



Yıl 2001… Ahmet Piriştina her yıl gazetecileri toplar, büyükşehrin yıllık değerlendirmesini yapardı. Değerlendirme toplantısından 1 hafta önce Haber Ekspres’teki köşemde, “Piriştina CHP’ye gelmeli ve gelecek” şeklinde bir yazı yazdım. Daha 2002 seçimleri olmamış, DSP dibe vurmamıştı. Ancak politik gelişmeler, CHP’nin yükselişte, DSP’nin de düşüşte olduğunu gösteriyordu bizlere.

Siyasi öngörü dışında Piriştina’ya kılçık atmak da vardı serde…

2001 Mart ayında 100’e yakın İzmirli gazeteci İzmir Sanat’ta toplandık. Karşımızda Ahmet Piriştina ve yanında Menemen testisi şeklinde sıralanan 9 metropol ilçe başkanı. Hiç sormak aklıma gelmedi kendisine, “Yahu bu adamlara eziyet değil mi bu böyle… 3 saat boyunca sesleri çıkmadan öylesine oturuyorlar orada…”

Piriştina’nın açıklamalarından sonra sıra sorulara geldi. Haber Ekspres’in köşe yazarı Mehlika Türkmenoğlu ilk soruyu sordu:

“Kamuoyunda CHP’ye geçeceğinize dair yazılar çıkıyor. Bunu düşünüyor musunuz?”

Piriştina, Türkmeoğlu’na baktı… Sonra da en üst katta oturan bana…

“Bu sorunun muhatabı ben değilim. Bu yazının müsebbibi Süleyman burada... Ona sorun. Kendileri hangi partiye geçeceğime de karar veriyor zaten.”

O ne gazetecilik hazzıdır öyle.

Yaratmaya çalıştığınız gündemi izlemek…

2002 genel seçim sonuçları Piriştina’nın CHP’ye geçiş sürecini hızlandırdı. Bu konuda İzmir Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Hasan Fehmi Mani’nin payı da büyüktür.

Bir gün kendisini ziyaret ettiğimde şunları da söylemişti yazılmamak kaydı ile. Ama artık yazabilirim sanırım.

“İyi de Süleyman, CHP’ye geçeceğim. Ama orası DSP’ye benzemiyor. Kurtlar sofrası. Abdürrezzak’ın ilk isteklerini biliyorsun. Macit kaleme almıştı. Bu adamların arasında ne yapacağım ben? Alaattin de, İzmir örgütü de beni istemiyor. Ama Baykal ile görüştüm. Kesinlikle partiye gelmem taraftarı.”

Piriştina daha fazla dayanamadı. DSP’den aday olsa oyları böleceğini biliyordu. Ya bir daha aday olmayacak ya da çok çekindiği CHP’ye gelecekti.

CHP’ye gelmeyi kabul etti. Ancak yanında hiçbir metropol ilçe başkanını getirmedi. Bir nevi çöpsüz üzüm olarak gelmişti. Genel merkezde bir grup toplantısında geçmişti CHP’ye Piriştina…

Ekip Piriştina’nın gücünü biliyordu. Ancak Alaattin Yüksel’i il başkanı yaparak savaşmadan çekilmeyeceklerini de gösteriyorlardı.

Piriştina aslında birilerini istiyordu ancak CHP’nin metropol ilçe başkanlarına hiç de sıcak bakmadığını biliyordu. Herkes bir koltuğa gözünü dikmişti ve onu DSP’den gelenlerle paylaşmak niyetinde değildi.

Nitekim Ahmet Piriştina’nın CHP’ye geçişinden sonra “Şimdi de Erdal İzgi geliyor” diye yazmış, Alaattin Yüksel’i çıldırtmıştım.

Bir gün sonra CHP Konak İlçe Başkanı Sıtkı Kürüm ile gazetecilerin karşısına çıkan ve elinde benim yazdığım köşeyi göstererek, “Bu partinin kendi adayları vardır” diyen il başkanı Alaattin Yüksel’i televizyonda gülerek izlerken şunları düşünüyordum:

“Teşekkürler Alaattin. Haber Ekspres Gazetesi’nin reklamını iyi yapıyorsun…”

Bu kez de ekibi bıraktık Alaattin Yüksel üzerine yoğunlaştık. Kolay değil siyasetin flaş ismi, yeni parti meclisi üyesi, Kocaoğlu’nun en yakın arkadaşı ve belki de yeni il başkanı…



PEK TABİİ DEVAMI GELECEK VE ÇOK EĞLENECEĞİZ





NOT 1: Sevgili okuyucularımın yorumları ile bu dizi interaktif bir durum aldı. Döneme ilişkin unuttuğum bilgilerin de sizin yorumlarınız aracılığı ile paylaşılması gerektiğini buradan bildirmeme gerek yok sanırım. Bu diziyi hep birlikte yazar isek ortaya doğru bir tarihsel kronoloji çıkarabiliriz. Yorumlardaki seviyeyi bir noktada tutarsak anlamlı bir iş yapmış oluruz.



NOT 2: Bu diziden rahatsız olanlar bulunabilir. Ancak önemli olan İzmir CHP’nin son 10 yılının bir çerçevede doğru algılanmasıdır. Bu dizi, bundan böyle siyaset yapacakların kimle nereye kadar yürüyebileceklerini görmeleri açısından önemlidir…



DİPNOT 1: Türkiye Cumhuriyeti İçişleri Bakanlığı’ndan gelen Beşir Atalay imzalı bir notu iletmeliyim. Karar No: Mül. TEF. KU. BŞK. 2010 – 115… Karar tarihi: 04 – 05 – 2010… 4483 sayılı kanunun 6. Maddesi uyarınca İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı ile Ahmet Çiftçi ve Osman dirik dışındaki tüm meclis üyelerine soruşturma açılmasına izin verildi… Konu Buca’daki Giraud arazisi… Sonuç: Bu işte yargı yolu açılmış görünüyor…



DİPNOT 2: İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu ile Başdanışman Bilgin Erünal’ın arası açılmış. Karabağlar’daki metropolitan merkezi üzerine çıkan tartışmaların bu ikili arasındaki ilişkiyi bozduğu, Kocaoğlu’nun son 10 gündür Erünal ile görüşmediği ve görevinden istifasını istediği kaydediliyor. İddiaya göre Karabağlar Belediyesinin doğrudan temin yoluyla Adıgüzel’in firmasından İnşaat malzemeleri alındığı biliniyor, bu firmanın sahibinin Karabağlar’da bulunan arsalarının Bilgin Erünal ile ilintilendiği de biliniyor. Kocaoğlu’nun ise, bu ilintiden yeni haberdar olduğu ve Erünal’a sert tavır gösterdiği belirtiliyor. Konu inceleme alanımdadır. Önümüzdeki günlerde detaylı bilgi bu köşeden verilecektir.



DİPNOT 3: 1991’de Belediyenin önüne Yunan bayrağı astığı gerekçesiyle hakkında kamu davası açılan yılların solcusu, halk arasında “Kızıl Başkan” olarak tanınan Dikili Belediye Başkanı Osman Özgüven oğlunu Amerikan bağımsızlık günü olan, 4 Temmuz’da evlendiriyor. Yoksa bizim kızıl başkan yavaş yavaş Amerikanlaşıyor mu?



FOTODİPNOT: Hatay’daki evimin karşısında caddenin Karabağlar tarafında aşağıda gördüğünüz ilginç bir çöp bidonu var. Karabağlar Belediye Başkanı Sıtkı Kürüm’e buradan teşekkürlerimi iletmek istiyorum. Hayatta dikili bir ağacım olmadı. Nihayet kendisinin yardımı ile üzerinde ismim bulunan bir çöp bidonum var artık…


Ege'nin Sesi 02 - 07 - 2010