Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

20 Ekim 2008 Pazartesi

Durum gerçekten vahim

Mısır hükümeti Kızıldeniz’in altına tüp geçit yapmak için ihale açar. İhaleye İngiltere’den, Amerika’dan, Japonya’dan ve Türkiye`den de Temel’in firması olmak üzere birer firma katılır. Firmaları teker teker mülakata çağırırlar ve teknik bilgi isterler. İngiliz firması, “Biz iki taraftan da eşzamanlı olarak tüneli kazmaya başlarız ve denizin altında tam ortada buluşuruz. Tüneller arasında maksimum 1 metre fark olur. 30 metre enindeki tünelde de 1 metreyi rahatlıkla düzeltiriz” der. Amerikan firması, “Biz de iki taraftan kazmaya başlarız ve tam ortada buluşuruz maksimum 50 cm fark olur” der. Japon firması, “Biz iki taraftan kazmaya başlarız ve tam ortada buluşuruz. Maksimum fark 20 cm olacak” diye belirtir. Sıra bizim Temel’e gelir. Temel “Valla biz de iki taraftan kazmaya başlarız. Ortada buluştuk buluştuk, buluşamadık iki tüneliniz olur” der.
İzmir’de de çok yakında iki tünelimiz olacak gibi. Çünkü Hatay tünellerinin son bağlantısında sorun yaşandığı, iki noktadan kazılan tünellerin bağlantı noktalarında ortaya çıkan farkın düzeltilmesinin ciddi zaman alacağı tartışılıyor Büyükşehir koridorlarında.
Üstelik Hıfzısıhha ile Üçkuyular arasında yaşanan ciddi sorunlar nedeniyle Bozoğlu firmasının da ödeme güçlüğü içine girdiği ve işin durduğu gelen bilgiler arasında…
İzmir’i demir ağlarla öreceğiz ana sloganı ile 4.5 yıl geçirdik.
Sonuç ortada…
Üçyol – Üçkuyular hattı bir başka bahara kaldı. Bu gidişle 2014 seçimlerine bile yetişmesi kolay görünmüyor. Üstelik bu hatta harcanan para ilk ihalede belirlenen fiyatın iki katına ulaştı. Ve bu parayı bizler ödüyoruz. Menderes – Aliağa hafif raylı sistemi ise içinde barındırdığı sorunların dışında şimdi de sinyalizasyon engeline takıldı. Bu engel ne zaman aşılır. Hiç bilinmiyor. Bornova’da yarım bırakılan metro hattının ne olacağı ise hiç tartışılmıyor bile. Bugüne kadar harcanan paraların üzerine su içeceğiz gibi…
Bari su içerken zehirlenmeyelim dedik. Ama baktık ki su bile arsenikli. Ortalık karışınca alelacele yapılan bir ihale ile suyun arıtılması gündeme geldi. Umarız bu ihale seçim öncesi biter. İki günde bir belediyenin basın birimi “Dünyanın en büyük arsenik arıtmasını yapıyoruz” şeklinde açıklamalar yapıyor. Keşke tartışmalar yaşanmadan düğmeye basılsaydı, CHP’nin ileri gelenleri, partiyi ve Kocaoğlu’nu kurtarmak için kendilerini kurtların önüne atmak zorunda kalmasalardı.
Bazen yazılarımın altına internette yorum yapılıyor ve Kocaoğlu’nun dürüst bir belediye başkanı olduğu vurgulanıyor.
Doğrudur. Ancak bir kişinin belediye başkanı olması için yeterli mi sadece dürüst olması. Benim tanıdığım ve Kocaoğlu’ndan daha dürüst onlarca insan var. O zaman onları başkan yapalım. Kocaoğlu’nun dürüst olması yukarıdaki başarısızlıkları örtmüyor.
Bizzat ben Kocaoğlu’nun bu başarısızlıklarından dolayı yeniden aday olmasına karşıyım.
Aslına varolan belediye başkanımızın başarısızlıklarını kaleme almaya başlasam seçime kadar bitiremem. Genel merkez İzmir adayına karar verirken tüm bu tartışmaları göz önüne alacaktır. Zaten genel merkezin bugüne kadar kafası net olsaydı bir yıl öncesinden Kocaoğlu ile yürüneceği mesajını verirdi. Ama o mesaj bir türlü gelmiyor. Tabii ki gelmez.
Deniz Baykal’ın kaderi İzmir’e bağlı. Baykal, Erdoğan’ın söylemlerinden sonra yaptığı açıklamalarla kaderini gerçekten İzmir’e bağladı. Siyasi kariyerini bir kente bağlayan bir lider zorunlu olarak tüm parametrelere bakacaktır. Bu parametreler arasında kentin önümüzdeki 5 yıl nasıl yönetileceği maddesi belirleyici maddelerden biri olacaktır.

NOT 1: Ben böyle bir kemik görmedim. Hem medyatik, hem biyonik. 10 günde yatakta, sonra hemen ayakta… Mazlum rolü kısa sürdü ama olsun. Önemli olan kamuoyu önünde oynanacak oyundu. Başarılı da olundu.

NOT 2: Belediye başkanı üzerine muhalefet yapmam (Sanırım bazı nedenlerden dolayı tek başınayım. Olsun daha önce de bazı isimlere yönelik tek kişilik muhalefet yapmış ve başarıya ulaşmıştım.) kentin önümüzdeki 5 yılını düşünmemden kaynaklanmaktadır. Bazıları kendi geleceğini düşünüyorsa o, onların bileceği bir iştir.

NOT 3: Keşke herkes yalpalamadan net fikirlerini ortaya koyabilse. Kapı arkasında başka, kamuoyu önünde başka şeyler söylemese…

YENİGÜN 20 - 10 - 2008

17 Ekim 2008 Cuma

İki teori

Ayağın kırılması, ayağın kırılması ama kemiğin ayrışmaması, ayağın kırılması ama kemiğin çatlaması, ayağın kırılması ama sadece burkulması…
“Günün birinde ayak kemiği üzerine yazı yazacaksın” deseler gülüp geçerdim. Ancak konu belediye başkanın ayağı olunca ister istemez siyasi bir içerik kazanıyor. Üstelik bu ayak kemiği internet ortamına düştüyse, yıllarca üniversite sıralarında dirsek çürütmüş profesörler tarafından gazetecilere ayrıntılarıyla açıklanıyorsa, bu medyatik kemik üzerine fikir yürütmek farz oluyor ister istemez.
Kocaoğlu’nun Kaz Dağları’nda düşüp ayağını incitmesi herkesi meraklandırdı. Ancak merak sadece “Başkanımızın durumu iyi mi” noktasında yoğunlaştı.
Kaz Dağları çok geniş bir coğrafyadır. Bu geniş coğrafyada Kocaoğlu nerede ve kimlerle beraberdi?

* * *

Birinci teori Kocaoğlu’nun Güre’de kaldığı şeklinde… Büyükşehir Belediye Başkanı’nın kaplıcaya olan düşkünlüğü nedeniyle bu teori öne çıkıyor. Keşke Hasan Tahsin ile birlikte gittikleri Salihli kaplıcalarını tercih etse ve hastanede kalsaydı, birkaç gün sonra bölgeye gelen Deniz Baykal tarafından da ziyaret edilirdi.
Rivayet odur ki, Kocaoğlu Güre’de eski bir il başkanı, eski bir milletvekili, halen görevinde olan bir belediye başkanı ile birlikteydi. Sanırım yapılan aday adaylığı açıklamasının yarattığı tepkileri ölçmek ve taktik geliştirmek için toplanmışlardı. Bu gizli buluşma yine rivayete göre bir muz kabuğu ya da ıslak zemin nedeniyle medyaya yansıdı.

* * *

Yine rivayet odur ki (Gördüğünüz gibi ortalık rivayetten geçilmiyor) Baykal geçmiş olsun için İzmir’e gelecekti. Ancak Büyükşehir belediye başkanının kimlerle hangi amaçla Kaz Dağları’nda olduğunu netleştiremediği için bu ziyareti yapmadı.
Ben de bu sütundan olayın rivayet boyutunu aktarıyorum. Kim bilir. Belki genel başkan da bu yazı ile bilgilenir.

* * *

İkinci teori, Kocaoğlu Kaz Dağları’nın içlerindeki bir butik oteldeydi. Elinde telefon İzmir ve Ankara’da esen set rüzgârları izliyor önümüzdeki süreç konusunda taktik geliştiriyordu. Kocaoğlu’nun kiminle olduğu ise bu teoride muamma. Üstelik kendisi ile yakın çalışan danışmanlarının bile başkanın nerede olduğu konusunda bilgileri yoktu. Zira o saatlerde bizzat ben Kocaoğlu’nun 4 danışmanı ile 3 saatlik bir sohbette idim. Haberleri olsa mutlaka bir şekilde ağızlarından kaçırırlardı.

NOT 1: Fırıncının kızı döktürüp duruyor. Ne yaparsın. Bir fırıncı olarak böyle bir kızı evde tutmak hiç de kolay değil. Boşluğu buldu mu atıyor kendini sokaklara. Vallahi bir Tokat Erbaa cevizli ekmeği ile bir Tartanlı göçmen çöreğine bile gidiyor. Susamlı göçmen çöreği, uzun Torbalı katmeri, dolmalık Urla katmerine gitse canım yanmayacak ya…

NOT 2: Hasan Tahsin’i pas geçtiğimi zannetmeyin. Yakında ona bazı sürprizlerim olacak.

YENİGÜN 17 - 10 - 2008

15 Ekim 2008 Çarşamba

En çok tüketilen malzeme

İzmir’de son 1 hafta içerisinde en çok tüketilen malzeme nedir?
Ekmek değil…
Süt de değil…
Etin olmasını zaten beklemeyin…
Bak su olabilir. Ama o da değil…
Bilemediniz…
İzmir’de son 1 haftada en çok tüketilen malzeme galoş…
Aranızda bilmeyen olabilir. Galoş hastane gibi steril ortamlara girerken ayakkabıların üzerine giyilen mavi renkli poşet…
İzmir Büyükşehir Belediyesi basın bürosu her gün ayağının yarı kırılması nedeniyle evine çekilen Kocaoğlu’nun resimlerini yayılıyor.
Kocaoğlu bir tarafta yatıyor, karşısında onlarca galoşlu adam…
Neyse ki Kocaoğlu kuruşunu hesaplayan biri olarak eşinin geliştirdiği bu metodun aile bütçesine vereceği ağır darbeyi görmüş ve ayakkabıların kapıda çıkarılması yönünde fikir geliştirmiş.
Önceki gün belediye mecli toplantısından sonra eve giden meclis üyeleri de ayakkabılarını çıkardıktan sonra başkanlarının kaldığı odaya ulaşmışlar.
Belki Kocaoğlu belki aileden bir başkası eve ziyarete gelenlerin listesini tutmuşlar. Böylece gelmeyenleri saptamışlar.
Bu listenin basın bölümü hayli ilginç.
Listenin baş sıralarında kardeş rolündeki Hasan Tahsin var. Ama Kocaoğlu’na muhalif yapıda olan hatta kendisine karşı aday adaylığını koyan isimler bile ziyareti atlamamış.
Tabii Kocaoğlu’na danışmanlık yapan gazeteciler yoğunlukla ziyarete gidenler arasında. Bir bölümü ise hemen hemen her gün uğruyorlar…
Bir de telefon edip geleceğini belirten ama sonra nedense uğramayanlar var. Sanırım yemek yapmak daha öncelikli olmuş.
Deniz Baykal’ın geçmiş olsun dileklerini Salihli’den getiren siyasetçiler de var listede.
Tabii Deniz Bey’in tek büyükşehir belediye başkanını 90 kilometre yolu bahane edip ziyaret etmemesi de zihinlerde ayrı bir soru işareti oluşturmuş durumda.
Bu arada hemen her gün Kocaoğlu hakkında sağda solda konuşan atıp tutanların ziyaret kuyruğunda olmaları da ilginç geldi bana.
O listeyi de yakında yayınlayacağım… İnsanlar biraz dik durmayı başarsalar iyi olacak.

NOT 1: Yenigün’ün CHP’nin kadrolu baston haberi çok iyiydi. Aday listeleri açıklandıktan sonra çok insana lazım olacak o baston. Kocaoğlu kaybetmesin onu.

NOT 2: Kocoğlu’nu ziyaret etmeyen biri olarak “yangında ilk atılacaklar” listesinde ilk sıralara yükseldiğimden eminim.

NOT 3: İzmir Büyükşehir Belediyesi çökmüş durumda. Bugün toplam iki haber geçtiler. Kendilerine önerim sıkıştıklarında, “Kocaoğlu bugün ziyaretçilerini pembe pijaması ile karşıladı” gibi haberleri yayına koyarlarsa bu sorunun altından kalkmış olurlar.

YENİGÜN 15 - 10 - 2008

13 Ekim 2008 Pazartesi

Hip hop dansı

İzmir medyası Kocaoğlu’na olan desteğini sürdürüyor. Bu ilişkinin ne kadar derin olduğu önümüzdeki dönemde netleşecek tabii ki… Süreçte çok kişinin başının ağrıyacağı ise bir başka gerçek… Kocaoğlu’nun başı bu konuda ne kadar ağrır bilemem. Şimdi ayağının ağrısı ile uğraşıyor da…
Yeni siyaset yazarlarımız var bu arada. Bir de yazmayı başarsalar sorun kalmayacak ya. Ama bunun için arka plan lazım, bilgi birikim lazım, yılların deneyimi lazım, kalemi iyi kullanmak lazım, sağlam ilişki ağı lazım. Ama hepsinden önemlisi bu yapıyı yorumlayacak doğuştan gelen bir yeti lazım.
Bunlar olmaz ise maalesef sadece sütun işgali ile karşılaşıyoruz ki, işgalci sütuncuların ithal malı kereste olup olmadıklarını benim algılamam mümkün değil, alanıma girmiyor.
Hele CHP gibi hareketli bir zeminde yazı yazmak, karda beyaz takımla gezmeye, mutfakta yemek tatmaya benzemez.
İşte size hareketli bir zemin örneği ve bu zeminde hip hop dansı yapan Kocaoğlu’nun 4.5 yıllık geçmişi…
18 Şubat 2005: CHP İzmir İl Başkanlığı görevinde bulunurken, Genel Merkez kararıyla görevinden alınan CHP İzmir İl Başkanı Alaattin Yüksel, genel başkan gibi karşılandığı İzmir’de yaptığı konuşmada, Deniz Baykal’a yüklendi. CHP’de yeni yönetimin kurulması gerektiğini söyleyen Yüksel, "CHP’nin önceliği; CHP’yi bu beceriksiz yönetimden kurtarmaktır" dedi. Basın toplantısına, İzmir Milletvekili Hakkı Ülkü, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, Konak Belediye Başkanı Muzaffer Tunçağ, Bornova Belediye Başkanı Sırrı Aydoğan, Disk Bölge Temsilcisi Azat Fazla ve Ahmet Sarışın katıldı.”
Kocaoğlu ise yaptığı açıklamada. “’Yüksel’in, yaşamı boyunca CHP’nin başarılı olması için çalışmıştır. İzmir’i hem genel hem de yerel seçimlerde birinci parti yapmıştır. İzmir’de, il başkanı olarak efsane olmuş arkadaşımızın görevden alınması doğru değildir. Böyle başarılı ve kıymetli insanlar bu şekilde görevden alındığı müddetçe, CHP içinde kurultay sonrasında hepimizin sağlamak istediği dirlik, beraberlik ve iç çekişmelerden sıyrılıp iktidara yürüme arzusu ile çalışmalarımız güç kaybedecektir...”
20 Şubat 2005 - Kocaoğlu’nun kurultay öncesi İzmir’e gelen Genel Başkan Deniz Baykal’ı karşılamadığını ancak, il başkanlığı görevinden alınan Alaattin Yüksel’i havaalanına karşılamaya gittiğini belirten Bulgun, şöyle açıklamayı yaptı: "CHP’liler parti tüzüğüne ve ilkelerine göre hareket etmeli. Baykal’ı karşılamayan Kocaoğlu’nun Yüksel’i karşılamaya gitmesi hoş bir hareket değil. Yüksel’in görevden alınmasına ilişkin açıklama yapmasını da doğru bulmuyorum."
19 Ocak 2007: İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı CHP’li Aziz Kocaoğlu, İzmir Milletvekili Muharrem Toprak ve 48 CHP’li meclis üyesinin, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın ‘Gitmeyin’ talimatına karşın, 223 kişilik kafileyle Tayland gezisine gitmesi, partiyi karıştırdı.
Kocaoğlu’nun, Genel Merkez tarafından son 20 gündür geziyle ilgili uyarıldığı ortaya çıkarken, Baykal’ın son gün talimatına karşın 50 CHP’li, parti disiplin cezalarını göze alarak geziye gitti
07 Ekim 2007 : “Bugün bu faktörleri kafamda netleştirdim. Rahmetli Başkanımız Ahmet Piriştina’nın ardından Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevini hangi ahlaki ve siyasi gerekçelerle kabul ettiysem; bugün de aynı gerekçelerle İzmir Büyükşehir Belediyesi bayrağını, Sayın Genel Başkanımızın da uygun görmesi koşuluyla, Cumhuriyet Halk Partisi’nin şemsiyesi altında daha yukarılara taşımak istiyorum.”
CHP Genel Başkanı bu çerçevede Kocaoğlu’na nasıl güvensin?
Siz hiç seçildiği takdirde sizden kolay kopabilecek, gel gitleri yüksek birini Türkiye siyasetine ve CHP’ye açılım sağlayabilecek bir kenti teslim eder misiniz?

NOT: CHP’de hamur kardığımı ve iyi bir fırıncı olduğumu iddia eden Ümit Yaldız’ın politika muhabiri ve köşe yazarı olmasına destek veren biri olarak şu soruma da yanıt vereceğini tahmin ediyorum: “Ben fırıncı isem herkesin okuduğu ünlü klasik roman “Fırıncının Kızı”ndaki kız rolünü kim oynuyor acaba?”

YENİGÜN 13 - 10 - 2008

10 Ekim 2008 Cuma

Ah Azize vah Azize

Eskiden böyle bir şarkı vardı. Rebetiko kökenli bu parça son günlerde dilime dolandı. Nedenini anlamakta zorlanıyorum. Bu sütunun okuyucuları benden daha akıllıdır. Bu çerçevede bir de Güzin bulursam önümüzdeki 3.5 ay süresince sıfat sorununu çözmüş olacağım.
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’nun başına gelen elim kaza nedeniyle kendisine bu sütundan geçmiş olsun dileğinde bulunuyorum. Sadece anlamadığım şey bu kadar siyasi gürültü arasında Kaz Dağları’nda ne aradığı idi...
Kocaoğlu danışmanlarından birini yolda gördüm ve “geçmiş olsun” dileğinde bulundum. “Darısı senin başına” yanıtı ile karşılaştım. Tabii ki her genç kızın başına gelebilir vakalar bunlar. Ama ben şu sıralar “outdoor” aktiviteleri yerine “indoor” aktivitelerini tercih ediyorum. Ayak kırma riskim daha düşük sanırım.
Buradan bir kez daha “geçmiş olsun” dileğimi yineliyorum. Tabii ki bölgedeki son sel felaketlerini de dikkate aldığımızda kendisinin ne kadar şanslı olduğunu bir kez daha belirtmek isterim. Zaten son 5 yılda yaşadıklarımıza baktığımızda Kocaoğlu’ndaki şansın paçalarından aktığını bile görebiliriz.
Hasan Tahsin benim hakkımda sanırım bugünlerde bir yazı kaleme alacakmış. Özellikle Kocaoğlu”nun danışmanları ile yaptığım sohbet kendisini çok etkilemiş. Önceden planlanmamış bir toplantıydı. Benim için de yararlıydı. Hasan’ın bu sohbetin altında buzağı aramak isteyeceğini biliyorum.
Sohbet sırasında bir kişinin toplantı ile ilgili kendisine e-mail göndermiş olması iki noktanın altını çizmemi gerektirdi. 1 – Hasan Tahsin’in büyükşehir istihbarat ağı gerçekten kuvvetli. 2 – Gelen bilgiyi doğru analiz etmeyi başarsa zaten sorun kalmayacak.
Yavuz Özmakas’ın Hrisosthomos üzerine kaleme aldığı kitaba önsöz yazmam birilerini fena halde üzmüş. Tabii ki konu Hrisosthomos, yayınevi Şenocak, yazar Yavuz Özmakas önsözcü ben. Birileri bu denklemden nasıl bir sonuç çıkaracak merak ediyorum.
CHP’nin pazar günü yapılacak olan il danışma kurulu toplantısı ertelendi. Bu kadar gürültünün üzerine toplantı yapılsaydı, çıkacak kavgada birkaç zayiat verilmesi olasılığı gerçekten çok yüksekti. Gerçi birileri kendi kendine zayiat vermeyi başarıyor ya...
Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’nun aday adayı açıklamasından sonra ilçe belediye başkanları da bazı demeçler vermeye başladı. Fakat açıkça söylüyorum bazılarını anlamakta zorlandım. Bugünlerde kimin eli kimin cebinde hiç belli değil anlaşılan.
Son bir haftada yazılanlar çizilenleri dikkate aldığımda Kocaoğlu – medya ilişkilerini de çözümleme şansım oluyor. Sanırım medya önümüzdeki günlerde daha da netleşecek ve taşlar bir bir dökülmeye başlayacak.
Bir geçmiş olsun da Macit Sefiloğlu’na... İki gün önce bir günlük küçük bir operasyon geçiren Macit Sefiloğlu’na geçmiş olsun derken, son günlerde kestirme furyasının sürdüğü İzmir’de neresini kestirdiği konusunda bazı çelişkili bilgiler aldığımı da belirtmek isterim

YENİGÜN 10 - 10 - 2008

8 Ekim 2008 Çarşamba

Baykal’ın tavrı

Televizyonun başına oturdum, Deniz Baykal’ın Grup toplantısını dinlemek için… Beklentim CHP Genel Başkanı’nın İzmir konusunda yapacağı önemli açıklamaydı.
Ne diyecekti Baykal?
“İzmir Büyükşehir Belediye Başkanımız Aziz Kocaoğlu’nun 2.5 milyonluk İzmir’de dün açıkladığı gibi bir sonraki dönem adayımız yine Kocaoğlu’dur” diyecekti.
Bekledim, bekledim, bekledim… Deniz Baykal her konuda konuştu, konuştu, konuştu… Biraz daha uzatsaydı Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş’ın geçen hafta düştükleri duruma bile değinecekti.
Ama ne çare…
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu hakkında tek bir söz söylemedi Baykal.
Bunu iki şekilde yorumlayabiliriz.
1 – Deniz Baykal önünde secdeye gelen Kocaoğlu’nu korumak, İzmir’de kendisini parçalamaya kararlı gazeteci güruhundan uzaklaştırmak için bu konuya değinmedi. Kendisini çok sevdiğini her toplantıda dile getiren Baykal’ın bu alicenap yaklaşımı son derece önemliydi.
2 – Deniz Baykal şaşkınmış. “Kim, adaylığını mı açıklamış, ne zaman, nerede, bizim niçin haberimiz yok. Nasıl yani. Atina’ya belediye başkanı mı oluyormuş. Papandreu ile görüşmüş mü?” şeklinde kısa ve mantıklı sorular sorduktan sonra devam etmiş: “Bu ülkede ve bu partide demokrasi var. Herkes istediği yere aday olma hakkına sahiptir. Tabii zamanı gelince yetkili kurullarımız aday adaylarını değerlendirecek, İzmir için en doğru isim ile devam etme kararı alacaktır.”
Kocaoğlu’nun yaptığı açıklamanın sarayı karıştırdığı açık. Bazı bürokratların ceplerinde istifa mektupları olduğu halde koridorlarda dolaştıkları gelen haberler arasında.
Neden mi?
Kaleme alınan açıklama ile basına internet ortamından aktarılan açıklama arasında farklılıklar bulunması. Kim ne zaman değiştirdi, kim neyi ekledi, kim neyi çıkardı? Sanırım Aziz Kocaoğlu bu bilgiden bizi mahrum bırakmayacaktır.
İl Başkanı Kemal Karataş’ın da bugün yaptığı açıklamaların ciddi değerlendirilmesi gerekiyor. Karataş’ın Deniz Baykal’ın İzmir’deki birinci temsilcisi olduğu unutulmamalı. Karataş bir şey diyor ise mutlaka genel merkezin bu deyişte bir parmağı vardır.
Bir not da Aziz Kocaoğlu’na… Gazetenin dünkü manşetinde Kocaoğlu aday adayı tanımlaması kullanılmış. Sabah saatlerinde gazeteyi arayan Kocaoğlu, “Benim basına geçtiğim metinde böyle bir tanımlama yok, tekrar bakın” demiş.
Ben tekrar baktım. Orada net biçimde aday adaylığı tanımlaması var. Ama tanımlama bu cümlelerle yapılmamış. Kocaoğlu kendi metninde yerden yere vurduğu isimleri de açıklamamış. Ama herkes bu isimlerin kimler olduğunu biliyor. Zaten metinde de bu zorlama söz konusu.
Biz bu metni Kocaoğlu’nun aday adaylığı şeklinde yorumladık.
Kocaoğlu bu metni “Ben adayım” şeklinde yorumluyorsa bu yorum sadece kendisine ve kendisi ile birlikte hareket eden medya mensuplarına aittir.
İkinci not da Kocaoğlu’na… Sağdan soldan eleştiri yazan gazetecilerin gazına kesinlikle gelmeyin. Bakın şimdi de sizi aday adayı konumuna düşürmeye çalışıyorlar. Bu abur cuburlara kesinlikle aldanmayın.
Gerekirse önümüzdeki hafta bir basın açıklaması daha yapın Ve aday adaylığınızı iyice netleştirin.

YENİGÜN 08 - 10 - 2008

7 Ekim 2008 Salı

Kocaoğlu’nun açıklaması

Basın toplantısından vazgeçen ya da vazgeçirilen Kocaoğlu dün sabah basına geçtiği açıklamada aday adayı bile demeyerek kafalarda yepyeni soru işaretleri yarattı.
Baykal’dan transit vize talebinde bulunan Kocaoğlu’nun, bana gelen otobiyografik açıklamasını şöyle okuyabiliriz:
“Sayın İzmirliler,
Bugüne kadar size verdiğim sözleri yerine getirmeyen, metroyu bitiremeyen, arsenikli su konusunu kamuoyundan saklayan, Piriştina döneminden kalan tüm projelerini engellemeye çalışan, kent ormanı projesini bile bir takım baskılar sonucu bitiren, EXPO’yu kaçıran, büyükşehir ekibini tuzla buz eden, televizyon programlarında iki kelimeyi bir araya getirme konusunda zorlanan, yanlış medya ilişkileri konusunda doktora yapan biri olarak, CHP bayrağını bir üst noktaya taşımak için Genel Başkan Deniz Baykal, Genel Sekreter Önder Sav ve dahi tüm genel merkez yöneticilerine internet ortamından sesleniyorum. Aslında bu seslenişi bir basın toplantısı şeklinde yapmak isterdim. Maalesef İzmir medyasına sızmış bazı abur cuburlardan dolayı açıklamamı internete çektim. Ben bir dönem daha ………..!!!!!
Sayın İzmirliler,
Bu açıklamam sonrası yazılacak yorumlara aldanmayın. Onlar bu kenti yamuk hale getirmeye çalışıyorlar. Ben ise düzeltmeye çalışıyorum. Yukarıdaki meziyetlere sahip bir belediye başkanı olarak sizi ne kadar sevdiğimi bir kez daha bu satırları kaleme alan yazarın üzerinden söylemek istiyorum. CHP bayrağını daha ileri taşıyacağımı saygılarımla belirtmek isterim. Bir dakika, CHP neredeydi, il binası taşındı mı? Konak ilçede mi taşındı? Nereye ya!!! Neden ben bilmiyorum bunu. Alaattin il başkanı değil mi? Kim, Kemal Karataş mı il başkanı? O da kim?
Sayın İzmirliler,
Biliyorsunuz genel başkan İzmir’e geldiği zaman hep beraber oluruz. Genel başkanım beni sever. Genel sekreterim ile de bir sorunum yoktur. Herkes ile iyi geçinmekteyim. İzmir örgütü de beni çok sever. Hep arkamdadır. O kadar adam aldım işe ama bazılarına hala yaranamadım. Olsun, yarın hepsini atarım gerekirse.
Sayın İzmirliler,
Çok konuşmak istemiyorum. İşim gücüm var benim, çalışıyorum. Daha okuyacağım 1341 dosya var. Büyükşehir bürokratlarına güvenmediğim için tüm dosyaları da okuyorum. Sırf sizin için. Bir dakika… Genel Sekreter Yardımcım Urla’ya gidecekmiş. Onun araba fişini imzalıyorum. Nerede kalmıştık. İşte durum böyle…
Sayın İzmirliler,
Sözlerime nihayet verirken bizzat ben bir kez daha genel başkanımı çok sevdiğimin altını bir kez daha çizmek istiyorum. Çizmek fiilinin aktif, çizilmek fiilinin ise pasif olduğunu gayet iyi biliyorum. Araya bu tür açıklamalar koyan yazarı da bizzat kınıyorum. Baykal’a karşı bir zamanlar yönelttiğim olumsuz tespitler için şimdi başımı taşlara vuruyorum.
Sayın İzmirliler,
Son bir kez daha yinelemek istiyorum, Sayın genel başkanım biricik siyasi arkadaşım ve dahi siyasi büyüğüm Deniz Baykal’ı çok seviyorum…

NOT 1: Hasan Tahsin’in bu açıklamayı nasıl yorumlayacağını şiddetle merak ediyorum.

NOT 2: Kocaoğlu açıklaması sırasında İstanbul’a kaçan bu nedenle yazı yazmayan Ümit Yaldız’ın bu seyahati planlarken açıklamanın yapılacağı günden haberi mi vardı yoksa.

YENİGÜN 07 - 10 - 2008