Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

29 Aralık 2002 Pazar

İlginç bir toplantı

CHP İzmir İl Örgütü, İzmir milletvekilleri ve PM üyelerinin katıldığı, yerel seçimlere hazırlık çalışmalarının değerlendirildiği bir toplantı düzenledi. Bu toplantının neden bugün ve neden böyle bir ekiple yapıldığı konusunda şüphelerim var. Toplantının "ana nedenlerini" daha sonra değerlendireceğim. Çünkü "tehlikeli" ve "derin" konular...
Gazetelerde haber olmayacak bazı noktalarını öne çıkaralım CHP toplantısının...
1 - Alaattin Yüksel, genel seçimlerde İzmir'i başarılı bulduğunu söyledi. Kendisi ya son günlerde Mars'ta yaşıyor ya da lisede matematik derslerinde sorunlu bir öğrenciydi. Tek doğru söylediği nokta, Narlıdere ilçesinin yüzde 50 üzerinde oy aldığı için başarılı olduğu gerçeğiydi. Ancak, bu başarının ardındaki ismi nedense "pas" geçti.
2 - Bülent Baratalı, Girit kökenli olup Ayvalık'ta doğanların Kıbrıs'ta ortaya konulan Kofi Annan planını yeniden düşünmeleri gerektiğinin altını çizdi. Biraz üzerime alındım. Baratalı'yı, güvercinden şahinliğe doğru giden ince çizgide gördüm. Belki de genel parti politikalarının öne çıkışı ve kendi düşüncelerini yansıtmaması yarattığı bu havayı.
3 - Kıbrıs uzmanı Hakkı Akalın, evinin duvarlarındaki resimlerinin de kendisine ait olduğunu, Kıbrıs kitaplarını da kendisi için yazdığını söyledi. Duvardaki resimler, Akalın'ın kendine özel alanı içerisinde. Ancak kitap yazdığınızda ve bunu bastırdığınızda kamuya mal oluyor. Dolayısıyla bu tür eleştirileri karşılamak zorunda kalıyorsunuz. Buna rağmen CHP'nin önemli ve üretken isimlerinden.
4 - Kulislerin önemli konusu, yerel adaylar ön seçimle mi yoksa merkez yoklamasıyla mı belirleneceği idi. İbrenin merkez yoklamaya döndüğü, özellikle büyük kentlerde ön seçim olmayacağı açık seçik belli olmaya başladı CHP'de.
5 - Canan Arıtman, AKP'nin e-devlet tanımına eleştiri yağdırdı. "Önce e-Meclis yaratsınlar. Milletvekillerinin bilgisayarları bile yok. Herkes kendisi satın alıyor ve odalarına koyuyor" dedi.
6 - Yücel Özen, Bülent Baratalı'nın danışmanı olmuş. Bu bir vefa. Baratalı'nın bu konudaki hassasiyeti herkes tarafından iyi bilinir.
7 - Allaattin Yüksel milletvekillerini tek tek saydı; ancak Yılmaz Kaya'yı unuttu. İsterse kendisine 16 kişilik CHP İzmir milletvekili listesi fakslayabilirim.
8 - İçeride politikacılar kulisteyken, dışarıda makam şoförlerinin ayrı bir kulisi vardı. Ancak tartışmanın konusunu kendime saklıyorum. Biraz özel olduğu için!
Toplantı notları bunlar. Ancak tekrar yineliyorum. Bu "bıçak" toplantısının nedenlerini daha sonra tartışacağım.

HABER EKSPRES 29 - 12 - 2002

5 Aralık 2002 Perşembe

Başcasus konuştu

Başcasus Senih Özay konusunda ilginç tepkiler yağdı dün gazeteye...
İlk telefon Senih Özay'ın kendisinden geldi. Kısa bir tekzip metni gibiydi söyledikleri.
"Beni şişman, kel kafalı göstererek, kadınlar karşısında küçük düşürmüşsün. Kadınlar beni yakışıklı buluyor ve tespitlerini şiddetle kınıyorlar. Üstelik ben Çerkezce ve az Fransızca biliyorum."
Senih Özay'ın dil konusu pilav üstü az kuru fasulye gibi... Çerkezce bildiğini kanıtlaması için Çerkezce konuşması gerekiyor. Hoş konuştuğunun Çerkezce olduğunu anlamak için bir ekspere intiyacım olacak. Üstelik Senih Özay'ın resmine bir bakın. Sean Connery ile bir benzerlik bulabilecek misiniz? Üstelik Sharon Stone'u bile tanımıyor.
Miko Kafe'nin sahibi Cenap ise bir başka tekzip metnini telefonda okudu. Senih Özay'ın Ümit Erdem ile sürekli bara gelmesi ve birtakım insanlarla konuşması nedeniyle kafenin bir "casuslar barı" olarak anılacağı konusunda ciddi endişeleri olduğunu söyledi.
Casuslar barı...
Aslında Miko'nun ismini bu şekilde değiştirmekte yarar var aslında.
Barodan arayan bir avukat ise başcasus Senih Özay'ın bu davada savunacak 80 avukattan biri olduğunu, kendisinin bana karşı bir tekzip hazırlanması için başcasustan bir talimat aldığını belirterek, "Başcasus müvekkilimin bu konuda ciddi mi, gayrıciddi mi olduğunu bir türlü anlayamadım. Lütfen bu konuda bana yardımcı olabilir misiniz" sorusunu sordu.
Yanıtım kısa ve sert oldu:
"Ben yeteneksiz başcasusların avukatlarıyla konuşmamayı kendime ilke edindim."
Avukat Şehrazat Mercan ise başcasusun yabancı dil bilmediğini kabul ediyor ama ekliyor:
"2000 yılında Bergama konulu Ören'de bir toplantıya gittik. Yabancı casuslar da vardı. Senih Özay dil bilmemesine karşılık tam iki saat konuştu. Kendisi gibi çok konuşan Prof. Ümit Erdem ise konuşmak için beklemekten fıtık olacaktı az daha..."
Şehrazat Mercan'ın bu açıklaması dünkü yazımda "Senih Özay, yabancı casuslarla nasıl anlaşıyor" soruma bir yanıt oldu.
Bu yazıdan çıkarılacak çok şey olduğu kesin. Hablemitoğlu'nun da bu yazıdan elde edeceği birçok bilgi olduğu kanısındayım.
Sanırım bu yazıyı Almanya Başbakanı Schröder de okuyacak, Alman vakıfları ile ortak çalışan yeteneksiz başcasus Senih Özay'ı daha iyi tanıyacak ve Kopenhag öncesi yeniden görüşeceği Tayyip Erdoğan'a şu soruyu soracaktır:
"Hem bizden tarih almak için kapımızı aşındırıyorsunuz, hem vakıflarımızı casus yatakları olarak suçluyor, hem de çok sevdiğimiz Senih Özay'ı başcasus olarak değerlendiriyorsunuz. Nasıl oluyor bu iş?"

HABER EKSPRES 05 - 12 - 2002

3 Aralık 2002 Salı

Yeteneksiz başcasus

Ankara eski DGM Başsavcısı Nuh Mete Yüksel'in ortaya attığı casusluk iddialarına yönelik ilk duruşmaya "başcasus" avukat Senih Özay katıldı. Ancak duruşmada, 40 gün boyunca iddianameyi aradığını, ancak eline yeni ulaştığını söyleyen Özay'a mahkeme hak verdi ve talimat duruşmasını 9 gün sonraya erteledi.
Adam hem casus, hem de iddianameye ulaşamıyor. Bu iddianame gazetelerde yayınlandı, herkes okudu ancak bir türlü Senih Özay'ın eline geçmedi. Benim bildiğim casuslar, bir gün içinde istedikleri bilgiye ulaşır, savunmalarını da verirlerdi. Anlaşılan soğuk savaş dönemi bittikten sonra casusların kabiliyetlerinde gözle görülür bir gerileme var anlaşılan...
Aslında ana problem Senih Özay'ın Alman casusu olmasından kaynaklanıyor. Amerikan, İngiliz, İsrail ya da Rus ajanı olsa hiç problem yaşamazdı. CIA, KGB, MOSSAD, MI-5 gibi köklü casusluk kurumlarından gerekli dersleri alır, Nuh Mete Yüksel'in özel yaşamını gazetelere yansımadan önce öğrenirdi.
Ama Senih Özay ne yaptı?
Almanlar hesabına çalışmayı tercih etti. İddianame eline geçecek diye 40 gün boyunca avare avare dolaştı. Miko Kafe'de yakın arkadaşı Ümit Erdem ile rakı içerek, "Ne olacak bu memleketin hali" tartışmalarına girişti. Arada bir yanlarına gelen, yine bir öğretim üyesi olan en Kemalist arkadaşının dile getirdiği "Türkiye'yi yabancılardan kurtaralım, yerli malı yurdun malı" sloganlarını sıkılmadan dinledi.
Aslında benim en merak ettiğim konu Senih Özay'ın casusluk faaliyetleri sırasında Almanlarla nasıl iletişim kurduğu?
Adamın tek bildiği yabancı dil Türkçe... Kendisini 10 yıldır tanırım. Bu kadar yıl Almanca bildiğini benden sakladıysa bravo.
Üstelik James Bond filmlerinden seyrettiğim kadarıyla, ajan dediğin kelli felli olur. Yakışıklıdır, kızları kendisine aşık eder...
Senih Özay'a bakıyorsun... Saçlar dökük, göbek yerinde... Üstelik, "Kalbim ağrıyor, şekerim var, yakında bu diyardan göç edeceğim" tavrına girmiş. "Havası iyi geliyor" gerekçesiyle haftasonlarını Karaburun'da geçiriyor.
Yoksa, ayna ile güneş ışığını yansıtarak Sakız Adası'ndaki Alman ajanları ile mi görüşüyor?
O'nu en iyi Nuh Mete Yüksel ile bu davanın açılmasına neden olan kitabın yazarı Necip Hablemitoğlu bilir herhalde.
İşin asıl ilginç noktası, Türkiye'de faaliyet gösteren ve ajanlık faaliyetleriyle suçlanan Alman vakıflarının düzenledikleri organizasyonlara katılan gazetecilerin sayısı. Ben, son 7 yılda en az 20 toplantıya katıldım. Türkiye'de çeşitli gazetelerde çalışan ve aralarında çok ünlü isimlerin bulunduğu ortalama 400 gazetecinin de bu toplantılara katıldıkları için ajan olması gerekiyor.İlginç ve eğlenceli bir dava olacağı kesin.
Yeteneksiz başcasus ve 80 kişilik ünlü savunma avukatları ile bu davanın uluslararası arenada da ilgi çekeceği kesin.

HABER EKSPRES 03 - 12 - 2002

21 Kasım 2002 Perşembe

Bir iş önerisi

Eski YTP İzmir milletvekili, eski TBMM Amiri, eski YTP PM üyesi, eski YTP MKYK üyesi, eski Türk-Yunan Parlamentolararası Dostluk Grubu Başkanı Hakan Tartan uzun bir aradan sonra yeniden hatırladığı eski mesleği gazeteciliğe dönüyor. Gazeteci olduğunu hatırladığına gerçekten sevindik. Meclis amirliği döneminde gazetecilerin kulislere girilmesini yasaklayanlardan biri olarak, "Ben gazeteci değilim, milletvekiliyim" açıklaması yapan, milletvekilliğini bir meslek olarak tanımlayan Tartan'ın, kürkçü dükkanına dönüş kararı tüm yurtta, KKTC'de ve dış temsilciliklerde de sevinçle karşılandı. Yılların gazetecisine istediği taktirde kendi gazetemizde çalışma şansı bulunduğunu hatırlatmak, kapımızın açık olduğunu belirtmek isteriz. Ne de olsa yıllarca İzmir'de çalıştı. Ancak duyduğumuza göre Hürriyet Gazetesi Ankara Bürosu'nu tercih etmiş...
Gazetecilik görevini sürdürme kararı alan Tartan'ın iki önemli açmazı var...
Birincisi pratik sorunlar. Uzun yıllar milletvekilliği yaptığı için habercilik konusundan uzak kalan Tartan'ın eski bilgilerini tazelemesi, haber yazımını geliştirmesi gerekiyor. Siyasi kimliği nedeniyle eğer gazetemizde çalışsaydı üstleneceği politika muhabirliği görevinde, yeni dönemi daha hızlı kavrayabilmesi için İzmir'in en iyi politika muhabiri Ahmet Çınar'ın yanında çalışmasını önerecektik. Özellikle haber yazımı konusunda.
İkincisi teorik sorunlar. Yıllardır Rahşan Ecevit gözüyle Türkiye'ye bakan Tartan'ın objektiflik kavramını yeniden sorgulaması ve geliştirmesi gerekiyor. Diğer bir ifadeyle "Öteki Türkiye"yi anlaması, gelir dağılımı adaletsizliğinin çıkış nedenlerini bilmesi gerekiyor. Aslında habere objektif bakma yeteneği kazanması, kendisi gibi yıllardır Ankara'da yaşayan biri için zor değil. Bir-iki araştırma okuması, çevresindeki gazetecileri gözlemlemesi yeterli olacaktır yılların deneyimli politikacısı için.
Ancak Tartan, "İzmir beni kesmez, ben Ankara ya da İstanbul'da çalışacağım" diyormuş... Kendi bileceği iş... Kaldı ki İzmir ile hala yakın ilişkileri var. TÜLOV Başkanlığı gibi, eşinin İZFAŞ Yönetim Kurulu üyeliği gibi... Belki Piriştina'nın danışmanı da olabilir... Yok, yok biri DSP'de diğeri YTP'de... Ama bakarsınız bir anda ikisi de CHP'ye gelebilir... Burası Türkiye, parti de CHP olursa gelişmelere hiç şaşırmamak gerekli. Zaten İzmir YTP'de Tartan'ın seçim öncesinden CHP ile bağlantı kurmaya başladığı dedikoduları yaygınlık kazandı. Tartan'ın eşinin İZFAŞ yönetim kurulu üyeliği ise hala bir muamma. Önümüzdeki günlerde bu sorunu da tartışmaya açmak gerekecek sanırım.

HABER EKSPRES 21 - 11 - 2002

7 Kasım 2002 Perşembe

Siyasi bir analiz

Genel seçimlerde yaşanan siyasi depremin yaraları sarılıyor. Depremde yaralanan, hastanelere kaldırılan siyasiler, yavaş yavaş iyileşmeye başladı. Doktorlar, yaraların kısa zamanda kaybolacağını, ancak olayın psikolojik etkilerinin uzun süreceğini söylüyor. Bunun için de bir önerileri var:
Depremzede politikacılar, siyasette ortaya çıkan boşlukları iyi değerlendirsinler, kendilerine yeni meşgale alanları yaratsınlar...
Aslında, meşgale alanı hazır... Büyükşehir koltuğu... Zaten milletvekilliği ile kıyas bile kabul etmez Büyükşehir koltuğu. Hatta İçişleri, Dışişleri, Maliye, Adalet ve Enerji Bakanlıkları'ndan sonra, en kuvvetli ve önemli koltuklar, üç büyük kentin belediye başkanlıklarıdır.
İstanbul ve Ankara'da sorun yok. Gürtuna ve Gökçek'in, AKP ile birlikte hareket edecekleri çok net.
Ya İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı?
DSP'nin ikiz kulelerin altında kalmasından sonra, bu partiye bağlı olarak kulelerin altında kalan diğer isim Ahmet Piriştina... Zamanında söylemiştik... Dinleseydi, çöken bir kolonun altında kalmaz, hasarı en az şekilde atlatırdı.
Ama depremden kurtulan bu koltuğa, gönlü yanık, kanadı kırık o kadar siyasetçi var ki talip olan...
En başta, Yeni Türkiye Partisi'ni İzmir'de yücelten isim Ekrem Demirtaş geliyor. Yeni Türkiye Partisi'ne İzmir'de "sınıf" atlatan Ekrem Demirtaş, Avrupa Birliği'nin Türkiye'ye Kopenhag'da tarih vermesi için İTO Meclisi'ni, Brüksel'de yaparak bir baskı gücü kurmayı hedefleyen, bir anlamda seçilmese de Dışişleri Bakanlığı görevine soyunan Demirtaş, bu konuda oldukça iddialı. Aynı partinin uzun yıllarını Ankara'ya vermiş, meşakkatli bakanı Hakan Tartan da, "Milletvekilliğini kaçırdık, bari başkanlık yapalım" diyerek aday olmaya hazırlanıyor.
Aycell konusunda önemli adımlar atan, zamanın Ulaştırma Bakanı Oktay Vural da, "Aycell tamam, sıra İzmir'de" diyerek kolları sıvadı başkanlık için...
Aytun Çıray da, "Ben bir İzmirliyim" diyerek geliyor yarışa... Bilal Doğan eskiden beri hazır bu mücadeleye. Yusuf Kırkpınar ve Süha Tanık, diğer önemli isimler belediye başkanlığı için...
Alaattin Yüksel'i unutmamak gerekiyor. CHP İl Başkanı, bu koltuk için milletvekilliğini bile bıraktı. Gerçi bu kez biraz zorlanacak. Çünkü, rakipleri o kadar güçlü ki... Üstelik CHP'nin Ankara'dan bir başka lokomotifi İzmir'e atama durumu da söz konusu...
Peki Piriştina ne yapacak? Önerim PASOK'tan adaylığını koyması... Çünkü bütün partiler "önemli" isimler tarafından paylaşılmış durumda. Yüzde 1.5 ile DSP'nin kımıldaması bile mümkün olmadığına göre PASOK, O'nun için biçilmiş kaftan. Gerekirse araya girer, PASOK Genel Başkanı Simitis ile bizzat konuşurum.

HABER EKSPRES 07 - 11 - 2002

25 Eylül 2002 Çarşamba

Yemek izlenimleri

Önceki gün CHP İzmir İl Yönetimi'nin, CHP İzmir 1. ve 2. Bölge adaylarını tanıtmak, ilişkileri geliştirmek için Haber Ekspres çalışanları için düzenlediği yemeğe katıldım. Adaylardan ilk 5 sırayı alanlar yemekte hazır bulundular. Bir anlamda seçilecekleri garanti olanları yemeğe çağırmış il yönetimi. 6. sıradan 12. sıraya kadar olan adaylar ise "belki seçilir" statüsünde anlaşılan. İl Başkanı Alaattin Yüksel'e göre, problemli gazeteci olduğum için, masanın bir köşesine atılmışım. Masanın ortasında yeralan il başkanının sağ yanına Haber Müdürü Macit Sefiloğlu'nu, sol yanına ise Politika Muhabiri Ahmet Çınar'ı oturtmuşlar. Bir anlamda il başkanını koruma görevi vermişler bu ikiliye. İkisi de ateşli Yüksel taraftarı olarak gülümsüyorlardı masada...
Neyse, benim yanımda birinci ithal aday Hakkı Akalın vardı. CHP'nin iktidara gelmesi halinde Sağlık Bakanı olarak değerlendirilen Akalın, aklı başında biri. Ancak bütün gün Bayındır, Kiraz, Beydağ arasında mekik dokuduğu için yorulmuş, "Benim buralarda işim ne" der gibiydi bakışları. Ünlü kalp doktoru, seçim heyecanından sigarayı da fazlalaştırmış.
Karşımda ise ikinci ithal aday Enver Öktem bulunuyordu. Daha İzmir'e gelmeden, ortaya çıkarılan dosyalar nedeniyle kamuoyunda çok tartışılan Öktem, doğal olarak çekingendi. "Siz gazetecilerden korkulur" diye başlıyordu sözlerine, "Sizinle uğraşmak zor" diye bitiriyordu.
İl Başkanı'nın CHP'nin dünü, bugünü ve yarını konulu uzun açıkhava söylevini dinlerken "ayıp olmasın" diye yemek yemekten vazgeçtik. Ancak konuşma giderek söyleve dönüştü. İlk isyanı Türkan Miçooğulları başlattı. Bir çatal, iki çatal derken, Miçooğulları'nın izinden ben, Akalın ve Öktem geldi... Zaten biraz daha beklesek, aç kalacaktık.
En Kemalist gazeteci Hasan Tahsin sürekli not tuttu. Anlaşılan çok beğendi Yüksel'in sözlerini.
Masanın orta yerinde "herşeyi bilen adam" İl Başkan Yardımcısı Kadir Sinan oturuyordu. Ergül Satıç ile konuştuğu tek konu tabii ki Ticaret Odası. Ancak Demirtaş hala başkan. Bir başkanı indirmeyi başaramadılar.
Masanın diğer ucu ise ayrı bir alem. Uğur İşven, Talat Kırcan ve Mustafa Yılmaz, diğer adaylarla "Ne olacak bu CHP'nin hali"ni tartışıyorlardı.
Mönü orta derecedeydi. Soğuklar, il başkanının söylevini dinlerken garsonlar tarafından yok edildi. İçki fena değildi. Siyasi atışma yüksekti. Alaattin Yüksel'in "erken yatalım, erken kalkalım, halkımız için çalışalım" baskısı nedeniyle erken dağıldık. Gece saat 03.00'e kadar "Ne olacak bu ülkenin hali" tartışması yaptığım Yücel Özen'i, Mehmet Yıldırım'ı aradı gözlerim...

HABER EKSPRES 25 - 09 - 2002

24 Eylül 2002 Salı

Doğru ve objektif olabilmek

Son günlerde gazetenin manşetlerine, siyaseten adlı sütuna ve özellikle bu köşedeki yazılara eleştiri yağmaya başladı. Eleştirinin fazla olması gazetenin okunduğunu, tartışıldığını, etki alanının giderek genişlediğini gösterir. Ancak, özellikle bana yöneltilen eleştirileri belirli gruplar altında toplayarak yanıtlamak istiyorum.
Eleştiri 1: Bizler yaşınız kadar gazete okuduğumuz için, gazeteciliği sizin kadar biliriz ve bir gazeteyi yönetebiliriz.
Yanıt 1: Öncelikle altını çizmemiz gereken nokta, gazete okumak ile gazete yapmak arasındaki farkın ortaya konmasıdır. Haberi oluşturmak, bu haberin kamuyu ilgilendirip ilgilendirmediğine karar vermek, haberin okuyucu tarafından algılanmasını sağlamak, gazetecilik mesleğinin temelidir. Bunun için yetenek, bilgi birikimi ve tecrübe gerekir. Eğer çok gazete okuyanlar gazetecilik yapabilseydi, bugün en iyi gazetecilerin çok okuyan, yüz yaşındaki insanların olması gerekiyordu.
Eleştiri 2: Siz bir genel yayın yönetmenisiniz. Sütununuzda yaptığınız eleştiriler çok sert. Genel yayın yönetmeni olarak dengeli olmanız gerekmiyor mu?
Yanıt 2: Türk toplumuna son 20 yıldır sunulan yayın yönetmeni tipi, insanlarla iyi geçinen, köşesinde herkesi öven, suya sabuna dokunmayan, objektif olmaktan çok, sübjektif davranan gazetecileri kapsamaktadır. Bu nedenle geldikleri ya da getirildikleri makamlarıyla, birçok kağıttan kaplan bugün kentleri, ülkeyi yönetir hale geldiler. Bu insanların oturdukları koltukları kendi çıkarları doğrultusunda kullandıkları, küçük bir grup tarafından, her zaman kapalı kapılar arkasında tartışılmıştır. Ancak bu bilgiler hiçbir zaman kamuya maledilmemiş, toplum bu ilişki trafiğini öğrenememiştir. Şimdi bunları tartışmak, kamuyu bilgilendirme zamanı...
Eleştiri 3: Gazete olarak siyasi bakış açınız yok. Kimlere yakın olduğunuz anlaşılmıyor.
Yanıt 3: Biz her siyasi düşünceye aynı derecede uzak, aynı derecede yakınız. Bu nedenle sağdan sola kadar, çok geniş bir yelpazeye sesleniyoruz. Haberi, içeriğinde oynamadan, manüpile etmeden, kaynağından geldiği şekliyle yayınlıyoruz.
Bu çerçevede son derece objektif bir gazete Haber Ekspres. 20 yıldır basın sektöründe yaşanan sorunların aşılmaya başladığının, doğru, dürüst gazeteciliğin ilk adımlarından biri... Ege halkının bu gazeteye ilgi duyması ve tartışmaya başlaması da Haber Ekspres'in doğru yolda olduğunu gösteriyor.

HABER EKSPRES 24 - 09 - 2002