Avrolig'in son haftalarına girerken, ikinci tura çıkacak takımların çoğu belli oldu. Geriye sadece üç takım kaldı belirlenecek olan. Onların da ikisi, bu hafta yapılacak maçlarla netleşecek gibi...
C Grubu'nda Ülker, geçen hafta oynadığı Partizan maçını farklı kazanarak ilk 16 için önemli avantaj elde etti. Ülker'in 5'incilik için yarıştığı iki takım olan Pau Orthez ile Montepaschi Siena arasındaki maçı Pau kazandı ve Siena'yı zor duruma soktu. Ülker ile aynı puana sahip Pau Orthez'in son iki maçı sırasıyla grup ikincisi Panathinaikos ile Atina'da ve grup birincisi Unicaja Malaga ile kendi sahasında. Pau'nun, bu iki maçtan birinden bile puan kaybetmesi halinde, 5'inci olması mucize!
Ülker bu konuda çok daha rahat. Bu hafta deplasmanda CSKA ile karşılaşacak olan Ülker, son maçında evinde, 5'incilik şansını iyice zora sokan Siena ile karşılaşacak.
Siena ise bu hafta kendi evinde Real Madrit'i ağırlayacak.
CSKA maçı çok önemli!
Form grafiği giderek yükseldiği iddia edilen, takım oyununu kavramaya başladığı belirtilen Ülker'in güçlü bir ekip olan Moskova ile yapacağı maçta sergileyeceği performans önemli… Ülker şu ana kadar kendi altındaki takımları deplasmanda da, evinde de yenmeyi başardı. Ancak grubun ilk dört sırasındaki takımlara karşı hâlâ galibiyeti yok.
Eğer Ülker bu hafta CSKA deplasmanında kazanırsa, iki noktada önemli ışık yakmış olacak:
1- İlk 16'ya katılma şansını yüzde 99'a yükseltmiş olacak. Kendisini takip edenlerin kaybetmesi halinde bu oran yüzde 100 olacak.
2- İkinci grupta kötü bir sıralamada yarışa başlamasına karşılık, güçlü takımları deplasmanda bile yenebilecek ölçüde güçlü bir takım olduğunu ortaya koymuş olacak. Böylece başarı çıtasını daha yükseğe çekebilecek.
Ancak iki hafta önce İstanbul'da Real Madrit'e yenildiğini dikkate alırsak, Ülker'in güçlü ekipler karşısında deplasmanda ne yapabileceğini şimdiden kestirmek zor. Yine de son iki haftada oynanan oyuna bakıldığında ve TBL'deki performansı dikkate alındığında, Ülker'de önemli bir çıkış yaşandığını görmek gerekiyor.
Efes sürprizi
Efes Pilsen'in deplasmanda grubun flaş ismi Lietuvos Rytas'ı mağlup edebileceğini açıkçası hiç beklemiyordum. Rytas'ın ardı ardına aldığı üç mağlubiyeti iyi okumak gerekiyor. Bu hafta yine kendi evinde Maccabi'yle, gelecek hafta ise Polonya'da Prokom Trefl ile karşılaşacak olan Rytas'ın yeniden yükselişe geçmesi halinde Efes bu grubu 3'üncü sırada bitirir.
Efes bu hafta diğerlerine göre çok daha kolay bir maça çıkıyor. Polonya temsilcisi Prokom Trefl'i İstanbul'da zorlanmadan yenebilecek güçte Efes. Ancak yapacağı son maç olan Cibona karşılaşması çok önemli. Sadece Efes açısından değil, Cibona açısından daha önemli bu maç. Cibona bu hafta Atina'da kendisiyle aynı puanda olan Olimpiakos ile oynayacak. Deplasmanda başarılı olamayan Cibona'nın bu maçı kazanması zor. Ancak En İyi 6'ncı Takım mücadelesinde 6 galibiyete ihtiyacı olduğu düşünüldüğünde, Cibona'nın bu son maçını, evinde oynayacağı Efes'e karşı kazanması gerekiyor. Bu bilinçle sahaya çıkacak Hırvat ekibi…
A Grubu'nda bundan sonra sıralamada bir değişiklik beklenmiyor. Sadece Olimpija'nın 6 galibiyete ulaşması ve En İyi 6'ıncı Takım olmak için Cibona ile gireceği mücadele önem kazanıyor bu grupta. Olimpija'nın dışarıda Climamio Bologna ve kendi evinde Benetton gibi grubun iki güçlü ekibiyle karşılaşacağını unutmamak gerekiyor bu arada.
Yükselen takımlar
İki hafta sonra ikinci tura çıkacak olan takımlar arasında form grafiği yükselenleri dikkatle izlememiz gerekecek. 22 Şubat'ta başlayacak ikinci turda kim daha favori görülüyor?
Ülker ve Efes Pilsen'in son maçlarda gösterdikleri performanslar, ikinci tur için de umut veriyor…
Son 9 maçını kazanan, geçen hafta da Panathinaikos'u Atina'da yenmeyi başaran Unicaja Malaga formunun zirvesinde.
İki yenilgisini de sadece Malaga'dan alan Panathinaikos da yine favori ekiplerden biri..
CSKA Moskova ve Real Madrit ise mağlubiyet alabilecek iki takım.
Maccabi'nin grupta şimdiye kadar dört yenilgi alması sürpriz. Rytas ise son üç maçını kaybederek ciddi form düşüklüğü yaşadığını gösteriyor.
B Grubu'nda form grafiği yükselen tek takım, son dört maçını kazanan Barselona…
A grubu'nun lideri Tau da etkili oyunuyla ikinci grubun favorilerinden. Grubun diğer üç takımı Climamio Bologna, Benetton ve Zalgiris Kaunas, mücadele edildiği taktirde yenilmeyecek takımlar değil. 5'inci olarak ikinci tura çıkan Bamberg ise şu aşamada ümit vermiyor.
http://www.batug.com/ 30 - 01 - 2006
20 Ocak 2006 Cuma
14 Ocak 2006 Cumartesi
Müslüman Mahallesi
Noel işe yaramadı ancak Kurban Bayramı bizi biraz olsun toparladı. Efes Pilsen ve Ülker'in ölüm kalım maçlarından galibiyetle ayrılmaları, en azından ikinci tur için ümit verdi.
C Grubu'nda Ülker'in rakibi, kendisi gibi Top 16'ya kalmaya çalışan Fransız takımı Pau Orthez'di. Deplasmanda oynanan maç, belki de ilk kez bu kadar kolay geçti. Ülker saha içi organizasyonu ve kendini bir takım gibi hissetmeye başlamasıyla maçı kazanmayı bildi. Kendini takım olarak tanımlamak bu aşamada çok önemli. Zaten son maçta 19 asist ile oynamaları da bunu en büyük göstergesi…
Ülker'in son dört maça girerken avantalarjı gerçekten fazla. Şöyle ki;
1- Üç maçı içeride, sadece tek maçı dışarıda oynayacak.
2- İçeride oynanacak maçlar, 4'üncü Real Madrid, 5'inci Siena ve son sıradaki Partizan ile… Deplasmanda ise sadece 3'üncü CSKA Moskova ile oynayacak. Ülker'in, grupta şimdiden ikinci tura geçmeyi garantileyen iki favori takım Unicaja ve Panathinaikos ile maçı yok…
3- Ülker'in kendi gibi 5'incilik için mücadele eden rakibi Pau Orthez, CSKA ve Panathinaikos ile deplasmanda, Siena ve Unicaja ile de sahasında mücadele edecek. Üstelik Pau, iki maçta da Ülker'e mağlup oldu.
4- Yine 5'incilik için hareket eden Siena, Unicaja ve Real Madrid ile evinde, Pau Orthez ve Ülker ile de deplasmanda oynayacak. Siena'nın, bu hafta kendi evinde oynayacağı Unicaja ve sonraki hafta deplasmanda oynayacağı Pau maçlarında puan kaybetmesi halinde çok zorlanacağı açık. Üstelik son hafta İstanbul'a gelecek.
5- Grubun son sıradaki takımı Partizan'ın işi mucizeye kaldı.
6- Takımın en büyük sorunu olan pivot mevkiindeki rotasyon sığlığı, Robert Gulyas'ın gelmesiyle çözülmüş görünüyor. Pau maçında az süre aldı. Ancak Fransız takımının genelde kısa beş ile mücadele etmesi ve ilk beşte sahaya çıkan Oğuz Savaş'ın tecrübe kazanmasıyla, bundan sonraki maçlarda boyalı alanda daha mücadeleci bir Ülker görebiliriz. Marcus Haislip kalın pivotlar arasında sıkışıp kalıyordu.
6- En önemlisi, yazının başında da belirttiğim gibi, Ülker'in kendini bir takım gibi hissetmeye başlaması. "Bu takımı sadece ben kurtarırım" mantığı kırılmış görülüyor. Mirsat ile Stefanov Vrbica'nın takım oyununa adapte olmaları ile bu durumun daha ileri gideceği açık. İlk maçlarında bir veya iki asist ile oynayan Vrbica'nın, Pau maçında 9 asist yapması durumu özetliyor.
7- Ülker yönetiminin takımı sadece bir reklam aracı görmek anlayışından kurtulup kurtulmadığını şu aşamada bilmek mümkün değil. Ancak sezon ortasında takımda çözümüne gerek duyulan pivot sorununu halletmek için harekete geçmeleri, en azından Final Four için bir beklentileri olduğunu gösteriyor. Bu beklentiyi basketbol mantığı içerisinde takıma yansıtmaları, ikinci tur için önemli açılım sağlayacak.
Her şeyden önemlisi, bu hafta İstanbul'da oynanacak Real Madrid maçından çıkarılacak bir galibiyetin Ülker'in işini gerçekten kolaylaştıracağı açık. Madrid'ten alınacak ekstra galibiyet, belki de mücadeleyi son haftaya bırakmayacak. Takım olarak oynayacaklarsa neden olmasın? Madrid'in iki hafta önce evinde Pau Orthez'e kaybettiğini unutmamak gerekiyor…
Son bir hamle
Efes Pilsen için gerçekten bir ölüm-kalım maçıydı. Sezon başında gösterdiği performans sonrasında kimse böyle bir durumu beklemiyordu. Ancak İstanbul'da alınan iki mağlubiyet, bir anda soru işaretlerini arttırdı Efes'te.
Olimpiakos maçı da hiç kolay geçmedi. Son çeyreğin başında 64-57 gibi bir skorla geri düşüldüğü an, yine "eyvah!" dedirttiler. Ancak klasik defansı ile üstesinden gelmeyi başardı Efes…
En büyük avantajı Efes'in, Prokom Trefl ile içeride oynayacak olması. Olimpiakos galibiyeti sonrası bu maçı kazandığı takdirde ilk 5'e girme sorunu yok takımın. Ancak Rytas, Maccabi ve Cibona ile deplasmanda oynayacağını dikkate alırsak, Yunan takımının bize büyük avantaj sağladığını not etmek gerekiyor.
"Ne oluyor Efes'e?" sorusunun yanıtı aslında çok basit:
Eğer bir takım sadece güce dayalı şiddetli defans yapıyorsa, aynı oyuncular ortalama 30 dakika süre alıyorsa ve yine aynı oyuncular takımın sayı yükünü omuzluyorsa, "Bu oyuncular robot değil" demek gerekiyor.
Efes'in sorunu özellikle ikinci tur. Bu kadar dar bir kadro ile daha nereye kadar?
Bu grupta ilk 3 sonrası hayli karışık. Barselona haftanın sürprizini yaptı, Rytas'ı deplasmanda yenerek ilk 5 için büyük adım attı. Barselona'nın grubun dibindeki Prokom ve Milano ile kendi sahasında oynayacak olması en büyük avantajı…
Cibona eğer bu hafta Milano'yu deplasmanda yenerse ilk 5 için önemli adım atar. Zira bir hafta sonra Barselona ile kendi evinde oynayacak. Ardından Olimpiakos deplasmanına çıkacak ve son maçını yine evinde Efes ile oynayacak. Fikstür lehine Cibona'nın…
Olimpiakos ise bu hafta ligin yaralı takımı Rytas ile kendi evinde oynayacak. Aslında Olimpakos için dönüm noktası maç, bir hafta sonra oynayacağı Prokom Trefl karşılaşması. Bu maçı kaybederlerse işi zor Kırmızıların.
Bamberg efsanesi
Son dört maçını kazanan Alman ekibi, özellikle son iki maçında, kendisi gibi ilk 5'e kalmak için mücadele eden Olimpija ve Strasbourg'a karşı, hem de deplasmanda galip gelmesiyle, A Grubu'nun flaş ismi olduğunu bir kez daha gösterdi.
Bamberg bu hafta kendi sahasında aynı puandaki Climamio Bologna maçını da kazanırsa, ilk 5'i garantileyecek. Belki de hedef büyütecek Bamberg…
Bu grapta bu haftadan itibaren yükselişe geçmesi beklenen diğer takım AEK… Yunan takımının en azından En İyi 6'ncı Takım olabilmek için Olimpiakos ile mücadeleye gireceği kesin. Atina'da süren mücadelenin Avrolig'e de yansıyacağı açık.
A Grubu'nun ilk iki takımının bile yerleri kesin değil. Ancak hem takım derinliği, hem de Avrolig tecrübeleriyle bu sıraları kaybedecek gibi görülmüyorlar. Ancak Climamio Bologna ile Benetton'u daha aşağılarda görürsek şaşırmamak gerekiyor.
http://www.batug.com/ 14 - 01 - 2006
C Grubu'nda Ülker'in rakibi, kendisi gibi Top 16'ya kalmaya çalışan Fransız takımı Pau Orthez'di. Deplasmanda oynanan maç, belki de ilk kez bu kadar kolay geçti. Ülker saha içi organizasyonu ve kendini bir takım gibi hissetmeye başlamasıyla maçı kazanmayı bildi. Kendini takım olarak tanımlamak bu aşamada çok önemli. Zaten son maçta 19 asist ile oynamaları da bunu en büyük göstergesi…
Ülker'in son dört maça girerken avantalarjı gerçekten fazla. Şöyle ki;
1- Üç maçı içeride, sadece tek maçı dışarıda oynayacak.
2- İçeride oynanacak maçlar, 4'üncü Real Madrid, 5'inci Siena ve son sıradaki Partizan ile… Deplasmanda ise sadece 3'üncü CSKA Moskova ile oynayacak. Ülker'in, grupta şimdiden ikinci tura geçmeyi garantileyen iki favori takım Unicaja ve Panathinaikos ile maçı yok…
3- Ülker'in kendi gibi 5'incilik için mücadele eden rakibi Pau Orthez, CSKA ve Panathinaikos ile deplasmanda, Siena ve Unicaja ile de sahasında mücadele edecek. Üstelik Pau, iki maçta da Ülker'e mağlup oldu.
4- Yine 5'incilik için hareket eden Siena, Unicaja ve Real Madrid ile evinde, Pau Orthez ve Ülker ile de deplasmanda oynayacak. Siena'nın, bu hafta kendi evinde oynayacağı Unicaja ve sonraki hafta deplasmanda oynayacağı Pau maçlarında puan kaybetmesi halinde çok zorlanacağı açık. Üstelik son hafta İstanbul'a gelecek.
5- Grubun son sıradaki takımı Partizan'ın işi mucizeye kaldı.
6- Takımın en büyük sorunu olan pivot mevkiindeki rotasyon sığlığı, Robert Gulyas'ın gelmesiyle çözülmüş görünüyor. Pau maçında az süre aldı. Ancak Fransız takımının genelde kısa beş ile mücadele etmesi ve ilk beşte sahaya çıkan Oğuz Savaş'ın tecrübe kazanmasıyla, bundan sonraki maçlarda boyalı alanda daha mücadeleci bir Ülker görebiliriz. Marcus Haislip kalın pivotlar arasında sıkışıp kalıyordu.
6- En önemlisi, yazının başında da belirttiğim gibi, Ülker'in kendini bir takım gibi hissetmeye başlaması. "Bu takımı sadece ben kurtarırım" mantığı kırılmış görülüyor. Mirsat ile Stefanov Vrbica'nın takım oyununa adapte olmaları ile bu durumun daha ileri gideceği açık. İlk maçlarında bir veya iki asist ile oynayan Vrbica'nın, Pau maçında 9 asist yapması durumu özetliyor.
7- Ülker yönetiminin takımı sadece bir reklam aracı görmek anlayışından kurtulup kurtulmadığını şu aşamada bilmek mümkün değil. Ancak sezon ortasında takımda çözümüne gerek duyulan pivot sorununu halletmek için harekete geçmeleri, en azından Final Four için bir beklentileri olduğunu gösteriyor. Bu beklentiyi basketbol mantığı içerisinde takıma yansıtmaları, ikinci tur için önemli açılım sağlayacak.
Her şeyden önemlisi, bu hafta İstanbul'da oynanacak Real Madrid maçından çıkarılacak bir galibiyetin Ülker'in işini gerçekten kolaylaştıracağı açık. Madrid'ten alınacak ekstra galibiyet, belki de mücadeleyi son haftaya bırakmayacak. Takım olarak oynayacaklarsa neden olmasın? Madrid'in iki hafta önce evinde Pau Orthez'e kaybettiğini unutmamak gerekiyor…
Son bir hamle
Efes Pilsen için gerçekten bir ölüm-kalım maçıydı. Sezon başında gösterdiği performans sonrasında kimse böyle bir durumu beklemiyordu. Ancak İstanbul'da alınan iki mağlubiyet, bir anda soru işaretlerini arttırdı Efes'te.
Olimpiakos maçı da hiç kolay geçmedi. Son çeyreğin başında 64-57 gibi bir skorla geri düşüldüğü an, yine "eyvah!" dedirttiler. Ancak klasik defansı ile üstesinden gelmeyi başardı Efes…
En büyük avantajı Efes'in, Prokom Trefl ile içeride oynayacak olması. Olimpiakos galibiyeti sonrası bu maçı kazandığı takdirde ilk 5'e girme sorunu yok takımın. Ancak Rytas, Maccabi ve Cibona ile deplasmanda oynayacağını dikkate alırsak, Yunan takımının bize büyük avantaj sağladığını not etmek gerekiyor.
"Ne oluyor Efes'e?" sorusunun yanıtı aslında çok basit:
Eğer bir takım sadece güce dayalı şiddetli defans yapıyorsa, aynı oyuncular ortalama 30 dakika süre alıyorsa ve yine aynı oyuncular takımın sayı yükünü omuzluyorsa, "Bu oyuncular robot değil" demek gerekiyor.
Efes'in sorunu özellikle ikinci tur. Bu kadar dar bir kadro ile daha nereye kadar?
Bu grupta ilk 3 sonrası hayli karışık. Barselona haftanın sürprizini yaptı, Rytas'ı deplasmanda yenerek ilk 5 için büyük adım attı. Barselona'nın grubun dibindeki Prokom ve Milano ile kendi sahasında oynayacak olması en büyük avantajı…
Cibona eğer bu hafta Milano'yu deplasmanda yenerse ilk 5 için önemli adım atar. Zira bir hafta sonra Barselona ile kendi evinde oynayacak. Ardından Olimpiakos deplasmanına çıkacak ve son maçını yine evinde Efes ile oynayacak. Fikstür lehine Cibona'nın…
Olimpiakos ise bu hafta ligin yaralı takımı Rytas ile kendi evinde oynayacak. Aslında Olimpakos için dönüm noktası maç, bir hafta sonra oynayacağı Prokom Trefl karşılaşması. Bu maçı kaybederlerse işi zor Kırmızıların.
Bamberg efsanesi
Son dört maçını kazanan Alman ekibi, özellikle son iki maçında, kendisi gibi ilk 5'e kalmak için mücadele eden Olimpija ve Strasbourg'a karşı, hem de deplasmanda galip gelmesiyle, A Grubu'nun flaş ismi olduğunu bir kez daha gösterdi.
Bamberg bu hafta kendi sahasında aynı puandaki Climamio Bologna maçını da kazanırsa, ilk 5'i garantileyecek. Belki de hedef büyütecek Bamberg…
Bu grapta bu haftadan itibaren yükselişe geçmesi beklenen diğer takım AEK… Yunan takımının en azından En İyi 6'ncı Takım olabilmek için Olimpiakos ile mücadeleye gireceği kesin. Atina'da süren mücadelenin Avrolig'e de yansıyacağı açık.
A Grubu'nun ilk iki takımının bile yerleri kesin değil. Ancak hem takım derinliği, hem de Avrolig tecrübeleriyle bu sıraları kaybedecek gibi görülmüyorlar. Ancak Climamio Bologna ile Benetton'u daha aşağılarda görürsek şaşırmamak gerekiyor.
http://www.batug.com/ 14 - 01 - 2006
9 Ocak 2006 Pazartesi
Noel bize yaramadı
Noel tatilinden sonra herkes sürpriz yapmaya başladı. Ancak sürpriz yapmayan iki takım var: Ülker ve Efes Pilsen…
Ülker kendi evinde Unicaja Malaga'ya 83-76 yenilerek “İlk 16 beni ilgilendirmiyor. Neden beni bu kadar zorluyorsunuz?” mesajını çok açık ve net vermeye devam etti. Efes Pilsen ise Barselona'ya deplasmanda 79-74 mağlup oldu. Bu saatten sonra "Türk takımlarından ne olur?" sorusunu herkes sormaya başladı.
Almanlar işi öğrendi
Alman Milli Takımı'nın Dirk Nowitzki'nin desteği ile Avrupa Şampiyonası'nda gösterdiği başarının ardından Bamberg iyi gidiyor. Geçen hafta 4 maçını deplasmanda oynaması dolayısıyla sıkıntı yaşayabileceğinden söz ettiğimiz Bamberg, son maçında grubun dibindeki ekip Olimpija'yı deplasmanda 2 sayı farkla yenmeyi başardı. Bamberg bu galibiyet ile 5'inci sırayı garantiledi. Bu hafta deplasmanda Strasbourg'u yenebilirse, Bologna ile kendi evinde A Grubu'nda 4'üncülük için mücadele edebilir Bamberg.
Burada AEK'in fikstür avantajını kullanmaya başladığını da unutmamak gerekiyor. AEK en azından En İyi 6'ncı Takım olma umudunu son maça kadar taşıyacak gibi görünüyor.
Bu hafta Strasbourg için ölüm-kalım haftası. Bamberg ile kendi sahasında oynayacak olan Strasbourg bu maçı kaybederse, gruptan çıkması olanaksız… Kalan 4 maçın 3'ünü dışarıda oynayacak olan Fransız takımının işi hayli zor.
Efes şaşkın
B Grubu'nda Lietuvos Rytas fırtınası Noel sonrasında da hız kesmedi. Deplasmanda Milano'yu deviren Rytas, bu hafta evinde Barselona ile oynayacak. Kendi sahasında kaybetmeyen Cibona'nın bu haftaki rakibi ise Maccabi… Bu maçı kazanmayı başarırsa, kendisine daha üst noktalarda yer bulabilecek durumda Cibona…
Bu grup son dakika sürprizlerine açık görünüyor. Cibona'nın Maccabi maçı sonrasında eli çok rahat. Rytas'ın da öyle… Maccabi ise grubun kendi ayarındaki takımlarıyla evinde karşılaşacak.
Önümüzdeki maçları da dikkate aldığımızda, Efes Pilsen'in 4'üncü olma olasılığı yüksek. Bu hafta kendi evinde oynayacağı Olimpiakos maçını kazanacağını varsayıyoruz. Eğer bu maçı da kaybederlerse durum gerçekten vahim olur. Ancak Efes'in İstanbul'da Olimpiakos'a maç verme ihtimali gerçekten zayıf.
Efes'in grubun tepesinde bulunan Maccabi, Rytas ve Cibona ile deplasmanda karşılacacağını dikkate aldığımızda, Olimpiakos maçının neden çok önemli olduğu da ortaya çıkıyor. Çok dar bir kadro ile oynayan Efes'in, ikinci tura kalsa bile nereye kadar gidebileceği soru işareti.
Grupta Milano ile Prokom Trefl havlu attılar bile.
En kalın pivot
Yeşiller, C Grubu'nun ağabeyi olmayı sürdürüyor. Panathinaikos'un bu saatten sonra grup birinciliğini bırakması zor görünüyor.
Ülker bu hafta Pau Orthez ile oynayacak. Bu maçı kaybetmesi halinde sondan ikinci olarak bitirir bu grubu. Ülker'in bu konuda en büyük avantajı, son 4 maçını kaybeden ve bu hafta Panathinaikos maçını da kaybetmesi olasılık dahilinde olan Montepaschi Siena… Siena'nın son maçını İstanbul'da oynayacağı dikkate alınırsa, Ülker'in en azından En İyi 6'ncılık için mücadele edeceği ortaya çıkıyor.
Takıma yeni monte edilen Macar Robert Gulyas, kalın eni ile en azından pivot sorununa geçici bir çare olarak dikkat çekti. Takım ile ilk maçında 6'da 5 şut isabetiyle hücuma katkı koyan Gulyas, 19 dakika süre aldığı maçta, defansta da etkili olabileceğini gösterdi. Takım setlerini bilmemesine ve uzun süre idman yapmamasına karşılık, bu kadar kalın bir oyuncunun ilk maçtaki performansı bana göre oldukça iyi idi. Ülker, Gulyas'ın idman yapması en az 5 kilo vermesi (15 olsa daha iyi) halinde biraz daha derli-toplu oynayabilir. Ancak takımı bu saatten sonra toplamak hayli güç…
İyi de, bizimkiler dışarıda kalırsa, biz ne yazacağız?!
http://www.batug.com/ 09 - 01 - 2006
Ülker kendi evinde Unicaja Malaga'ya 83-76 yenilerek “İlk 16 beni ilgilendirmiyor. Neden beni bu kadar zorluyorsunuz?” mesajını çok açık ve net vermeye devam etti. Efes Pilsen ise Barselona'ya deplasmanda 79-74 mağlup oldu. Bu saatten sonra "Türk takımlarından ne olur?" sorusunu herkes sormaya başladı.
Almanlar işi öğrendi
Alman Milli Takımı'nın Dirk Nowitzki'nin desteği ile Avrupa Şampiyonası'nda gösterdiği başarının ardından Bamberg iyi gidiyor. Geçen hafta 4 maçını deplasmanda oynaması dolayısıyla sıkıntı yaşayabileceğinden söz ettiğimiz Bamberg, son maçında grubun dibindeki ekip Olimpija'yı deplasmanda 2 sayı farkla yenmeyi başardı. Bamberg bu galibiyet ile 5'inci sırayı garantiledi. Bu hafta deplasmanda Strasbourg'u yenebilirse, Bologna ile kendi evinde A Grubu'nda 4'üncülük için mücadele edebilir Bamberg.
Burada AEK'in fikstür avantajını kullanmaya başladığını da unutmamak gerekiyor. AEK en azından En İyi 6'ncı Takım olma umudunu son maça kadar taşıyacak gibi görünüyor.
Bu hafta Strasbourg için ölüm-kalım haftası. Bamberg ile kendi sahasında oynayacak olan Strasbourg bu maçı kaybederse, gruptan çıkması olanaksız… Kalan 4 maçın 3'ünü dışarıda oynayacak olan Fransız takımının işi hayli zor.
Efes şaşkın
B Grubu'nda Lietuvos Rytas fırtınası Noel sonrasında da hız kesmedi. Deplasmanda Milano'yu deviren Rytas, bu hafta evinde Barselona ile oynayacak. Kendi sahasında kaybetmeyen Cibona'nın bu haftaki rakibi ise Maccabi… Bu maçı kazanmayı başarırsa, kendisine daha üst noktalarda yer bulabilecek durumda Cibona…
Bu grup son dakika sürprizlerine açık görünüyor. Cibona'nın Maccabi maçı sonrasında eli çok rahat. Rytas'ın da öyle… Maccabi ise grubun kendi ayarındaki takımlarıyla evinde karşılaşacak.
Önümüzdeki maçları da dikkate aldığımızda, Efes Pilsen'in 4'üncü olma olasılığı yüksek. Bu hafta kendi evinde oynayacağı Olimpiakos maçını kazanacağını varsayıyoruz. Eğer bu maçı da kaybederlerse durum gerçekten vahim olur. Ancak Efes'in İstanbul'da Olimpiakos'a maç verme ihtimali gerçekten zayıf.
Efes'in grubun tepesinde bulunan Maccabi, Rytas ve Cibona ile deplasmanda karşılacacağını dikkate aldığımızda, Olimpiakos maçının neden çok önemli olduğu da ortaya çıkıyor. Çok dar bir kadro ile oynayan Efes'in, ikinci tura kalsa bile nereye kadar gidebileceği soru işareti.
Grupta Milano ile Prokom Trefl havlu attılar bile.
En kalın pivot
Yeşiller, C Grubu'nun ağabeyi olmayı sürdürüyor. Panathinaikos'un bu saatten sonra grup birinciliğini bırakması zor görünüyor.
Ülker bu hafta Pau Orthez ile oynayacak. Bu maçı kaybetmesi halinde sondan ikinci olarak bitirir bu grubu. Ülker'in bu konuda en büyük avantajı, son 4 maçını kaybeden ve bu hafta Panathinaikos maçını da kaybetmesi olasılık dahilinde olan Montepaschi Siena… Siena'nın son maçını İstanbul'da oynayacağı dikkate alınırsa, Ülker'in en azından En İyi 6'ncılık için mücadele edeceği ortaya çıkıyor.
Takıma yeni monte edilen Macar Robert Gulyas, kalın eni ile en azından pivot sorununa geçici bir çare olarak dikkat çekti. Takım ile ilk maçında 6'da 5 şut isabetiyle hücuma katkı koyan Gulyas, 19 dakika süre aldığı maçta, defansta da etkili olabileceğini gösterdi. Takım setlerini bilmemesine ve uzun süre idman yapmamasına karşılık, bu kadar kalın bir oyuncunun ilk maçtaki performansı bana göre oldukça iyi idi. Ülker, Gulyas'ın idman yapması en az 5 kilo vermesi (15 olsa daha iyi) halinde biraz daha derli-toplu oynayabilir. Ancak takımı bu saatten sonra toplamak hayli güç…
İyi de, bizimkiler dışarıda kalırsa, biz ne yazacağız?!
http://www.batug.com/ 09 - 01 - 2006
26 Aralık 2005 Pazartesi
Hâlâ sürünüyoruz
Avrolig'de Noel öncesi gerçekleştirilen son turda Ülker'in durumu içler acısı halini koruyor. Yunan ekibi Panathinaikos, Alvertis, Femerling gibi oyuncularından yoksun çıktığı maçta kendi sahasında Ülker'i rahat geçti. Avrolig'in final hedefleyen ekibinin kendisini hiç sıkmadan oynadığı maçta salonun yarısından fazlasının boş olması, seyircinin de Ülker'i gerçek bir rakip olarak dikkate almadığının en belirgin göstergesiydi. Maç sonrası iki takım oyuncularının seyirciyi selamlamaları ise iki ülke arasında poltik açıdan gelinen olumlu noktayı göstermesi açısından önemliydi.
C Grubu'nda Panathinaikos, Ülker galibiyeti ile lideriğini sürdürüyor ancak, grubun iki önemli takımı Real Madrid ve CSKA Moskova deplasmanlarına gideceğini unutmamak gerekiyor.
Grubun favorilerinden biri olan Real Madrid ise diğerlerine göre biraz daha avantajlı. Son 6 maçının 4'ünü evinde oynayacak olan Madrid, sadece Siena ve Ülker deplasmanlarına çıkacak.
Eğer Siena evinde oynayacağı maçları kazanmayı başarırsa, bu grubu 5'inci olarak bitireceğini netleştirir. Bu aşamada son maç olan Ülker maçı, sadece "en iyi 6'ncılık" mücadelesi verecek olan Ülker'i ilgilendirir.
Müessese takımı sorunu
İki haftadır kaleme aldığımız, Ülker, daha doğrusu Türk basketbolundaki müessese takımları hakkındaki aidiyet tartışması, gelen mesajlar doğrultusunda farklı bir noktaya gidiyor.
Ülker'in içinden gelen bazı mesajlar da, takımın aidiyet konusunun müessese içinde tartışıldığını gösteriyor. Bir grup mesaj, Ülker'in bir şirket olarak Türk basketboluna verdiği desteğin altını çiziyor, diğer firmaların da bu alana yatırım yapmaları yönünde görüş bildiriyor.
İkinci grup ise Ülker'in basketbol yatırımının ardında derin anlamlar aramanın yanlış olduğunu, Ülker üst-düzeyinin bu yatırımı sadece bir reklam aracı olarak gördüğünü, bu nedenle olası Avrolig dışında kalış ya da ciddi bir düşüşe geçiş ile birlikte kulübün kapanabileceğini iddia ediyor.
İkinci grubun söylemleri daha mantıklı gibi…
Ancak burada önemli olan, müessese takımlarının nefeslerinin nereye kadar yettiği.
Daha önemlisi, taraftarın bu takımlara ne düzeyde ve daha ne kadar destek vereceği…
Bu hafta seyircisiz maç oynayan Karşıyaka'nın Tekel'e İzmir'de mağlup olduğunu dikkate alırsak, taraftarsız bir takımın daha ne kadar kendisini taşıyabileceğini iyi okumak gerekiyor.
Gerek Ülker, gerekse Efes bugüne kadar Avrolig'de olmanın verdiği avantajla kendilerine destek buldu. Ancak önümüzdeki süreç farklı bir yere götürüyor basketbolu. Kulüp takımlarının devreye girişi, kent takımlarında başlayan silkiniş, müessese takımlarının bu sezon sonunda şapkalarını önlerine koyup düşünmeleri gerekeceğini gösteriyor.
Öyle Cafe Crown ya da Cola Turka göğüs reklamlarıyla da işin yürümeyeceği görülüyor açıkçası. Biraz daha organik bir ilişki gerekecek bundan böyle.
En kolay maç
B Grubu'nda Efes Pilsen, lig sonuncusu Milano'ya karşı belki de en rahat maçını oynadı. Kendi gibi yavaş defans ağırlıklı oynayan, bu nedenle ligin dibini gören bir takımı yenmek öyle zor bir olay da değil. Ancak önünde 6 maç var Efes'in ve iş sanıldığı kadar kolay değil.
Barselona, Rytas, Cibona ve Maccabi ile deplasmanda karşılaşacak Efes... Rytas ve Cibona'ya evinde yenilen, Maccabi ile Barselona'yı çok zor geçen Efes Pilsen'i işte şimdi çok önemli bir süreç bekliyor. İşler biraz ters giderse 5'incilik yolu görünür Efes'e. Bu durum da bir sonraki tur için önemli bir dezavantaj. Sadece Popoviç'in takıma önemli katkıda bulunmaya başladığını, bunun Efes için çok önemli olduğunu vurgulamak gerekiyor.
Grubun istim üzerinde olan takımı Lietuvos Rytas… Efes'i İstanbul'da dağıtan Cibona'yı kendi evinde 28 farkla yenen Linvanyalı ekip, “Bu yıl benden korkun” mesajını veriyor.
Maccabi ve Cibona da grubun iddialı diğer takımları. İlk yazımızda da söylemiştik; Cibona evinde maç kaybetmez ve dışarıda da Efes gibi birkaç ördek yakalayabilir ise B Grubu'nun ilk 3'üne oynayacak durumda.
Hayal kırıklığı yaşatan Prokom Trefl ise biraz canlansa "en iyi 6'ncılık" için potaya girebilir. Tabii yılbaşı sonrasında oynayacağı ilk maçın deplasmanda Cibona'yla olduğunu unutmamak gerekiyor. Eğer Prokom toparlanabilirse, Olimpiakos ve Barselona'nın işleri gerçekten zora girer bu grupta.
Bamberg iyi gidiyor
A Grubu'nun favorileri daha önceden belliydi. Ancak Alman takımı Bamberg'in iyi bir çıkış yakaladığını görmezlikten gelemeyiz. 4 galibiyet ve 4 mağlubiyet ile 5'inci sırada yeralan Bamberg'in en büyük sıkıntısı, yılbaşı sonrasında çıkacağı 4 deplasman. Bu deplasmanlardan alınacak 1 galibiyet bile Alman takımını bir üst tura taşımayı başaracak gibi. Almanya'da Alba Berlin ve Opel Skyliner efsanelerini yıkarak ilk kez Avrolig'e katılmayı başaran takımın Nelson Spencer gibi bir gardı olduğunu hatırlamak gerekiyor. Benetton potasına 23 sayı bırakan Nelson, formunun zirvesinde. Coach Dirk Bauermann'ın bir nakış gibi işleyerek kurduğu takım, ilk 16'ya kalırsa tarihi başarıyı yakalamış olacak.
Grubun dibe vuran takımı AEK ise içeride oynayacağı 4 maça güveniyor. AEK iyi takım. Atina'da oynayacağı maçları kazanma olasılığı yüksek. Bu grupta dipteki mücadele, üstteki mücadeleden çok daha zevkli.
http://www.batug.com/ 26 - 12 - 2005
C Grubu'nda Panathinaikos, Ülker galibiyeti ile lideriğini sürdürüyor ancak, grubun iki önemli takımı Real Madrid ve CSKA Moskova deplasmanlarına gideceğini unutmamak gerekiyor.
Grubun favorilerinden biri olan Real Madrid ise diğerlerine göre biraz daha avantajlı. Son 6 maçının 4'ünü evinde oynayacak olan Madrid, sadece Siena ve Ülker deplasmanlarına çıkacak.
Eğer Siena evinde oynayacağı maçları kazanmayı başarırsa, bu grubu 5'inci olarak bitireceğini netleştirir. Bu aşamada son maç olan Ülker maçı, sadece "en iyi 6'ncılık" mücadelesi verecek olan Ülker'i ilgilendirir.
Müessese takımı sorunu
İki haftadır kaleme aldığımız, Ülker, daha doğrusu Türk basketbolundaki müessese takımları hakkındaki aidiyet tartışması, gelen mesajlar doğrultusunda farklı bir noktaya gidiyor.
Ülker'in içinden gelen bazı mesajlar da, takımın aidiyet konusunun müessese içinde tartışıldığını gösteriyor. Bir grup mesaj, Ülker'in bir şirket olarak Türk basketboluna verdiği desteğin altını çiziyor, diğer firmaların da bu alana yatırım yapmaları yönünde görüş bildiriyor.
İkinci grup ise Ülker'in basketbol yatırımının ardında derin anlamlar aramanın yanlış olduğunu, Ülker üst-düzeyinin bu yatırımı sadece bir reklam aracı olarak gördüğünü, bu nedenle olası Avrolig dışında kalış ya da ciddi bir düşüşe geçiş ile birlikte kulübün kapanabileceğini iddia ediyor.
İkinci grubun söylemleri daha mantıklı gibi…
Ancak burada önemli olan, müessese takımlarının nefeslerinin nereye kadar yettiği.
Daha önemlisi, taraftarın bu takımlara ne düzeyde ve daha ne kadar destek vereceği…
Bu hafta seyircisiz maç oynayan Karşıyaka'nın Tekel'e İzmir'de mağlup olduğunu dikkate alırsak, taraftarsız bir takımın daha ne kadar kendisini taşıyabileceğini iyi okumak gerekiyor.
Gerek Ülker, gerekse Efes bugüne kadar Avrolig'de olmanın verdiği avantajla kendilerine destek buldu. Ancak önümüzdeki süreç farklı bir yere götürüyor basketbolu. Kulüp takımlarının devreye girişi, kent takımlarında başlayan silkiniş, müessese takımlarının bu sezon sonunda şapkalarını önlerine koyup düşünmeleri gerekeceğini gösteriyor.
Öyle Cafe Crown ya da Cola Turka göğüs reklamlarıyla da işin yürümeyeceği görülüyor açıkçası. Biraz daha organik bir ilişki gerekecek bundan böyle.
En kolay maç
B Grubu'nda Efes Pilsen, lig sonuncusu Milano'ya karşı belki de en rahat maçını oynadı. Kendi gibi yavaş defans ağırlıklı oynayan, bu nedenle ligin dibini gören bir takımı yenmek öyle zor bir olay da değil. Ancak önünde 6 maç var Efes'in ve iş sanıldığı kadar kolay değil.
Barselona, Rytas, Cibona ve Maccabi ile deplasmanda karşılaşacak Efes... Rytas ve Cibona'ya evinde yenilen, Maccabi ile Barselona'yı çok zor geçen Efes Pilsen'i işte şimdi çok önemli bir süreç bekliyor. İşler biraz ters giderse 5'incilik yolu görünür Efes'e. Bu durum da bir sonraki tur için önemli bir dezavantaj. Sadece Popoviç'in takıma önemli katkıda bulunmaya başladığını, bunun Efes için çok önemli olduğunu vurgulamak gerekiyor.
Grubun istim üzerinde olan takımı Lietuvos Rytas… Efes'i İstanbul'da dağıtan Cibona'yı kendi evinde 28 farkla yenen Linvanyalı ekip, “Bu yıl benden korkun” mesajını veriyor.
Maccabi ve Cibona da grubun iddialı diğer takımları. İlk yazımızda da söylemiştik; Cibona evinde maç kaybetmez ve dışarıda da Efes gibi birkaç ördek yakalayabilir ise B Grubu'nun ilk 3'üne oynayacak durumda.
Hayal kırıklığı yaşatan Prokom Trefl ise biraz canlansa "en iyi 6'ncılık" için potaya girebilir. Tabii yılbaşı sonrasında oynayacağı ilk maçın deplasmanda Cibona'yla olduğunu unutmamak gerekiyor. Eğer Prokom toparlanabilirse, Olimpiakos ve Barselona'nın işleri gerçekten zora girer bu grupta.
Bamberg iyi gidiyor
A Grubu'nun favorileri daha önceden belliydi. Ancak Alman takımı Bamberg'in iyi bir çıkış yakaladığını görmezlikten gelemeyiz. 4 galibiyet ve 4 mağlubiyet ile 5'inci sırada yeralan Bamberg'in en büyük sıkıntısı, yılbaşı sonrasında çıkacağı 4 deplasman. Bu deplasmanlardan alınacak 1 galibiyet bile Alman takımını bir üst tura taşımayı başaracak gibi. Almanya'da Alba Berlin ve Opel Skyliner efsanelerini yıkarak ilk kez Avrolig'e katılmayı başaran takımın Nelson Spencer gibi bir gardı olduğunu hatırlamak gerekiyor. Benetton potasına 23 sayı bırakan Nelson, formunun zirvesinde. Coach Dirk Bauermann'ın bir nakış gibi işleyerek kurduğu takım, ilk 16'ya kalırsa tarihi başarıyı yakalamış olacak.
Grubun dibe vuran takımı AEK ise içeride oynayacağı 4 maça güveniyor. AEK iyi takım. Atina'da oynayacağı maçları kazanma olasılığı yüksek. Bu grupta dipteki mücadele, üstteki mücadeleden çok daha zevkli.
http://www.batug.com/ 26 - 12 - 2005
9 Aralık 2005 Cuma
Kapatın şu takımı!
Önce geçtiğimiz haftaya bakalım, ardından yukarıdaki başlığı tartışırız.
Ülker inatla mağlup olmaya devam ediyor. Son hafta CSKA'ya karşı aldığı 33 sayılık yenilgi, bu takımın C Grubu'nda ilk 5'e girmesini hayli zorlaştırdı. Ülker'in "tamam mı, devam mı?" diyebileceği maç, önümüzdeki hafta deplasmanda oynayacağı Montepasci Siena maçı, bence…
3-3'lük derece yakalayan ve 5'inci sıraya yerleşen Siena, eğer evindeki Ülker maçını kazanırsa, bu yeri sağlamlaştıracak. Grubun ilk 4'ü belli zaten. Daha önceki yazılarımızda da belirttiğimiz gibi Panathinaikos, Real Madrid, CSKA Moskova ve Unicaja Malaga ikinci gruba çıkmayı neredeyse garantilemiş durumdalar. Onların sorunları daha avantajlı çıkmak üzerine. Siena maçı sonrası Ülker, Atina'ya gidiyor. Şimdiden kaybedilmiş olan maçı oynayacaklar.
Deplasmandaki iki maçı kaybetmeleri halinde 7-1 gibi önemli(!) bir derece yakalamış olacaklar. "En iyi 6'ncı takım" olabilme konusunda kendileriyle mücadele eden Pau Orthez ile de Fransa'da karşılaşacak Ülker. Üstelik Pau'nun kendi gücündeki ekiplerle evinde karşılacak olması, kendisine 6'ncılık için avantaj sağlıyor. Zaten bu sonuçlardan sonra bu gruptan "en iyi 6'ncı takım"ın çıkması bir hayal.
Grubun liderlik maçı bu hafta Atina'da Panathinaikos ile Real Madrid arasında. Sahasında maç kaybetmeyen, inanılmaz bir seyirci potansiyeline sahip Yeşillerin bu maçı alacağı kesin gibi…
Tecrübe kurtardı
B Grubu'nda Efes Pilsen'in Polonya'dan galibiyetle dönmesinin tek sebebi tecrübe. Prokom Trefl son 2 dakikayı daha soğukkanlı oynasaydı, bu maçı kaybetmiştik. Efes 5-1 ile grubun lideri. Grup liderinin, -1'lik averajı ile garip bir durumda olduğunu görüyoruz. Grup 2'ncisi Rythas +27, 3'üncüsü Barselona +44, 4'üncüsü Maccabi ise +24 averaja sahipler.
Efes'in ilk 5 dışında kalma korkusu yok tabii ki… Ancak Barselona, Maccabi, Rytas ve Cibona ile dışarıda oynayacağını unutmamamız gerekiyor.
İlk yazımızda yaptığımız yorumlar doğru çıkıyor. Olimpiyakos ve Milano şanslarını gerçekten çok zora soktular. Olimpiyakos'un bu saatten sonra dirilmesi çok zor. Milano'nun da öyle…
Barselona ise kaybetme periyoduna girmedi hâlâ. Ancak yakın zaman içerisinde düşüşe geçeceklerinden hala eminim.
Bazıları Lietuvos Rytas'ın ilk 16'ya kalma konusunda zorlanacağını iddia ediyordu. Ancak Litvanya basketbolu bu. Takım inanılmaz hızlı oynuyor. Şut yüzdeleri de öyle pek düşecekmiş gibi görülmüyor.
Bu grubun ilk 3'ü Maccabi, Rytas ve Efes'tir. Prokom Trefl tecrübe konusunda biraz daha kendini geliştirirse, Cibona ve Barselona ile 4 ve 5 için mücadele eder. "En iyi 6'ncılık" için bu grubun da şansı var gibi.
Bu arada Granger'ın durumunu düzelttiğini, Alper'in de ilk kez süre aldığını söylemek gerekiyor. Son dakika üçlüğünün de maçın kırılmasındaki önemi bir kez daha vurgulamak gerekiyor.
Tau ve Zalgiris rahat
A Grubu'nda Tau Ceramica ve Zalgiris Kaunas'ın ilk 2 için mücadele edecekleri iyice netleşti. Tau'nun forveti Serkan Erdoğan da başarılı grafik çiziyor. Grupta oynanan 6 maçın 4'ünde süre alan Erdoğan'ın 15 sayı ortalama ile oynaması da bunu göstergesi.
Benetton ve Bologna da bu ikilinin arkasında gelecek olan takımlar ve 5'incilik içinse AEK ile Bamberg'in mücadelesi önemli. Olimpija'nın da koç değişikliği ile birlikte atağa kalkma olasılığı belirdi. Grubun dibindeki takımlarla evinde karşılacak olması da Olimpija için avantaj olacak ikinci dönemde. "En iyi 6'ncı takım"ın bu gruptan çıkması kuvvetle muhtemel. Dolayısıyla bu grubun dibindeki mücadele, diğerlerine göre kıran kırana olacak.
Aidiyet sorunu
Şimdi gelelim yukarıdaki başlığa… Böyle bir tespitin ağır olduğu iddia edilebilir. Ancak Ülker'in bundan sonra kendi geleceği üzerine sağlıklı bir karar vermesi gerekiyor. Aslında Türk basketbolunda genel olarak böyle bir tartışma açılması yararlı olacaktır. Hem basketbol izleyicisinin arttırılması, hem de basketbolun ülke geneline yayılması açısından…
Avrolig'e ya da Avrupa ulusal liglerine baktığımızda, iki takım tipinin daha öne çıktığını görüyoruz:
1 – 20. yüzyılın başlarından itibaren farklı dallarda belirli başarıları yakalamış, ciddi spor organizasyonu içinde bir gelenek yaratmış olan takımlar.
2 – Kuruldukları kentin takımı olarak hareket eden, o kentin insanıyla bütünleşen takımlar.
Peki, Ülker ve Efes Pilsen'in maçlarını kimler takip ediyor; Türkiye'de kimler “Ben Ülkerliyim” ya da “Ben Efesliyim” diyor? Bu takımlarla kendilerini özdeşleştiren seyirci, hemen hemen yok gibi. Maçlarını takip edenleri ise üç gruba ayırabiliriz:
1 – Basketbola gönül verenler; Bu gruba mensupların sayısı özellikle gençler arasında yüksek olsa da, her maç için Abdi İpekçi'ye gitmek yerine televizyondan seyretmek önemli bir alternatif durumunda.
2 – Kızıl elmacılar; Küçük olsa da bu grup, yabancılara karşı her Türk takımını desteklemek gibi 'çok ağır' bir sorumluluk duyuyor.
3 – Bindirilmiş kıtalar; Her iki takımın fabrika çalışanları, ilişki ağları ve ailelerinden oluşan geniş kitle… Bu kitleyi Efes maçlarında ayırmak biraz zor. Ancak Ülker maçlarında çok net olarak farkediliyor bu yapı…
İşte yukarıdaki üçüncü grup, Ülker'in -geçtiğimiz haftalarda da yazdığımız gibi- bir takım ruhu oluşturmasını engelliyor. Bir aidiyet sorunu var ortada.
'Müessese takımı' kavramını yeniden tartışmaya açmak gerekli.
Tabii ki bazı şirketler basketbola yatırım yapacak, bazı takımlara sponsor olacaklardır. Ancak bu durum, Batı'da da örneklerini gördüğüz gibi, ya bir geleneğe sahip ya da bir kenti temsil eden takımlara yöneliktir. Böylece şirket hem taraftar sorununu çözer, hem de takımın bir ruh, kimlik kazanmasına yardımcı olur. Ancak şirket-takım ilişkisinin göğüs reklamı vermekten öteye geçmesi şart bu aşamada. Ülker'in geleneği olan bir takımla yapacağı uzun soluklu bir evlilik, hem Avrupa'da gerçek anlamda başarı sağlamasını ve hem de bu başarının süreklilik kazanmasını sağlayacaktır.
http://www.batug.com/ 09 - 12 - 2005
Ülker inatla mağlup olmaya devam ediyor. Son hafta CSKA'ya karşı aldığı 33 sayılık yenilgi, bu takımın C Grubu'nda ilk 5'e girmesini hayli zorlaştırdı. Ülker'in "tamam mı, devam mı?" diyebileceği maç, önümüzdeki hafta deplasmanda oynayacağı Montepasci Siena maçı, bence…
3-3'lük derece yakalayan ve 5'inci sıraya yerleşen Siena, eğer evindeki Ülker maçını kazanırsa, bu yeri sağlamlaştıracak. Grubun ilk 4'ü belli zaten. Daha önceki yazılarımızda da belirttiğimiz gibi Panathinaikos, Real Madrid, CSKA Moskova ve Unicaja Malaga ikinci gruba çıkmayı neredeyse garantilemiş durumdalar. Onların sorunları daha avantajlı çıkmak üzerine. Siena maçı sonrası Ülker, Atina'ya gidiyor. Şimdiden kaybedilmiş olan maçı oynayacaklar.
Deplasmandaki iki maçı kaybetmeleri halinde 7-1 gibi önemli(!) bir derece yakalamış olacaklar. "En iyi 6'ncı takım" olabilme konusunda kendileriyle mücadele eden Pau Orthez ile de Fransa'da karşılaşacak Ülker. Üstelik Pau'nun kendi gücündeki ekiplerle evinde karşılacak olması, kendisine 6'ncılık için avantaj sağlıyor. Zaten bu sonuçlardan sonra bu gruptan "en iyi 6'ncı takım"ın çıkması bir hayal.
Grubun liderlik maçı bu hafta Atina'da Panathinaikos ile Real Madrid arasında. Sahasında maç kaybetmeyen, inanılmaz bir seyirci potansiyeline sahip Yeşillerin bu maçı alacağı kesin gibi…
Tecrübe kurtardı
B Grubu'nda Efes Pilsen'in Polonya'dan galibiyetle dönmesinin tek sebebi tecrübe. Prokom Trefl son 2 dakikayı daha soğukkanlı oynasaydı, bu maçı kaybetmiştik. Efes 5-1 ile grubun lideri. Grup liderinin, -1'lik averajı ile garip bir durumda olduğunu görüyoruz. Grup 2'ncisi Rythas +27, 3'üncüsü Barselona +44, 4'üncüsü Maccabi ise +24 averaja sahipler.
Efes'in ilk 5 dışında kalma korkusu yok tabii ki… Ancak Barselona, Maccabi, Rytas ve Cibona ile dışarıda oynayacağını unutmamamız gerekiyor.
İlk yazımızda yaptığımız yorumlar doğru çıkıyor. Olimpiyakos ve Milano şanslarını gerçekten çok zora soktular. Olimpiyakos'un bu saatten sonra dirilmesi çok zor. Milano'nun da öyle…
Barselona ise kaybetme periyoduna girmedi hâlâ. Ancak yakın zaman içerisinde düşüşe geçeceklerinden hala eminim.
Bazıları Lietuvos Rytas'ın ilk 16'ya kalma konusunda zorlanacağını iddia ediyordu. Ancak Litvanya basketbolu bu. Takım inanılmaz hızlı oynuyor. Şut yüzdeleri de öyle pek düşecekmiş gibi görülmüyor.
Bu grubun ilk 3'ü Maccabi, Rytas ve Efes'tir. Prokom Trefl tecrübe konusunda biraz daha kendini geliştirirse, Cibona ve Barselona ile 4 ve 5 için mücadele eder. "En iyi 6'ncılık" için bu grubun da şansı var gibi.
Bu arada Granger'ın durumunu düzelttiğini, Alper'in de ilk kez süre aldığını söylemek gerekiyor. Son dakika üçlüğünün de maçın kırılmasındaki önemi bir kez daha vurgulamak gerekiyor.
Tau ve Zalgiris rahat
A Grubu'nda Tau Ceramica ve Zalgiris Kaunas'ın ilk 2 için mücadele edecekleri iyice netleşti. Tau'nun forveti Serkan Erdoğan da başarılı grafik çiziyor. Grupta oynanan 6 maçın 4'ünde süre alan Erdoğan'ın 15 sayı ortalama ile oynaması da bunu göstergesi.
Benetton ve Bologna da bu ikilinin arkasında gelecek olan takımlar ve 5'incilik içinse AEK ile Bamberg'in mücadelesi önemli. Olimpija'nın da koç değişikliği ile birlikte atağa kalkma olasılığı belirdi. Grubun dibindeki takımlarla evinde karşılacak olması da Olimpija için avantaj olacak ikinci dönemde. "En iyi 6'ncı takım"ın bu gruptan çıkması kuvvetle muhtemel. Dolayısıyla bu grubun dibindeki mücadele, diğerlerine göre kıran kırana olacak.
Aidiyet sorunu
Şimdi gelelim yukarıdaki başlığa… Böyle bir tespitin ağır olduğu iddia edilebilir. Ancak Ülker'in bundan sonra kendi geleceği üzerine sağlıklı bir karar vermesi gerekiyor. Aslında Türk basketbolunda genel olarak böyle bir tartışma açılması yararlı olacaktır. Hem basketbol izleyicisinin arttırılması, hem de basketbolun ülke geneline yayılması açısından…
Avrolig'e ya da Avrupa ulusal liglerine baktığımızda, iki takım tipinin daha öne çıktığını görüyoruz:
1 – 20. yüzyılın başlarından itibaren farklı dallarda belirli başarıları yakalamış, ciddi spor organizasyonu içinde bir gelenek yaratmış olan takımlar.
2 – Kuruldukları kentin takımı olarak hareket eden, o kentin insanıyla bütünleşen takımlar.
Peki, Ülker ve Efes Pilsen'in maçlarını kimler takip ediyor; Türkiye'de kimler “Ben Ülkerliyim” ya da “Ben Efesliyim” diyor? Bu takımlarla kendilerini özdeşleştiren seyirci, hemen hemen yok gibi. Maçlarını takip edenleri ise üç gruba ayırabiliriz:
1 – Basketbola gönül verenler; Bu gruba mensupların sayısı özellikle gençler arasında yüksek olsa da, her maç için Abdi İpekçi'ye gitmek yerine televizyondan seyretmek önemli bir alternatif durumunda.
2 – Kızıl elmacılar; Küçük olsa da bu grup, yabancılara karşı her Türk takımını desteklemek gibi 'çok ağır' bir sorumluluk duyuyor.
3 – Bindirilmiş kıtalar; Her iki takımın fabrika çalışanları, ilişki ağları ve ailelerinden oluşan geniş kitle… Bu kitleyi Efes maçlarında ayırmak biraz zor. Ancak Ülker maçlarında çok net olarak farkediliyor bu yapı…
İşte yukarıdaki üçüncü grup, Ülker'in -geçtiğimiz haftalarda da yazdığımız gibi- bir takım ruhu oluşturmasını engelliyor. Bir aidiyet sorunu var ortada.
'Müessese takımı' kavramını yeniden tartışmaya açmak gerekli.
Tabii ki bazı şirketler basketbola yatırım yapacak, bazı takımlara sponsor olacaklardır. Ancak bu durum, Batı'da da örneklerini gördüğüz gibi, ya bir geleneğe sahip ya da bir kenti temsil eden takımlara yöneliktir. Böylece şirket hem taraftar sorununu çözer, hem de takımın bir ruh, kimlik kazanmasına yardımcı olur. Ancak şirket-takım ilişkisinin göğüs reklamı vermekten öteye geçmesi şart bu aşamada. Ülker'in geleneği olan bir takımla yapacağı uzun soluklu bir evlilik, hem Avrupa'da gerçek anlamda başarı sağlamasını ve hem de bu başarının süreklilik kazanmasını sağlayacaktır.
http://www.batug.com/ 09 - 12 - 2005
25 Kasım 2005 Cuma
Dört maç bitti de, ne oldu?
Yılların Euro'sunu Avro olarak değiştiren bugünün zihniyetini dikkate alırsak, önümüzdeki yıllarda Eurolig'in de Avrolig olarak devam etmesi muhtemel. Biz de böyle bir ismi münasip gördük köşemize...
Avrolig dördüncü haftasını bitirdi. Eskisi kadar zevk vermese de, Avrupa Basketbolu'nun zirvesi sayıldığı için arada bir bakınmakta yarar var. Üstelik batug.com'un da buna ihtiyacı var. Her şey Amerika ve uçan Amerikalı zencilerden ibaret değil.
İlk yazıda, geçen dört haftayı değerlendirelim.
Doğru dürüst takım bulunamadığından üç grupta oynanan maçların büyük bölümü, sıradan geçiyor... Gruplarda nefesi yetmeyen bazı takımların aslında ULEB'de oynamaları gerekiyordu. Dolayısıyla iki gruplu mücadele bu ligi biraz daha anlamlı kılardı.
Neyse, büyüklerin işine karışmadan ilk dört haftayı inceleyelim. Bizimkilerden başlayalım.
B Grubu
Savunma yapayım, derken basketbol oynamayı unutan Efes Pilsen'in grubunda Maccabi, Prokoml Trefl, Lietuvos Rytas, Cibona, Olimpiakos, Milano ve Wintherhtur FCB bulunuyor.
Bakmayın siz Wintherhtur adına; bildiğimiz Barselona. Adamların gözü dönmüş. Para için takımın asıl ismini FCB'nin içine gizlemişler. Bu takım için "Eskiye rağbet olsaydı, bitpazarına nur yağardı" son derece uygun bir deyim. Sen hem sponsor bul, adını gizle, hem de git kariyerlerinin son günlerini yaşayan basketbolcularla anlaş. Bu kararın sonuçlarına katlanacaklar. İspanya'da Olimpiakos'u yendiler. Ancak İstanbul'da Efes'e, kendi evlerinde Rytas'a mağlup oldular. Neyse ki son hafta Trefl'i deplasmanda 5 sayı farkla yenerek biraz nefes aldılar. Haftalar ilerledikçe yaşlıların yorgunluğu ortaya çıkacak. Takımın beyni ve üçlükçüsü Navarro ciddi savunma görünce ya kaçacak delik arıyor ya da "İmdat, beni boğuyorlar" diyerek hakemlerden aman dileniyor. Fucka, Marconato ve Kakiouzis gibi, olgunluk dönemini yaşayan baltalarla bir yere gelmesi hayli zor Barselona'nın. Takımın forveti Ivan Garcia 35'ine merdiven dayamış. İspanya ligindeki başarıları da yol yorgunluğu ve sürekli maç trafiği nedeniyle yakında düşüşe geçer.
Barselona'nın ilk maçta yendiği Olimpiakos ise bir başka alem. Takım lime lime dökülüyor. 4 hafta sonunda 3 mağlubiyet - 1 galibiyet ile 7'nci sırada. Tamam, bazı sakatları var. Litvanyalı Zuakuskas kazması gibi. Şimdilerde pivotluk görevini, sonradan olma değil babadan Yunanlı 2.08'lik zenci Schortsanitis götürüyor. Annesi Nijeryalı imiş. Adam pek dayanamamış, sonunda anneyi sallamış. Gürbüz oğlan 150 kiloluk cüssesi ile göz korkutuyor. Ancak, ateş olsa cürmü kadar yer yakar. Sağından atıp solundan geçen o kadar çok adam var ki, Schortsanitis gümrük memuru gibi kalıyor boyalı alanda. Hızlı basketbol oynayan takımlara karşı hiç şansları yok. Son maçta Lietuvos Rytas'a mağlubiyetlerinin arkasında da bu var. Yunan Ligi'nde 5'te 5 yapmalarına rağmen zayıf rakiplerine karşı oynadıklarını ve zar zor kazandıklarını unutmayalım. Bu takımdan bu sene de birşey olmaz. Pire'deki armatörler beklentilerini bir yıl sonraya saklasınlar.
Grubun adı büyük-oyunu küçük diğer ekibi Armani J. Milano. İtalyan Ligi podyum gibi. Ne kadar ünlü marka varsa hepsi sponsor olmuş basketbol takımlarına. Efes Pilsen'in ilk maçta İtalya'da yendiği Milano da dökülüyor. Yok, bu öyle böyle bir dökülme değil, sürünme ile eşdeğer. 3 mağlubiyet - 1 galibiyet ile grubun dibine vuran Milano, son maçta Cibona'ya deplasmanda boyun eğdi. Bu gidişle boynunu kaldırması da güç olacak. İtalyan Ligi'nde 5 galibiyet - 4 mağlubiyet ile 9'uncu sırada bulunan Milano'yu, Shumpert'in de sırtlaması mümkün değil. Galanda, Bulleri, Vukcevic ve Blair ile orta seviyeyi korumaya çalışan takım konumunda Milano...
Son maçta Milano'yu yenen Hırvat takımı Cibona, basketbol mabedi Zagreb'te kral. Dışarıda Polonya'nın yıldızı Prokom Trefl ile İsrail'in tek tabancası Maccabi'ye farklı kaybeden Cibona, yine evinde Litvanya takımı Rytas'ı ezip geçti. İki Amerikalı dışında kadrosunu Hırvatlar'dan oluşturan Cibona'nın, evindeki mücadeleci ruhundan dolayı ilk 4'e girme olasılığı yüksek. Adriyatik Ligi'nde 5 galibiyet - 3 mağlubiyet ile 6'ncı sırada bulunan Cibona, çabuk basketbolu ile ikinci turu zorlar.
Barselona'yı deplasmanda deviren ateşli Litvanya takımı Rytas da ilk 4'e gözünü diken diğer bir ekip. Her ne kadar grup sonuncusu Milano'ya evlerinde yenilseler de, B Grubu'nun can yakacak takımlarından biri. Rytas, eski Sovyet yapısını AB üyeliği ile terkeden Litvanya'ya çabuk uyum sağlamış. Öyle bir dışa açılmış ki, kadroda Letonyalı, Amerikalı, Bosnalı, Hırvat, hatta Avustralyalı bile var. Çok güvendikleri oyun kurucuları Amerikalı Frederick House'un sakatlığına rağmen 4'te 2 yapmayı başardılar. Haris Mujezinovic ve Mindaugas Lukauskis gibi guardlarıyla her maçta yüksek sayı hedefliyorlar. Geçen yıl ULEB Şampiyonu olarak Avrolig'e katılmaya hak kazanan Rytas, Litvanya Ligi"nde Zalgiris Kaunas'ın hemen arkasında 2'nci sırada...
İlk maçta Maccabi'ye deplasmanda yenilen Polonya'nın tek markası Prokom Trefl de Birleşmiş Milletler gibi. Kadro Polonyalılar dışında Macar, Fransız, Litvanyalı, Porto Rikolu, Sloven ve Danimarkalı kaynıyor. Superstar Goran Jagodnik ile sözleşme imzalayan Trefl, Polonya halk kahramanı Adam Wojcik'i de renklerine bağlamış. Milano'yu deplasmanda deviren, kendi evinde de Cibona'yı halleden Trefl'in öncelikli hedefi, ilk 16'ya kalmak. Son karşılaşmada bir Barselona kazasına kurban gittiler ancak toparlayacakları açık.
Bu grubun favorisi bana göre yine Maccabi. Bakmayın siz onların Efes'e İstanbul'da 2 sayı farkla yenildiklerine. Takımda herkes şut atıyor, dripling yapıyor, içeri giriyor, çıkıyor... Son saniyede Parker'ın üçlüğü girseydi, Efes'in 1'inciliğini de alacaklardı. İki yıl üst üste Avrolig Şampiyonu olan bu takımın bu sene de böyle bir kadro ile Final Four hedeflemesi hiç de zor değil. Netanyahu kılıklı coach Gershon da takımı çok iyi tanıyor ve ona göre strateji kuruyor. İçerideki maçlarını kaybetmeleri mümkün değil. Pivot Vujcic ise her coach'un takımında isteyeceği bir oyuncu.
Efes Pilsen için fazla şey söylemeye gerek yok. Takımın ilk 16'ya kalacağı geçtiğimiz maçlardan belli oldu. Sistem oturmuş durumda. Bunu zorlayacak adamın vay haline. Şu görüntüsüyle Final Four işareti bile veriyor Efes. Ancak bu kadar sıkı defansın basketbol keyfini bozup bozmadığı da ayrı bir tartışma konusu. Takımın oturmayan tek oyuncusu hala Antonio Granger. Maccabi maçında biraz kıpırdanır gibi oldu, bu kez faul sorunu yaşadı. Eski günlerini aratıyor ve üçlük denemeleriyle saç-baş yolduruyor. Ermal sorununun çözülmesiyle Prkacin'in üzerindeki aşırı baskı ortadan kalkacaktır. Popoviç poposunun üzerine oturmaya başladı, Efes'e ileride daha çok gerekli olacak. Sadece anlamadığım, Alper Yılmaz'ın hiç dakika almaması. Coach Mahmudi onu hangi maça saklıyor, bir türlü çözemedim.
Bu grubun ilk 4 adayları Maccabi, Efes, Trefl, Rytas... Barselona'yla, içerdeki maçlarında kazâ yapmazsa Cibona biraz zorlar bu dörtlüyü...
C Grubu
Ülker Fenomeni ile başlayalım. Bu takımın ne yaptığını biri anlatırsa memnun olacağım. Takımın bir günü diğerine uymuyor, oyuncuların da öyle. Amaç birliği yok, sistem yok... Bu kadar dağınık bir kadronun toparlanması da zor. Birkaç hafta bekleyin, deniliyor. Takımda belli oranda düzelme olsa da, bir bakıyorsunuz ipin ucunu aniden kaçırıyorlar, bir daha da yakalayamıyorlar. Ülker'in bu dağınıklığının biraz da firmadan kaynaklandığı açık. Ülker firması da ne olacağına karar vermiş değil. Kapitalist ama başkaları tarafından farklı değerlendiriliyor. Ne ona, ne buna yaranabiliyor. Tam 'ortada kalmış' muamelesi görüyor. Takım da bu havadan etkileniyor ister istemez. Sadece bu yıla özgü değil Ülker'in dağınıklığı ve tutarsızlığı, yıllardır Avrupa arenasında saç baş yolduruyor. Son saniyelerde kaybettikleri maçlar hâlâ hafızalarda.
Bu grubun iki önelmi favorisi var: Real Madrid ve Panathinaikos. Her ikisi de 4'te 4 çekti bu grupta. İkisi de Ülker'i sürklase etti. Panathinaikos Yunan Ligi'nin de lideri. Final Four tecrübesi ve çok derin kadrosuyla en çok korkulacak takımların başında geliyor... Ülker, CSKA, Siena ve Partizan'ı çok rahat dize getirdiler.
Aynı tespitler Real Madrid için de geçerli. Onlar da derin kadro ile hareket ediyorlar. Fakat iki isim var ki, seyretmek büyük zevk. Fransa milli takımının da önemli isimlerinden Gelabale, normal bir basketbolcudan çok farklı. Adam kuğu gibi hareket ediyor. Kafasındaki bandanadan etkilenerek yazmadım bunu. Ancak koşu stili, yükselişi normalden çok farklı. Zaten Ülker'i de ezip geçenler arasında ilk sıradaydı. Üstelik genç. İkinci isim Marko Thomas. Hırvat oyuncu geleceğin önemli şutörlerinden biri olacağını Ülker maçında kanıtladı. NBA'nin de gözü üzerinde.
7 Aralık'ta Atina'da oynanacak Panathinaikos-Real Madrid maçı, grubun 1'incisini belirleyecek.
Pau Orthez ile Unicaja'yı yenen buna karşılık Siena ve Panathinaikos'a mağlup olan CSKA, forvet Kurbanov ile yeniden anlaştı. Panov ile Pachoutin Türkiye'den tanıdığımız isimler. CSKA da bu grubun önemli takımlarından. Ancak gücü eskisi gibi değil.
Malaga ve Siena da grubun orta seviye takımları, ilk 4 için mücadele edecekler. Belki bu mücadeleye, toparlanabilirse Ülker katılabilir. Ancak bugün için böyle bir öngörü pek tutarlı görülmüyor.
Grubun en zayıf takımları Pau Orthez ile Partizan. Haydi Pau Orthez'i anladık. Ancak Partizan'ın 4-0 çekmesini anlamak kolay değil. Çok genç bir takım. Belli ki bu seneyi pas geçip ileriye yatırım yapıyorlar. Ancak basketbolun önemli durağı Sırbistan'ın Avrolig'teki tek takımının böyle bir strateji izlemesine Sırp baskebol izleyicileri ne diyor?
A Grubu
Türk takımı olmadığı için bizi diğerleri kadar ilgilendirmese de, önümüzdeki süreci hesaba katarak bu gruba da göz atmak gerekiyor.
Benetton Treviso, Zalgiris Kaunas, Tau Ceramica, Climamio Bologna, GHP Bamberg, AEK, Strasbourg ve Union Olimpija, grubu oluşturan takımlar.
Grubun lideri Benetton... İtalyanların güçlü ekibi zaten bu grubun favorilerinden. Alman Bamberg, Fransız Strasbourg ve İtalyan Bologna'yı deviren Benetton, son hafta güçlü rakibi Kaunas'a deplasmanda kaybetti. İtalyan Ligi'nde ikinci sırada bulunan Benetton'ın kadrosunda Litvanyalı Siskauskas, Yunan Zizis, Yugoslav Petar Popoviç gibi yıldızlar var. Yaş ortalaması inanılmaz genç olan Benetton bu yıl iş yapar.
İsponyol liginin güçlü ekiplerinden Tau da grubun favorilerinden biri... Diğer favori Kaunas'a deplasmanda mağlup olurken, Bologna ve AEK'yı evinde, Olimpija'yı deplasmanda dize getirdi. Tau'da eski Ülkerli Serkan Erdoğan ile NBA'den dönen Efes'in eski oyuncusu Drobnjak da oynuyor.
Litvanya efsanesi Zalgiris Kaunas AEK'ya mağlup olurken, Olimpija ve Tau'yu geçmeyi başardı. Son maçta da Benetton"ı devirdi. Eski Ülkerli Tanoka Beard Kaunas'ta. NBA patentli eski Beşiktaşlı Amerikalı Larry Ayuso da bu takıma önemli katkıda bulunuyor.
Yunan Ligi'nin Panathinaikos ve Olimpiakos'tan sonra üçüncü önemli takımı AEK, Strasbourg ile Kaunas'ı yenerken, Climamio Bologna ve Tau'ya kaybetti. Geçen yıl çeyrek final yapan takımın hedefi bu yıl da yüksek. 2 galibiyet - 2 mağlubiyet ile ilk 4'e kalma olasılığı yüzde 50'nin üzerinde AEK'nın.
Grubun en ilginç ve çıkış yapan takımı Alman Bamberg. Strasbourg ile Olimpija'yı mağlup eden, Bologna ve Benetton'a karşı kaybeden Bamberg'in en büyük kozu Amerikalı forvet Nelson Spencer. Avrolig başlamadan iki gün önce anlaşma için masaya oturan ve ardından takımla maça çıkan Spencer harikalar yaratıyor. Ülker'in son dakikada getirdiği iki Amerikalı'nın Panathinaikos maçında yaptıklarını ya da yapamadıklarını dikkate aldığımızda, 'takıma uyum' tespitlerinin fazla geçerli olmadığı ortaya çıkıyor. Eleman iyi ise ve ciddi antreman yapmışsa çıkıp takır takır oynuyor.
Grubun ilk dörde kalmayı planlayan diğer ekibi, İtalya'nın basketbol kenti Bologna'dan. 4'te 2 yapan Bologna, AEK ve Bamberg'i yenerken, Tau ile Benetton'a mağlup oldu.
Bu grubun en zayıf iki halkası Fransız Strasbourg ile Sloven Olimpija. Grupta dibe zincirleyen iki takımın da şansları şimdiden kalmadı ilk 16 için. Kendi aralarında yaptıkları mücadeleyi ise Fransa'da Strasbourg kazandı. Olimpija'da ardarda alınan başarısız sonuçlardan sonra coach Pino Grdovic'in görevine son verildi. Yeni bir coach bulunana kadar asistan coach Bayramiç ile yola devam edilecek.
Bu grubun ilk 4 adayları Benetton, Tau, Kaunas ve AEK... Bologna ve Bamberg de şanslarını zorlayacaklar, belki ilk 16'ya girecek son takım olabilirler. Büyük bir ihtimalle 'en iyi beşinci takım' bu gruptan çıkacak.
http://www.batug.com/ 25 - 11 - 2005
Avrolig dördüncü haftasını bitirdi. Eskisi kadar zevk vermese de, Avrupa Basketbolu'nun zirvesi sayıldığı için arada bir bakınmakta yarar var. Üstelik batug.com'un da buna ihtiyacı var. Her şey Amerika ve uçan Amerikalı zencilerden ibaret değil.
İlk yazıda, geçen dört haftayı değerlendirelim.
Doğru dürüst takım bulunamadığından üç grupta oynanan maçların büyük bölümü, sıradan geçiyor... Gruplarda nefesi yetmeyen bazı takımların aslında ULEB'de oynamaları gerekiyordu. Dolayısıyla iki gruplu mücadele bu ligi biraz daha anlamlı kılardı.
Neyse, büyüklerin işine karışmadan ilk dört haftayı inceleyelim. Bizimkilerden başlayalım.
B Grubu
Savunma yapayım, derken basketbol oynamayı unutan Efes Pilsen'in grubunda Maccabi, Prokoml Trefl, Lietuvos Rytas, Cibona, Olimpiakos, Milano ve Wintherhtur FCB bulunuyor.
Bakmayın siz Wintherhtur adına; bildiğimiz Barselona. Adamların gözü dönmüş. Para için takımın asıl ismini FCB'nin içine gizlemişler. Bu takım için "Eskiye rağbet olsaydı, bitpazarına nur yağardı" son derece uygun bir deyim. Sen hem sponsor bul, adını gizle, hem de git kariyerlerinin son günlerini yaşayan basketbolcularla anlaş. Bu kararın sonuçlarına katlanacaklar. İspanya'da Olimpiakos'u yendiler. Ancak İstanbul'da Efes'e, kendi evlerinde Rytas'a mağlup oldular. Neyse ki son hafta Trefl'i deplasmanda 5 sayı farkla yenerek biraz nefes aldılar. Haftalar ilerledikçe yaşlıların yorgunluğu ortaya çıkacak. Takımın beyni ve üçlükçüsü Navarro ciddi savunma görünce ya kaçacak delik arıyor ya da "İmdat, beni boğuyorlar" diyerek hakemlerden aman dileniyor. Fucka, Marconato ve Kakiouzis gibi, olgunluk dönemini yaşayan baltalarla bir yere gelmesi hayli zor Barselona'nın. Takımın forveti Ivan Garcia 35'ine merdiven dayamış. İspanya ligindeki başarıları da yol yorgunluğu ve sürekli maç trafiği nedeniyle yakında düşüşe geçer.
Barselona'nın ilk maçta yendiği Olimpiakos ise bir başka alem. Takım lime lime dökülüyor. 4 hafta sonunda 3 mağlubiyet - 1 galibiyet ile 7'nci sırada. Tamam, bazı sakatları var. Litvanyalı Zuakuskas kazması gibi. Şimdilerde pivotluk görevini, sonradan olma değil babadan Yunanlı 2.08'lik zenci Schortsanitis götürüyor. Annesi Nijeryalı imiş. Adam pek dayanamamış, sonunda anneyi sallamış. Gürbüz oğlan 150 kiloluk cüssesi ile göz korkutuyor. Ancak, ateş olsa cürmü kadar yer yakar. Sağından atıp solundan geçen o kadar çok adam var ki, Schortsanitis gümrük memuru gibi kalıyor boyalı alanda. Hızlı basketbol oynayan takımlara karşı hiç şansları yok. Son maçta Lietuvos Rytas'a mağlubiyetlerinin arkasında da bu var. Yunan Ligi'nde 5'te 5 yapmalarına rağmen zayıf rakiplerine karşı oynadıklarını ve zar zor kazandıklarını unutmayalım. Bu takımdan bu sene de birşey olmaz. Pire'deki armatörler beklentilerini bir yıl sonraya saklasınlar.
Grubun adı büyük-oyunu küçük diğer ekibi Armani J. Milano. İtalyan Ligi podyum gibi. Ne kadar ünlü marka varsa hepsi sponsor olmuş basketbol takımlarına. Efes Pilsen'in ilk maçta İtalya'da yendiği Milano da dökülüyor. Yok, bu öyle böyle bir dökülme değil, sürünme ile eşdeğer. 3 mağlubiyet - 1 galibiyet ile grubun dibine vuran Milano, son maçta Cibona'ya deplasmanda boyun eğdi. Bu gidişle boynunu kaldırması da güç olacak. İtalyan Ligi'nde 5 galibiyet - 4 mağlubiyet ile 9'uncu sırada bulunan Milano'yu, Shumpert'in de sırtlaması mümkün değil. Galanda, Bulleri, Vukcevic ve Blair ile orta seviyeyi korumaya çalışan takım konumunda Milano...
Son maçta Milano'yu yenen Hırvat takımı Cibona, basketbol mabedi Zagreb'te kral. Dışarıda Polonya'nın yıldızı Prokom Trefl ile İsrail'in tek tabancası Maccabi'ye farklı kaybeden Cibona, yine evinde Litvanya takımı Rytas'ı ezip geçti. İki Amerikalı dışında kadrosunu Hırvatlar'dan oluşturan Cibona'nın, evindeki mücadeleci ruhundan dolayı ilk 4'e girme olasılığı yüksek. Adriyatik Ligi'nde 5 galibiyet - 3 mağlubiyet ile 6'ncı sırada bulunan Cibona, çabuk basketbolu ile ikinci turu zorlar.
Barselona'yı deplasmanda deviren ateşli Litvanya takımı Rytas da ilk 4'e gözünü diken diğer bir ekip. Her ne kadar grup sonuncusu Milano'ya evlerinde yenilseler de, B Grubu'nun can yakacak takımlarından biri. Rytas, eski Sovyet yapısını AB üyeliği ile terkeden Litvanya'ya çabuk uyum sağlamış. Öyle bir dışa açılmış ki, kadroda Letonyalı, Amerikalı, Bosnalı, Hırvat, hatta Avustralyalı bile var. Çok güvendikleri oyun kurucuları Amerikalı Frederick House'un sakatlığına rağmen 4'te 2 yapmayı başardılar. Haris Mujezinovic ve Mindaugas Lukauskis gibi guardlarıyla her maçta yüksek sayı hedefliyorlar. Geçen yıl ULEB Şampiyonu olarak Avrolig'e katılmaya hak kazanan Rytas, Litvanya Ligi"nde Zalgiris Kaunas'ın hemen arkasında 2'nci sırada...
İlk maçta Maccabi'ye deplasmanda yenilen Polonya'nın tek markası Prokom Trefl de Birleşmiş Milletler gibi. Kadro Polonyalılar dışında Macar, Fransız, Litvanyalı, Porto Rikolu, Sloven ve Danimarkalı kaynıyor. Superstar Goran Jagodnik ile sözleşme imzalayan Trefl, Polonya halk kahramanı Adam Wojcik'i de renklerine bağlamış. Milano'yu deplasmanda deviren, kendi evinde de Cibona'yı halleden Trefl'in öncelikli hedefi, ilk 16'ya kalmak. Son karşılaşmada bir Barselona kazasına kurban gittiler ancak toparlayacakları açık.
Bu grubun favorisi bana göre yine Maccabi. Bakmayın siz onların Efes'e İstanbul'da 2 sayı farkla yenildiklerine. Takımda herkes şut atıyor, dripling yapıyor, içeri giriyor, çıkıyor... Son saniyede Parker'ın üçlüğü girseydi, Efes'in 1'inciliğini de alacaklardı. İki yıl üst üste Avrolig Şampiyonu olan bu takımın bu sene de böyle bir kadro ile Final Four hedeflemesi hiç de zor değil. Netanyahu kılıklı coach Gershon da takımı çok iyi tanıyor ve ona göre strateji kuruyor. İçerideki maçlarını kaybetmeleri mümkün değil. Pivot Vujcic ise her coach'un takımında isteyeceği bir oyuncu.
Efes Pilsen için fazla şey söylemeye gerek yok. Takımın ilk 16'ya kalacağı geçtiğimiz maçlardan belli oldu. Sistem oturmuş durumda. Bunu zorlayacak adamın vay haline. Şu görüntüsüyle Final Four işareti bile veriyor Efes. Ancak bu kadar sıkı defansın basketbol keyfini bozup bozmadığı da ayrı bir tartışma konusu. Takımın oturmayan tek oyuncusu hala Antonio Granger. Maccabi maçında biraz kıpırdanır gibi oldu, bu kez faul sorunu yaşadı. Eski günlerini aratıyor ve üçlük denemeleriyle saç-baş yolduruyor. Ermal sorununun çözülmesiyle Prkacin'in üzerindeki aşırı baskı ortadan kalkacaktır. Popoviç poposunun üzerine oturmaya başladı, Efes'e ileride daha çok gerekli olacak. Sadece anlamadığım, Alper Yılmaz'ın hiç dakika almaması. Coach Mahmudi onu hangi maça saklıyor, bir türlü çözemedim.
Bu grubun ilk 4 adayları Maccabi, Efes, Trefl, Rytas... Barselona'yla, içerdeki maçlarında kazâ yapmazsa Cibona biraz zorlar bu dörtlüyü...
C Grubu
Ülker Fenomeni ile başlayalım. Bu takımın ne yaptığını biri anlatırsa memnun olacağım. Takımın bir günü diğerine uymuyor, oyuncuların da öyle. Amaç birliği yok, sistem yok... Bu kadar dağınık bir kadronun toparlanması da zor. Birkaç hafta bekleyin, deniliyor. Takımda belli oranda düzelme olsa da, bir bakıyorsunuz ipin ucunu aniden kaçırıyorlar, bir daha da yakalayamıyorlar. Ülker'in bu dağınıklığının biraz da firmadan kaynaklandığı açık. Ülker firması da ne olacağına karar vermiş değil. Kapitalist ama başkaları tarafından farklı değerlendiriliyor. Ne ona, ne buna yaranabiliyor. Tam 'ortada kalmış' muamelesi görüyor. Takım da bu havadan etkileniyor ister istemez. Sadece bu yıla özgü değil Ülker'in dağınıklığı ve tutarsızlığı, yıllardır Avrupa arenasında saç baş yolduruyor. Son saniyelerde kaybettikleri maçlar hâlâ hafızalarda.
Bu grubun iki önelmi favorisi var: Real Madrid ve Panathinaikos. Her ikisi de 4'te 4 çekti bu grupta. İkisi de Ülker'i sürklase etti. Panathinaikos Yunan Ligi'nin de lideri. Final Four tecrübesi ve çok derin kadrosuyla en çok korkulacak takımların başında geliyor... Ülker, CSKA, Siena ve Partizan'ı çok rahat dize getirdiler.
Aynı tespitler Real Madrid için de geçerli. Onlar da derin kadro ile hareket ediyorlar. Fakat iki isim var ki, seyretmek büyük zevk. Fransa milli takımının da önemli isimlerinden Gelabale, normal bir basketbolcudan çok farklı. Adam kuğu gibi hareket ediyor. Kafasındaki bandanadan etkilenerek yazmadım bunu. Ancak koşu stili, yükselişi normalden çok farklı. Zaten Ülker'i de ezip geçenler arasında ilk sıradaydı. Üstelik genç. İkinci isim Marko Thomas. Hırvat oyuncu geleceğin önemli şutörlerinden biri olacağını Ülker maçında kanıtladı. NBA'nin de gözü üzerinde.
7 Aralık'ta Atina'da oynanacak Panathinaikos-Real Madrid maçı, grubun 1'incisini belirleyecek.
Pau Orthez ile Unicaja'yı yenen buna karşılık Siena ve Panathinaikos'a mağlup olan CSKA, forvet Kurbanov ile yeniden anlaştı. Panov ile Pachoutin Türkiye'den tanıdığımız isimler. CSKA da bu grubun önemli takımlarından. Ancak gücü eskisi gibi değil.
Malaga ve Siena da grubun orta seviye takımları, ilk 4 için mücadele edecekler. Belki bu mücadeleye, toparlanabilirse Ülker katılabilir. Ancak bugün için böyle bir öngörü pek tutarlı görülmüyor.
Grubun en zayıf takımları Pau Orthez ile Partizan. Haydi Pau Orthez'i anladık. Ancak Partizan'ın 4-0 çekmesini anlamak kolay değil. Çok genç bir takım. Belli ki bu seneyi pas geçip ileriye yatırım yapıyorlar. Ancak basketbolun önemli durağı Sırbistan'ın Avrolig'teki tek takımının böyle bir strateji izlemesine Sırp baskebol izleyicileri ne diyor?
A Grubu
Türk takımı olmadığı için bizi diğerleri kadar ilgilendirmese de, önümüzdeki süreci hesaba katarak bu gruba da göz atmak gerekiyor.
Benetton Treviso, Zalgiris Kaunas, Tau Ceramica, Climamio Bologna, GHP Bamberg, AEK, Strasbourg ve Union Olimpija, grubu oluşturan takımlar.
Grubun lideri Benetton... İtalyanların güçlü ekibi zaten bu grubun favorilerinden. Alman Bamberg, Fransız Strasbourg ve İtalyan Bologna'yı deviren Benetton, son hafta güçlü rakibi Kaunas'a deplasmanda kaybetti. İtalyan Ligi'nde ikinci sırada bulunan Benetton'ın kadrosunda Litvanyalı Siskauskas, Yunan Zizis, Yugoslav Petar Popoviç gibi yıldızlar var. Yaş ortalaması inanılmaz genç olan Benetton bu yıl iş yapar.
İsponyol liginin güçlü ekiplerinden Tau da grubun favorilerinden biri... Diğer favori Kaunas'a deplasmanda mağlup olurken, Bologna ve AEK'yı evinde, Olimpija'yı deplasmanda dize getirdi. Tau'da eski Ülkerli Serkan Erdoğan ile NBA'den dönen Efes'in eski oyuncusu Drobnjak da oynuyor.
Litvanya efsanesi Zalgiris Kaunas AEK'ya mağlup olurken, Olimpija ve Tau'yu geçmeyi başardı. Son maçta da Benetton"ı devirdi. Eski Ülkerli Tanoka Beard Kaunas'ta. NBA patentli eski Beşiktaşlı Amerikalı Larry Ayuso da bu takıma önemli katkıda bulunuyor.
Yunan Ligi'nin Panathinaikos ve Olimpiakos'tan sonra üçüncü önemli takımı AEK, Strasbourg ile Kaunas'ı yenerken, Climamio Bologna ve Tau'ya kaybetti. Geçen yıl çeyrek final yapan takımın hedefi bu yıl da yüksek. 2 galibiyet - 2 mağlubiyet ile ilk 4'e kalma olasılığı yüzde 50'nin üzerinde AEK'nın.
Grubun en ilginç ve çıkış yapan takımı Alman Bamberg. Strasbourg ile Olimpija'yı mağlup eden, Bologna ve Benetton'a karşı kaybeden Bamberg'in en büyük kozu Amerikalı forvet Nelson Spencer. Avrolig başlamadan iki gün önce anlaşma için masaya oturan ve ardından takımla maça çıkan Spencer harikalar yaratıyor. Ülker'in son dakikada getirdiği iki Amerikalı'nın Panathinaikos maçında yaptıklarını ya da yapamadıklarını dikkate aldığımızda, 'takıma uyum' tespitlerinin fazla geçerli olmadığı ortaya çıkıyor. Eleman iyi ise ve ciddi antreman yapmışsa çıkıp takır takır oynuyor.
Grubun ilk dörde kalmayı planlayan diğer ekibi, İtalya'nın basketbol kenti Bologna'dan. 4'te 2 yapan Bologna, AEK ve Bamberg'i yenerken, Tau ile Benetton'a mağlup oldu.
Bu grubun en zayıf iki halkası Fransız Strasbourg ile Sloven Olimpija. Grupta dibe zincirleyen iki takımın da şansları şimdiden kalmadı ilk 16 için. Kendi aralarında yaptıkları mücadeleyi ise Fransa'da Strasbourg kazandı. Olimpija'da ardarda alınan başarısız sonuçlardan sonra coach Pino Grdovic'in görevine son verildi. Yeni bir coach bulunana kadar asistan coach Bayramiç ile yola devam edilecek.
Bu grubun ilk 4 adayları Benetton, Tau, Kaunas ve AEK... Bologna ve Bamberg de şanslarını zorlayacaklar, belki ilk 16'ya girecek son takım olabilirler. Büyük bir ihtimalle 'en iyi beşinci takım' bu gruptan çıkacak.
http://www.batug.com/ 25 - 11 - 2005
12 Aralık 2004 Pazar
Yerel basının evrensel önemi
O kadar önemlidir ki yerel basın.. Ulusal basının her köşeye yetişmesi, hele doyurucu ulaşması mümkün değil. Boşluğu yerel medya doldurur. Yerel arzuları o doyurur. Yerel sorunlara o parmak basar.. Uygar ülkelerin hangisinde hangi kente giderseniz gidin, bir güçlü yerel gazete, birkaç yerel televizyon istasyonu bulursunuz.
Ben gazeteciliğe Ankara'da, yerel bir gazete, Yeni Gün'de başladım. Üç güçlü gazetesi vardı başkentin.. Başkaları da vardı da, bu üçü bayağı etkiliydi. Bizim Yeni Gün.. Zafer ve Ulus.. Üçü de okuldu bunların üstelik.. Ne büyük gazeteciler bu okuldan mezundur, bugün..
Şimdi Ankara'da yerel basın var mı bilmem. Varsa da bana ulaşmıyor..
Direnen, kafa tutan, ayakta duran İzmir.. Yeni Asır, bu ülkede "Yerel" deyince akla gelen ilk isim.. Erol Simavi, imparatorluk günlerinde dert yanmıştı..
"Hıncal, satış rekorları kırıyorum. Türkiye'nin hangi bayisine gidersen git, en çok satan gazete Hürriyet'tir.. Görürsün.. Bir tek İzmir'de Yeni Asır benim önümde.. Onu geçemedim."
Bir İstanbul gazetesi alan İzmirli'nin ikinci gazetesi idi, Yeni Asır mutlak.. Çünkü müthiş bir gazeteydi. Yerelliğin ruhunu yakalamıştı. İzmir ve civarında ne olup bittiğini yazardı. Dahası İzmirliler'i izlerdi. Diyelim İzmirli bir futbolcu, Diyarbakır'a transfer mi oldu, her hafta onun maçlarını haber yapardı. Bizim Memo ve Hido haberleri yaptığımız gibi..
İzmir'e indim mi, ilk işim bir Yeni Asır olmak olurdu, herkes gibi.. Ne var, ne yok?.. Yeni Asır'da..
Erol Bey, Yeni Asır'ı çökertmek için, gazeteyi nerdeyse mürettip ve musahhihlerine kadar transfer edip Ekspres'i çıkarmıştı İzmir'de o zaman.. Başaramadı. Yeni Asır kurumsallaşmıştı. Tüm gidenlere rağmen ayakta kaldı. Başlığı hariç her yeri Yeni Asır olan Ekspres satmadı. Kapandı.
Yeni Asır şimdi Osman Gencer yönetiminde İstanbul gazetelerine örnek olacak mükemmellikte devam ediyor. Müthiş, ama gerçekten müthiş bir gazete çıkarıyorlar. Bugün sadece İzmir'in değil, tüm Ege'nin gaze- tesi konumundalar.
Her gün okuyorum.. Tiryakilik oldu artık..
Ama bu yazımın sebebi Yeni Asır değil.. Kardeş gazete var önümde.. Haber Ekspres.. Sürmanşetinde "4 yaşndayız, gururla kutluyoruz" yazıyor.. Ben de kutluyorum Ekspresçiler, ben de.. Konak Pier günlerinde çok atıştık sizinle.. O ayrı.. Gazetecilikte fikir savaşları hep olacaktır. Olmasa bir gazete yeterdi dünyaya..
Bir yerel gazeteyi yaratma ve yaşatmanın güçlüklerini en iyi bilenlerdenim.. Heyecan.. Coşku.. Sevinç.. Ama bir yandan da endişe.. Başaracak mıyız?.. Tutacak mı?..,
Dördüncü yıla gelmişsen eğer iş bitmiştir..
İzmir'de baskı yapan, Ege ilaveleri veren büyük gazetelere, hele hele, Yeni Asır gibi on yıllardır İzmir'i domine eden bir dev rakibe rağmen, doğmak, büyümek ve yaşam hakkını elde etmek nasıl bir zaferdir, iyi anlarım..
Ekspres'in genç ekibi..
Süleyman Gençel ve arkadaşları.. Hepinizi yürekten kutluyorum..Nice 4 yıllara..
Ve de darısı Ankara'nın başına!..
SABAH 12 - 12 - 2004 (Hıncal Uluç)
Ben gazeteciliğe Ankara'da, yerel bir gazete, Yeni Gün'de başladım. Üç güçlü gazetesi vardı başkentin.. Başkaları da vardı da, bu üçü bayağı etkiliydi. Bizim Yeni Gün.. Zafer ve Ulus.. Üçü de okuldu bunların üstelik.. Ne büyük gazeteciler bu okuldan mezundur, bugün..
Şimdi Ankara'da yerel basın var mı bilmem. Varsa da bana ulaşmıyor..
Direnen, kafa tutan, ayakta duran İzmir.. Yeni Asır, bu ülkede "Yerel" deyince akla gelen ilk isim.. Erol Simavi, imparatorluk günlerinde dert yanmıştı..
"Hıncal, satış rekorları kırıyorum. Türkiye'nin hangi bayisine gidersen git, en çok satan gazete Hürriyet'tir.. Görürsün.. Bir tek İzmir'de Yeni Asır benim önümde.. Onu geçemedim."
Bir İstanbul gazetesi alan İzmirli'nin ikinci gazetesi idi, Yeni Asır mutlak.. Çünkü müthiş bir gazeteydi. Yerelliğin ruhunu yakalamıştı. İzmir ve civarında ne olup bittiğini yazardı. Dahası İzmirliler'i izlerdi. Diyelim İzmirli bir futbolcu, Diyarbakır'a transfer mi oldu, her hafta onun maçlarını haber yapardı. Bizim Memo ve Hido haberleri yaptığımız gibi..
İzmir'e indim mi, ilk işim bir Yeni Asır olmak olurdu, herkes gibi.. Ne var, ne yok?.. Yeni Asır'da..
Erol Bey, Yeni Asır'ı çökertmek için, gazeteyi nerdeyse mürettip ve musahhihlerine kadar transfer edip Ekspres'i çıkarmıştı İzmir'de o zaman.. Başaramadı. Yeni Asır kurumsallaşmıştı. Tüm gidenlere rağmen ayakta kaldı. Başlığı hariç her yeri Yeni Asır olan Ekspres satmadı. Kapandı.
Yeni Asır şimdi Osman Gencer yönetiminde İstanbul gazetelerine örnek olacak mükemmellikte devam ediyor. Müthiş, ama gerçekten müthiş bir gazete çıkarıyorlar. Bugün sadece İzmir'in değil, tüm Ege'nin gaze- tesi konumundalar.
Her gün okuyorum.. Tiryakilik oldu artık..
Ama bu yazımın sebebi Yeni Asır değil.. Kardeş gazete var önümde.. Haber Ekspres.. Sürmanşetinde "4 yaşndayız, gururla kutluyoruz" yazıyor.. Ben de kutluyorum Ekspresçiler, ben de.. Konak Pier günlerinde çok atıştık sizinle.. O ayrı.. Gazetecilikte fikir savaşları hep olacaktır. Olmasa bir gazete yeterdi dünyaya..
Bir yerel gazeteyi yaratma ve yaşatmanın güçlüklerini en iyi bilenlerdenim.. Heyecan.. Coşku.. Sevinç.. Ama bir yandan da endişe.. Başaracak mıyız?.. Tutacak mı?..,
Dördüncü yıla gelmişsen eğer iş bitmiştir..
İzmir'de baskı yapan, Ege ilaveleri veren büyük gazetelere, hele hele, Yeni Asır gibi on yıllardır İzmir'i domine eden bir dev rakibe rağmen, doğmak, büyümek ve yaşam hakkını elde etmek nasıl bir zaferdir, iyi anlarım..
Ekspres'in genç ekibi..
Süleyman Gençel ve arkadaşları.. Hepinizi yürekten kutluyorum..Nice 4 yıllara..
Ve de darısı Ankara'nın başına!..
SABAH 12 - 12 - 2004 (Hıncal Uluç)
Etiketler:
Başkalarının kaleminden
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
