Değişik bir gazetecilik döneminden geçtiğini anlatıyor, Sabah Gazetesi Genel yayın Yönetmeni Fatih Altaylı. Ve önceki gün Yılmaz Özdil’in yazısının nasıl TMSF’ci hukukçular tarafından engellendiğini belirtiyor. Ardından da editoryal bağımsızlıktan filan sözediyor… Yazı kısa olmasına karşı o kadar karışık ki, anlamak mümkün değil. Halk yerse diye yazılmış biraz da… Sabah’ın diğer köşe yazarı Hıncal Uluç da “Neler oluyor Sabah’ta” başlıklı yazısında TMSF konusuna atıf yapıyor ve gazetenin tarihini anlatıyor. Neden?
İşte orası belli değil.
Hıncal Uluç da ne yazacağını bilememiş, mesaj vermeye çalışmış…
Tabii biz gelelim aynı süreci yaşayan Yeni Asır’a…
Genel Yayın Yönetmeni Osman Gençer TMSF’nin gazeteye el koymasından bir gün sonra yazdığı yazıda gazetede hiçbir değişikliğin olmayacağının altını çizmiş, Yeni Asır’ın aynı çizgide yürüyeceği mesajını vermişti.
Ancak bugünün Yeni Asır Gazetesi’ne baktığımızda mesele hiç de Osman Gençer’in anlattığı gibi değil.
Politika yazarı Erkin Usman spor tarihi yazıyor, Selamettin Bayındır Türk dili üzerine… Nevzat Dönmez CHP eleştirirken, Şebnem Bursalı yoruma hiç girmeden anket sonuçları yayınlıyor.
Gazetenin manşet haberlerinde çoğunlukla üçüncü sayfa haberleri var.
Tayip Erdoğan ve AKP haberleri ise hiç eksik olmuyor sayfalardan
Nerede o “Yapın, yıkın, yeniden yapın” diyen tarz…
TMSF gelince işler 100 yıllık çınarda da değişmiş anlaşılan…
Aslında bir sopa yok önlerinde. Ancak daha önce de bu sütundan da vurguladığım gibi bir oto-kontrol mekanizması var, hem de en gelişmiş olanı…
TMSF endeksli oto-kontrol bu…
Seçime kadar böyle, sonrası ise belirsiz…
Açık sansür uygulayan bir çok yerel gazete var İzmir’de... Bazı sivil toplum örgütleri liderlerinin olumsuz haberlerini yazmak yasak. Neme lazım adam para veriyor çünkü…
Bazı şirketlerin olumsuz haberleri de yasak. Ya adamlar reklamları keserse…
Oto-kontrol sistemini çalıştıran köşe yazarları sayısı ise yüzü geçti...
Kimi mason olduğu için bazı konuları kaleme almaz, kimi rotaryen olduğu için.
Kimi şirket yönetimindedir kiminin eşi bir yerlerde çalışmaktadır.
Sonuçta hepsi zincirlerin içinde yaşam sürdürmeye çalışmaktadır, bir kafesten dünyayı seyrederek.
Ama onlara sorsanız tıpkı maymunlar gibi mutludurlar kafeslerinde, özgürlüğün tadını hiç bilmedikleri için…
İzmir medyası uzun süredir bu kadar atıl, bu kadar bağımlı olmamıştı.
Büyükşehre bağımlılık, Büyükşehir Belediye Başkanı'na bağımlılık, İTO’ya bağımlılık, EBSO’ya bağımlılık, Arkas’a bağımlılık, Ege Koop’a bağımlılık, AKP’ye bağımlılık…
Uzat uzatabildiğin kadar listeyi…
Uzattıkça İzmir basının ne kadar bağımlı ve güdümlü olduğu daha net ortaya çıkıyor…
NOT: Bu yazı iki gündür İTO Başkanı Ekrem Demirtaş için kendi gazetesinde sansür yapan eski genel yayın yönetmeni Gönül Soyoğul üzerine yönelik gelen sayısız maillere bir yanıttır.
http://www.suleymangencel.com/ 10 - 04 - 2007
10 Nisan 2007 Salı
9 Nisan 2007 Pazartesi
İsimleri açıkça yazın
Geçtiğimiz Cuma günü kaleme aldığım ve isim kullanmadığım yazı üzerine bir e-mail geldi. Mail’i aynen yayınlıyorum:
“Süleyman Bey, yazınızdaki olayları isim kullanarak yazsaydınız daha iyi olurdu… Ekrem Demirtaş bu kentte ciddi bir güçtür. Basını dahi sansürleyebilecek güce ulaşmıştır. Yenigün gazetesi eski genel yayın yönetmeni Gönül Soyoğul’un tarafıma uyguladığı sansür, kendisinin gazeteciler cemiyeti başkanlığına adaylığını koymuş olmasından ve potansiyel aday olduğundan dolayı çok daha üzücüdür. Vasfi Çakıroğlu'nun savcılık başvurusu karşısında İZVAK başkanı Levent Ürkmez ve diğer spor adamlarını da körükleyerek, kamu vicdanını yanıltarak, mağdur rolüne bürünen sayın Demirtaş'ı aslında tebrik etmek lazım...’
Mail, Yenigün Gazetesi yazarlarından Seçkin Öner’e ait. Öner, Ekrem Demirtaş ile ilgili yazısının Gönül Soyoğul tarafından yayına verilmemesini şiddetle eleştirmiş ve yukarıdaki e-mail’i göndermiş.
Bu sütundan daha önce de belirttiğim gibi, elinde kalem olunca ahkam kesmek kolay oluyor. Ancak kesilen ahkamın, öykünülen solculuğun dışında, gazete okuyucularının bilmediği pratikte yaşananlar var. Seçkin Öner’in kaleme aldığı mail de pratik hayatı bize anlatıyor sanırım…
Tabii Gönül Soyoğlu’nun oğlunun Ekrem Demirtaş’ın üniversitesi İzmir Ekonomi Üniversitesi’nde okuduğunu unutmamak gerekiyor bu arada… Ve tabii eşinin de İzmir Büyükşehir Belediyesi’nde görevli olduğunu…
Bu örneklerden yola çıkınca insanın gazeteciler ile iktidar ilişkilerini daha net biçimde görmesi gerekiyor. Tabii ki tüm gazeteciler bu kategoride değerlendirilmemeli. Birçok gazeteci emeği ve alın teri ile topluma yararları olabilmek, halkı doğru aydınlatmak için var güçleri ile çalışıyorlar.
Gün gelecek ve bu hastalıklı yapı tamamen ortadan kalkacak. Toplumun demokratikleşmesine, ekonominin doğru zemine oturtulmasına ve gazetelerin reklam verenler ile ilişkilerinde bağımsız hareket etmelerine olanak sağlayacak yeni yapının, yukarıda bir örneği olan gazeteci tipini değiştireceğinden eminim.
Tabii bu konuda gazete sahiplerinin de hassas olmaları şart.
***
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu Üçyol-Üçkuyular metro hattının Bozoğlu tarafından yapılmasını sağlayacak olan ihale sonuçlarına imzayı bastı. Daha önce bu sütundan dile getirdiğimiz gibi metro inşaatının ilk müteahhit firması olan Bayındır İnşaat İzmir Büyükşehir Belediyesi’nden şimdiye kadar yaptıkları için 7 trilyon lira para istiyor, aksi taktirde mahkemeye gideceğini ve metro inşaatının 2009 yerel seçimlerine kadar yetiştirilemeyeceğini iddia ediyordu.
Aziz Kocaoğlu Bozoğlu konusunda imzayı attığına göre ortada bir gerçek var.
1 – Kocaoğlu Bayındır İnşaat’ın istediği parayı bir yerlerden bulup verdi ve olay kapandı. Bu Bozoğlu’nun kendisi de olabilir…
2 - Kocaoğlu her tür riski alarak işi girişti.
Birinci olasılık daha yüksek gibi. Ancak Kocaoğlu’nun psikolojik durumunu da iyi tahlili edersek ikinci olasılığın da güçlü olduğunu belirtmek gerekiyor. Eğer ikinci olasılık devreye girmiş ise bu inşaatın değil bu yerel seçimlerde diğer yerel seçimlere bile yetiştirilmesi zor olacak.
http://www.suleymangencel.com/ 09 - 04 - 2007
“Süleyman Bey, yazınızdaki olayları isim kullanarak yazsaydınız daha iyi olurdu… Ekrem Demirtaş bu kentte ciddi bir güçtür. Basını dahi sansürleyebilecek güce ulaşmıştır. Yenigün gazetesi eski genel yayın yönetmeni Gönül Soyoğul’un tarafıma uyguladığı sansür, kendisinin gazeteciler cemiyeti başkanlığına adaylığını koymuş olmasından ve potansiyel aday olduğundan dolayı çok daha üzücüdür. Vasfi Çakıroğlu'nun savcılık başvurusu karşısında İZVAK başkanı Levent Ürkmez ve diğer spor adamlarını da körükleyerek, kamu vicdanını yanıltarak, mağdur rolüne bürünen sayın Demirtaş'ı aslında tebrik etmek lazım...’
Mail, Yenigün Gazetesi yazarlarından Seçkin Öner’e ait. Öner, Ekrem Demirtaş ile ilgili yazısının Gönül Soyoğul tarafından yayına verilmemesini şiddetle eleştirmiş ve yukarıdaki e-mail’i göndermiş.
Bu sütundan daha önce de belirttiğim gibi, elinde kalem olunca ahkam kesmek kolay oluyor. Ancak kesilen ahkamın, öykünülen solculuğun dışında, gazete okuyucularının bilmediği pratikte yaşananlar var. Seçkin Öner’in kaleme aldığı mail de pratik hayatı bize anlatıyor sanırım…
Tabii Gönül Soyoğlu’nun oğlunun Ekrem Demirtaş’ın üniversitesi İzmir Ekonomi Üniversitesi’nde okuduğunu unutmamak gerekiyor bu arada… Ve tabii eşinin de İzmir Büyükşehir Belediyesi’nde görevli olduğunu…
Bu örneklerden yola çıkınca insanın gazeteciler ile iktidar ilişkilerini daha net biçimde görmesi gerekiyor. Tabii ki tüm gazeteciler bu kategoride değerlendirilmemeli. Birçok gazeteci emeği ve alın teri ile topluma yararları olabilmek, halkı doğru aydınlatmak için var güçleri ile çalışıyorlar.
Gün gelecek ve bu hastalıklı yapı tamamen ortadan kalkacak. Toplumun demokratikleşmesine, ekonominin doğru zemine oturtulmasına ve gazetelerin reklam verenler ile ilişkilerinde bağımsız hareket etmelerine olanak sağlayacak yeni yapının, yukarıda bir örneği olan gazeteci tipini değiştireceğinden eminim.
Tabii bu konuda gazete sahiplerinin de hassas olmaları şart.
***
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu Üçyol-Üçkuyular metro hattının Bozoğlu tarafından yapılmasını sağlayacak olan ihale sonuçlarına imzayı bastı. Daha önce bu sütundan dile getirdiğimiz gibi metro inşaatının ilk müteahhit firması olan Bayındır İnşaat İzmir Büyükşehir Belediyesi’nden şimdiye kadar yaptıkları için 7 trilyon lira para istiyor, aksi taktirde mahkemeye gideceğini ve metro inşaatının 2009 yerel seçimlerine kadar yetiştirilemeyeceğini iddia ediyordu.
Aziz Kocaoğlu Bozoğlu konusunda imzayı attığına göre ortada bir gerçek var.
1 – Kocaoğlu Bayındır İnşaat’ın istediği parayı bir yerlerden bulup verdi ve olay kapandı. Bu Bozoğlu’nun kendisi de olabilir…
2 - Kocaoğlu her tür riski alarak işi girişti.
Birinci olasılık daha yüksek gibi. Ancak Kocaoğlu’nun psikolojik durumunu da iyi tahlili edersek ikinci olasılığın da güçlü olduğunu belirtmek gerekiyor. Eğer ikinci olasılık devreye girmiş ise bu inşaatın değil bu yerel seçimlerde diğer yerel seçimlere bile yetiştirilmesi zor olacak.
http://www.suleymangencel.com/ 09 - 04 - 2007
Etiketler:
Yerel Siyaset
6 Nisan 2007 Cuma
İzmir’e dair birkaç not
Dün kaleme aldığım Ekrem Demirtaş ile Ekonomi Muhabirleri Derneği arasında süren serin ilişki EMD’nin Ekrem Demirtaş’a gönderdiği mektup ile zirveye taşındı. Bakalım İTO Başkanı bu mektuba ne yanıt verecek? Yıllardır özellikle muhabir gazetecilerle olan ilişkilerinde doğru bir yön tutturamayan Demirtaş, iyi ilişkilerini hep gazete yöneticileriyle sürdürdü. Geçtiğimiz hafta bir yerel gazetede genel yayın yönetmeni olan bir bayan, (bugünlerde değil artık) Ekrem Demirtaş hakkında eleştirel yazı yazan bir köşe yazarının yazısını kullanmadı. Yine aynı genel yayın yönetmeni bayan, gazetesi için haber yapmaya çalışan muhabirine hakaret eden Demirtaş’ı savundu, ve muhabirine dönüp, “Boşver, unut gitsin” diyebildi. Elde kalem ahkam kesmek ile yöneticilik yapmak arasındaki ince çizgi çok önemli. Bazılarının çocukları İzmir Ekonomi Üniversitesi’nde okuyunca durum değişiyor galiba… Ekrem Demirtaş-İzmir medyası ilişkileri konulu bir uzun köşe yazma zamanı geldi galiba. Bakalım bu ilişki ağlarının altından hangi medya yöneticileri çıkacak…
***
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu CHP İzmir il yönetimini ziyareti sırasında , "Herkesin belediye başkanıyım ama seçim sathında partimin hizmetindeyim" yorumunda bulunmuş. Bu yorumu neden yapmış? Bir kentin CHP’li belediye başkanının seçim sırasında kendi partisi için çalışması normal değil mi? Aslında herkesin kafasında net bir soru işareti var:
“Aziz Kocaoğlu ve ekibi genel merkez ile ilişkileri dolayısıyla genel seçimlerde çalışmayacak, partinin düşük oy alması halinde, ortaya çıkacak yeni genel başkan adayına destek verecek.”
Kocaoğlu bu soru işaretini gidermek için çok çalışmak zorunda. Ancak ben bu performansı kendisinde göremiyorum açıkçası…
***
İzmir İl Genel seçimleri dün yapıldı ve AKP-CHP koalisyonunun adayı AKP’li İsmail Yılmaz Meclis Başkanı seçildi. Bu seçim ile birlikte eski meclis başkanı Hakkı Berksü siyaseten köşeye çekildi… Bundan sonra da köşeden izlemek zorunda gelişmeleri. CHP Grupbaşkanvekili Yücel Özen, seçim sonuçlarından memnun. Öyle ya, ruhu CHP’leşmiş bir AKP’linin meclis başkanı seçilmesi Özen’i rahatlatmıştır. Özen ve Yılmaz’ın siyaset dışındaki arkadaşlıklarının da çok ileri seviyede olduğu il genel meclisi çevrelerinde iyi biliniyor. Bu ikilinin yakında İl Genel Meclisi’nde ticaret yapacak ve Türkiye’yi yurtdışında temsil edecekler için Rusça ve Ukraynaca kursları açacakları söyleniyor. Bu ikilinin ilk icraatlarından biri olarak fena proje değil tabii ki…
http://www.suleymangencel.com/ 06 - 04 - 2003
***
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu CHP İzmir il yönetimini ziyareti sırasında , "Herkesin belediye başkanıyım ama seçim sathında partimin hizmetindeyim" yorumunda bulunmuş. Bu yorumu neden yapmış? Bir kentin CHP’li belediye başkanının seçim sırasında kendi partisi için çalışması normal değil mi? Aslında herkesin kafasında net bir soru işareti var:
“Aziz Kocaoğlu ve ekibi genel merkez ile ilişkileri dolayısıyla genel seçimlerde çalışmayacak, partinin düşük oy alması halinde, ortaya çıkacak yeni genel başkan adayına destek verecek.”
Kocaoğlu bu soru işaretini gidermek için çok çalışmak zorunda. Ancak ben bu performansı kendisinde göremiyorum açıkçası…
***
İzmir İl Genel seçimleri dün yapıldı ve AKP-CHP koalisyonunun adayı AKP’li İsmail Yılmaz Meclis Başkanı seçildi. Bu seçim ile birlikte eski meclis başkanı Hakkı Berksü siyaseten köşeye çekildi… Bundan sonra da köşeden izlemek zorunda gelişmeleri. CHP Grupbaşkanvekili Yücel Özen, seçim sonuçlarından memnun. Öyle ya, ruhu CHP’leşmiş bir AKP’linin meclis başkanı seçilmesi Özen’i rahatlatmıştır. Özen ve Yılmaz’ın siyaset dışındaki arkadaşlıklarının da çok ileri seviyede olduğu il genel meclisi çevrelerinde iyi biliniyor. Bu ikilinin yakında İl Genel Meclisi’nde ticaret yapacak ve Türkiye’yi yurtdışında temsil edecekler için Rusça ve Ukraynaca kursları açacakları söyleniyor. Bu ikilinin ilk icraatlarından biri olarak fena proje değil tabii ki…
http://www.suleymangencel.com/ 06 - 04 - 2003
Etiketler:
Yerel Siyaset
5 Nisan 2007 Perşembe
Demirtaş’ın zor günleri
Ekonomi muhabirleri ile İzmir Ticaret Odası Başkanı Ekrem Demirtaş arasında soğuk rüzgarlar esiyor bugünlerde.
Olayın gelişimi şöyle:
Yerel bir gazetenin ekonomi muhabiri İzmir Ticaret Odası Başkanı Demirtaş’ı telefon ile arayarak İZair hakkında bazı sorular sorar. Amaç İZair’de son günlerde yaşanan gelişmeleri hem İzmirli’ye duyurmak hem de şirketin bundan sonra izleyeceği rolü kamuoyu ile paylaşmaktır. İZair’in genel kuruluna gazetecilerin alınmamasından dolayı net bilgiye bir türlü ulaşılamamıştır. Demirtaş telefondaki ekonomi muhabiri bayana son derece sert çıkar ve telefonu yüzüne kapatır.
Ekonomi muhabiri, İzmir başta olmak üzere diğer kentlerdeki ekonomi muhabirleri ile ortak oluşturulan e-gruba, başından geçenleri yazar. Grubun diğer ekonomi muhabirleri bu gelişmeler karşısında Ekrem Demirtaş’a karşı tavır alınmasını isterler. Bu gazeteciler arasında Ekrem Demirtaş ile son günlere kadar iyi ilişkiler kuran gazeteciler de vardır.
E-grupta yaşanan tartışma sonucunda şu karara varılır:
Ekrem Demirtaş bayan ekonomi muhabirinden yaptığı kaba davranış nedeniyle özür dilemeli.
Ancak Demirtaş bu isteğe olumlu yanıt vermez.
Devreye Ekonomi Muhabirleri Derneği girer ve Ekrem Demirtaş’ın bu hareketinin kınandığını belirten bir yazının kaleme alınması kararlaştırılır.
Yazı kaleme alınıp derneğin yönetim kurulu üyeleri tarafından imzalandıktan sonra kamuoyuna açıklanacak.
Tabii ki hangi basın kuruluşunun bu mektubu yayınlayacağını merak ediyorum. Ya da hangi köşe yazarının bu mektubu yayınlayacak kadar cesareti olduğunu da…
Bir taraftan temiz basın denilecek, gazeteciliğin daha bağımsız olması için toplantılarda ahkam kesilecek, diğer taraftan bir gazeteciye yapılanlar hasır altı edilecek.
Neden mi?
Bir iki ilan için…
Maalesef İzmir medyasının geldiği nokta bu…
Bakalım kamuoyuna en azından bu siteden duyurulan bu habere kimlerden tepki gelecek, kimler “Yeter artık” diyerek harekete geçebilecek.
İzmir medyası, bazı İzmirli gazeteciler ile İzmir kurumları arasındaki bu karmaşık ilişkilerin çözülmesi gerekiyor, eğer temiz basın diyor isek.
***
İl Genel Meclisi’nde başkanlık seçimi bugün yapılıyor. Yerel seçimlere kadar İl Genel Meclisi başkanlığını götürecek ismin İsmail Yılmaz olma olasılığı yüksek.
Aslında bu seçimin sonucu değil bizim için önemli olan. Yaşanan süreçte bugüne kadar il genel meclisi başkanlığı görevini yapan Hakkı Berksü’nün siyaseten inişiydi göze takılan. Öyle çapraz roller üstlendi, siyaseti öyle noktalara çekti ki Hakkı Berksü, dönüp arkasına baktığında artık yapayalnızdı. Oynadığı çapraz rolleri buradan tartışmaya gerek yok, İzmir CHP’nin tamamı biliyor zaten.
Sonuçta ne oldu?
Meclis Başkanlığı’nı yeniden kazanayım ve genel seçimlere bu koltuk avantajı ile girip milletvekili olayım derken, il genel meclisi koltuğunu kaybetti, milletvekili adaylığını da… Daha iki yıl olduğu için Çeşme Belediye Başkanlığı adaylığı hala yürürlükte. Ancak Hakkı Berksü’nun bugün yaptıklarını 2 yıl sonra karar verici mekanizmalarda olanlar ne kadar unutur bilinmez.
http://www.suleymangencel.com/ 05 - 04 - 2007
Olayın gelişimi şöyle:
Yerel bir gazetenin ekonomi muhabiri İzmir Ticaret Odası Başkanı Demirtaş’ı telefon ile arayarak İZair hakkında bazı sorular sorar. Amaç İZair’de son günlerde yaşanan gelişmeleri hem İzmirli’ye duyurmak hem de şirketin bundan sonra izleyeceği rolü kamuoyu ile paylaşmaktır. İZair’in genel kuruluna gazetecilerin alınmamasından dolayı net bilgiye bir türlü ulaşılamamıştır. Demirtaş telefondaki ekonomi muhabiri bayana son derece sert çıkar ve telefonu yüzüne kapatır.
Ekonomi muhabiri, İzmir başta olmak üzere diğer kentlerdeki ekonomi muhabirleri ile ortak oluşturulan e-gruba, başından geçenleri yazar. Grubun diğer ekonomi muhabirleri bu gelişmeler karşısında Ekrem Demirtaş’a karşı tavır alınmasını isterler. Bu gazeteciler arasında Ekrem Demirtaş ile son günlere kadar iyi ilişkiler kuran gazeteciler de vardır.
E-grupta yaşanan tartışma sonucunda şu karara varılır:
Ekrem Demirtaş bayan ekonomi muhabirinden yaptığı kaba davranış nedeniyle özür dilemeli.
Ancak Demirtaş bu isteğe olumlu yanıt vermez.
Devreye Ekonomi Muhabirleri Derneği girer ve Ekrem Demirtaş’ın bu hareketinin kınandığını belirten bir yazının kaleme alınması kararlaştırılır.
Yazı kaleme alınıp derneğin yönetim kurulu üyeleri tarafından imzalandıktan sonra kamuoyuna açıklanacak.
Tabii ki hangi basın kuruluşunun bu mektubu yayınlayacağını merak ediyorum. Ya da hangi köşe yazarının bu mektubu yayınlayacak kadar cesareti olduğunu da…
Bir taraftan temiz basın denilecek, gazeteciliğin daha bağımsız olması için toplantılarda ahkam kesilecek, diğer taraftan bir gazeteciye yapılanlar hasır altı edilecek.
Neden mi?
Bir iki ilan için…
Maalesef İzmir medyasının geldiği nokta bu…
Bakalım kamuoyuna en azından bu siteden duyurulan bu habere kimlerden tepki gelecek, kimler “Yeter artık” diyerek harekete geçebilecek.
İzmir medyası, bazı İzmirli gazeteciler ile İzmir kurumları arasındaki bu karmaşık ilişkilerin çözülmesi gerekiyor, eğer temiz basın diyor isek.
***
İl Genel Meclisi’nde başkanlık seçimi bugün yapılıyor. Yerel seçimlere kadar İl Genel Meclisi başkanlığını götürecek ismin İsmail Yılmaz olma olasılığı yüksek.
Aslında bu seçimin sonucu değil bizim için önemli olan. Yaşanan süreçte bugüne kadar il genel meclisi başkanlığı görevini yapan Hakkı Berksü’nün siyaseten inişiydi göze takılan. Öyle çapraz roller üstlendi, siyaseti öyle noktalara çekti ki Hakkı Berksü, dönüp arkasına baktığında artık yapayalnızdı. Oynadığı çapraz rolleri buradan tartışmaya gerek yok, İzmir CHP’nin tamamı biliyor zaten.
Sonuçta ne oldu?
Meclis Başkanlığı’nı yeniden kazanayım ve genel seçimlere bu koltuk avantajı ile girip milletvekili olayım derken, il genel meclisi koltuğunu kaybetti, milletvekili adaylığını da… Daha iki yıl olduğu için Çeşme Belediye Başkanlığı adaylığı hala yürürlükte. Ancak Hakkı Berksü’nun bugün yaptıklarını 2 yıl sonra karar verici mekanizmalarda olanlar ne kadar unutur bilinmez.
http://www.suleymangencel.com/ 05 - 04 - 2007
Etiketler:
Yerel Siyaset
4 Nisan 2007 Çarşamba
İZair’in 1 Nisan şakası
İzmir basınının yere göğe sığdıramadığı, kentin önemli yatırımlarından biri olarak gördüğü İZair’in şimdilik bir bölümünün Pegasus’a satıldığını artık herkes biliyor. Ancak üzerine bu kadar konuşulan İZair'in nasıl bir firma olduğuna Pazar günü yaşanan bir olayı gündeme taşıyarak tartışalım.
Pazar günü yani 1 Nisan günü, bir grup İzmirli İZair Havayolu ile Mardin’e uçmak için havaalanına geldiler. Aylardır televizyon ekranlarını gazete sütunlarını kaplayan, İzmir’de devrim yaratan bir şirket ile uçacak olmanın dayanılmaz hafifliliği içindeydiler.
Ancak uçuş saati yaklaştığında İZair yetkililerinin, “Bugünkü uçuşumuz iptal edilmiştir” sözü ile donup kaldılar. İZair yetkilileri Mardin Havaalanı’ndaki hava koşulları nedeniyle seferin iptal edildiğini söylediler.
Tabii bu neden hemen kontrol edilmeliydi. Yolculardan bir kaçı Mardin Havaalanı’nı arayarak bölgenin uçuşa uygun olup olmadığını sordu. Gelen yanıt ilginçti: “Uçakların iniş ve kalkışlarında bir sorun yok…”
Alınan yanıtla yolcular arasında homurdanmalar artmaya başladı. İZair yetkilileri ise ellerinde Mardin biletleri olduğu halde Mardin’e uçamayan yolculara, “Siz bizim muhatabımız değilsiniz” diyerek halkla ilişkiler konusunda ayrı bir ders verdiler.
Bir başka havayolu şirketinin aynı saatlere rastlayan Diyarbakır uçağında ise 12 kişilik boş ver vardı. Mardin yolcularının bir kısmı bu uçağa sevkedildi. Seçim yazı tura ile mi yapıldı bilinmez. Ancak geri kalanlar iki gün sonra yeniden Mardin’e uçmak için havaalanından evlerine geri döndüler…
Ve bu olayı İZair’in 1 Nisan şakası olarak hafızalarına kazıdılar.
İşte size İzmir’i 21. yüzyıla taşıyan, hatta çağ atlattıran bir şirketin hazin durumu…
Bu olay İzmir basınına yansıdı mı?
Mutlaka bu yolculardan bir kaçı gazetecilere ulaşıp konu hakkında bilgi vermek istemiştir.
Ancak muhtemelen şu yanıtı almışlardır:
”Kusura bakmayın ama biz İTO Başkanı’nın şirketi hakkında olumsuz bir şey yazamayız…”
***
CHP İzmir İl Başkanı Selçuk Ayhan Ege TV’de yayınlanan bir haberde ilginç bir tespit yaptı…
“Ben milletvekili adayı olunca seçim için bir komisyon kurarız, bu komisyonun başkanlığına da ben geçerim. Böylece hem aday olurum hem de il başkanlığımı devam ettiririm.”
Böyle bir öneriyi önce şaka niyetine dinledim. Ancak yapılan açıklama şakanın ötesinde çok ciddiydi.
O zaman Selçuk Ayhan’ın şu sorulara yanıt vermesi gerekiyor diye düşündüm
1 – Bu yıl yapılacak genel seçimlerde İzmir ikinci bölge birinci sıra adaylığı konusunda kimden söz aldınız?
2 – Sizin ayrılmanız ile birlikte il yönetiminin çıkarabileceği bir il başkanı yok mu? Daha doğrusu siz kendi il yönetiminize hiç mi güvenmiyorsunuz?
3 – Seçimlerde il yönetimini by-pass etmeyi planladığınız komisyon önerisini genel merkede kiminle tartıştınız?
4 – Komisyonun başında olmanıza genel merkezde kimler sıcak bakıyor?
5 – Son günlerde köyleri dolaşırken başınız açık mı gezdiniz. Bu süreçte hiç güneş çarpılmasıyla karşı karşıya kaldınız mı?
http://www.suleymangencel.com/ 04 - 04 - 2007
Pazar günü yani 1 Nisan günü, bir grup İzmirli İZair Havayolu ile Mardin’e uçmak için havaalanına geldiler. Aylardır televizyon ekranlarını gazete sütunlarını kaplayan, İzmir’de devrim yaratan bir şirket ile uçacak olmanın dayanılmaz hafifliliği içindeydiler.
Ancak uçuş saati yaklaştığında İZair yetkililerinin, “Bugünkü uçuşumuz iptal edilmiştir” sözü ile donup kaldılar. İZair yetkilileri Mardin Havaalanı’ndaki hava koşulları nedeniyle seferin iptal edildiğini söylediler.
Tabii bu neden hemen kontrol edilmeliydi. Yolculardan bir kaçı Mardin Havaalanı’nı arayarak bölgenin uçuşa uygun olup olmadığını sordu. Gelen yanıt ilginçti: “Uçakların iniş ve kalkışlarında bir sorun yok…”
Alınan yanıtla yolcular arasında homurdanmalar artmaya başladı. İZair yetkilileri ise ellerinde Mardin biletleri olduğu halde Mardin’e uçamayan yolculara, “Siz bizim muhatabımız değilsiniz” diyerek halkla ilişkiler konusunda ayrı bir ders verdiler.
Bir başka havayolu şirketinin aynı saatlere rastlayan Diyarbakır uçağında ise 12 kişilik boş ver vardı. Mardin yolcularının bir kısmı bu uçağa sevkedildi. Seçim yazı tura ile mi yapıldı bilinmez. Ancak geri kalanlar iki gün sonra yeniden Mardin’e uçmak için havaalanından evlerine geri döndüler…
Ve bu olayı İZair’in 1 Nisan şakası olarak hafızalarına kazıdılar.
İşte size İzmir’i 21. yüzyıla taşıyan, hatta çağ atlattıran bir şirketin hazin durumu…
Bu olay İzmir basınına yansıdı mı?
Mutlaka bu yolculardan bir kaçı gazetecilere ulaşıp konu hakkında bilgi vermek istemiştir.
Ancak muhtemelen şu yanıtı almışlardır:
”Kusura bakmayın ama biz İTO Başkanı’nın şirketi hakkında olumsuz bir şey yazamayız…”
***
CHP İzmir İl Başkanı Selçuk Ayhan Ege TV’de yayınlanan bir haberde ilginç bir tespit yaptı…
“Ben milletvekili adayı olunca seçim için bir komisyon kurarız, bu komisyonun başkanlığına da ben geçerim. Böylece hem aday olurum hem de il başkanlığımı devam ettiririm.”
Böyle bir öneriyi önce şaka niyetine dinledim. Ancak yapılan açıklama şakanın ötesinde çok ciddiydi.
O zaman Selçuk Ayhan’ın şu sorulara yanıt vermesi gerekiyor diye düşündüm
1 – Bu yıl yapılacak genel seçimlerde İzmir ikinci bölge birinci sıra adaylığı konusunda kimden söz aldınız?
2 – Sizin ayrılmanız ile birlikte il yönetiminin çıkarabileceği bir il başkanı yok mu? Daha doğrusu siz kendi il yönetiminize hiç mi güvenmiyorsunuz?
3 – Seçimlerde il yönetimini by-pass etmeyi planladığınız komisyon önerisini genel merkede kiminle tartıştınız?
4 – Komisyonun başında olmanıza genel merkezde kimler sıcak bakıyor?
5 – Son günlerde köyleri dolaşırken başınız açık mı gezdiniz. Bu süreçte hiç güneş çarpılmasıyla karşı karşıya kaldınız mı?
http://www.suleymangencel.com/ 04 - 04 - 2007
Etiketler:
Yerel Siyaset
3 Nisan 2007 Salı
TMSF’nin getirdikleri
Sadece merak ettim… İzmir medyasının, siyasetinin hatta iş dünyasının durumunu değiştirecek, taşları yerinden oynatacak bir gelişmeye İzmirli köşe yazarları nasıl bakacak diye… İki kişi kaleme almış bu konuyu…
Birincisi yani Hasan Tahsin kısa bir not özetlemiş genel durumu ve Sabah grubunda olan gelişmelerden gazeteci meslektaşlarının nasıl etkilenebileceğini dikkate almış. Ve “Allah yardımcıları olsun” temennisinde bulunmuş.
İkinci yazı ise Osman Gençer’den…
Gençer “TMSF’li günler” başlıklı yazısında İzmir kamuoyuna ve Yeni Asır okuyucularına mesaj vermeye çalışmış. Bu mesaj son derece net:
“Bundan sonra değişen bir şey olmayacak.”
Böyle bir mesajın verilmesi tabii ki gerekli. Hem okuyucu hem de reklam verenlerin kafasında oluşan bazı soru işaretlerinin ortadan kaldırılması gerekiyor.
Ama…
Bundan önce TMSF’li günleri yaşayan diğer gazetelere baktığımızda çok şeyin değiştiğini görüyoruz.
Öncelikle oto-kontrol mekanizması farklı işlemeye başlıyor. Daha doğrusu kırmızı çizgiler daha belirginleşiyor. Bu gazetelerde çalışan gazeteciler ve yazı yazan köşe yazarlarının kafalarında hep şu soru var.
Bunu yazdığımda TMSF konuya nasıl bakacak?
Oto-kontrol mekanizmasındaki değişim zaman içerisinde olacak. Önümüzde hem cumhurbaşkanlığı hem de genel seçimler var. Sabah Grubu’nun tüm kayıtlarının hazırlanması ve ihaleye çıkarılması bir süreç. Bu süreç en az 3 ay. Eğer seçim Kasım’da yapılacaksa hükümet bu süreci biraz daha uzatarak Sabah Grubu’nun tüm imkanlarından yararlanabilir.
Eğer seçim Temmuz’a alınırsa üç aylık süreç zaten yeterli iktidar için.
Biz bu durumu Star gazetesi ve televizyonunda yaşadık, İzmir TV’de de…
Benim asıl merak ettiğim gerek Türkiye’de gerekse İzmir’de dengeleri değiştirecek bu gelişmelere İzmirli köşe yazarlarının aldığı tavır.
Sanki böyle bir gelişme olmamış gibi davranıyor köşe yazarları…
Kendi gündemleri üzerine yazıp çizmeye devam ediyor, bu konuyu tartışmak bile istemiyorlar.
Korkuyorlar mı?
Kesinlikle…
İşte bir başka oto-kontrol… Korkunun üzerine inşa edilmiş olan…
Başka da bir şey beklenemez onlardan… Bugüne kadar İzmir için hangi konuda cesaretli yazılar yazabildiler ki, böyle bir konuyu gündeme alabilsinler…
http://www.suleymangencel.com/ 03 - 04 - 2007
Birincisi yani Hasan Tahsin kısa bir not özetlemiş genel durumu ve Sabah grubunda olan gelişmelerden gazeteci meslektaşlarının nasıl etkilenebileceğini dikkate almış. Ve “Allah yardımcıları olsun” temennisinde bulunmuş.
İkinci yazı ise Osman Gençer’den…
Gençer “TMSF’li günler” başlıklı yazısında İzmir kamuoyuna ve Yeni Asır okuyucularına mesaj vermeye çalışmış. Bu mesaj son derece net:
“Bundan sonra değişen bir şey olmayacak.”
Böyle bir mesajın verilmesi tabii ki gerekli. Hem okuyucu hem de reklam verenlerin kafasında oluşan bazı soru işaretlerinin ortadan kaldırılması gerekiyor.
Ama…
Bundan önce TMSF’li günleri yaşayan diğer gazetelere baktığımızda çok şeyin değiştiğini görüyoruz.
Öncelikle oto-kontrol mekanizması farklı işlemeye başlıyor. Daha doğrusu kırmızı çizgiler daha belirginleşiyor. Bu gazetelerde çalışan gazeteciler ve yazı yazan köşe yazarlarının kafalarında hep şu soru var.
Bunu yazdığımda TMSF konuya nasıl bakacak?
Oto-kontrol mekanizmasındaki değişim zaman içerisinde olacak. Önümüzde hem cumhurbaşkanlığı hem de genel seçimler var. Sabah Grubu’nun tüm kayıtlarının hazırlanması ve ihaleye çıkarılması bir süreç. Bu süreç en az 3 ay. Eğer seçim Kasım’da yapılacaksa hükümet bu süreci biraz daha uzatarak Sabah Grubu’nun tüm imkanlarından yararlanabilir.
Eğer seçim Temmuz’a alınırsa üç aylık süreç zaten yeterli iktidar için.
Biz bu durumu Star gazetesi ve televizyonunda yaşadık, İzmir TV’de de…
Benim asıl merak ettiğim gerek Türkiye’de gerekse İzmir’de dengeleri değiştirecek bu gelişmelere İzmirli köşe yazarlarının aldığı tavır.
Sanki böyle bir gelişme olmamış gibi davranıyor köşe yazarları…
Kendi gündemleri üzerine yazıp çizmeye devam ediyor, bu konuyu tartışmak bile istemiyorlar.
Korkuyorlar mı?
Kesinlikle…
İşte bir başka oto-kontrol… Korkunun üzerine inşa edilmiş olan…
Başka da bir şey beklenemez onlardan… Bugüne kadar İzmir için hangi konuda cesaretli yazılar yazabildiler ki, böyle bir konuyu gündeme alabilsinler…
http://www.suleymangencel.com/ 03 - 04 - 2007
2 Nisan 2007 Pazartesi
Hareketli hafta sonu
Arada sırada doğruyu tutturuyoruz bu sitede!!! Nitekim İZair’in satışını da doğru tutturmuşuz. Şimdilik şirketin yüzde 20 satıldığı söylendi. Ve bu durumda Pegasus şirketin Demirtaş’ın deyimi ile stratejik ortağı konumuna geldi. Ancak genel kurulda dikkatten kaçak başka nokta var. Sermaye artırımı. Demirtaş şöyle diyor Yeni Asır’a yaptığı açıklamada.
“Sermayemiz 22.5 milyon YTL'den 41 milyon YTL'ye çıkarılırken bunun 8.2 milyon YTL'si Pegasus tarafından ödenecek.”
Ya geri kalan 10.5 milyon YTL?
Normal olarak bunu İZair şirketinin ortakları karşılamak durumunda. Ancak ortaklık yapısına baktığınızda ve zarar eden şirketi gördüğünüzde 10 milyon YTL’yi ödeyecek isimlerin az olacağı ihtimali yüksek.
O zaman kim ödeyecek bunu?
Tabii ki Pegasus…
Yani aslında kamuoyunda 10 gündür tartışılan İstanbul firması Pegasus İzmirliliği ile övünen (onun dışında başka bir hükmü de bulunmayan) İZair’i satın aldı tespitine inanmak gerekiyor. Başarılı İzmir basınının bu durumu sorgulamaya bile görmemesine ya da görmek istememesine rağmen…
Aslında Demirtaş-medya ilişkilerini de açık ve net ortaya koyan bir yazı kaleme alma zamanı geliyor, tıpkı Ahmet Piriştina’da olduğu gibi… Baksanıza İZair’in Pegasus tarafından satın alındığı haberini olduğu gibi Zaman gazetesinden alan ve hiç değiştirmeyen bazı yerel gazetelerin bugünlerde köşelerinden özür üzerine özür dilemelerinin altında neler olduğuna bakmak lazım. Ya da İzmir Ekonomi Üniversitesi’nde kaç gazetecinin çocuğunun okuduğunu ve buna karşı üniversiteye ne kadar para ödediklerini…
İZTO Yönetim Kurulu üyelerinden bazılarının Ekrem Demirtaş'ı kurumun bütçesinden bazı kaynakları yasal olmayan yollarla dağıttığı gerekçesiyle yargıya suç duyurusunda bulunduğu gerçeğinin de altını çizmek isterim...
***
TMSF Sabah Grubu’na el koydu. İşte bugünden itibaren basın, siyaset ve iş dünyası bu haberle yatacak, bu haberle kalkacak. Çünkü TMSF’nin Türkiye’nin ikinci büyük grubuna el koyması tüm dengeleri değiştirecektir. TMSF’nin el koyma nedeni üzerine daha çok tartışılacak. Bunun için öncelikle durumun netleşmesini beklemek gerekiyor.
Benim asıl merak ettiğim İzmir’deki gelişmeler.
Öyle ya da böyle Yeni Asır gazetesi, geçmişi ve Ciner Grubu üyeliği ile İzmir’in lider yayın organıydı. Üstelik reklam ve ilan ilişkileri içerisinde hem iş dünyası hem de siyaset dünyasında önemli rol oynuyordu. Bugünden itibaren Yeni Asır’ın yeni pozisyonu İzmir’in dengelerinin yeniden değişmesine neden olacaktır. Yeni Asır ile iyi ilişkilerine dayanarak siyaset yapmaya çalışan, gündemde kalmayı başaran hatta iş olanaklarını arttıran bir kısım İzmirli’nin bundan sonra nasıl davranacaklarını hep birlikte izleyeceğiz.
http://www.suleymangencel.com/ 02 - 04 - 2003
“Sermayemiz 22.5 milyon YTL'den 41 milyon YTL'ye çıkarılırken bunun 8.2 milyon YTL'si Pegasus tarafından ödenecek.”
Ya geri kalan 10.5 milyon YTL?
Normal olarak bunu İZair şirketinin ortakları karşılamak durumunda. Ancak ortaklık yapısına baktığınızda ve zarar eden şirketi gördüğünüzde 10 milyon YTL’yi ödeyecek isimlerin az olacağı ihtimali yüksek.
O zaman kim ödeyecek bunu?
Tabii ki Pegasus…
Yani aslında kamuoyunda 10 gündür tartışılan İstanbul firması Pegasus İzmirliliği ile övünen (onun dışında başka bir hükmü de bulunmayan) İZair’i satın aldı tespitine inanmak gerekiyor. Başarılı İzmir basınının bu durumu sorgulamaya bile görmemesine ya da görmek istememesine rağmen…
Aslında Demirtaş-medya ilişkilerini de açık ve net ortaya koyan bir yazı kaleme alma zamanı geliyor, tıpkı Ahmet Piriştina’da olduğu gibi… Baksanıza İZair’in Pegasus tarafından satın alındığı haberini olduğu gibi Zaman gazetesinden alan ve hiç değiştirmeyen bazı yerel gazetelerin bugünlerde köşelerinden özür üzerine özür dilemelerinin altında neler olduğuna bakmak lazım. Ya da İzmir Ekonomi Üniversitesi’nde kaç gazetecinin çocuğunun okuduğunu ve buna karşı üniversiteye ne kadar para ödediklerini…
İZTO Yönetim Kurulu üyelerinden bazılarının Ekrem Demirtaş'ı kurumun bütçesinden bazı kaynakları yasal olmayan yollarla dağıttığı gerekçesiyle yargıya suç duyurusunda bulunduğu gerçeğinin de altını çizmek isterim...
***
TMSF Sabah Grubu’na el koydu. İşte bugünden itibaren basın, siyaset ve iş dünyası bu haberle yatacak, bu haberle kalkacak. Çünkü TMSF’nin Türkiye’nin ikinci büyük grubuna el koyması tüm dengeleri değiştirecektir. TMSF’nin el koyma nedeni üzerine daha çok tartışılacak. Bunun için öncelikle durumun netleşmesini beklemek gerekiyor.
Benim asıl merak ettiğim İzmir’deki gelişmeler.
Öyle ya da böyle Yeni Asır gazetesi, geçmişi ve Ciner Grubu üyeliği ile İzmir’in lider yayın organıydı. Üstelik reklam ve ilan ilişkileri içerisinde hem iş dünyası hem de siyaset dünyasında önemli rol oynuyordu. Bugünden itibaren Yeni Asır’ın yeni pozisyonu İzmir’in dengelerinin yeniden değişmesine neden olacaktır. Yeni Asır ile iyi ilişkilerine dayanarak siyaset yapmaya çalışan, gündemde kalmayı başaran hatta iş olanaklarını arttıran bir kısım İzmirli’nin bundan sonra nasıl davranacaklarını hep birlikte izleyeceğiz.
http://www.suleymangencel.com/ 02 - 04 - 2003
Etiketler:
Yerel Siyaset
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
