Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

16 Ekim 2009 Cuma

Türk işi Yunan işi bunun adı Ege işi

Ankara’dan İzmir’e büyük meşakkat içerisinde bir kez getirilebilen Türk-Yunan İş Forumu’nun açılış konuşmalarını izledik.
İzmir Ticaret Odası ve Yunanistan’ın Ankara Büyükelçiliği tarafından organize edilen forumda dikkat çeken noktalar nelerdir?
1 – İzmir Ticaret Odası Başkanı Demirtaş, odanın tarihi üzerine konuştu, odanın kuruluşunda Yunanlı işadamlarının katkılarını belirtti, 1933 yılında 300 Yunanlı işadamının İzmir’i ziyaret ettiği konusuna özel önem verdi. Çok iyi bir vurgu… Ancak bu ziyaret konusu o dönemin yerel gazetelerinde belirtilmesine karşılık ziyaretin sonuçları hakkında yine o dönemin gazetelerinde bir tek habere bile rastlanmamış. Doğrudur. Fikri devamlılık konusundaki eksiklik bugünkü modern İzmir yaşamında da devam ediyor.
2 – İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkanı Aziz Kocaoğlu’nun konuşmasındaki Yunanistan ismini kaldırın, yerine başka bir ülke ismi koyun. Siz deyin Ukrayna, ben diyeyim Moldova… Hiçbir şey fark etmez. Bu kadar basmakalıp bir metin zor bulunur ve sanırım Kocaoğlu’nu 3 - 4 yıl daha idare eder bu metin ile... Aman dikkat etsin bu önemli metni kaybetmesin…
3 – İzmir Valisi Cahit Kıraç’ın Ticaret, Odası Başkanı mı, yoksa atanmış vali mi olduğunu yaptığı konuşmadan anlamakta zorluk çektim. Öne sürdüğü ekonomik verileri herkes biliyor. Devlet tarafından atanmış birinden devletin Ege’de yıllardır oluşturulan sivil hareketlere yönelik tavrını öğrenmek isterdim. Maalesef, nafile…
4 - Yunanistan Ankara Büyükelçisi Fotis Xydas ile Midilli Valisi Pavlos Vogiacis’in konuşmaları geçmişe atıfları ve bu konuda hayli dirsek çürüttükleri için son derece başarılıydı. Tek bir şart ile. Vogiacis bildiğimiz Vogiacis… Her yeri ile net, Türk-Yunan konusunda belki de şu güne kadar tanıdığım isimlere göre çok daha düzgün. Ancak Xydas beni hayal kırıklığına uğrattı açıkçası. Vize konusunda bilinen sorunları sıraladı. Bunları biz de biliyoruz. Shengen’in zorlukları, prosedürleri vs… Ancak ortada bazı örnekler var. Mesela Polonya vatandaşlarına müzakere sürecinde tanınan Almanya sınırı içine 60 kilometreye kadar vizesiz giriş hakkı. Ya da bugünlerde müzakere sürecindeki Hırvatlara tanınan vize hakları… Papandreu’nun dışişleri bakanlığı döneminde biraz orientalist de olsa günübirlik turları cruise göstererek Türkiye ve adalar arasında vizesiz geçişi başlatmak dışında Yunanistan’dan AB’ye bir başka “resmi” başvuru görmedim açıkçası. Belki ben atlamış olabilirim.
5 – Türk tarafını da Yunan tarafını da zayıf bulduğumu belirtmek isterim açıkçası. Sen, ben bizim oğlan… Yeni kim? Kimbilir? Bundan sonra iyi bir şey gelir mi? Bana göre ticaret yani para zaten kendi ivmesinde hareket ediyor. Para, ulus tanımaz, ırk tanımaz, önyargı tanımaz. Türkiye’de Amerikan karşıtı olduğunu iddia eden adamların cebine bakın.
Paralarının önündeki George Washington’dan Abraham Lincoln’e kadar olan resimler onları ilgilendiriyor mu? Pek sanmıyorum. Ulusalcısından, müslümanına kadar herkes paraya tapıyor ve bundan böyle de tapmaya devam edecek.

NOT 1: Jeotermal konusunda yeni açılımlar var. Dikkatli olmak gerekiyor. Son günlerde özellikle büyükşehirden gelen jeotermal haberleri beni gerçekten memnun etti. Bunlar bu hızla Yamanlar’da da jeotermal bulurlar.

NOT 2 : İzmir’de çok büyük bir şirket ve bu şirkete sahip çok önemli bir aile muhasebe müdürlerinin başlattığı telefon ile bankalar arası virman işlemleriyle 3.5 trilyon dolandırılmış. Konu yargıda.
 
YENİGÜN 16 -10- 2009

14 Ekim 2009 Çarşamba

Başdanışman ne yapar?

İzmir’in gelişmesi için ortaya konulan formüller konusunda fikir beyan eder, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı’nın attığı adımları takdir eder, bu adımların arka planında nelerin olduğunu kamuoyu ile paylaşır, yeni atılımların sinyallerini verir.
Büyükşehir Belediye Başkanı da yeni kadrosunun en mühim şahsiyeti ile gazetecilerin önüne çıkar, “Arkadaşlar başdanışmanımın şimdi size sayacağım önerileri ile bu kenti uçuracağız” der ve örnekleri sıralar.
1 – İzmir’i balon merkezi konumuna getireceğiz. Bildiğiniz gibi balonlar üçe ayrılır. Şişirdiğimiz balonlar, lafla üretilen balonlar ve içine binip gezdiğimiz balonlar. İzmir’in semalarında uçacak balonlara bineceğiz, içinde hem lafla balon üretecek hem de çocuklar için balon üfleyeceğiz.
2 – İzmir’in ilçeleri arasında yatırımlara öncelikli ilçeleri saptayacağız. Mesela Karşıyaka, Konak, Selçuk, Bornova, Urla gibi ilçeler çok gelişmiş. Bunlara yatırım gerekmez. Yatırım fakiri ilçeleri öne çıkaracağız. Karabağlar gibi… Bu ilçeyi yatırım cenneti haline getireceğiz. Büyük alışveriş firmalarının bu güzide ilçede yer bulmalarına yardımcı olacağız. Bu konuda başdanışmanım Bilgin Erünal’ın harika fikirleri var. Derelerin üzerlerini kapayıp alışveriş merkezi haline çevirmek gibi…
3 – Tayland’ı kardeş ülke yapıp, Uluslararası İzmir Fuarı’nın değişmez “1 numaralı” ülkesi konumuna getireceğiz. Tayland’tan gelecek misafirlerimize tüm konukseverliğimizi göstereceğiz. Kenti Thai masaj salonlarıyla donatacağız. Ekonomik sorunlar nedeniyle gerilen İzmirli erkek hemşerilerimizin bu salonlarda rahatlamalarına ayrıca özen göstereceğiz.
4 – Yeni geyik türleri geliştireceğiz. Ren geyiği, Orta Asya Kızıl Geyiği, Sika Geyiği gibi bilinen türlerin dışında, “İzmir için el ele geyiği”, “yeni bir EXPO’ya doğru geyiği”, “mega müze geyiği” gibi Türkiye’nin gözümüzün üzerinde olacağı türlerin geliştirilmesine önem vereceğiz. Basını yemeklere davet edip bilgilendireceğiz. Ardından önlerindeki tabakları hemen toplayacağız.
5 – Türk toplumunun bir dönem kült televizyon dizisi Dallas’ı İzmir’de yeniden çevireceğiz. Eldeki malzemenin yoğun olması nedeniyle dizi kadrosunu geniş tutacağız. Diziye Türk kültür hayatından örnekler serpiştireceğiz. Mesela hamam sahneleri… Bunun için yönetmen Ferzan Özpetek’ten de yardım isteyeceğiz. Bazı belediye meclis üyelerimizin bu sahnelerde gönüllü rol almalarını sağlayacağız.
6 – İzmirli vatandaşlarımızın seyahat ederken güneşi göremeyecek olması beni derinden yaralıyor. Bu nedenle metro konusunu gündemden kaldırmayı planlıyorum.
7 – Başdanışmanımızın önerileri doğrultusunda, belediyemizin sizlere daha iyi hizmet etmesi için tüm kurumlarımıza yetenekli yöneticiler atayacağız. Kayıt yapmasını bilen, var olmanın dayanılmaz hafifliliğini gece gündüz yaşayan, Temel İçgüdü filmini en az 20 kez seyreden, Turgut Özal’ın “benim memurum işini biler” sözünü şiar edinen yöneticilerimiz ile kenti tersyüz edip yenileyeceğiz. Bir dakika ya… Kenti tersyüz ederken içinde kaldım. Boğuluyorum, kurtarın beni… Sayın Baykal rica ediyorum, bakan olursam, İzmir’deki icraatlarımı Türkiye’ye taşırım...

NOT 1: Karşıyaka Sanayici İşadamları Derneği, MSC kruvaziyer gemileri ile İzmir’e gelen turistlerin Karşıyaka çarşını gezip alışveriş yapmaları için harekete geçti. KASİAD Yönetim Kurulu üyesi turizmci Elif Canaslan ve firması Didyma Turizm 20.10.2009 tarihindeki son turist kafilesini KASİAD olarak ağırlama sözünü aldı. Böylece 2010 yılından itibaren de MSC kruvaziyer gemileriyle gelen turistlerin Karşıyaka’yı ziyaret etmeleri sağlanacak. KASİAD ayrıca İZTO Turizm Komitesi’nin gerçekleştireceği şehir turlarına Karşıyaka’nın da dahil edilmesini hedefliyor. Amaç turizmin nimetlerinden Karşıyaka esnafını da yararlandırmak…

NOT 2: Balık Hali ve Jeotermal A.Ş. konusunda atılan adımları yakından izliyorum.

YENİGÜN 14 - 10 - 2009

12 Ekim 2009 Pazartesi

32 konut kaçak mı?

Bugün yapacağımız tespit ilginç bir dedikoduya dayanmaktadır. Ama olay doğru ise durum gerçekten vahim… Siz yine de bu yazıyı, bir belgeye dayanmadığını dikkate alarak okuyun.
Buca’da İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nın yaptırdığı ancak yangın merdivenleri unutulduğu için ruhsat sıkıntısı yaşanan evlerin ne olacağı tartışılıyor.
Konu sadece unutulan yangın merdivenleri olsa, sorun değil.
Büyükşehir Belediyesi’nin 2007 yılında kamuoyuna yaptığı açıklamalara bakıyorum, “Buca ve Gürçeşme’de kentsel dönüşüm projeleri çerçevesinde toplam 818 konut üretilecek” deniyor. Gürçeşme’de inşa edilecek konut sayısı 280 olunca Buca’daki konut sayısı da haliyle 538 oluyor.
Aradan bir süre geçiyor ve İzmir Büyükşehir Belediyesi Buca ve Gürçeşme’de üretilecek toplam konut sayısının 850 olacağını duyurmaya başlıyor. Gürçeşme’deki konut sayısı 280’de kalınca konut sayısındaki artışın Buca inşaatlarından kaynaklandığını anlamak için belediye başkanı olmaya gerek yok sanırım.
Yani Buca’daki 538 konut 570’e yükseliyor. Ne güzel, İzmir’e 32 yeni konut daha kazandırılıyor.
İyi de bu fark nereden çıktı?
Buca’da inşa edilen Büyükşehir konutları bölgesindeki kodların oynanmasından.
Yani varolan kod tıraşlanarak 32 yeni konut için yer açılıyor.
Buraya kadar bir sorun yok. Ancak iddia şu ki, Büyükşehir Belediyesi’nin yaptığı proje değişikliğinden kimsenin haberi yok. Hatta Büyükşehir’in yaptığı konutlara ruhsat vermeyeceğini belirten dönemin eski başkanı Cemil Şeboy’un bile haberi yok. Şeboy’un belediye başkan yardımcısı İzmir Büyükşehir Belediyesi ile Buca Belediyesi arasındaki tartışmanın siyasi gelecekleri açısından daha fazla alevlenmemesi için bu bilgiyi Şeboy’a bile vermemiş.
Buca’nın yeni belediye başkanının bu gelişmeye karşı nasıl tavır vereceği merakla bekleniyor. Büyükşehir Belediyesi “Gerekir bu evleri ise biz ruhsatlandırırız” diyor. Ancak yasa Büyükşehir’e ruhsat verme yetkisi tanımıyor.
Eğer Buca konutlarında böyle bir süreç yaşanıyor ve önümüzdeki günlerde bu bilgiler kamuoyunda tartışmaya açılacak ise durum gerçekten vahim ötesi şekle bürünüyor.

NOT 1: Devletten gelen 100 binlik şehir planlarının 25 binlikleri Büyükşehir tarafından yapılıyor. Bunun için Büyükşehir Belediyesi ile ilçe belediyeleri arasında yapılan toplantıda gürültü kopmuş durumda. Büyükşehir Genel Sekreter Yardımcısı Ali Rıza Gülerman tarafından 2 gün içinde alelacele hazırlanan planlarda ilçe belediyelerinin taleplerinin çoğunu unutulmuş. Aziz Kocaoğlu toplantıda her zamanki gibi “Ben bilirim, size ne” deyince kıyamet kopmuş. Seçim öncesi halka söz verdikleri projelerin olmadığını gören ilçeler bunun için yasal haklarını kullanacaklarını açık ve seçik beyan etmişler. İşin ilginci Büyükşehir zaten kendisi 100 binlik planlar için mahkemeye gidecek. Çünkü daha iki gün önce kamuoyuna Çamlı Barajı için açıklama yapan Kocaoğlu’nun önüne gelen planlarda baraj yeri yok. Devlet orasını maden arama bölgesi olarak işaretlemiş. 2 gün içinde hazırlanan planlarla İzmir’in önümüzdeki 50 yılını belirleyecek isek bavulları toplayıp insanca yaşanacak kent bulma zamanı geliyor sanırım.

NOT 2: Jeotermal A. Ş. Genel Müdürü Ali İçhedef konusu CIA araştırmasına dönüştü. Öyle önemli yerlerden telefon aldım ki, ben bile şaşırdım. Herkes bir dertli bir dertli ki sormayın. En son İçhedef üzerine yazılan 76 sayfalık içdenetçi raporunu okudum. Korkunç ötesi bir durum. Jeotermal A.Ş. Genel Müdürü konusunda iki yeni ses kaydı da bu hafta içerisinde elimde olacak.NOT 3 : İddia edildiği gibi “İzmir için elele” kampanyası sadece bazı İzmirlileri dizlerinin üzerine çöktürme projesi ise 80 kişilik danışma grubunun bu işi yeniden düşünmesi gerekiyor.

YENİGÜN 12 - 10 - 2009

9 Ekim 2009 Cuma

İçhedef aday

Jeotermal Genel Müdürü Ali İçhedef’in konuşma ve sohbet kayıtlarının sonuna gelmiş bulunuyoruz. İçhedef İzmirlilerin iyi tanıdığı gazeteci Hasan Tahsin ile olan sohbetini de kayda almış. Kayıttan habersiz olan Tahsin, klasik tavrını burada da sürdürmüş. Sağa sola sallamak. Hiperaktif gazetecimiz İzmir valisinden belediye başkanlarına kadar herkes hakkında atıp tutmuş. Yine her zamanki gibi konudan konuya geçtiği, daldan dala atladığı için sohbetin ana konusunu anlamakta zorlandım. Hasan ile yapılan sohbetin ana hatlarını vermeyeceğim. Dileyen Hasan Tahsin’i arayıp sorabilir neler yaşandığını.
Ali İçhedef’in iki kez aradığı kamu iç denetçisi Mehmet Kaçar ile olan diyalogları ise gerçekten garip. Kaçar’ın “Beni aramayın, prosedüre uyun” ikazlarına rağmen telefonda kendini aklamaya çalışması ve bu iki görüşmeyi kayda alması da durumun ne kadar vahim olduğunu gösteriyor.17 saatlik kayıtta burada kaleme alamadığım hayli malzeme var tabii ki.
Ancak genel olarak baktığımda bir bürokratın kayıt işlerine dalması, hatta bazen konuşmaları yanlışlıkla kayıt etmesi, yaptığı kayıtları ortada bırakarak başkalarının eline geçmesine neden olması, adı geçen bürokratın durumunun parlak olmadığını gösteriyor.
Üstelik bir de aday İçhedef. Çalışma arkadaşlarından birinin “Neden siyasete atılmıyorsunuz” sorusuna, “Karabağlar adaylığını denedim. Ancak başkan beklememi söyledi” yanıtını vermesi, önümüzdeki milletvekilliği seçimleri için belli bir düşüncesi olduğunu, ancak şimdiden böyle bir çalışmaya girmenin erken olduğunu vurgulaması da ayrı bir tartışma noktası.
Sanırım İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı’nın genel seçimlerdeki en önemli kozlarından biri olacak Ali İçhedef. İzmir milletvekilliği İçhedef’e de yakışır. Kocaoğlu’nun İçhedef’i desteklemesi ise son derece olağan bir durumdur. Zaten bir bürokratın bu kadar arkasında duran bir belediye başkanının yapması gereken de budur.Bu yazılardan sonra, “İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı ile İzmir Valisi arasında hiçbir sorun yoktur” gibi açıklamalar yapan, yazılar yazan arkadaşların kent gündemini daha iyi takip etmeleri gerektiğini düşünüyorum. Gündemi doğru takip etmezseniz, kimse de sizi takip etmez.

NOT 1 : Karabağlar Belediye Meclisi’nde bir caddeye Muhsin Yazıcıoğlu isminin verilmesi önerisi tartışma yarattı. Önerge CHP’lilerin oylarıyla reddedildi. Yine Karabağlar Belediyesi’nde bazı çalışanlar son günlerin modası, Kürt açılımına karşı Türk açılımını gündeme getirdiler. Aşiret çocuklarının müdür, kendi çocuklarının park ve bahçelerde işçi olmalarına sinirlenen CHP’liler Sıtkı Kürüm’den Türk açılımı isteyeceklerini söylediler. Bakalım İzmir milletvekilleri, pardon Karabağlar milletvekilleri Abdürrezzak Erten ile Güldal Mumcu bu konuya nasıl eğilecekler. Kavacık Köyü’nde ev yaptırmak için arsa bakmaya benzemez bu işler...

NOT 2 : İzmir’de kamuda ihaleye fesat karıştırma çerçevesinde bir dizi operasyon yapıldı. Bu operasyonda 18 kişi tutuklanarak cezaevine gönderildi. Tutuklular arasında AKP Bornova İlçe Başkan Yardımcısı Yasin Uğurlu da bulunuyor. İşin ilginci AKP Bornova ilçe yönetimi, toplantılarında Uğurlu’yu izinli gösterip, görevinden düşürmüyor. Yasin Uğurlu’nun yeğeni Arif Uğurlu’nun Kemalpaşa’dan büyükşehir meclis üyesi olduğunu da hatırlatmak gerekiyor.

NOT 3 : İzmir için elele kampanyasını basına tanıtmak için düzenlenen gece, son yılların en kötü organizasyonlarında biriydi. Ne için orada olduklarını kavrayamayan işadamları, sivil toplum örgütü liderleri, gazeteciler... Ne dinledik? Yıllardır söylenenlerin tekrarını. Mega müze için yer önerisi de benden: Kokluca Mezarlığı. Ölü doğan projenin gideceği yer sonuçta orası.

NOT 4 : Alaattin Yüksel’in açıklamalarından sonra ne yazabilirim diye düşündüm. Aslında kitap hatta ansiklopedi bile yazabilirim. Ama yazmayacağım. Önce il başkanlığını ardından İTO seçimlerini kaybederek, mega müzenin yapılmasını önerdiğim yere çok önceden nakledilen birini yeniden diriltmenin anlamı yok sanırım.

YENİGÜN 09 - 10 - 2009

7 Ekim 2009 Çarşamba

CHP’lileri şikayet etti

Jeo-kulak Ali İçhedef’in Nisan ayı başlarında kendi kendine kaydettiği ve bir şekilde başkalarının eline geçen 17 saatlik kaydı dinlemeyi sürdürüyoruz.İl Genel Meclisi eski Başkanı İsmail Yılmaz’dan hayli dertli olan İçhedef il genel meclisi başkanlık seçimini merakla bekliyor. İçhedef seçimi telefonda bir kişi ile nasıl değerlendiriyor:
“Doğan Albayrak aday olunca şaşırdım. Ben onun il genel meclisi üyesi olarak seçildiğini bile bilmiyordum. Fotoğraflarda her kareye girmeye çalışan biri. İlk kez meclis üyesi ol, sonra gel bir de başkanlık iste yahu… Yönetim kuruluna gelir ise bize İsmail Yılmaz’dan daha çok çektirir. Eski genel müdür Fasih’in takımından o… Hakkı Berksü başkan olsaydı keşke. Bu seçilen Serdar Değirmenci kim? Eskilerden mi? Hıııı… O zaman politik davranacağız bu adama karşı.”
CHP içinde Ali İçhedef ile uğraşan kişinin aslında İl Özel İdaresi Genel Sekreteri Yakup Vatan olduğu yaygın bir kanıdır. Ancak İçhedef, Yakup Vatan ile samimiyeti ilerletmeyi de unutmuyor. Bakın neler anlatıyor İl Özel İdaresi Genel Sekreteri’nin odasında Vatan’a:
“İsmail iki genel müdürün başını yemek istiyor. Orada Turabi, burada ben. Soruşturma da onun başının altından çıktı. Valiyi toplantıda bana karşı saldırttı. Sonra da MTA Bölge Müdürü’ne şikayet etti. Toplantıda bana (Ne gıcıklık yapıyorsun) bile dedi. Toplantı sonrası valiye gittim. Bürokrat gibi davranmadığımı belirterek, elim cebimde konuştuğum için sizden özür dilerim dedim. Ancak bu MTA’ya fazla bulaşmayın. Kanunu yapan onlar. Arkalarında da bakan duruyor. Böyle yaparsanız bakanla karşı karşıya gelirsiniz dedim. Sanki ben bunu ona söylemedim. Valinin odasında beni yerimden etmek isteyen Niyazi’yi görmüşler.”Yakup Vatan, İçhedef’i vali ve büyükşehir belediye başkanı arasında dengeli olması konusunda uyarmasına rağmen İçhedef yolundan sapmıyor, Yakup Vatan’a anlatmaya devam ediyor:
"Vali Oğuz Kağan Köksal zamanında böyle değildi. İstediğim zaman odasına gidiyor, jeotermaldeki sorunları tartışıyordum. Ama şimdiki vali öyle değil. Raporları götürüyorum, (Oraya bırak, toplantıda görüşürüz) diyor. İsmail Yılmaz’ın güdümüne girmiş bu. Narlıdere’de olayında da aynısı oldu. Abdül Batur’a söylüyorum, boruları geçirmek için bir plan yapalım diye. İki üç kez uyarınca, (Ya sen ne gıcık adamsın, arsa sahipleri mahkemeye verdiler, bir şey yapamam) dedi. Arsanın çevresinden dolanalım, bunu Jeotermal Yönetim Kurulu’nda gündeme getir dedim. Tıss yok. Ben konuştum, anlattım durumu. Vali anlamadı, (bu yanlış) dedi. İsmail de beni gagalayacak ya, evet yanlış dedi. Kabahat Batur’un iken benim oldu. Vali Öğütcen’e uğruyordum 2 yıl önce. Bana, (Gözlerinde kendi gençliğimin ateşini görüyorum) diyordu. Ama bu valiye anlatıyorum. Sinirleniyor, (Sana rücu edeceğim hesapları) diyor.”
İçhedef için önemli olan tek isim Kocaoğlu… Yardımcısı ile konuşmasında arada bir uğrayıp Kocaoğlu ile sohbet ettiğini söylüyor ve ekliyor: “Belediyede yüzler gülüyor. Sanırım Piriştina’nın posterleri kalkar. Vesayet olayı bitti artık. Başkan kopara kopara aldı… İl Genel Meclisi’ni bile… Bu oylar, adamın şahsi oyları. Ne Deniz Baykal’ın ne Kemal Karataş’ın ne Rıfat Nalbantoğlu’nun… Bu oylar sadece Aziz Kocaoğlu’nun… Şimdi gidip tüm bu yaşananları anlatsam, (Gel o zaman belediyeyi sen yönet) diyecek… Ama şu gürültü geçsin, yakın zamanda uğrayacağım.”Son bölüm: İçhedef hangi İzmirli gazeteciyi kaydetti. Bu sohbette neler konuşuldu? Jeo-kulak skandalı yargıya intikal ediyor mu?

NOT 1 : Milliyet Ege’de yayınlanan iki günlük röportajı okuduğumda, “Birileri dönüyor mu?” diye düşündüm. Herkes istediği gibi dönebilir. Ama dönerken yanlışlıkla kucağıma düşmesin de..

NOT 2 : Bana doğrudan ulaşmak isteyenler için… sgencel@ttmail.com

YENİGÜN 07 - 10 - 2009

5 Ekim 2009 Pazartesi

Valiye hafif dirsek

Jeotermal A.Ş. Genel Müdürü Ali İçhedef’in bazı bölümlerini, isteyerek bazı bölümlerini ise istemeyerek kaydettiği 17 saatlik kaydı dinlemeye devam ediyoruz. Toplam 11 bölümden oluşan kayıtların bazıları İçhedef tarafından yanlışlıkla kaydedildiği için aile sırlarını da öğreniyoruz. Türkiye’de tele-kulak olayının neden yaygın olduğunu bu CD’yi dinledikçe anlıyorsunuz. Dinledikçe, insanın özel hayatını öğrendikçe, daha fazla dinlemek istiyorsunuz. Psikolojik bir durum bu sanırım. İngilizce’de eavesdrop deniliyor. İşte bölüm 2, 3 ve 4’üncü bölümlerin özeti.
Jeotermal A.Ş. olarak İçhedef’in uzun süreli hedeflerinden biri eski İl Genel Meclisi Başkanı İsmail Yılmaz… İçhedef şöyle diyor Yılmaz için: “Öyle çok konuşmayacaksın, Mike Hammer, Al Capone gibi ortaya atmayacaksın kendini. Bunu biraz dolmuşa getirmişler. Keşke aday olup kaybetseydi. Şimdi, (Beni aday yapmadılar, AKP onun için kaybetti) diyerek ortalarda hava atıyor.” “Kocaoğlu, bu oy oranı ile bundan sonra bunların tümünün tozunu attırır. Başkan İnciraltı’na termal su istedi. Isıtma için veremem ama termal havuz için verebileceğimi söyledim.”
İçhedef’in en çok takıldığı nokta İzmir Valisi ile yapılan toplantılardaki tavır. Bir restoranda mekan sahibine dert yanıyor.
“Uzun süre özel sektörde çalıştım. Böyle şeyler görmedim. Yok, elim cebimde vali ile konuşulmazmış. Yok, konuşurken sayın valim dememişim. Ağzın ile kuş tutsan işe yaramaz. Yok, yönetim kurulu öncesi il genel meclisi başkanını ziyaret edip bilgi vermemişim. Ama kimse sormuyor, kapasiteyi ikiye katlamışım, kaçakları yok ederek iki kuyu kazanmışım.”
Genel müdürden İzmir’deki jeotermal sistemi konusunda ilginç bilgiler de elde ediyoruz:
1 – Termal Tesis’in bahçesindeki jeotermal borusu çok eski. Patladı patlayacak.
2 – Jeotermal sisteme biraz daha yüklenilir, basınç artırılır ise sistem her an çökebilir.
3 - Çeşme Bergama ve Dikili’deki jeotermal oluşumların hiçbiri beş para etmez. Kimin ne yaptığı, ne için yaptığı bilinmiyor. Sadece medyada haber olurlar.
4 – İzmir’deki öğretim üyeleri ve jeotermalde çalışan eski takımı engellemek için ODTÜ’den bir ekip İzmir’deki jeotermale sokuldu. Aliağa’daki jeotermal çalışmalarına da ODTÜ ekibinin girmesi için destek yapılıyor. Bundan böyle İzmir Grubu’na hayat hakkı tanınmayacak.
Kayıtta özel hayat ile ilgili hayli bilgi var. Özel olduğu için yazmıyorum. Ancak bir nokta önemli. Kıbrıs’a yapılacak resmi bir seyahate İçhedef’in çocuğu da katılmak istemiş. Ancak Jeotermal A.Ş. Genel Müdürü konunun yolsuzluk tartışmasına neden olabileceğinden ürküyor. Bu geziye çocuğunun katılıp katılmadığını bilmiyorum. Bu arada İçhedef lütfen kendi sağlığına biraz dikkat etsin. 78 kilodan 89 kiloya çıkmış. Levrek mevrek yazlık işlerini bir kenara bıraksın.
Kocaoğlu ile Kıraç arasındaki kavgaya neden olan bölümler gelecek yazılarda!

NOT 1 : 3 – 8 Ekim tarihleri arasında Ayvalık’ta yapılmakta olan Engelliler Festivali’ne 1200 engelli katılıyor. İzmir maalesef bu festivalde yer alamıyor. Neden? İzmir Büyükşehir Belediyesi İzmir’den gidecek engellilere Ayvalık, metropol dışı olduğu için otobüs vermedi. Ne diyeyim. Metropol dışındaki Çeşme’de yapılan büyükşehir toplantılarına bürokratlar otobüs ile gidiyorlar da, neden engelliler Ayvalık’a gidemiyor anlayamadım.

NOT 2 : Başbakanın İzmir metrosunu bitirme önerisine İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı olumlu, İzmir CHP İl Başkanı olumsuz baktı. İzmir CHP’nin tepesinde bile bir birliktelik yok. Seçime nasıl gidilecek, bilemiyorum.

NOT 3 : Kasım ayı ile birlikte çok eğleneceğiz. Kongre süreci başlıyor. Nalbantoğlu kendisi için arada bir olumsuz yazdığımı iddia etti. Olumsuz yazının ne olduğunu daha bilmiyor sanırım.

NOT 4 : Bana doğrudan ulaşmak isteyenler için… sgencel@ttmail.com

YENİGÜN 05 - 10 - 2009

2 Ekim 2009 Cuma

Jeo-kulak genel müdür

Jeotermal A.Ş. Genel Müdürü Ali İçhedef’in satın aldığı bir kayıt cihazı ile kendi kendini kaydettiği, ancak daha sonra masasında unuttuğu için kopyalanan 17 saatlik kayıt, son günlerde İzmir’de elden ele dolaşıyor. Köşe yazarıyız ya, bize de ulaştırıldı bu kayıt. Başka yazarlara gitti mi bilemem. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu ile İzmir Valisi Cahit Kıraç’ın arasını açan ünlü masa yumruklama olayının nedeni olan kayıt bu. Tam 11 bölüm… İçhedef’i hiç tanımam. Yani benim hedefimde ve ilgi alanımda değildir. Ancak 17 saatlik kaydı dinledikten sonra sesini gayet iyi biliyorum.
BÖLÜM 1 : Ali İçhedef ALOSBİ’den birisiyle konuşuyor. Sağa sola fazla dönmesi nedeniyle kayıtta hışırtılar arttığı için karşıdaki kişinin ismi anlaşılmıyor. Ancak Bornova Anadolu Lisesi mezunu ve ODTÜ’yü bitiren bir mühendis olduğunu kavradım. Ali İçhedef ise karşısındakine hava attığına göre Atatürk Lisesi mezunuymuş, ama BAL’dan çok arkadaşı varmış. ODTÜ’yü bitirdikten sonra 4 yıl ODTÜ’de asistanlık yapmış, 68 kuşağı ile karşılaşmış, ancak onlara takılmamış. Torbalı Opel’de görev yapmış. Fabrika kapanmasaymış, Opel’in uluslar arası yöneticisi konumuna gelebilirmiş. Sonra BAGFAŞ’a geçmiş, orası da kapanmış. Emekli olduktan sonra gazete ilanında Jeotermal A.Ş’ye genel müdür arandığını görmüş, başvurmuş, Kocaoğlu da onu işe almış. İyi ki öyle yapmış Kocaoğlu. Yoksa, İçhedef, “ABD başkanlık seçimleri yaklaşıyor, gideyim Obama’nın yerine Amerika’ya başkan olayım” diye de düşünebilirmiş.
Tabii ilk zamanlar orada çalışanlar ile pek anlaşamamış. Niyazi Aksoy, Ümran Sertel gibi isimler yönetim ile kavgalıymışlar. Zaten bu insanlarda kavga kültürü çok gelişmiş. Sokakta kendileriyle çalışmak istemeyenlere gelip omuz vuracak tiplerdenmiş.ALOSBİ yetkilisi biraz şaşkın bu açıklamalardan. İçhedef’ten Aliağa’da jeotermal çalışması yapılması konusunda kimlerle çalışılacağı noktasında fikir soruyor. İçhedef yanıtlıyor: “Sertel grubu ile çalışmadım. Burada çalışmışlar bir süre... Buradaki eski genel müdür arkadaşa görev verilmeyince onlar toplanmışlar cümbür cemaat gitmişler.”
ALOSBİ yetkilisinin şaşkınlığı artıyor. “Yani bu arkadaşlar işlerinde mi başarılı değiller, yoksa süreç mi onların buradan ayrılmalarına neden oldu?” sorusunu soruyor. İçhedef yanıtlıyor: “Vallahi, yani uzun süre diyalog kurmak istememize rağmen, pek dönüp şey yapmadılar. Niyazi geldi bir sunum yaptı, birlikte çalışma önerimi reddetti. 4 hafta sonra kendisini aradım bir şey sormak için, o da istifa ettiğini yönetimdeki bazı isimlerle kişisel problemi olduğunu söyledi.”

NOT 1 : Aziz Kocaoğlu, gripten dolayı 7 günlük rapor alarak Bornova’daki evine yerleşmiş, dinlenmek için. Kendisine geçmiş olsun diliyor, son üç yazımızın konusu olan Balık Hali’nde yaşananlar için idari bir adım atmadığını merak ediyoruz. Bir haftadır aldığım telefonlara gelen e-maillere, yazılan yorumlara bakılacak olur ise bu işi bir tek ben bilmiyormuşum. Herkesin haberi varmış da kimse kılını kıpırtdatmamış. Bakalım Kocaoğlu hareket edecek mi? Evinin bahçesinde oturan bürokratlarından mı yoksa ortalarda hiç görünmeyen Genel Sekreter Ersu Hızır’dan mı yardım isteyecek? Bu arada Sayın Hızır, CHP Genel Merkezi’nden gelen 2008-2921 kayıt numaralı yazının içeriğini gerçekten çok merak ettim.

NOT 2 : İnşaat Meslek Komitesi’nin düzenlediği basın toplantısında İZTO Meclis Üyesi Erol Eroğlu’nun sarf ettiği; “Başkan toplantıya başlayalım. Gazetecileri beklersek onların yemeleri bitmez. Onların önüne ne koyarsanız yerler” sözü gerçekten garip Ama adam haklı. Çünkü bugüne kadar yiyen gazeteciler ile arkadaşlık edip onları beslediği için her gazeteciyi öyle sanıyor. Neyse devreye Necip Nasır girmiş de, yapılan terbiyesizliği özür dileyerek halletmiş.

YENİGÜN 02 - 10 - 2009