Doğan Grubu'na bağlı Hürriyet ve Milliyet ile Bilgin Grubu'na bağlı Sabah Gazetesi uzun bir zamandan beri yayınlanan Ege ilavelerini kapatma kararı aldı. Doğan Haber Ajansı Genel Müdürü Uğur Cebeci'nin İzmir'e gelerek bir toplantı yaptığı ve Hürriyet Ege ile Milliyet Ege ilavelerinin bugün son kez yayınlanacağı öğrenildi. Sabah Gazetesi'nin eki Egeli Sabah'ın ise yayın hayatına yarın son verilmesi bekleniyor. Ege eklerinin yayın hayatına devam etmesi için önceki gün İstanbul'a giderek gazetelerin yetkilileri ile görüşen İzmir Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Ekrem Demirtaş, yetkililerin kendisine Ege eklerinin kârlılık oranlarının çok düşmesi nedeniyle bu karara varıldığını söylediklerini ifade etti. Reklam pazarının daralması nedeniyle yayın organlarının kârlılık oranlarının büyük oranda düştüğünü ifade eden New Media Group Yönetim Kurulu Başkanı Nuri Çolakoğlu ise, sadece İzmir'de değil tüm Anadolu'da eklerin kapatılacağını söyledi. Ege eklerini kapatma kararına Çağdaş Gazeteciler Derneği'nden tepki geldi. Özellikle Hürriyet ve Milliyet gazetelerinin eklerini kaldırma kararının ekonomik bir gerekçeye dayanmadığını söyleyen ÇGD Ege Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Süleyman Gençel, "Yaklaşık 18 yıldır yayınlanan Hürriyet Ege başta olmak üzere Milliyet Ege ve Egeli Sabah ekleri İzmir ve Ege'nin diğer illerinde halkın ve kurumların sesini duyurmada önemli işlevler üstlenmişti. Bu kararın bir daha gözden geçirilmesi zorunludur" diye konuştu. Eklerin kapatılması ile 300'e yakın basın çalışanının işini kaybedeceğini dile getiren Gençel, "Bir çok üyemizi ve meslektaşımızı yakından ilgilendiren bu yanlış karardan bir an önce dönülmesini istiyoruz. 26 Şubat tarihinden itibaren `Ege İlavelerimi İstiyorum' adlı bir kampanya başlatacağız. Tüm Egeliler'i kampanyaya destek vermeye ve katılmaya çağırıyoruz" dedi.
DÜNYA 24 - 02 - 2001
24 Şubat 2001 Cumartesi
22 Kasım 2000 Çarşamba
Belediye-basın ilişkisi tartışılıyor
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Piriştina ile Yeni Asır Gazetesi arasında yaşanan tartışma, yerel yönetim ile medya ilişkisini gündeme getirdi.
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Piriştina ile Yeni Asır Gazetesi arasında yaşanan tartışma, yerel yönetim ile medya ilişkisini yeniden masaya yatırdı. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Piriştina ile Konak Belediye Başkanı Erdal İzgi'nin Hürriyet, Milliyet ve Sabah gazetelerini bizzat gezerek, Kordonyolu ile ilgili bir belgeyi, haber yapılmak üzere ilgililere vermesiyle başlayan tartışma, Yeni Asır Gazetesi'nden iki gazetecinin işten çıkarılmasıyla sonuçlandı.
Neden sadece üç gazete?
Belediye ile Yeni Asır Gazetesi'nin arasını açan tartışma, Yeni Asır Gazetesi sahibi Aydın Bilgin'in, Ahmet Piriştina'ya basın kuruluşları arasında taraflı davrandığını söyleyen bir mektup göndermesiyle tırmandı. Yeni Asır'ın tepkisi üzerine İzmir Büyükşehir Belediyesi, haber verme görevini yerine getirdiğini ve Yeni Asır muhabirinin haberi atladığını ifade edince Yeni Asır Gazetesi belediye muhabiri Uğur Kayan, gazetesi tarafından işten çıkarıldı. Yeni Asır Gazetesi Murahhas Âzası Aydın Bilgin, bununla da kalmayıp muhabir Kayan'a destek amacıyla yazılı açıklama yapan ÇGD Ege Şubesi Başkanı ve aynı zamanda Yeni Asır'ın köşe yazarı olan Süleyman Gencel'in, dernekten istifa etmesini istedi. Gencel bunun üzerine dernekten değil, 12 yıldır çalıştığı gazetesinden istifa etti. Çağdaş Gazeteciler Derneği (ÇGD) Ege Şubesi'nin açıklamasına göre olay şöyle gelişti: "İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Piriştina ile Konak Belediye Başkanı Erdal İzgi, 7 Ekim 2000 cumartesi günü Hürriyet, Milliyet ve Sabah gazetelerini bizzat ziyaret ederek, Kordonyolu ile ilgili bir belgeyi, 'haber yapılmak üzere' yetkili yöneticilere elden verdi. Bu ziyaret ve bilgilendirme, sadece üç gazete ile sınırlı kaldı. Daha sonra aynı belge, İzmir Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Cumhur Utkan aracılığı ile ertesi gün, 'Özel haberdir' bilgisi ile üyemiz ve Yeni Asır Gazetesi belediye muhabiri Uğur Kayan'a verilmiştir. Kayan, özel haber ve pazar günü olması nedeniyle inisiyatifi dahilinde, haberi pazartesi günü gündeme verme düşüncesiyle gazetesine gittiğinde, Hürriyet ve Milliyet gazetelerinde haberi görür."
Piriştina'ya 'taraflı davranma' uyarısı
Kordonyolu belgesiyle ilgili haberin Yeni Asır Gazetesi'nde atlanılması üzerine Aydın Bilgin'in İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Piriştina'ya gönderdiği mektupta ise yerel yönetim—medya ilişkisi sorgulandı. İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin, basın kuruluşları arasında ayrımcılık yaptığı gibi ciddi iddiaları taşıyan mektupta, şu ifadeler yer aldı: "... Savunma saydığınız bilgi ve belgeleri sadece kendi yandaşlarınıza verirseniz, o zaman o gazeteler dışındaki basını, kendinize hasım görüyorsunuz demektir. Her gazeteci, kendi gayreti ile özel bir haber yapabilir. Her başkan, istediği kişiyle röportaj yapar, istemediği ile yapmaz ama bir kamu kuruluşu olan belediye, önemli sayılabilecek bir belgeyi, bizim ve diğer bazı gazetelerin ve televizyonların muhabirlerine vermezse bu kötü niyete girer. Bu bir uyarı değil, şikayet mektubudur. Seçiminizi yapın, ona göre hareket edelim. Muhabirimizi geri çekmeye hazırız. Siz hazır mısınız?"
Başka gazetede yazacak
Öte yandan istifa baskısı altında kalınca Yeni Asır köşe yazarlığından ayrılan ÇGD Ege Şube Başkanı Süleyman Gencel'in, önümüzdeki günlerde yurt dışında iki ayrı gazetede, yurt içinde de bir ulusal gazetede yazmaya başlayacağı öğrenildi.
ZAMAN 22 -11 - 2000
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Piriştina ile Yeni Asır Gazetesi arasında yaşanan tartışma, yerel yönetim ile medya ilişkisini yeniden masaya yatırdı. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Piriştina ile Konak Belediye Başkanı Erdal İzgi'nin Hürriyet, Milliyet ve Sabah gazetelerini bizzat gezerek, Kordonyolu ile ilgili bir belgeyi, haber yapılmak üzere ilgililere vermesiyle başlayan tartışma, Yeni Asır Gazetesi'nden iki gazetecinin işten çıkarılmasıyla sonuçlandı.
Neden sadece üç gazete?
Belediye ile Yeni Asır Gazetesi'nin arasını açan tartışma, Yeni Asır Gazetesi sahibi Aydın Bilgin'in, Ahmet Piriştina'ya basın kuruluşları arasında taraflı davrandığını söyleyen bir mektup göndermesiyle tırmandı. Yeni Asır'ın tepkisi üzerine İzmir Büyükşehir Belediyesi, haber verme görevini yerine getirdiğini ve Yeni Asır muhabirinin haberi atladığını ifade edince Yeni Asır Gazetesi belediye muhabiri Uğur Kayan, gazetesi tarafından işten çıkarıldı. Yeni Asır Gazetesi Murahhas Âzası Aydın Bilgin, bununla da kalmayıp muhabir Kayan'a destek amacıyla yazılı açıklama yapan ÇGD Ege Şubesi Başkanı ve aynı zamanda Yeni Asır'ın köşe yazarı olan Süleyman Gencel'in, dernekten istifa etmesini istedi. Gencel bunun üzerine dernekten değil, 12 yıldır çalıştığı gazetesinden istifa etti. Çağdaş Gazeteciler Derneği (ÇGD) Ege Şubesi'nin açıklamasına göre olay şöyle gelişti: "İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Piriştina ile Konak Belediye Başkanı Erdal İzgi, 7 Ekim 2000 cumartesi günü Hürriyet, Milliyet ve Sabah gazetelerini bizzat ziyaret ederek, Kordonyolu ile ilgili bir belgeyi, 'haber yapılmak üzere' yetkili yöneticilere elden verdi. Bu ziyaret ve bilgilendirme, sadece üç gazete ile sınırlı kaldı. Daha sonra aynı belge, İzmir Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Cumhur Utkan aracılığı ile ertesi gün, 'Özel haberdir' bilgisi ile üyemiz ve Yeni Asır Gazetesi belediye muhabiri Uğur Kayan'a verilmiştir. Kayan, özel haber ve pazar günü olması nedeniyle inisiyatifi dahilinde, haberi pazartesi günü gündeme verme düşüncesiyle gazetesine gittiğinde, Hürriyet ve Milliyet gazetelerinde haberi görür."
Piriştina'ya 'taraflı davranma' uyarısı
Kordonyolu belgesiyle ilgili haberin Yeni Asır Gazetesi'nde atlanılması üzerine Aydın Bilgin'in İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Piriştina'ya gönderdiği mektupta ise yerel yönetim—medya ilişkisi sorgulandı. İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin, basın kuruluşları arasında ayrımcılık yaptığı gibi ciddi iddiaları taşıyan mektupta, şu ifadeler yer aldı: "... Savunma saydığınız bilgi ve belgeleri sadece kendi yandaşlarınıza verirseniz, o zaman o gazeteler dışındaki basını, kendinize hasım görüyorsunuz demektir. Her gazeteci, kendi gayreti ile özel bir haber yapabilir. Her başkan, istediği kişiyle röportaj yapar, istemediği ile yapmaz ama bir kamu kuruluşu olan belediye, önemli sayılabilecek bir belgeyi, bizim ve diğer bazı gazetelerin ve televizyonların muhabirlerine vermezse bu kötü niyete girer. Bu bir uyarı değil, şikayet mektubudur. Seçiminizi yapın, ona göre hareket edelim. Muhabirimizi geri çekmeye hazırız. Siz hazır mısınız?"
Başka gazetede yazacak
Öte yandan istifa baskısı altında kalınca Yeni Asır köşe yazarlığından ayrılan ÇGD Ege Şube Başkanı Süleyman Gencel'in, önümüzdeki günlerde yurt dışında iki ayrı gazetede, yurt içinde de bir ulusal gazetede yazmaya başlayacağı öğrenildi.
ZAMAN 22 -11 - 2000
Etiketler:
Başkalarının kaleminden
15 Kasım 2000 Çarşamba
Journalist Gencel speaks at MPA Conference
Turkish journalist Suleyman Gencel who was recently fired from the Turkish newspaper Yeni Ashir, as a result of his position as President of the Progressive Editors Union, which supports freedom of press, today criticised the negative position of journalists in his country.
In order to keep his job in semi-democratic Turkey, Mr Gencel had to maintain close relations with politicians and stated that it was common for journalists sharing his views to be fired.
He also stated that digital mass organisations, which include 9 electronic newspapers with 2 million readers, are constantly increasing, but have to deal with various bans. According to Mr Gencel, three of these newspapers offer liberal and balanced information on matters such as freedom of press and minorities, and employ most of the journalists who were fired from the country's traditional mass media organisations.
MACEDONIAN PRESS AGENCY 25 - 11 - 2000
In order to keep his job in semi-democratic Turkey, Mr Gencel had to maintain close relations with politicians and stated that it was common for journalists sharing his views to be fired.
He also stated that digital mass organisations, which include 9 electronic newspapers with 2 million readers, are constantly increasing, but have to deal with various bans. According to Mr Gencel, three of these newspapers offer liberal and balanced information on matters such as freedom of press and minorities, and employ most of the journalists who were fired from the country's traditional mass media organisations.
MACEDONIAN PRESS AGENCY 25 - 11 - 2000
Etiketler:
Başkalarının kaleminden
11 Ekim 2000 Çarşamba
Şu "antrenman" meselesi
Geçen yaz İstanbul'un gece hayatına damgasını vuran bir Rum gencinin çapkınlık maceraları gazetelerin birinci sayfasına çıkınca bir reklamcı dostum uyardı:
"Farkında mısın, Türkiye'de ilk kez bir Rum erkeğin Türk kızlarla ilişkisi haber oluyor."
Gerçekten de öyleydi.
Bugüne dek biz hep "kız alan" taraf olarak "Türk yiğitlere abayı yakmış Yunan dilberi" haberleri okumaya alışmıştık.
Sonradan öğrendik ki, suyun öte tarafında da durum aynıymış. Orada da "Grek delikanlılara kaçan Küçük Asyalı kızlar" anlatılır, aksi bahis konusu olmazmış.
Değerli araştırmacı Herkül Milas yeni yayınlanan "Türk romanı ve öteki" kitabında (Sabancı Üniversitesi, İst. 2000) 450'ye yakın edebiyat eserinde Yunan imajını incelerken "aşk" konusunda şu saptamayı yapıyor:
"Bu metinlerde bir tek kez bir Türk kadının bir Rum erkeğini öptüğünü görüyoruz." (s.267)
"Yunan edebiyatında ise tersine, bu kez Türk kadınları Yunan erkeklerini sever, Hıristiyanlığı seçer ve sevdikleri erkekle mutlu olurlar. Bir Yunanlı kadının bir Türk erkeğini sevdiği ve kendi isteğiyle ona vardığı (13. Yüzyılda Akritas destanındaki Müslüman'a varma durumu dışında) bu metinlerde görülmemiştir." (s.336)
***
Magazin basınından izlediğimiz kadarıyla yüzlerce yıllık bu "cinsel milliyetçilik" barış rüzgarlarının da etkisiyle yavaş yavaş değişiyor.
Sadece bu tarafta değil, karşıda da...
Orada da yakışıklı basketçi İbrahim Kutluay'ın Yunanlı genç kızların gönlünü fethetmesi, benzer bir farka yol açıyor.
Geçenlerde İzmir'de, AB'ye bağlı bir merkez ve Çağdaş Gazeteciler Derneği İzmir Şubesi'nin işbirliği ile ilginç bir toplantı düzenlendi. ÇGD Şube Başkanı Süleyman Gencel'in organize ettiği toplantıda Ege, Gazi, Ankara, Atina ve Panteon üniversitesinin iletişim fakültelerinden 36 öğrenci ve öğretim üyesi bir araya gelerek Türk-Yunan ilişkilerini medya perspektifinden incelediler.
Gruplar halinde yapılan bu çalışmada bir grup, son zamanlarda ekranlarda izlediğimiz Telsim reklamını içerik analizine tabi tuttu.
Vardıkları sonuç ilginç:
Aslında İbrahim'in Atina'daki "pozisyonu", Tarkan filmlerinden alışkın olduğumuz "gavur dilberlerini mesteden cengaver" görüntüsünü hiç aratmıyor. O anlamda iki ülke kültüründe yerleşik bir önyargıyı pekiştiriyor. Hatta aksesuar olarak kullanılan dilber sayısının 4 olmasını da, iletişim öğrencileri, "4 kadın alınabilen günlere bilinçaltı bir gönderme" sayıyorlar.
İbrahim'in atalarından farkı, birkaç Yunanca sözcükle ("efharisto", "kalimera" vb.) kızları "motive etmeye çalışması..."
İletişim öğrencileri, Atina'daki İbrahim'le Türkiye'den arayan sevgilisi arasındaki "aşk ve güvensizlik ilişkisi"nin Yunanistan-Türkiye arasındaki "İletişimsizlik"le paralellik gösterdiğini düşünüyorlar. Tıpkı İbrahim'le sevgilisi gibi Türkler ve Yunanlılar da birbirlerine karşı hem içten içe bir sevgi, hem de derin bir kuşku besliyorlar. Bütün barış mesajlarının ardında bir "samimiyetsizlik" olduğunu düşünüyor, ilk kuşkuda da ayaklanıp gözlerini karşı kıyıya çeviriyorlar.
Ancak reklamın bize gösterdiği önemli bir ayrıntı daha var:
İletişim öğrencilerine göre bu reklam, hep savaş haberleri satmaya alışmış Türk ve Yunan medyasına ilk kez "Barış da satar" mesajı veriyor.
Bu açıdan önemli...
***
Geçtiğimiz hafta sonu gezdiğim bir müzik mağazasında "en çok satan 10 albüm" listesinde 2 tane Yunanlı müzisyen olması "barışın sattığı"na iyi bir örnekti.
Diplomasi ise yine arkadan geliyor ve bir türlü asli konulara geçemeden "antrenman"a devam ediyor.
Reklama ilişkin son bir notla bitirelim:
İbrahim'in reklamdaki tavrı belki "sekso-politik" açıdan bir yenilik getirmiyor, ancak sevgilisinin "Ben de antrenmandayım" yanıtı iki ülkede yerleşik cinsel kültüre karşı cesur bir meydan okumanın ipucunu veriyor.
Demet, bu yanıtıyla erkeklerin ihanet tekelini parçalıyor.
Doğrusu ben, bu kadarını göze almışken, ondan şöyle bir yanıt beklerdim:
"Sen hala antrenmanda mısın? Ben maça başladım bile canım..."
SABAH 11 - 10 - 2000 (Can Dündar)
"Farkında mısın, Türkiye'de ilk kez bir Rum erkeğin Türk kızlarla ilişkisi haber oluyor."
Gerçekten de öyleydi.
Bugüne dek biz hep "kız alan" taraf olarak "Türk yiğitlere abayı yakmış Yunan dilberi" haberleri okumaya alışmıştık.
Sonradan öğrendik ki, suyun öte tarafında da durum aynıymış. Orada da "Grek delikanlılara kaçan Küçük Asyalı kızlar" anlatılır, aksi bahis konusu olmazmış.
Değerli araştırmacı Herkül Milas yeni yayınlanan "Türk romanı ve öteki" kitabında (Sabancı Üniversitesi, İst. 2000) 450'ye yakın edebiyat eserinde Yunan imajını incelerken "aşk" konusunda şu saptamayı yapıyor:
"Bu metinlerde bir tek kez bir Türk kadının bir Rum erkeğini öptüğünü görüyoruz." (s.267)
"Yunan edebiyatında ise tersine, bu kez Türk kadınları Yunan erkeklerini sever, Hıristiyanlığı seçer ve sevdikleri erkekle mutlu olurlar. Bir Yunanlı kadının bir Türk erkeğini sevdiği ve kendi isteğiyle ona vardığı (13. Yüzyılda Akritas destanındaki Müslüman'a varma durumu dışında) bu metinlerde görülmemiştir." (s.336)
***
Magazin basınından izlediğimiz kadarıyla yüzlerce yıllık bu "cinsel milliyetçilik" barış rüzgarlarının da etkisiyle yavaş yavaş değişiyor.
Sadece bu tarafta değil, karşıda da...
Orada da yakışıklı basketçi İbrahim Kutluay'ın Yunanlı genç kızların gönlünü fethetmesi, benzer bir farka yol açıyor.
Geçenlerde İzmir'de, AB'ye bağlı bir merkez ve Çağdaş Gazeteciler Derneği İzmir Şubesi'nin işbirliği ile ilginç bir toplantı düzenlendi. ÇGD Şube Başkanı Süleyman Gencel'in organize ettiği toplantıda Ege, Gazi, Ankara, Atina ve Panteon üniversitesinin iletişim fakültelerinden 36 öğrenci ve öğretim üyesi bir araya gelerek Türk-Yunan ilişkilerini medya perspektifinden incelediler.
Gruplar halinde yapılan bu çalışmada bir grup, son zamanlarda ekranlarda izlediğimiz Telsim reklamını içerik analizine tabi tuttu.
Vardıkları sonuç ilginç:
Aslında İbrahim'in Atina'daki "pozisyonu", Tarkan filmlerinden alışkın olduğumuz "gavur dilberlerini mesteden cengaver" görüntüsünü hiç aratmıyor. O anlamda iki ülke kültüründe yerleşik bir önyargıyı pekiştiriyor. Hatta aksesuar olarak kullanılan dilber sayısının 4 olmasını da, iletişim öğrencileri, "4 kadın alınabilen günlere bilinçaltı bir gönderme" sayıyorlar.
İbrahim'in atalarından farkı, birkaç Yunanca sözcükle ("efharisto", "kalimera" vb.) kızları "motive etmeye çalışması..."
İletişim öğrencileri, Atina'daki İbrahim'le Türkiye'den arayan sevgilisi arasındaki "aşk ve güvensizlik ilişkisi"nin Yunanistan-Türkiye arasındaki "İletişimsizlik"le paralellik gösterdiğini düşünüyorlar. Tıpkı İbrahim'le sevgilisi gibi Türkler ve Yunanlılar da birbirlerine karşı hem içten içe bir sevgi, hem de derin bir kuşku besliyorlar. Bütün barış mesajlarının ardında bir "samimiyetsizlik" olduğunu düşünüyor, ilk kuşkuda da ayaklanıp gözlerini karşı kıyıya çeviriyorlar.
Ancak reklamın bize gösterdiği önemli bir ayrıntı daha var:
İletişim öğrencilerine göre bu reklam, hep savaş haberleri satmaya alışmış Türk ve Yunan medyasına ilk kez "Barış da satar" mesajı veriyor.
Bu açıdan önemli...
***
Geçtiğimiz hafta sonu gezdiğim bir müzik mağazasında "en çok satan 10 albüm" listesinde 2 tane Yunanlı müzisyen olması "barışın sattığı"na iyi bir örnekti.
Diplomasi ise yine arkadan geliyor ve bir türlü asli konulara geçemeden "antrenman"a devam ediyor.
Reklama ilişkin son bir notla bitirelim:
İbrahim'in reklamdaki tavrı belki "sekso-politik" açıdan bir yenilik getirmiyor, ancak sevgilisinin "Ben de antrenmandayım" yanıtı iki ülkede yerleşik cinsel kültüre karşı cesur bir meydan okumanın ipucunu veriyor.
Demet, bu yanıtıyla erkeklerin ihanet tekelini parçalıyor.
Doğrusu ben, bu kadarını göze almışken, ondan şöyle bir yanıt beklerdim:
"Sen hala antrenmanda mısın? Ben maça başladım bile canım..."
SABAH 11 - 10 - 2000 (Can Dündar)
Etiketler:
Başkalarının kaleminden
16 Ağustos 2000 Çarşamba
Kültür, sanat ve dostluk Altınoluk'ta buluştu
Altınoluk'ta buluşan Türk ve Yunanlı belediye başkanları, iki ülke arasındaki sorunların bir an önce çözülmesini dileyerek, iki halk ve yerel yönetimler arasında kurulan bağın hükümetlere de örnek olmasını istediler. Türkiye ve Yunanistan arasındaki sorunların büyük devletlerin kışkırtmasıyla başladığına dikkat çeken başkanlar, ''Emperyalistler bizi savaştırmayı başaramayacaklar'' dediler. Altınoluk Belediyesi'nce düzenlenen ''6. Altınoluk Antandros 'Yaşama Saygı' Kültür ve Sanat Festivali'' söyleşiler, sergiler, gösteriler ve konserlerin yanı sıra Yunanistan'dan gelen konukların katılımıyla dostluğa ev sahipliği yaptı.
Altınoluk'un CHP'li Belediye Başkanı İsmail Aynur , yaşamın her şeyin özü olduğunu belirterek, paylaştıkça çoğaldıklarını söyledi. Sosyal demokrat belediyelerin yol, su, kanalizasyon gibi rutin hizmetlerin yanı sıra halka kültür ve sanat hizmeti vermeyi de ilke edindiklerine dikkat çeken Aynur, Altınoluk'u kültür, bilim, sanat ve sporun merkezi yapacaklarını, kültür mozaiğini geliştireceklerini söyledi.
Altınoluk'un kardeş belediyesi olan Midilli'nin Gera Belediye Başkanı Pavlos Vogiatzis de, iki ülkenin bölgede birbirlerinin egemenliklerine göz dikmeden yaşamaları gerektiğini vurgulayarak, her iki kıyıda da akrabaların, dostların yaşadığını, onların ruhlarını mutlu etmek gerektiğini söyledi.
Ortaklıkların, benzerliklerin ve dostluğun öne çıkarılmasını, savaşın çare olmadığını belirten Vogiatzis, ''Dünyayı yönlendirenler ve egemen güçler, Türkiye ve Yunanistan'ı savaştırmayı başaramayacaklar'' dedi. Etkinlikler kapsamında gazeteciler Süleyman Gencel , Stelyo Berberakis ile araştırmacılar Saba Altınsay ve Katilena Stathakou 'nun katıldıkları panelde de, ''Geçmişten günümüze mübadele'' konusu ele alındı. Her iki ulustan da çok sayıda insanın doğup büyüdüğü yerleri terk etmek zorunda kaldıkları ama bu toprakları unutamadıkları, özlemlerini dindiremedikleri vurgulanarak, iki ülke ilişkilerinin gelişmesinin, mübadillerin de özlemlerini, acılarını biraz olsun dindirebileceği anlatıldı.
CHP Parti Meclisi üyeleri Fikri Sağlar ve Berhan Şimşek , Prof. Dr. Ünsal Oskay , gazetemiz Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay ve gazeteci Nebil Özgentürk 'ün katıldıkları panelde ise ''Yaşama Saygı'' konusu tartışıldı. Panelde insanların okuması, araştırması ve sorgulaması gerektiği üzerinde durulurken ''Sorunların çözümü için katılım ve yurttaşlık bilincinin gelişmesi şart. İnsanların yaşama, çevreye ve ülkelerine karşı daha duyarlı ve özenli olmaları gerekli'' denildi.
CUMHURİYET 16 - 08 - 2000 (Barış Doster)
Altınoluk'un CHP'li Belediye Başkanı İsmail Aynur , yaşamın her şeyin özü olduğunu belirterek, paylaştıkça çoğaldıklarını söyledi. Sosyal demokrat belediyelerin yol, su, kanalizasyon gibi rutin hizmetlerin yanı sıra halka kültür ve sanat hizmeti vermeyi de ilke edindiklerine dikkat çeken Aynur, Altınoluk'u kültür, bilim, sanat ve sporun merkezi yapacaklarını, kültür mozaiğini geliştireceklerini söyledi.
Altınoluk'un kardeş belediyesi olan Midilli'nin Gera Belediye Başkanı Pavlos Vogiatzis de, iki ülkenin bölgede birbirlerinin egemenliklerine göz dikmeden yaşamaları gerektiğini vurgulayarak, her iki kıyıda da akrabaların, dostların yaşadığını, onların ruhlarını mutlu etmek gerektiğini söyledi.
Ortaklıkların, benzerliklerin ve dostluğun öne çıkarılmasını, savaşın çare olmadığını belirten Vogiatzis, ''Dünyayı yönlendirenler ve egemen güçler, Türkiye ve Yunanistan'ı savaştırmayı başaramayacaklar'' dedi. Etkinlikler kapsamında gazeteciler Süleyman Gencel , Stelyo Berberakis ile araştırmacılar Saba Altınsay ve Katilena Stathakou 'nun katıldıkları panelde de, ''Geçmişten günümüze mübadele'' konusu ele alındı. Her iki ulustan da çok sayıda insanın doğup büyüdüğü yerleri terk etmek zorunda kaldıkları ama bu toprakları unutamadıkları, özlemlerini dindiremedikleri vurgulanarak, iki ülke ilişkilerinin gelişmesinin, mübadillerin de özlemlerini, acılarını biraz olsun dindirebileceği anlatıldı.
CHP Parti Meclisi üyeleri Fikri Sağlar ve Berhan Şimşek , Prof. Dr. Ünsal Oskay , gazetemiz Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay ve gazeteci Nebil Özgentürk 'ün katıldıkları panelde ise ''Yaşama Saygı'' konusu tartışıldı. Panelde insanların okuması, araştırması ve sorgulaması gerektiği üzerinde durulurken ''Sorunların çözümü için katılım ve yurttaşlık bilincinin gelişmesi şart. İnsanların yaşama, çevreye ve ülkelerine karşı daha duyarlı ve özenli olmaları gerekli'' denildi.
CUMHURİYET 16 - 08 - 2000 (Barış Doster)
Etiketler:
Başkalarının kaleminden
19 Haziran 2000 Pazartesi
Gençel yeniden ÇGD başkanı
Çağdaş Gazeteciler Derneği (ÇGD) Ege Şubesi olağan genel kurulunu yaptı. Symirna Otel'de gerçekleştirilen kongrenin dîvan başkanlığını, ÇGD Genel Başkanı İsmet Demirdöven yaptı.
Tek listeyle girilen kongrede Süleyman Gencel, yeniden başkan seçildi. Gencel, kongrede yaptığı konuşmada derneğin başkanlığını yaptığı dönemi anlattı. "Biz yönetime gelirken, derneğin sadece tabelası vardı." diyen Gencel, "Derneği, bu durumdan kurtardık ve büyüttük. 80 civarındaki üye sayısını, 167'ye çıkardık. Derneğe, uluslararası basın merkezi olabilecek büyük bir yer kazandırdık." dedi.Süleyman Gencel'den sonra söz alan ÇGD Genel Başkanı ve Radikal Gazetesi Haber Müdürü İsmet Demirdöven, medyadaki kartelleşme ve yozlaşmayı anlatırken son günlerin gündem konusu olan ajan gazetecilere de değindi. Siyah kodlu ajan olduğu iddia edilen Fatih Altaylı'ya yüklenen Demirdöven, "Ajan olmadığını söyleyeceği yerde, Fehmi Koru'ya ajan yakıştırması yapıyor. Başörtüsü ile eylem yapan kızlara fahişe, insan haklarını savunanlara hayvan diyor." şeklinde konuştu. ÇGD Ege Şubesi'nin yeni yönetimi, şu isimlerden oluştu: Süleyman Gencel, Macit Sefiloğlu, Ünal Ersözlü, Duygu Özsüphandağı, Şevki Köse, Asuman Memen ve Meral Odabaşoğlu.
ZAMAN 19 - 06 - 2000
Tek listeyle girilen kongrede Süleyman Gencel, yeniden başkan seçildi. Gencel, kongrede yaptığı konuşmada derneğin başkanlığını yaptığı dönemi anlattı. "Biz yönetime gelirken, derneğin sadece tabelası vardı." diyen Gencel, "Derneği, bu durumdan kurtardık ve büyüttük. 80 civarındaki üye sayısını, 167'ye çıkardık. Derneğe, uluslararası basın merkezi olabilecek büyük bir yer kazandırdık." dedi.Süleyman Gencel'den sonra söz alan ÇGD Genel Başkanı ve Radikal Gazetesi Haber Müdürü İsmet Demirdöven, medyadaki kartelleşme ve yozlaşmayı anlatırken son günlerin gündem konusu olan ajan gazetecilere de değindi. Siyah kodlu ajan olduğu iddia edilen Fatih Altaylı'ya yüklenen Demirdöven, "Ajan olmadığını söyleyeceği yerde, Fehmi Koru'ya ajan yakıştırması yapıyor. Başörtüsü ile eylem yapan kızlara fahişe, insan haklarını savunanlara hayvan diyor." şeklinde konuştu. ÇGD Ege Şubesi'nin yeni yönetimi, şu isimlerden oluştu: Süleyman Gencel, Macit Sefiloğlu, Ünal Ersözlü, Duygu Özsüphandağı, Şevki Köse, Asuman Memen ve Meral Odabaşoğlu.
ZAMAN 19 - 06 - 2000
Etiketler:
Başkalarının kaleminden
10 Haziran 2000 Cumartesi
Ajanlık tartışması
Marmara depremi önceki Türk-Yunan dostluğunun geliştirilmesi için sayısız sivil toplum örgütünde yaptığım çalışmalar, her iki ülkede birçok insanın dikkatini çekti. İki ülke arası dostluğun temelinin halklar diplomasisi ve sivil toplum örgütlerinin çabalarıyla atılacağını ileri süren, "evrenselci" yaklaşımlara sahip insanlar için bu çalışmalar, Ege'de gerçek anlamda barışın sağlanmasına yönelik olumlu adımlardı. Uluslararası ilişkilere ulusalcı ve milliyetçi kavramlar çerçevesinden bakanlar için bu çalışmalar birtakım güçlerin desteklediği, emperyalizmin yeni bir oyunuydu. Türkiye'de bu mantığı savunanlar, aslında benim bir "Yunan ajanı" olduğumu, "emperyalist" güçlerin desteğiyle Türkiye'de yaşayabildiğimi ileri sürüyorlardı. Yunanistan'da da durum farklı değildi. Türk-Yunan dostluğuna süpheci bakanlar, ulusalcı ve milliyetçi yapılar, benim Yunanistan'ın içine kadar sızan bir "Türk ajanı" olarak algılıyorlardı.
17 Ağustos sonrası herşey değişti. O güne kadar Türk-Yunan dostluğunu yerin dibine batıran ulusalcı ve milliyetçi akımlar, karşı kıyıları ziyaret için adeta yarışmaya başladılar. Birbirlerine dostluk mesajları verdiler, iki ülke devletinin düzenlediği toplantılarda boy gösterdiler. Neyse bu sayede benim "Türk ajanlığı" veya "Yunan ajanlığı" tartışmaları da geride kaldı.
Ancak kendi gibi düşünmeyen herkesi "düşman" veya "ajan" ilan edenler, her olayın arkasında emperyalist izleri arayanlar tarafından bu kez de "İngiliz ajanı" olarak tanıtılmaya başlandım.
Sanırım "İngilizce" bildiğim için oluyor bu...
Bir de "MI-5" mı yoksa "MI-6" mi çalıştığımı söyleseler daha iyi olacak. Çünkü ben de karıştırdım ne olduğumu...
Neyse, bu ay sonu Antalya'da Almanların düzenlediği bir toplantıya katılacağım. Eylül ayında da ABD'de olacağım. Bundan sonra "Alman ajanı" ya da "CIA ajanı" olarak tanıtılmaya başlanacağımdan eminim.
Ama kimse benim hangi ülkenin ajanlığını istediğimi sormuyor.
Soruya bu sütundan yanıt vererek, bu konuda spekülasyon yapanları ve tüm kamuoyunu bilgilendirmek istiyorum...
"Aslında ben Seyşel Adaları ajanı olmak istiyorum."
Düşünsenize, Hint okyanusunda bir tatil cennetinde yaşıyor, deniz, kum ve güneşten istediğiniz kadar faydalanıyorsunuz. Hem oralarda kapı arkalarında emperyalist arayanlara fazla rastlanmıyor.
YENİ ASIR 10 - 06 - 2000
17 Ağustos sonrası herşey değişti. O güne kadar Türk-Yunan dostluğunu yerin dibine batıran ulusalcı ve milliyetçi akımlar, karşı kıyıları ziyaret için adeta yarışmaya başladılar. Birbirlerine dostluk mesajları verdiler, iki ülke devletinin düzenlediği toplantılarda boy gösterdiler. Neyse bu sayede benim "Türk ajanlığı" veya "Yunan ajanlığı" tartışmaları da geride kaldı.
Ancak kendi gibi düşünmeyen herkesi "düşman" veya "ajan" ilan edenler, her olayın arkasında emperyalist izleri arayanlar tarafından bu kez de "İngiliz ajanı" olarak tanıtılmaya başlandım.
Sanırım "İngilizce" bildiğim için oluyor bu...
Bir de "MI-5" mı yoksa "MI-6" mi çalıştığımı söyleseler daha iyi olacak. Çünkü ben de karıştırdım ne olduğumu...
Neyse, bu ay sonu Antalya'da Almanların düzenlediği bir toplantıya katılacağım. Eylül ayında da ABD'de olacağım. Bundan sonra "Alman ajanı" ya da "CIA ajanı" olarak tanıtılmaya başlanacağımdan eminim.
Ama kimse benim hangi ülkenin ajanlığını istediğimi sormuyor.
Soruya bu sütundan yanıt vererek, bu konuda spekülasyon yapanları ve tüm kamuoyunu bilgilendirmek istiyorum...
"Aslında ben Seyşel Adaları ajanı olmak istiyorum."
Düşünsenize, Hint okyanusunda bir tatil cennetinde yaşıyor, deniz, kum ve güneşten istediğiniz kadar faydalanıyorsunuz. Hem oralarda kapı arkalarında emperyalist arayanlara fazla rastlanmıyor.
YENİ ASIR 10 - 06 - 2000
Etiketler:
Türk - Yunan İlişkileri
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
