Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

25 Kasım 2005 Cuma

Dört maç bitti de, ne oldu?

Yılların Euro'sunu Avro olarak değiştiren bugünün zihniyetini dikkate alırsak, önümüzdeki yıllarda Eurolig'in de Avrolig olarak devam etmesi muhtemel. Biz de böyle bir ismi münasip gördük köşemize...
Avrolig dördüncü haftasını bitirdi. Eskisi kadar zevk vermese de, Avrupa Basketbolu'nun zirvesi sayıldığı için arada bir bakınmakta yarar var. Üstelik batug.com'un da buna ihtiyacı var. Her şey Amerika ve uçan Amerikalı zencilerden ibaret değil.
İlk yazıda, geçen dört haftayı değerlendirelim.
Doğru dürüst takım bulunamadığından üç grupta oynanan maçların büyük bölümü, sıradan geçiyor... Gruplarda nefesi yetmeyen bazı takımların aslında ULEB'de oynamaları gerekiyordu. Dolayısıyla iki gruplu mücadele bu ligi biraz daha anlamlı kılardı.
Neyse, büyüklerin işine karışmadan ilk dört haftayı inceleyelim. Bizimkilerden başlayalım.

B Grubu

Savunma yapayım, derken basketbol oynamayı unutan Efes Pilsen'in grubunda Maccabi, Prokoml Trefl, Lietuvos Rytas, Cibona, Olimpiakos, Milano ve Wintherhtur FCB bulunuyor.
Bakmayın siz Wintherhtur adına; bildiğimiz Barselona. Adamların gözü dönmüş. Para için takımın asıl ismini FCB'nin içine gizlemişler. Bu takım için "Eskiye rağbet olsaydı, bitpazarına nur yağardı" son derece uygun bir deyim. Sen hem sponsor bul, adını gizle, hem de git kariyerlerinin son günlerini yaşayan basketbolcularla anlaş. Bu kararın sonuçlarına katlanacaklar. İspanya'da Olimpiakos'u yendiler. Ancak İstanbul'da Efes'e, kendi evlerinde Rytas'a mağlup oldular. Neyse ki son hafta Trefl'i deplasmanda 5 sayı farkla yenerek biraz nefes aldılar. Haftalar ilerledikçe yaşlıların yorgunluğu ortaya çıkacak. Takımın beyni ve üçlükçüsü Navarro ciddi savunma görünce ya kaçacak delik arıyor ya da "İmdat, beni boğuyorlar" diyerek hakemlerden aman dileniyor. Fucka, Marconato ve Kakiouzis gibi, olgunluk dönemini yaşayan baltalarla bir yere gelmesi hayli zor Barselona'nın. Takımın forveti Ivan Garcia 35'ine merdiven dayamış. İspanya ligindeki başarıları da yol yorgunluğu ve sürekli maç trafiği nedeniyle yakında düşüşe geçer.
Barselona'nın ilk maçta yendiği Olimpiakos ise bir başka alem. Takım lime lime dökülüyor. 4 hafta sonunda 3 mağlubiyet - 1 galibiyet ile 7'nci sırada. Tamam, bazı sakatları var. Litvanyalı Zuakuskas kazması gibi. Şimdilerde pivotluk görevini, sonradan olma değil babadan Yunanlı 2.08'lik zenci Schortsanitis götürüyor. Annesi Nijeryalı imiş. Adam pek dayanamamış, sonunda anneyi sallamış. Gürbüz oğlan 150 kiloluk cüssesi ile göz korkutuyor. Ancak, ateş olsa cürmü kadar yer yakar. Sağından atıp solundan geçen o kadar çok adam var ki, Schortsanitis gümrük memuru gibi kalıyor boyalı alanda. Hızlı basketbol oynayan takımlara karşı hiç şansları yok. Son maçta Lietuvos Rytas'a mağlubiyetlerinin arkasında da bu var. Yunan Ligi'nde 5'te 5 yapmalarına rağmen zayıf rakiplerine karşı oynadıklarını ve zar zor kazandıklarını unutmayalım. Bu takımdan bu sene de birşey olmaz. Pire'deki armatörler beklentilerini bir yıl sonraya saklasınlar.
Grubun adı büyük-oyunu küçük diğer ekibi Armani J. Milano. İtalyan Ligi podyum gibi. Ne kadar ünlü marka varsa hepsi sponsor olmuş basketbol takımlarına. Efes Pilsen'in ilk maçta İtalya'da yendiği Milano da dökülüyor. Yok, bu öyle böyle bir dökülme değil, sürünme ile eşdeğer. 3 mağlubiyet - 1 galibiyet ile grubun dibine vuran Milano, son maçta Cibona'ya deplasmanda boyun eğdi. Bu gidişle boynunu kaldırması da güç olacak. İtalyan Ligi'nde 5 galibiyet - 4 mağlubiyet ile 9'uncu sırada bulunan Milano'yu, Shumpert'in de sırtlaması mümkün değil. Galanda, Bulleri, Vukcevic ve Blair ile orta seviyeyi korumaya çalışan takım konumunda Milano...
Son maçta Milano'yu yenen Hırvat takımı Cibona, basketbol mabedi Zagreb'te kral. Dışarıda Polonya'nın yıldızı Prokom Trefl ile İsrail'in tek tabancası Maccabi'ye farklı kaybeden Cibona, yine evinde Litvanya takımı Rytas'ı ezip geçti. İki Amerikalı dışında kadrosunu Hırvatlar'dan oluşturan Cibona'nın, evindeki mücadeleci ruhundan dolayı ilk 4'e girme olasılığı yüksek. Adriyatik Ligi'nde 5 galibiyet - 3 mağlubiyet ile 6'ncı sırada bulunan Cibona, çabuk basketbolu ile ikinci turu zorlar.
Barselona'yı deplasmanda deviren ateşli Litvanya takımı Rytas da ilk 4'e gözünü diken diğer bir ekip. Her ne kadar grup sonuncusu Milano'ya evlerinde yenilseler de, B Grubu'nun can yakacak takımlarından biri. Rytas, eski Sovyet yapısını AB üyeliği ile terkeden Litvanya'ya çabuk uyum sağlamış. Öyle bir dışa açılmış ki, kadroda Letonyalı, Amerikalı, Bosnalı, Hırvat, hatta Avustralyalı bile var. Çok güvendikleri oyun kurucuları Amerikalı Frederick House'un sakatlığına rağmen 4'te 2 yapmayı başardılar. Haris Mujezinovic ve Mindaugas Lukauskis gibi guardlarıyla her maçta yüksek sayı hedefliyorlar. Geçen yıl ULEB Şampiyonu olarak Avrolig'e katılmaya hak kazanan Rytas, Litvanya Ligi"nde Zalgiris Kaunas'ın hemen arkasında 2'nci sırada...
İlk maçta Maccabi'ye deplasmanda yenilen Polonya'nın tek markası Prokom Trefl de Birleşmiş Milletler gibi. Kadro Polonyalılar dışında Macar, Fransız, Litvanyalı, Porto Rikolu, Sloven ve Danimarkalı kaynıyor. Superstar Goran Jagodnik ile sözleşme imzalayan Trefl, Polonya halk kahramanı Adam Wojcik'i de renklerine bağlamış. Milano'yu deplasmanda deviren, kendi evinde de Cibona'yı halleden Trefl'in öncelikli hedefi, ilk 16'ya kalmak. Son karşılaşmada bir Barselona kazasına kurban gittiler ancak toparlayacakları açık.
Bu grubun favorisi bana göre yine Maccabi. Bakmayın siz onların Efes'e İstanbul'da 2 sayı farkla yenildiklerine. Takımda herkes şut atıyor, dripling yapıyor, içeri giriyor, çıkıyor... Son saniyede Parker'ın üçlüğü girseydi, Efes'in 1'inciliğini de alacaklardı. İki yıl üst üste Avrolig Şampiyonu olan bu takımın bu sene de böyle bir kadro ile Final Four hedeflemesi hiç de zor değil. Netanyahu kılıklı coach Gershon da takımı çok iyi tanıyor ve ona göre strateji kuruyor. İçerideki maçlarını kaybetmeleri mümkün değil. Pivot Vujcic ise her coach'un takımında isteyeceği bir oyuncu.
Efes Pilsen için fazla şey söylemeye gerek yok. Takımın ilk 16'ya kalacağı geçtiğimiz maçlardan belli oldu. Sistem oturmuş durumda. Bunu zorlayacak adamın vay haline. Şu görüntüsüyle Final Four işareti bile veriyor Efes. Ancak bu kadar sıkı defansın basketbol keyfini bozup bozmadığı da ayrı bir tartışma konusu. Takımın oturmayan tek oyuncusu hala Antonio Granger. Maccabi maçında biraz kıpırdanır gibi oldu, bu kez faul sorunu yaşadı. Eski günlerini aratıyor ve üçlük denemeleriyle saç-baş yolduruyor. Ermal sorununun çözülmesiyle Prkacin'in üzerindeki aşırı baskı ortadan kalkacaktır. Popoviç poposunun üzerine oturmaya başladı, Efes'e ileride daha çok gerekli olacak. Sadece anlamadığım, Alper Yılmaz'ın hiç dakika almaması. Coach Mahmudi onu hangi maça saklıyor, bir türlü çözemedim.
Bu grubun ilk 4 adayları Maccabi, Efes, Trefl, Rytas... Barselona'yla, içerdeki maçlarında kazâ yapmazsa Cibona biraz zorlar bu dörtlüyü...

C Grubu

Ülker Fenomeni ile başlayalım. Bu takımın ne yaptığını biri anlatırsa memnun olacağım. Takımın bir günü diğerine uymuyor, oyuncuların da öyle. Amaç birliği yok, sistem yok... Bu kadar dağınık bir kadronun toparlanması da zor. Birkaç hafta bekleyin, deniliyor. Takımda belli oranda düzelme olsa da, bir bakıyorsunuz ipin ucunu aniden kaçırıyorlar, bir daha da yakalayamıyorlar. Ülker'in bu dağınıklığının biraz da firmadan kaynaklandığı açık. Ülker firması da ne olacağına karar vermiş değil. Kapitalist ama başkaları tarafından farklı değerlendiriliyor. Ne ona, ne buna yaranabiliyor. Tam 'ortada kalmış' muamelesi görüyor. Takım da bu havadan etkileniyor ister istemez. Sadece bu yıla özgü değil Ülker'in dağınıklığı ve tutarsızlığı, yıllardır Avrupa arenasında saç baş yolduruyor. Son saniyelerde kaybettikleri maçlar hâlâ hafızalarda.
Bu grubun iki önelmi favorisi var: Real Madrid ve Panathinaikos. Her ikisi de 4'te 4 çekti bu grupta. İkisi de Ülker'i sürklase etti. Panathinaikos Yunan Ligi'nin de lideri. Final Four tecrübesi ve çok derin kadrosuyla en çok korkulacak takımların başında geliyor... Ülker, CSKA, Siena ve Partizan'ı çok rahat dize getirdiler.
Aynı tespitler Real Madrid için de geçerli. Onlar da derin kadro ile hareket ediyorlar. Fakat iki isim var ki, seyretmek büyük zevk. Fransa milli takımının da önemli isimlerinden Gelabale, normal bir basketbolcudan çok farklı. Adam kuğu gibi hareket ediyor. Kafasındaki bandanadan etkilenerek yazmadım bunu. Ancak koşu stili, yükselişi normalden çok farklı. Zaten Ülker'i de ezip geçenler arasında ilk sıradaydı. Üstelik genç. İkinci isim Marko Thomas. Hırvat oyuncu geleceğin önemli şutörlerinden biri olacağını Ülker maçında kanıtladı. NBA'nin de gözü üzerinde.
7 Aralık'ta Atina'da oynanacak Panathinaikos-Real Madrid maçı, grubun 1'incisini belirleyecek.
Pau Orthez ile Unicaja'yı yenen buna karşılık Siena ve Panathinaikos'a mağlup olan CSKA, forvet Kurbanov ile yeniden anlaştı. Panov ile Pachoutin Türkiye'den tanıdığımız isimler. CSKA da bu grubun önemli takımlarından. Ancak gücü eskisi gibi değil.
Malaga ve Siena da grubun orta seviye takımları, ilk 4 için mücadele edecekler. Belki bu mücadeleye, toparlanabilirse Ülker katılabilir. Ancak bugün için böyle bir öngörü pek tutarlı görülmüyor.
Grubun en zayıf takımları Pau Orthez ile Partizan. Haydi Pau Orthez'i anladık. Ancak Partizan'ın 4-0 çekmesini anlamak kolay değil. Çok genç bir takım. Belli ki bu seneyi pas geçip ileriye yatırım yapıyorlar. Ancak basketbolun önemli durağı Sırbistan'ın Avrolig'teki tek takımının böyle bir strateji izlemesine Sırp baskebol izleyicileri ne diyor?

A Grubu

Türk takımı olmadığı için bizi diğerleri kadar ilgilendirmese de, önümüzdeki süreci hesaba katarak bu gruba da göz atmak gerekiyor.
Benetton Treviso, Zalgiris Kaunas, Tau Ceramica, Climamio Bologna, GHP Bamberg, AEK, Strasbourg ve Union Olimpija, grubu oluşturan takımlar.
Grubun lideri Benetton... İtalyanların güçlü ekibi zaten bu grubun favorilerinden. Alman Bamberg, Fransız Strasbourg ve İtalyan Bologna'yı deviren Benetton, son hafta güçlü rakibi Kaunas'a deplasmanda kaybetti. İtalyan Ligi'nde ikinci sırada bulunan Benetton'ın kadrosunda Litvanyalı Siskauskas, Yunan Zizis, Yugoslav Petar Popoviç gibi yıldızlar var. Yaş ortalaması inanılmaz genç olan Benetton bu yıl iş yapar.
İsponyol liginin güçlü ekiplerinden Tau da grubun favorilerinden biri... Diğer favori Kaunas'a deplasmanda mağlup olurken, Bologna ve AEK'yı evinde, Olimpija'yı deplasmanda dize getirdi. Tau'da eski Ülkerli Serkan Erdoğan ile NBA'den dönen Efes'in eski oyuncusu Drobnjak da oynuyor.
Litvanya efsanesi Zalgiris Kaunas AEK'ya mağlup olurken, Olimpija ve Tau'yu geçmeyi başardı. Son maçta da Benetton"ı devirdi. Eski Ülkerli Tanoka Beard Kaunas'ta. NBA patentli eski Beşiktaşlı Amerikalı Larry Ayuso da bu takıma önemli katkıda bulunuyor.
Yunan Ligi'nin Panathinaikos ve Olimpiakos'tan sonra üçüncü önemli takımı AEK, Strasbourg ile Kaunas'ı yenerken, Climamio Bologna ve Tau'ya kaybetti. Geçen yıl çeyrek final yapan takımın hedefi bu yıl da yüksek. 2 galibiyet - 2 mağlubiyet ile ilk 4'e kalma olasılığı yüzde 50'nin üzerinde AEK'nın.
Grubun en ilginç ve çıkış yapan takımı Alman Bamberg. Strasbourg ile Olimpija'yı mağlup eden, Bologna ve Benetton'a karşı kaybeden Bamberg'in en büyük kozu Amerikalı forvet Nelson Spencer. Avrolig başlamadan iki gün önce anlaşma için masaya oturan ve ardından takımla maça çıkan Spencer harikalar yaratıyor. Ülker'in son dakikada getirdiği iki Amerikalı'nın Panathinaikos maçında yaptıklarını ya da yapamadıklarını dikkate aldığımızda, 'takıma uyum' tespitlerinin fazla geçerli olmadığı ortaya çıkıyor. Eleman iyi ise ve ciddi antreman yapmışsa çıkıp takır takır oynuyor.
Grubun ilk dörde kalmayı planlayan diğer ekibi, İtalya'nın basketbol kenti Bologna'dan. 4'te 2 yapan Bologna, AEK ve Bamberg'i yenerken, Tau ile Benetton'a mağlup oldu.
Bu grubun en zayıf iki halkası Fransız Strasbourg ile Sloven Olimpija. Grupta dibe zincirleyen iki takımın da şansları şimdiden kalmadı ilk 16 için. Kendi aralarında yaptıkları mücadeleyi ise Fransa'da Strasbourg kazandı. Olimpija'da ardarda alınan başarısız sonuçlardan sonra coach Pino Grdovic'in görevine son verildi. Yeni bir coach bulunana kadar asistan coach Bayramiç ile yola devam edilecek.
Bu grubun ilk 4 adayları Benetton, Tau, Kaunas ve AEK... Bologna ve Bamberg de şanslarını zorlayacaklar, belki ilk 16'ya girecek son takım olabilirler. Büyük bir ihtimalle 'en iyi beşinci takım' bu gruptan çıkacak.

http://www.batug.com/ 25 - 11 - 2005

12 Aralık 2004 Pazar

Yerel basının evrensel önemi

O kadar önemlidir ki yerel basın.. Ulusal basının her köşeye yetişmesi, hele doyurucu ulaşması mümkün değil. Boşluğu yerel medya doldurur. Yerel arzuları o doyurur. Yerel sorunlara o parmak basar.. Uygar ülkelerin hangisinde hangi kente giderseniz gidin, bir güçlü yerel gazete, birkaç yerel televizyon istasyonu bulursunuz.
Ben gazeteciliğe Ankara'da, yerel bir gazete, Yeni Gün'de başladım. Üç güçlü gazetesi vardı başkentin.. Başkaları da vardı da, bu üçü bayağı etkiliydi. Bizim Yeni Gün.. Zafer ve Ulus.. Üçü de okuldu bunların üstelik.. Ne büyük gazeteciler bu okuldan mezundur, bugün..
Şimdi Ankara'da yerel basın var mı bilmem. Varsa da bana ulaşmıyor..
Direnen, kafa tutan, ayakta duran İzmir.. Yeni Asır, bu ülkede "Yerel" deyince akla gelen ilk isim.. Erol Simavi, imparatorluk günlerinde dert yanmıştı..
"Hıncal, satış rekorları kırıyorum. Türkiye'nin hangi bayisine gidersen git, en çok satan gazete Hürriyet'tir.. Görürsün.. Bir tek İzmir'de Yeni Asır benim önümde.. Onu geçemedim."
Bir İstanbul gazetesi alan İzmirli'nin ikinci gazetesi idi, Yeni Asır mutlak.. Çünkü müthiş bir gazeteydi. Yerelliğin ruhunu yakalamıştı. İzmir ve civarında ne olup bittiğini yazardı. Dahası İzmirliler'i izlerdi. Diyelim İzmirli bir futbolcu, Diyarbakır'a transfer mi oldu, her hafta onun maçlarını haber yapardı. Bizim Memo ve Hido haberleri yaptığımız gibi..
İzmir'e indim mi, ilk işim bir Yeni Asır olmak olurdu, herkes gibi.. Ne var, ne yok?.. Yeni Asır'da..
Erol Bey, Yeni Asır'ı çökertmek için, gazeteyi nerdeyse mürettip ve musahhihlerine kadar transfer edip Ekspres'i çıkarmıştı İzmir'de o zaman.. Başaramadı. Yeni Asır kurumsallaşmıştı. Tüm gidenlere rağmen ayakta kaldı. Başlığı hariç her yeri Yeni Asır olan Ekspres satmadı. Kapandı.
Yeni Asır şimdi Osman Gencer yönetiminde İstanbul gazetelerine örnek olacak mükemmellikte devam ediyor. Müthiş, ama gerçekten müthiş bir gazete çıkarıyorlar. Bugün sadece İzmir'in değil, tüm Ege'nin gaze- tesi konumundalar.
Her gün okuyorum.. Tiryakilik oldu artık..
Ama bu yazımın sebebi Yeni Asır değil.. Kardeş gazete var önümde.. Haber Ekspres.. Sürmanşetinde "4 yaşndayız, gururla kutluyoruz" yazıyor.. Ben de kutluyorum Ekspresçiler, ben de.. Konak Pier günlerinde çok atıştık sizinle.. O ayrı.. Gazetecilikte fikir savaşları hep olacaktır. Olmasa bir gazete yeterdi dünyaya..
Bir yerel gazeteyi yaratma ve yaşatmanın güçlüklerini en iyi bilenlerdenim.. Heyecan.. Coşku.. Sevinç.. Ama bir yandan da endişe.. Başaracak mıyız?.. Tutacak mı?..,
Dördüncü yıla gelmişsen eğer iş bitmiştir..
İzmir'de baskı yapan, Ege ilaveleri veren büyük gazetelere, hele hele, Yeni Asır gibi on yıllardır İzmir'i domine eden bir dev rakibe rağmen, doğmak, büyümek ve yaşam hakkını elde etmek nasıl bir zaferdir, iyi anlarım..
Ekspres'in genç ekibi..
Süleyman Gençel ve arkadaşları.. Hepinizi yürekten kutluyorum..Nice 4 yıllara..
Ve de darısı Ankara'nın başına!..

SABAH 12 - 12 - 2004 (Hıncal Uluç)

17 Kasım 2004 Çarşamba

Öğle yemeği artık sır değil

Geçtiğimiz hafta İzmir'de çok konuşulan bir konuya yeniden dönmek istiyorum. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu ile Levent Piriştina ve Erdal İzgi arasında yenen öğle yemeğine... Bu sütundan yemeğin içeriği ve sonuçlarının kamuoyuna açıklanması gereğinin altını çizmiş, yanlış anlaşılmalara yol açacağını belirtmiştim. Hatta, yemek sonrası bazı yayın organlarında ve ulusal gazetelerin eklerinde Büyükşehir Belediye Başkanı'nın, Erdal İzgi'yi görevine yeniden çağırdığı, ancak İzgi'nin bu teklifi kabul etmediği belirtilmişti. Yine bu sütunun yazarı, "Bu işte, bazı ilginç noktalar olmalı" diyerek, şüpheci tavrını sürdürmüş, tıpkı Erdal İzgi'nin dün yaptığı gibi yetkili ağızlardan bilgi istemişti.İşte o bilgi geldi. Böylece yemeğin içeriği netleşti.İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, göreve geldikten sonra alınan kararlar sonrasında Piriştina Ailesi'nin yanlış yönlendirildiğini, açılan bazı soruşturmaların Ahmet Piriştina ile ilgisi olmadığını düşünerek, Ahmet Piriştina'nın oğlu ile yemekte buluşma kararı almış. Jenerasyon farkı nedeniyle, buluşmanın sıkıcı geçmemesi için de, yine aynı yaşlarda olan oğlu Ulaş'ın da bu yemekte bulunmasını istemiş.Üç kişi ile yenilmesi planlanan yemeğe, dördüncü bir ismin Erdal İzgi'nin katılacağı, daha sonra Piriştina Ailesi tarafından Kocaoğlu'na bildirilmiş. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı da, bu isteğe karşı ses çıkarmamış. Aziz Kocaoğlu yemeğin kuytu bir yerde yapılmasının, soru işaretlerine neden olabileceğini düşünerek, özellikle gazetecilerin ve belediye bürokratlarının yoğun olarak geldiği bir restoranı seçmiş. Kocaoğlu, yemek sırasında, büyükşehirdeki yeniden yapılanmanın önemine dikkat çekerek, sistemdeki değişimin Piriştina ismi ile ilgili olmadığını, yeni yönetimin Ahmet Piriştina'nın projelerini sürdürmek istediğini anlatmış.Üst-düzey bürokratların değişimi konusunda ise, çok net bir çizgi çizerek, hamilik görevi üstlenmenin hatalı olduğunu, Piriştina ismini kullanarak siyaset yapmanın ise kimseye yarar getirmeyeceğini belirtmiş.
Yemek sonrası yapılan "çekingen" açıklamalardan, zaten şüphelendiğimi burada özellikle belirtmek isterim. Bundan sonra da bazı yayın organlarından gelebilecek açıklama ve yorumlara da, "şüpheli" bakılması gerektiği çok açık ortaya çıkıyor.
Bu arada yemek sırasında, özellikle içeriden çekilen fotoğrafın, nasıl ve kimler tarafından planlandığı ayrı bir tartışma noktası. Eminim ki, bu konuda net bilgi, hiçbir zaman elimize ulaşmayacak.

NOT 1: Grand Plaza konusunda mail yağıyor. Böyle giderse, Grand Plaza konusu, önümüzdeki günlerin önemli konularından biri olmaya aday.

NOT 2: Erdal İzgi, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu'ndan raporun net olarak tek bir ağızdan açıklanmasını istemiş. Kocaoğlu'nun açıklamasında yarar var. Yoksa, 80 sayfanın tamamını gazetede yayınlamaya kalkarsak, çok yer tutacak.

NOT 3: İZFAŞ Yönetim Kurulu'nun EBSO kanadı üyesi Coşkun Yolgörmez, Aziz Kocaoğlu'nun seçildikten sonra, yapılan yönetim kurulu toplantısında o dönemin başkanı Erdal İzgi'nin talebiyle firmaya 20 gün uzatma verilmesini istediğini, firmaya Çin'deki demir artışı nedeniyle, ek para verilmesi konusunda bir fikir beyan etmediğini söyledi. Yolgörmez, fikir ileri sürmediği talebin toplantıda gündeme geldiğini ifade etti.

HABER EKSPRES 17 – 11 -2004

30 Temmuz 2004 Cuma

Ülgür konusunda yeni açıklama

Selçuk Kaymakamı Hayri Sandıkçı'dan sonra Kamil Subaşı'ndan da bir açıklama geldi. Bu açıklamayı da aynen yayınlıyorum.
Sayın Süleyman GENÇEL,
Bildiğim kadarı ile gazetecilik, yapılan araştırmalardan sonra elde edilen bilgilerle, kamuoyunu doğru olarak yönlendirmek ve bilgilendirmektir.
Bunun dışında hiçbir bilgi araştırmasına girmeden, sadece varsayımlarla, doğru olmayan haber ve düşünce ile kamuoyunu yanlış yönlendirmek, kumu önünde insanları kötülemek, onların onuru ve gururu ile oynamak, bilhassa 28 Mart Pazar günü yapılan yerel seçimlerden önce, Selçuk Pamucak Turizm Bölgesi İmar Planları ile ilgili RANT uğruna rantçılar ile ilişkiye girildiğinden bahsetmek, yani SELÇUK'TA YAŞANAN OLAYLARLA VE KİŞİLER HAKKINDA YARGISIZ İNFAZDA bulunmak, basın etiğine sığmaz, buna rağmen yapılırsa, yapılan bu işlem basın yasalarına, Anayasamıza, İnsan Hakları Bildirisi'ne asla sığmaz.
01.04.2004 günlü "HABER EKSPRES" Gazetesi'ndeki, "SINIRSIZ" isimli köşenizde, adınızın geçtiği "SELÇUK'TA İMAR SAVAŞLARI" başlıklı yazıyı, sizin adınıza biraz ibretle, biraz da sıkılarak okudum.
Asla tasvip etmediğim ve kınadığım olayı anlatan yazının birinci bölümünde:
1. Selçuk Belediye Başkanı Sayın Vefa ÜLGÜR, oyunu, İsabey Mahallesi'ndeki sandıkta kullanmadı. Kendisine yapılan saldırı da oy kullandığı sırada yapılmadı.
2. Saldırı veya kavga sırasında, kendisine darpta bulunanlar içinde Sayın Belediye Başkanı'nın söylediği isimlerden 3 kişi, YTP Belediye Meclisi Kontenjan Üyesi Hasan ÖZNUR, Tarık YEŞİLMEN ve Ogün YEŞİLMEN'in bulunmadığı, görgü şahitlerinden öğrenildi.
3.Diğer adı geçenlerin ise, YTP ile uzaktan yakından bir alakası yoktur.
4.Saldırı sırasında Belediye Başkanı'nın yanında, 20 kadar partilisi, korumaları ve zabıta amirinin de bulunduğu görgü şahitlerinden öğrenildi.
5.Belediye Başkanı, saldırı olayından sonra çarşı içindeki bütün kahveleri tek tek dolaşarak, YTP Belediye Başkan adayı olarak bana ve MHP Belediye Başkan adayı Kemal ÖZEL'e oy veren vatandaşları suçladı, hatta bir kahvede ise, bana oy verenlere küfür ettiği, bu son olaydan sonra da vatandaşlardan bazılarının da, başkanın üzerine yürüdüğü, olayın şahitlerinden öğrenildi. Daha önce de siyasi yasakların başladığı 18 Mart tarihinden itibaren yaptığı meydan konuşmalarında, şahsımı ve birlikte bazı şahısları hakarete varan konuşmalarla suçladı, lekeledi, halkı gerdi. (Polis kayıtlarından bilgi edinebilirsiniz)
6.Olayın canlı şahidi Selçuk Emniyet Müdürü ve okulda görevli polis memurlarıdır. İlçe Seçim Kurulu Başkanı'dır, kaymakamlık ve İlçe Seçim Kurulu tarafından görevlendirilmiş sandık bölgesi sorumlusu İsabey İlköğretim Müdürü'dür.
7.Belediye Başkanı'nın yaptığı usulsüz hareketlerden, halkı germesinden dolayı, İlçe Seçim Kurul Başkanı'nın da, polisin de, sandık bölgesi sorumlusunun da ilgili makamlara şikayetçi olduğu yapılan araştırmalardan sonra öğrenilmiştir. Olay da ADLİ MAKAMLARA İNTİKAL ETMİŞTİR. Bu konuda yorum yapmak bile yanlış olur.
Yazınızın son bölününde ise, olayın altındaki gerçekleri, olayın içini, başlangıcındaki amaçları saptırarak, benim adımdan bahsedip bu konunun içine beni sokmanız, arka planda ise Pamucak Turizm Bölgesi'nin bulunduğunu ima ederek:
"Yeni belediye başkanına yakın olacak çevrelerin de, önümüzdeki 5 yılı Selçuk'ta 'iyi' değerlendirecekleri açıktı." cümlesi ve arkasından gelen "Ancak, Ülgür'ün yeniden seçilmesi, tüm planların altüst olmasına neden oldu. Vefa ÜLGÜR, 5 yıldır çalışıp didindiği ve ortaya koyduğu planın bozulmadan işlemesini istiyor" demeniz, beni tamamen şaşırttı.
Yani, YAZININ İÇERİĞİ DE DİKKATE ALINIRSA, YENİ BELEDİYE BAŞKANI OLMAK İSTEYEN benim, Pamucak olayından RANT bekleyenlerle birlikte hareket ettiğim ve Pamucak İmar Planı'nı onların istediği doğrultuda yapmak için aday olduğum anlamı çıkmaktadır.
Yazınızdan benim ve okuyan herkesin çıkardığı anlam budur.
Sayın GENÇEL,
1.Pamucak Turizm Alanı, 1987 yılında alınan Bakanlar Kurulu Kararı ile turizm alanı ilan edilmiş, 125.000'lik Çevre Düzeni Nazım İmar Planı yapma yetkisi Baylandırılık Bakanlığı'nın "oluru" alınmak kaydıyla, Turizm Bakanlığı'na verilmiştir. Bu plan ve lejantları esas alınmak kaydı ile hazırlanacak 1/5000 ve 1/1000'lik Uygulama Planı'nı tasdikleme yetkisi de anılan bakanlığa verilmiştir. Pamucak Turizm Alanı'nda, belediyenin İmar Planı yapma yetkisi gibi bir lüksü yoktur. Değişiklik yapma yetkisi de Belediye Meclisi'nin değildir.
2.Pamucak Turizm Alanı'nın İmar Planları 1987 yılında alınan Bakanlar Kurulu Kararı'ndan sonra, benim 1. Dönem BELEDİYE BAŞKANLIĞIM SIRASINDA Turizm Bakanlığı tarafından yapılmıştır ve meriyettedir. Yeni bir plan sözkonusu değildir.
3.Ayrıca alınan Pamucak Turizm Bölgesi'nde Selçuk Belediyesi adına kayıtlı bir arazi de mevcut değildir. Hazine adına kayıtlı olan araziler, Turizm Bakanlığı adına kayıtlıdır. Tasarrufu da bakanlığa aittir.
4.1989-1999 yılları arasında, 10 sene Selçuk'ta Belediye Başkanı olarak görevde bulunduğum için beni ve karekterimi Selçuk halkı, basın ve de İzmirliler çok iyi bilir. Hal bu iken, size kendimi tanıtamadığım için üzgünüm.
5.Şahsıma, partime ve partililerime atılan çamurlar ve yapılan provokasyonlarla ilgili olarak İl Başkanım Sayın Ulvi Puğ'a gerekli bilgiler verilmiştir, kendisinin de il yöneticileri ile birlikte, yaşanan bu olayları yakından inceleyip, SUÇLULARIN VE HALKI BU KADAR GEREREK Selçuk'un karışmasına neden olan sebeplerin ve kişilerin ortaya çıkarılması, daha sonra da gerekli şahıslara ve makamlara HAK ARAMA DAVASI AÇILMASI GEREGİNDEN bahsedilmiştir. Bilgilerinize saygı ile iletilir. İmza Kamil Subaşı
Her iki açıklamadan sonra bir gerçeğin altını çizmek istiyorum. Aslında Selçuk Belediye Başkanı Vefa Ülgür'ü ben tartakladım. Olayın olduğu sıralar İzmir'de olmam bu açıklamayı değiştirmez.

HABER EKSPRES 30 – 07 - 2004

Aşlık'tan post-it

Adalet ve Kalkınma Partisi İzmir İl Başkanı Ali Aşlık, Ankara dönüşü Haber Ekspres'i ziyaretinde, hayli post-it malzemesi bıraktı. Bunlardan birkaçını özellikle kullanmak gerekiyor...
Yanıtlarda gizli olan mesajları çözmeleri için gazetecilere birer şifre çözücü hediye edilecek.
Dünya barışı için çalışmalar sürdürülecek. Özellikle Portekiz, Hırvatistan ve Ukrayna'daki barış faaliyetlerine aktif olarak katılınacak.
Yaz tatili süresi en fazla 7 gün ile sınırlandırılacak.
İzmir dışında kalış süresi, olası darbe girişimlerine karşı, en aza indirilecek. İki günlüğüne Sakız'a gidilecek.
Yunanlılarla ilk kez karşılaşılacağı için, bu dili bilenlerden yardım istenecek.
Yunanlılarla vücut dilinde anlaşma sağlanırsa, bir sonraki ziyaret için kimseye danışılmayacak.
CHP'de disiplin sürecinde olan Süleyman Gençel'e, Adalet ve Kalkınma Partisi'ne katılması konusunda, transfer önerisi yapılacak. Bunun için eldeki tüm olanaklar kullanılacak.
CHP İzmir İl Başkanı'nın görevde kalma süresinin uzatılması için, her tür girişime destek verilecek. Böylece partinin İzmir'de bir süre daha rahat hareket etmesinin yolu açılacak. Alaattin Yüksel ile hemşehri ilişkisi olunduğu iddia edilecek. Bu ilişkinin, Ordu dönüşü, Salihli'de köfte yemekten kaynaklandığı özellikle belirtilecek. Köfte faturaları Yüksel'e gönderilecek. Salatalık olayına girilecek. Salatalığın kullanım alanları, net biçimde ifade edilecek. Söğüş ve cacık tarzı öne çıkarılacak. Salatalığın biçimsel durumu da, değerlendirilmeye alınacak.
Demirel tarzı konuşma sistematiği geliştirilecek.
İki yıl daha iktidarda olunacak, ardından, "Nasıl iktidarda kalınır; bir örnek" konulu doktora tezinin yazımına yardım edilecek.
Aynı anda otomobil kullanma, cep telefonu ile konuşma ve yemek yeme özelliğinin yeterli olmadığı, buna dördüncü bir işin de eklenmesi gerektiğinin altı çizilecek, ancak dördüncü eylemin niteliği, sadece bunu kaleme alan kişiye söylenecek. Gerekirse dördüncü eylem, uygulamaya dökülecek.
Bu köşe yazısı okunduktan sonra, yazıyı kaleme alana telefon edilecek. Yeni mesaj, ilk kez doğrudan, şifre çözücüsüne gerek duyulmadan net olarak verilecek."

HABER EKSPRES 30 – 07 - 2004

26 Mayıs 2004 Çarşamba

Küresel BAK'tan İzmir'de panel

Küresel BAK tarafından 14 Mayıs’da İzmir’de yapılan "Savaş, Irak İşgali ve Medya" başlıklı panele konuşmacı olarak gazeteci Ragıp Duran, Haber Ekspres gazetesinden Süleyman Gençel ve Küresel BAK’tan Tayfun Mater katıldı.
Ragıp Duran 1. Körfez Savaşı, Irak İşgali ve Tezkere konuları üzerinde konuşarak medyanın genel olarak savaştan yana yer aldığını söyledi. Medyanın egemenlerden yana taraf olmasının savaş dönemlerinde daha da yükseldiğini anlattı. Ragıp Duran daha sonra Küresel BAK'ın savaş ve işgal karşıtlığını makul ve olumlu bulduğunu da belirtti.
Süleyman Gençel, özellikle Türk-Yunan ilişkileri ve Kıbrıs konularında medyanın nasıl kışkırtıcı bir role sahip olduğunu kendi deneylerine de dayanarak anlattı. Büyük sermaye gruplarının gazetelerinin dışında İzmir'in iki yerel gazetesinden biri olan Haber Ekspres gazetesinin savaş karşıtı seslere sürekli yer vermeye çalıştığını belirtti.
Tayfun Mater ise Irak'ta Savaşa Hayır Koordinasyonu ve Küresel BAK'ın kuruluş ve gelişme süreçlerini anlatarak, bu süreçte medyanın tutumuna ilişkin gözlemlerini anlattı. Mater, Küresel BAK'ın savaşa ve işgale karşı çıkan tüm bireyleri kapsayan geniş bir birlik olma çabasında olduğunu da anlattı.

SOSYALİST İŞÇİ 26 - 05 - 2004

3 Mayıs 2003 Cumartesi

Osman Kibar'ı anmak!

İzmir'i Sevenler Platformu, Osman Kibar'ı ölümünün 17. yılında mezarı başında anmış. İzmir'de 1963-1973 yılları arasında belediye başkanlığı yapan Osman Kibar'ın, 17. ölüm töreninde konuşan İzmir'i Sevenler Platformu Başkanı Sancar Maruflu, Osman Kibar'ın bir halk adamı olduğunu, herkesin onu tanıdığını ve sevdiğini belirtmiş. Kibar'ın İzmir'de ''kalıcı izler'' bıraktığını dile getiren Maruflu, ''İzmir'in efsane belediye başkanı Osman Kibar, bu kente kalıcı izler bırakmıştır. Efsane adam olmak kolay değildir. Ölsen de o toplum seni hep yaşatır'' demiş. Burada iki önemli nokta var tartışılması gereken.
1- Osman Kibar'ın İzmir'e bıraktığı izler. Kordon'daki, ya da Güzelyalı'daki eski Yunan evlerinin yerine, 8 katlı apartmanların dikilmesini bir iz olarak kabul edersek doğru. Ancak, kent estetiğine ve mimarisine verdiği zararı açıklamak konusunda zorlanılacağı açık. Asfalt Osman lakabıyla ünlenen, Arnavut kaldırımı yolları asfaltla kaplatan, belediye başkanının bakış açısı, İzmir'i sevenlerin bakış açılarıyla nasıl örtüşür?
2- Sancar Maruflu, Kibar'a, "Efsane adam, toplum seni sever ve yaşatır" diyor. Bir insanın efsane olması için toplumun tarihine, değerlerine ve kültürüne verdiği önemle doğru orantılıdır. Osman Kibar ise modernleşme ve çağdaşlaşma adı altında, İzmir'in tarihi değerlerini, kültürünü yok eden belediye başkanıdır.
Bu çerçevede İzmir'i Sevenler Platformu, Osman Kibar'ı anıyorsa, ortaya şu sonuçlar çıkıyor.
1- İzmir'i Sevenler Platformu, adı ile çelişen aslında kenti sevmeyenlerden oluşan bir oluşumdur.
2- Bu platformun aktiviteleri sadece medyada görünmek amacı ile sınırlıdır. Kent kültürünü yaşatmak gibi ulvi bakış açısı yoktur.
3- Platform, bir kişinin liderliğinde, konuyu tartışmadan gündeme taşımak, olay yaratmak amacıyla oluşturulan paravan bir yapıdır.
Gerçek kentli, kültürüyle, değerleriyle birleşen, geçmiş ile gelecek arasında köprü kurabilen, toplumun düşüncesiyle özdeşleşmiş, bireycilikten arınmış bir kimliktir. Dolayısıyla, kente gerçekten değer verenlerin doğru saptanması, kent kültürüne katkı koyanların öne çıkarılması daha doğru bir mantıktır.
İzmir'i Sevenler Platformu'nun kenti ıskalamak yerine, doğruyu öne çıkarma görevini daha başarılı yapacağını umuyorum.

HABER EKSPRES 03 - 05 - 2003