Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

9 Şubat 2002 Cumartesi

Ekrem Demirtaş CHP'den reddedildi

DSP eski Afyon Milletvekili fırıldak Kubilay’ı herkes tanır. Geçtiğimiz dönem parlamentoda değiştirmediği parti kalmamıştı. Böyle "renkli" bir politik kişilik, bu kez İzmir'de ortaya çıktı: İTO Başkanı Ekrem Demirtaş. Demirtaş'ın bundan önce ANAP, DYP ve DSP ile dirsek teması, politikaya yakın insanlar arasında biliniyordu. YTP'nin ilk ortaya çıkışında estirdiği havadan çok etkilenen Demirtaş, Cem ile yakın ilişkisine de güvenerek kendini parlamentoda görmeye başladı. Partinin İzmir'de örgütlenmesi için gerekli kaynağı bulmak için büyük çaba sarfetti.
Derviş'in ayrılmasıyla birlikte YTP'deki hızlı düşüş, Demirtaş'ı başka arayışlara sevketti. Yükselen parti hangisi? Tabii ki CHP...
CHP'nin yükselen yıldız olduğunu gören Ekrem Demirtaş, Ticaret Odası'ndan üç kişilik bir ekibi CHP İl Örgütü'ne gönderdi. Ticaret Odası Meclis Üyesi CHP'li Turan Şen, Ticaret Odası Yönetim Kurulu Üyesi Suat Özdaş ve Ticaret Odası Yönetim Kurulu Üyesi CHP'li Ali Osman Öymen...
3 kişilik öncü ekip, 26 Ağustos 2002 Pazartesi günü saat 14.15'te CHP İl Binası'na gelerek İl Başkanı Alaattin Yüksel ile İl Başkan Yardımcısı Kadir Sinan ile görüştüler.
Öncü grup Ekrem Demirtaş'ın birikimli ve deneyimli olduğunu, CHP'nin bu deneyimden faydalanması gerektiğinin altını çizerek, iyi bir sıradan gösterilmesi halinde Ekrem Demirtaş'ın partiye gelmek istediğini söylediler.
Son güne kadar YTP'den aday gösterileceği ileri sürülen Demirtaş'ın CHP'ye gelmek istemesi il yönetiminde de şok etkisi yarattı. İl yönetimi öncü gruba şu iki soruyu sordu:
1 - Ekrem Demirtaş, Derviş'e karşı biri. Kemal Derviş partinin önemli bir yerinde olmasına karşılık İTO Başkanı neden CHP'ye gelmek istiyor?
2 - Demirtaş, YTP ile çok sıkı fıkı... Üstelik İTO Sağlık Vakfı yetkilisini YTP il yönetimine verdi. Dervişli CHP iktidarının ekonomik programını nasıl kabul edecek?
Sonuçta CHP'liler, Demirtaş'ın İzmir Ticaret Odası'ndaki yönetimini beğenmedikleri için partide olmasının kendilerine zarar getireceğini belirttiler ve bu öneriyi reddettiler.
Ancak herşey bitmedi. Demirtaş bu işe asılacak görünüyor. Şimdi Ankara'dan TOBB kanalıyla Deniz Baykal'ı hedef seçecek, Ankara kontenjanı ile İzmir'den milletvekili olmak isteyecektir.
İzmir listesini hazırlayanları bu konuda dikkatli olmaya davet ediyorum.

HABER EKSPRES 09 - 02 - 2002

1 Ocak 2002 Salı

2002'nin işgalcileri

Gazetenin ilk yılı doldu. Bir yıl içinde "sınırsız" başlıklı sütunu, en çok kimler işgal etti? 1- Kıbrıs soru önergesi dolayısıyla bu sütunda son günlerin flaş ismi Hakkı Akalın oldu. Biraz fazla yüklenmiş olabilirim. Ancak, kamuya malolan, bu sütunda tartışılır. Hakkı Akalın dün Harmandalı'ndaki çöp depolama konusunda da bir soru önergesi verdi. İzmir'de bir türlü bitirilemeyen sağlık yatırımları için de soru önergesini sundu. Bir cerrah olarak iyi çalışıyor. Üstelik, bir sonraki gelişinde rakı ısmarlayacağına söz verdi. Bu yolla benden kurtulacağını mı hesap ediyor acaba?
2- Sütunun baş işgalcilerinden biri CHP İzmir İl Başkanı Alaattin Yüksel... CHP üzerine yazı yazan biri olarak, fazla gözüme batıyor galiba. Ama böyle renkli il başkanı da bulmak, öyle kolay değil. Giydiği tişörtler bile renkli. Kırmızı, turuncu ve yavruağızı bunlardan sadece birkaçı. Üstelik "herşeyi bilirim" edası sinirime dokunuyor. Tavırlarıyla önümüzdeki dönemde de, bu sütunu işgal edecek gibi görünüyor Yüksel.
3- Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Piriştina da bu sütunun önemli isimlerinden biri oldu. Özellikle siyasi geleceği üzerine yaptığım yorumlar nedeniyle, sık sık gündeme geldi. Gerçi son günlerde Arnavut damarı tuttu ve tek vuruşta, bu tartışmalara son verdi. Ancak, yine de siyaset bu. Gelecekte neler olacağını şimdiden kestirmek zor.
4- "Ekrem Demirtaş bugün de istifa etmedi" klişesi, uzun süre kaldı bu sütunda. Ama, o koltuk o kadar kıymetliymiş ki, istifa etmedi gitti Demirtaş. Gerçi bu yıl seçim var. İşte o zaman göreceğiz, ne olacağını... Bu arada, YTP'de de işler karışıkmış galiba. Bir Noel Baba bekliyorlarmış partinin kurtulması için.
5- DSP eski İzmir Milletvekili, TBMM eski İdare Amiri, eski gazeteci, eski yazar Hakan Tartan, bu yıl sanırım bazı yeni ünvanlar bulmak zorunda kendisine. Kurtulmak için Noel Baba bekleyen partisinde de bazı işleri askıya almış. Bakarsınız yepyeni bir konumda karşımıza çıkabilir. Hakan Tartan bu. İlişki ağlarının insanları nerelere taşıyacağı, hiç belli olmuyor bu ülkede.
6- Son günlerde Ali İhsan Ülker üzerine fazla yazmaz oldum. Etkinlik yapma merakından vazgeçti. Ata Caddesi'ni de bitirdiği için, kendini mutlu hissediyordur. Bir de Hasan Tahsin'in her sabah İzmir TV'de "Ne olacak bu yolun hali" sorusundan kurtulduğu için, derin bir "oh" çekmiştir.
7- Balıkesir Valisi Utku Acun da, sık sık ziyaret etti bu köşeyi. Kuvayi Milliyeci Acun, hiç belli olmaz Balıkesir'in adını da değiştirmek isteyebilir. Bu da medyada yer bulmanın bir başka yolu anlaşılan.
Liste aslında çok uzun. Bu kadar ismi buraya sığdırmak mümkün değil. Yeni yılda yeni isimlerin bu listeye ekleneceği de kaçınılmaz tabii...

HABER EKSPRES 01 - 01 - 2002

17 Nisan 2001 Salı

Haydi barış sofrasına!

TÜYAP Kitap Fuarı etkinlikleri çerçevesinde Evrensel Basım Yayın’ın düzenlediği, “Ege’nin iki yakasından yükselen ses; haydi barış sofrasına” başlıklı panel önceki gün yapıldı. Panele konuşmacı olarak; TYS Genel Başkanı Cengiz Bektaş, Aliağa Belediye Başkanı Hakkı Ülkü ve ÇGD Ege Şube Başkanı Süleyman Gençel katıldı. Panelde ilk konuşmayı yapan Hakkı Ülkü, geçmişte, Menemen, Foça, Bergama, Kınık, Dikili, Aliağa Belediye Başkanları olarak Bakırçay Belediyeler Birliği’ni kurduklarını hatırlatarak birliğin yaptığı en önemli işin de Türk-Yunan Dostluğuna yeni bir açılım getirmek olduğunu belirtti. Geçmişte, politikacıların açıklamalarıyla gerginleştirilen ilişkilerden ülke ekonomisinin zarar gördüğünü, silahlanmaya daha çok harcama yapıldığını belirten Ülkü şöyle konuştu; “17 Ağustos depreminden sonra o dönemde yapılan girişimlerin olumlu sonuç verdiğini gördük. Bizden daha fazla barış eli uzatıldı. Dostluklar zamana ve zemine göre modaya uyar gibi sürdürülmemeli. İlle deprem beklemeyelim. Halklarımız barış içinde ve kardeşçe yaşamak istemesine rağmen, bunu haykırmasına rağmen iktidarlar, bu barışı ve dostluğu zaman zaman engellemekte. Gerek Yunan gerek Türk iktidarları halkların arasındaki gerginliklerden güç almayı özellikle politik malzeme olarak kullanmaktalar”.
Cengiz Bektaş da konuşmasında barış ortamının insanlaşmanın ortamı olduğunu belirterek, “Bu ortamı savaştan çıkarları olanlar bozmak için ellerinden gelen herşeyi yapıyorlar” dedi. “Midilli de diyor ki her gün benim soframdan bir tabak alınıyor, silah satıcıları kendi doygun, rahat yaşamlarını sürdürebilsinler diye” diyen Bektaş, barışı sağlamayan aklın akıl olamayacağını söyledi. Bergama ve siyanür sadece bizim sorunumz değil Edremit körfezi kirlendiği zaman da karşı taraf etikelenecek. savaş çıkacam diye hemen kendisine elbise diktiren başbakanlardan ibaret olmadığını belirten Bektaş düşmanlığın ortak kültür ürünlerine de zarar verdiğini belirtti. Bektaş şöyle konuştu; “Okullarda okutulan kitaplara gelinceye dek kimse bana düşmanlık öğretmedi. Yanlşı tarih bilgileri ile beni zaehirleyinceye dek. Her iki taraf da da. Biz barışın değerini anlatmakla sorumluyuz.

Aynı yağmurun altında ıslanıyoruz

Süleyman Gençel ise, konuşmasında iki toplum arasındaki farklılkları dile getirerek, en ciddi eksikliğin bilgi akışı eksikliği olduğunu belirtti. Her iki tarafın birbirini çok iyi tanımadığını belirten Gençel, Türkiye’de toplumun yüzde yetmişinin merkez sağ ve sağ yüzde otuzunun ancak sosyal demokrat ve sol görüşlü olduğunu, buna karşılık Yunanistan da ise durumun tam tersi olduğunu belirtti. Yunanistan halkının ikinci dünya savaşında işgale uğradığında faşizme karşı savaş verdiğini hatırlatan Gençel, Yunanistan’daki Albaylar Cuntası’nın başındakilerin de halkın karşı çıkışıyla yargılanıp hapse girdiğini dile getirdi. “Birisi darbesiyle karşı karşıya gelmiş sorunu çözmüş ve demokratik yapılanmasını sağlamış, diğeri ise 1982 Anayasını hala sırtında taşımak zorunda olan maalesef yarı demokratik diyebileceğimiz bir ülkedir” diyen Gençel, son günlerde gidilen silah indiriminin yeterli olmadığını TSK’nın önümüzdeki on yıl içinde yüz milyon dolar yatırım yapmayı planladığını, bu yatırımın tamamen ortadan kaldırılması gerektiğini belirtti.
 
EVRENSEL 17 - 04 - 2001

24 Şubat 2001 Cumartesi

Üç büyük gazete Ege eklerini kapatıyor

Doğan Grubu'na bağlı Hürriyet ve Milliyet ile Bilgin Grubu'na bağlı Sabah Gazetesi uzun bir zamandan beri yayınlanan Ege ilavelerini kapatma kararı aldı. Doğan Haber Ajansı Genel Müdürü Uğur Cebeci'nin İzmir'e gelerek bir toplantı yaptığı ve Hürriyet Ege ile Milliyet Ege ilavelerinin bugün son kez yayınlanacağı öğrenildi. Sabah Gazetesi'nin eki Egeli Sabah'ın ise yayın hayatına yarın son verilmesi bekleniyor. Ege eklerinin yayın hayatına devam etmesi için önceki gün İstanbul'a giderek gazetelerin yetkilileri ile görüşen İzmir Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Ekrem Demirtaş, yetkililerin kendisine Ege eklerinin kârlılık oranlarının çok düşmesi nedeniyle bu karara varıldığını söylediklerini ifade etti. Reklam pazarının daralması nedeniyle yayın organlarının kârlılık oranlarının büyük oranda düştüğünü ifade eden New Media Group Yönetim Kurulu Başkanı Nuri Çolakoğlu ise, sadece İzmir'de değil tüm Anadolu'da eklerin kapatılacağını söyledi. Ege eklerini kapatma kararına Çağdaş Gazeteciler Derneği'nden tepki geldi. Özellikle Hürriyet ve Milliyet gazetelerinin eklerini kaldırma kararının ekonomik bir gerekçeye dayanmadığını söyleyen ÇGD Ege Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Süleyman Gençel, "Yaklaşık 18 yıldır yayınlanan Hürriyet Ege başta olmak üzere Milliyet Ege ve Egeli Sabah ekleri İzmir ve Ege'nin diğer illerinde halkın ve kurumların sesini duyurmada önemli işlevler üstlenmişti. Bu kararın bir daha gözden geçirilmesi zorunludur" diye konuştu. Eklerin kapatılması ile 300'e yakın basın çalışanının işini kaybedeceğini dile getiren Gençel, "Bir çok üyemizi ve meslektaşımızı yakından ilgilendiren bu yanlış karardan bir an önce dönülmesini istiyoruz. 26 Şubat tarihinden itibaren `Ege İlavelerimi İstiyorum' adlı bir kampanya başlatacağız. Tüm Egeliler'i kampanyaya destek vermeye ve katılmaya çağırıyoruz" dedi.

DÜNYA  24 - 02 - 2001

22 Kasım 2000 Çarşamba

Belediye-basın ilişkisi tartışılıyor

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Piriştina ile Yeni Asır Gazetesi arasında yaşanan tartışma, yerel yönetim ile medya ilişkisini gündeme getirdi.
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Piriştina ile Yeni Asır Gazetesi arasında yaşanan tartışma, yerel yönetim ile medya ilişkisini yeniden masaya yatırdı. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Piriştina ile Konak Belediye Başkanı Erdal İzgi'nin Hürriyet, Milliyet ve Sabah gazetelerini bizzat gezerek, Kordonyolu ile ilgili bir belgeyi, haber yapılmak üzere ilgililere vermesiyle başlayan tartışma, Yeni Asır Gazetesi'nden iki gazetecinin işten çıkarılmasıyla sonuçlandı.

Neden sadece üç gazete?

Belediye ile Yeni Asır Gazetesi'nin arasını açan tartışma, Yeni Asır Gazetesi sahibi Aydın Bilgin'in, Ahmet Piriştina'ya basın kuruluşları arasında taraflı davrandığını söyleyen bir mektup göndermesiyle tırmandı. Yeni Asır'ın tepkisi üzerine İzmir Büyükşehir Belediyesi, haber verme görevini yerine getirdiğini ve Yeni Asır muhabirinin haberi atladığını ifade edince Yeni Asır Gazetesi belediye muhabiri Uğur Kayan, gazetesi tarafından işten çıkarıldı. Yeni Asır Gazetesi Murahhas Âzası Aydın Bilgin, bununla da kalmayıp muhabir Kayan'a destek amacıyla yazılı açıklama yapan ÇGD Ege Şubesi Başkanı ve aynı zamanda Yeni Asır'ın köşe yazarı olan Süleyman Gencel'in, dernekten istifa etmesini istedi. Gencel bunun üzerine dernekten değil, 12 yıldır çalıştığı gazetesinden istifa etti. Çağdaş Gazeteciler Derneği (ÇGD) Ege Şubesi'nin açıklamasına göre olay şöyle gelişti: "İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Piriştina ile Konak Belediye Başkanı Erdal İzgi, 7 Ekim 2000 cumartesi günü Hürriyet, Milliyet ve Sabah gazetelerini bizzat ziyaret ederek, Kordonyolu ile ilgili bir belgeyi, 'haber yapılmak üzere' yetkili yöneticilere elden verdi. Bu ziyaret ve bilgilendirme, sadece üç gazete ile sınırlı kaldı. Daha sonra aynı belge, İzmir Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Cumhur Utkan aracılığı ile ertesi gün, 'Özel haberdir' bilgisi ile üyemiz ve Yeni Asır Gazetesi belediye muhabiri Uğur Kayan'a verilmiştir. Kayan, özel haber ve pazar günü olması nedeniyle inisiyatifi dahilinde, haberi pazartesi günü gündeme verme düşüncesiyle gazetesine gittiğinde, Hürriyet ve Milliyet gazetelerinde haberi görür."

Piriştina'ya 'taraflı davranma' uyarısı

Kordonyolu belgesiyle ilgili haberin Yeni Asır Gazetesi'nde atlanılması üzerine Aydın Bilgin'in İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Piriştina'ya gönderdiği mektupta ise yerel yönetim—medya ilişkisi sorgulandı. İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin, basın kuruluşları arasında ayrımcılık yaptığı gibi ciddi iddiaları taşıyan mektupta, şu ifadeler yer aldı: "... Savunma saydığınız bilgi ve belgeleri sadece kendi yandaşlarınıza verirseniz, o zaman o gazeteler dışındaki basını, kendinize hasım görüyorsunuz demektir. Her gazeteci, kendi gayreti ile özel bir haber yapabilir. Her başkan, istediği kişiyle röportaj yapar, istemediği ile yapmaz ama bir kamu kuruluşu olan belediye, önemli sayılabilecek bir belgeyi, bizim ve diğer bazı gazetelerin ve televizyonların muhabirlerine vermezse bu kötü niyete girer. Bu bir uyarı değil, şikayet mektubudur. Seçiminizi yapın, ona göre hareket edelim. Muhabirimizi geri çekmeye hazırız. Siz hazır mısınız?"

Başka gazetede yazacak

Öte yandan istifa baskısı altında kalınca Yeni Asır köşe yazarlığından ayrılan ÇGD Ege Şube Başkanı Süleyman Gencel'in, önümüzdeki günlerde yurt dışında iki ayrı gazetede, yurt içinde de bir ulusal gazetede yazmaya başlayacağı öğrenildi.

ZAMAN 22 -11 - 2000

15 Kasım 2000 Çarşamba

Journalist Gencel speaks at MPA Conference

Turkish journalist Suleyman Gencel who was recently fired from the Turkish newspaper Yeni Ashir, as a result of his position as President of the Progressive Editors Union, which supports freedom of press, today criticised the negative position of journalists in his country.
In order to keep his job in semi-democratic Turkey, Mr Gencel had to maintain close relations with politicians and stated that it was common for journalists sharing his views to be fired.
He also stated that digital mass organisations, which include 9 electronic newspapers with 2 million readers, are constantly increasing, but have to deal with various bans. According to Mr Gencel, three of these newspapers offer liberal and balanced information on matters such as freedom of press and minorities, and employ most of the journalists who were fired from the country's traditional mass media organisations.

MACEDONIAN PRESS AGENCY 25 - 11 - 2000

11 Ekim 2000 Çarşamba

Şu "antrenman" meselesi

Geçen yaz İstanbul'un gece hayatına damgasını vuran bir Rum gencinin çapkınlık maceraları gazetelerin birinci sayfasına çıkınca bir reklamcı dostum uyardı:
"Farkında mısın, Türkiye'de ilk kez bir Rum erkeğin Türk kızlarla ilişkisi haber oluyor."
Gerçekten de öyleydi.
Bugüne dek biz hep "kız alan" taraf olarak "Türk yiğitlere abayı yakmış Yunan dilberi" haberleri okumaya alışmıştık.
Sonradan öğrendik ki, suyun öte tarafında da durum aynıymış. Orada da "Grek delikanlılara kaçan Küçük Asyalı kızlar" anlatılır, aksi bahis konusu olmazmış.
Değerli araştırmacı Herkül Milas yeni yayınlanan "Türk romanı ve öteki" kitabında (Sabancı Üniversitesi, İst. 2000) 450'ye yakın edebiyat eserinde Yunan imajını incelerken "aşk" konusunda şu saptamayı yapıyor:
"Bu metinlerde bir tek kez bir Türk kadının bir Rum erkeğini öptüğünü görüyoruz." (s.267)
"Yunan edebiyatında ise tersine, bu kez Türk kadınları Yunan erkeklerini sever, Hıristiyanlığı seçer ve sevdikleri erkekle mutlu olurlar. Bir Yunanlı kadının bir Türk erkeğini sevdiği ve kendi isteğiyle ona vardığı (13. Yüzyılda Akritas destanındaki Müslüman'a varma durumu dışında) bu metinlerde görülmemiştir." (s.336)

***

Magazin basınından izlediğimiz kadarıyla yüzlerce yıllık bu "cinsel milliyetçilik" barış rüzgarlarının da etkisiyle yavaş yavaş değişiyor.
Sadece bu tarafta değil, karşıda da...
Orada da yakışıklı basketçi İbrahim Kutluay'ın Yunanlı genç kızların gönlünü fethetmesi, benzer bir farka yol açıyor.
Geçenlerde İzmir'de, AB'ye bağlı bir merkez ve Çağdaş Gazeteciler Derneği İzmir Şubesi'nin işbirliği ile ilginç bir toplantı düzenlendi. ÇGD Şube Başkanı Süleyman Gencel'in organize ettiği toplantıda Ege, Gazi, Ankara, Atina ve Panteon üniversitesinin iletişim fakültelerinden 36 öğrenci ve öğretim üyesi bir araya gelerek Türk-Yunan ilişkilerini medya perspektifinden incelediler.
Gruplar halinde yapılan bu çalışmada bir grup, son zamanlarda ekranlarda izlediğimiz Telsim reklamını içerik analizine tabi tuttu.
Vardıkları sonuç ilginç:
Aslında İbrahim'in Atina'daki "pozisyonu", Tarkan filmlerinden alışkın olduğumuz "gavur dilberlerini mesteden cengaver" görüntüsünü hiç aratmıyor. O anlamda iki ülke kültüründe yerleşik bir önyargıyı pekiştiriyor. Hatta aksesuar olarak kullanılan dilber sayısının 4 olmasını da, iletişim öğrencileri, "4 kadın alınabilen günlere bilinçaltı bir gönderme" sayıyorlar.
İbrahim'in atalarından farkı, birkaç Yunanca sözcükle ("efharisto", "kalimera" vb.) kızları "motive etmeye çalışması..."
İletişim öğrencileri, Atina'daki İbrahim'le Türkiye'den arayan sevgilisi arasındaki "aşk ve güvensizlik ilişkisi"nin Yunanistan-Türkiye arasındaki "İletişimsizlik"le paralellik gösterdiğini düşünüyorlar. Tıpkı İbrahim'le sevgilisi gibi Türkler ve Yunanlılar da birbirlerine karşı hem içten içe bir sevgi, hem de derin bir kuşku besliyorlar. Bütün barış mesajlarının ardında bir "samimiyetsizlik" olduğunu düşünüyor, ilk kuşkuda da ayaklanıp gözlerini karşı kıyıya çeviriyorlar.
Ancak reklamın bize gösterdiği önemli bir ayrıntı daha var:
İletişim öğrencilerine göre bu reklam, hep savaş haberleri satmaya alışmış Türk ve Yunan medyasına ilk kez "Barış da satar" mesajı veriyor.
Bu açıdan önemli...

***

Geçtiğimiz hafta sonu gezdiğim bir müzik mağazasında "en çok satan 10 albüm" listesinde 2 tane Yunanlı müzisyen olması "barışın sattığı"na iyi bir örnekti.
Diplomasi ise yine arkadan geliyor ve bir türlü asli konulara geçemeden "antrenman"a devam ediyor.
Reklama ilişkin son bir notla bitirelim:
İbrahim'in reklamdaki tavrı belki "sekso-politik" açıdan bir yenilik getirmiyor, ancak sevgilisinin "Ben de antrenmandayım" yanıtı iki ülkede yerleşik cinsel kültüre karşı cesur bir meydan okumanın ipucunu veriyor.
Demet, bu yanıtıyla erkeklerin ihanet tekelini parçalıyor.
Doğrusu ben, bu kadarını göze almışken, ondan şöyle bir yanıt beklerdim:
"Sen hala antrenmanda mısın? Ben maça başladım bile canım..."

SABAH 11 - 10 - 2000 (Can Dündar)