Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

17 Kasım 2004 Çarşamba

Öğle yemeği artık sır değil

Geçtiğimiz hafta İzmir'de çok konuşulan bir konuya yeniden dönmek istiyorum. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu ile Levent Piriştina ve Erdal İzgi arasında yenen öğle yemeğine... Bu sütundan yemeğin içeriği ve sonuçlarının kamuoyuna açıklanması gereğinin altını çizmiş, yanlış anlaşılmalara yol açacağını belirtmiştim. Hatta, yemek sonrası bazı yayın organlarında ve ulusal gazetelerin eklerinde Büyükşehir Belediye Başkanı'nın, Erdal İzgi'yi görevine yeniden çağırdığı, ancak İzgi'nin bu teklifi kabul etmediği belirtilmişti. Yine bu sütunun yazarı, "Bu işte, bazı ilginç noktalar olmalı" diyerek, şüpheci tavrını sürdürmüş, tıpkı Erdal İzgi'nin dün yaptığı gibi yetkili ağızlardan bilgi istemişti.İşte o bilgi geldi. Böylece yemeğin içeriği netleşti.İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, göreve geldikten sonra alınan kararlar sonrasında Piriştina Ailesi'nin yanlış yönlendirildiğini, açılan bazı soruşturmaların Ahmet Piriştina ile ilgisi olmadığını düşünerek, Ahmet Piriştina'nın oğlu ile yemekte buluşma kararı almış. Jenerasyon farkı nedeniyle, buluşmanın sıkıcı geçmemesi için de, yine aynı yaşlarda olan oğlu Ulaş'ın da bu yemekte bulunmasını istemiş.Üç kişi ile yenilmesi planlanan yemeğe, dördüncü bir ismin Erdal İzgi'nin katılacağı, daha sonra Piriştina Ailesi tarafından Kocaoğlu'na bildirilmiş. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı da, bu isteğe karşı ses çıkarmamış. Aziz Kocaoğlu yemeğin kuytu bir yerde yapılmasının, soru işaretlerine neden olabileceğini düşünerek, özellikle gazetecilerin ve belediye bürokratlarının yoğun olarak geldiği bir restoranı seçmiş. Kocaoğlu, yemek sırasında, büyükşehirdeki yeniden yapılanmanın önemine dikkat çekerek, sistemdeki değişimin Piriştina ismi ile ilgili olmadığını, yeni yönetimin Ahmet Piriştina'nın projelerini sürdürmek istediğini anlatmış.Üst-düzey bürokratların değişimi konusunda ise, çok net bir çizgi çizerek, hamilik görevi üstlenmenin hatalı olduğunu, Piriştina ismini kullanarak siyaset yapmanın ise kimseye yarar getirmeyeceğini belirtmiş.
Yemek sonrası yapılan "çekingen" açıklamalardan, zaten şüphelendiğimi burada özellikle belirtmek isterim. Bundan sonra da bazı yayın organlarından gelebilecek açıklama ve yorumlara da, "şüpheli" bakılması gerektiği çok açık ortaya çıkıyor.
Bu arada yemek sırasında, özellikle içeriden çekilen fotoğrafın, nasıl ve kimler tarafından planlandığı ayrı bir tartışma noktası. Eminim ki, bu konuda net bilgi, hiçbir zaman elimize ulaşmayacak.

NOT 1: Grand Plaza konusunda mail yağıyor. Böyle giderse, Grand Plaza konusu, önümüzdeki günlerin önemli konularından biri olmaya aday.

NOT 2: Erdal İzgi, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu'ndan raporun net olarak tek bir ağızdan açıklanmasını istemiş. Kocaoğlu'nun açıklamasında yarar var. Yoksa, 80 sayfanın tamamını gazetede yayınlamaya kalkarsak, çok yer tutacak.

NOT 3: İZFAŞ Yönetim Kurulu'nun EBSO kanadı üyesi Coşkun Yolgörmez, Aziz Kocaoğlu'nun seçildikten sonra, yapılan yönetim kurulu toplantısında o dönemin başkanı Erdal İzgi'nin talebiyle firmaya 20 gün uzatma verilmesini istediğini, firmaya Çin'deki demir artışı nedeniyle, ek para verilmesi konusunda bir fikir beyan etmediğini söyledi. Yolgörmez, fikir ileri sürmediği talebin toplantıda gündeme geldiğini ifade etti.

HABER EKSPRES 17 – 11 -2004

30 Temmuz 2004 Cuma

Ülgür konusunda yeni açıklama

Selçuk Kaymakamı Hayri Sandıkçı'dan sonra Kamil Subaşı'ndan da bir açıklama geldi. Bu açıklamayı da aynen yayınlıyorum.
Sayın Süleyman GENÇEL,
Bildiğim kadarı ile gazetecilik, yapılan araştırmalardan sonra elde edilen bilgilerle, kamuoyunu doğru olarak yönlendirmek ve bilgilendirmektir.
Bunun dışında hiçbir bilgi araştırmasına girmeden, sadece varsayımlarla, doğru olmayan haber ve düşünce ile kamuoyunu yanlış yönlendirmek, kumu önünde insanları kötülemek, onların onuru ve gururu ile oynamak, bilhassa 28 Mart Pazar günü yapılan yerel seçimlerden önce, Selçuk Pamucak Turizm Bölgesi İmar Planları ile ilgili RANT uğruna rantçılar ile ilişkiye girildiğinden bahsetmek, yani SELÇUK'TA YAŞANAN OLAYLARLA VE KİŞİLER HAKKINDA YARGISIZ İNFAZDA bulunmak, basın etiğine sığmaz, buna rağmen yapılırsa, yapılan bu işlem basın yasalarına, Anayasamıza, İnsan Hakları Bildirisi'ne asla sığmaz.
01.04.2004 günlü "HABER EKSPRES" Gazetesi'ndeki, "SINIRSIZ" isimli köşenizde, adınızın geçtiği "SELÇUK'TA İMAR SAVAŞLARI" başlıklı yazıyı, sizin adınıza biraz ibretle, biraz da sıkılarak okudum.
Asla tasvip etmediğim ve kınadığım olayı anlatan yazının birinci bölümünde:
1. Selçuk Belediye Başkanı Sayın Vefa ÜLGÜR, oyunu, İsabey Mahallesi'ndeki sandıkta kullanmadı. Kendisine yapılan saldırı da oy kullandığı sırada yapılmadı.
2. Saldırı veya kavga sırasında, kendisine darpta bulunanlar içinde Sayın Belediye Başkanı'nın söylediği isimlerden 3 kişi, YTP Belediye Meclisi Kontenjan Üyesi Hasan ÖZNUR, Tarık YEŞİLMEN ve Ogün YEŞİLMEN'in bulunmadığı, görgü şahitlerinden öğrenildi.
3.Diğer adı geçenlerin ise, YTP ile uzaktan yakından bir alakası yoktur.
4.Saldırı sırasında Belediye Başkanı'nın yanında, 20 kadar partilisi, korumaları ve zabıta amirinin de bulunduğu görgü şahitlerinden öğrenildi.
5.Belediye Başkanı, saldırı olayından sonra çarşı içindeki bütün kahveleri tek tek dolaşarak, YTP Belediye Başkan adayı olarak bana ve MHP Belediye Başkan adayı Kemal ÖZEL'e oy veren vatandaşları suçladı, hatta bir kahvede ise, bana oy verenlere küfür ettiği, bu son olaydan sonra da vatandaşlardan bazılarının da, başkanın üzerine yürüdüğü, olayın şahitlerinden öğrenildi. Daha önce de siyasi yasakların başladığı 18 Mart tarihinden itibaren yaptığı meydan konuşmalarında, şahsımı ve birlikte bazı şahısları hakarete varan konuşmalarla suçladı, lekeledi, halkı gerdi. (Polis kayıtlarından bilgi edinebilirsiniz)
6.Olayın canlı şahidi Selçuk Emniyet Müdürü ve okulda görevli polis memurlarıdır. İlçe Seçim Kurulu Başkanı'dır, kaymakamlık ve İlçe Seçim Kurulu tarafından görevlendirilmiş sandık bölgesi sorumlusu İsabey İlköğretim Müdürü'dür.
7.Belediye Başkanı'nın yaptığı usulsüz hareketlerden, halkı germesinden dolayı, İlçe Seçim Kurul Başkanı'nın da, polisin de, sandık bölgesi sorumlusunun da ilgili makamlara şikayetçi olduğu yapılan araştırmalardan sonra öğrenilmiştir. Olay da ADLİ MAKAMLARA İNTİKAL ETMİŞTİR. Bu konuda yorum yapmak bile yanlış olur.
Yazınızın son bölününde ise, olayın altındaki gerçekleri, olayın içini, başlangıcındaki amaçları saptırarak, benim adımdan bahsedip bu konunun içine beni sokmanız, arka planda ise Pamucak Turizm Bölgesi'nin bulunduğunu ima ederek:
"Yeni belediye başkanına yakın olacak çevrelerin de, önümüzdeki 5 yılı Selçuk'ta 'iyi' değerlendirecekleri açıktı." cümlesi ve arkasından gelen "Ancak, Ülgür'ün yeniden seçilmesi, tüm planların altüst olmasına neden oldu. Vefa ÜLGÜR, 5 yıldır çalışıp didindiği ve ortaya koyduğu planın bozulmadan işlemesini istiyor" demeniz, beni tamamen şaşırttı.
Yani, YAZININ İÇERİĞİ DE DİKKATE ALINIRSA, YENİ BELEDİYE BAŞKANI OLMAK İSTEYEN benim, Pamucak olayından RANT bekleyenlerle birlikte hareket ettiğim ve Pamucak İmar Planı'nı onların istediği doğrultuda yapmak için aday olduğum anlamı çıkmaktadır.
Yazınızdan benim ve okuyan herkesin çıkardığı anlam budur.
Sayın GENÇEL,
1.Pamucak Turizm Alanı, 1987 yılında alınan Bakanlar Kurulu Kararı ile turizm alanı ilan edilmiş, 125.000'lik Çevre Düzeni Nazım İmar Planı yapma yetkisi Baylandırılık Bakanlığı'nın "oluru" alınmak kaydıyla, Turizm Bakanlığı'na verilmiştir. Bu plan ve lejantları esas alınmak kaydı ile hazırlanacak 1/5000 ve 1/1000'lik Uygulama Planı'nı tasdikleme yetkisi de anılan bakanlığa verilmiştir. Pamucak Turizm Alanı'nda, belediyenin İmar Planı yapma yetkisi gibi bir lüksü yoktur. Değişiklik yapma yetkisi de Belediye Meclisi'nin değildir.
2.Pamucak Turizm Alanı'nın İmar Planları 1987 yılında alınan Bakanlar Kurulu Kararı'ndan sonra, benim 1. Dönem BELEDİYE BAŞKANLIĞIM SIRASINDA Turizm Bakanlığı tarafından yapılmıştır ve meriyettedir. Yeni bir plan sözkonusu değildir.
3.Ayrıca alınan Pamucak Turizm Bölgesi'nde Selçuk Belediyesi adına kayıtlı bir arazi de mevcut değildir. Hazine adına kayıtlı olan araziler, Turizm Bakanlığı adına kayıtlıdır. Tasarrufu da bakanlığa aittir.
4.1989-1999 yılları arasında, 10 sene Selçuk'ta Belediye Başkanı olarak görevde bulunduğum için beni ve karekterimi Selçuk halkı, basın ve de İzmirliler çok iyi bilir. Hal bu iken, size kendimi tanıtamadığım için üzgünüm.
5.Şahsıma, partime ve partililerime atılan çamurlar ve yapılan provokasyonlarla ilgili olarak İl Başkanım Sayın Ulvi Puğ'a gerekli bilgiler verilmiştir, kendisinin de il yöneticileri ile birlikte, yaşanan bu olayları yakından inceleyip, SUÇLULARIN VE HALKI BU KADAR GEREREK Selçuk'un karışmasına neden olan sebeplerin ve kişilerin ortaya çıkarılması, daha sonra da gerekli şahıslara ve makamlara HAK ARAMA DAVASI AÇILMASI GEREGİNDEN bahsedilmiştir. Bilgilerinize saygı ile iletilir. İmza Kamil Subaşı
Her iki açıklamadan sonra bir gerçeğin altını çizmek istiyorum. Aslında Selçuk Belediye Başkanı Vefa Ülgür'ü ben tartakladım. Olayın olduğu sıralar İzmir'de olmam bu açıklamayı değiştirmez.

HABER EKSPRES 30 – 07 - 2004

Aşlık'tan post-it

Adalet ve Kalkınma Partisi İzmir İl Başkanı Ali Aşlık, Ankara dönüşü Haber Ekspres'i ziyaretinde, hayli post-it malzemesi bıraktı. Bunlardan birkaçını özellikle kullanmak gerekiyor...
Yanıtlarda gizli olan mesajları çözmeleri için gazetecilere birer şifre çözücü hediye edilecek.
Dünya barışı için çalışmalar sürdürülecek. Özellikle Portekiz, Hırvatistan ve Ukrayna'daki barış faaliyetlerine aktif olarak katılınacak.
Yaz tatili süresi en fazla 7 gün ile sınırlandırılacak.
İzmir dışında kalış süresi, olası darbe girişimlerine karşı, en aza indirilecek. İki günlüğüne Sakız'a gidilecek.
Yunanlılarla ilk kez karşılaşılacağı için, bu dili bilenlerden yardım istenecek.
Yunanlılarla vücut dilinde anlaşma sağlanırsa, bir sonraki ziyaret için kimseye danışılmayacak.
CHP'de disiplin sürecinde olan Süleyman Gençel'e, Adalet ve Kalkınma Partisi'ne katılması konusunda, transfer önerisi yapılacak. Bunun için eldeki tüm olanaklar kullanılacak.
CHP İzmir İl Başkanı'nın görevde kalma süresinin uzatılması için, her tür girişime destek verilecek. Böylece partinin İzmir'de bir süre daha rahat hareket etmesinin yolu açılacak. Alaattin Yüksel ile hemşehri ilişkisi olunduğu iddia edilecek. Bu ilişkinin, Ordu dönüşü, Salihli'de köfte yemekten kaynaklandığı özellikle belirtilecek. Köfte faturaları Yüksel'e gönderilecek. Salatalık olayına girilecek. Salatalığın kullanım alanları, net biçimde ifade edilecek. Söğüş ve cacık tarzı öne çıkarılacak. Salatalığın biçimsel durumu da, değerlendirilmeye alınacak.
Demirel tarzı konuşma sistematiği geliştirilecek.
İki yıl daha iktidarda olunacak, ardından, "Nasıl iktidarda kalınır; bir örnek" konulu doktora tezinin yazımına yardım edilecek.
Aynı anda otomobil kullanma, cep telefonu ile konuşma ve yemek yeme özelliğinin yeterli olmadığı, buna dördüncü bir işin de eklenmesi gerektiğinin altı çizilecek, ancak dördüncü eylemin niteliği, sadece bunu kaleme alan kişiye söylenecek. Gerekirse dördüncü eylem, uygulamaya dökülecek.
Bu köşe yazısı okunduktan sonra, yazıyı kaleme alana telefon edilecek. Yeni mesaj, ilk kez doğrudan, şifre çözücüsüne gerek duyulmadan net olarak verilecek."

HABER EKSPRES 30 – 07 - 2004

26 Mayıs 2004 Çarşamba

Küresel BAK'tan İzmir'de panel

Küresel BAK tarafından 14 Mayıs’da İzmir’de yapılan "Savaş, Irak İşgali ve Medya" başlıklı panele konuşmacı olarak gazeteci Ragıp Duran, Haber Ekspres gazetesinden Süleyman Gençel ve Küresel BAK’tan Tayfun Mater katıldı.
Ragıp Duran 1. Körfez Savaşı, Irak İşgali ve Tezkere konuları üzerinde konuşarak medyanın genel olarak savaştan yana yer aldığını söyledi. Medyanın egemenlerden yana taraf olmasının savaş dönemlerinde daha da yükseldiğini anlattı. Ragıp Duran daha sonra Küresel BAK'ın savaş ve işgal karşıtlığını makul ve olumlu bulduğunu da belirtti.
Süleyman Gençel, özellikle Türk-Yunan ilişkileri ve Kıbrıs konularında medyanın nasıl kışkırtıcı bir role sahip olduğunu kendi deneylerine de dayanarak anlattı. Büyük sermaye gruplarının gazetelerinin dışında İzmir'in iki yerel gazetesinden biri olan Haber Ekspres gazetesinin savaş karşıtı seslere sürekli yer vermeye çalıştığını belirtti.
Tayfun Mater ise Irak'ta Savaşa Hayır Koordinasyonu ve Küresel BAK'ın kuruluş ve gelişme süreçlerini anlatarak, bu süreçte medyanın tutumuna ilişkin gözlemlerini anlattı. Mater, Küresel BAK'ın savaşa ve işgale karşı çıkan tüm bireyleri kapsayan geniş bir birlik olma çabasında olduğunu da anlattı.

SOSYALİST İŞÇİ 26 - 05 - 2004

3 Mayıs 2003 Cumartesi

Osman Kibar'ı anmak!

İzmir'i Sevenler Platformu, Osman Kibar'ı ölümünün 17. yılında mezarı başında anmış. İzmir'de 1963-1973 yılları arasında belediye başkanlığı yapan Osman Kibar'ın, 17. ölüm töreninde konuşan İzmir'i Sevenler Platformu Başkanı Sancar Maruflu, Osman Kibar'ın bir halk adamı olduğunu, herkesin onu tanıdığını ve sevdiğini belirtmiş. Kibar'ın İzmir'de ''kalıcı izler'' bıraktığını dile getiren Maruflu, ''İzmir'in efsane belediye başkanı Osman Kibar, bu kente kalıcı izler bırakmıştır. Efsane adam olmak kolay değildir. Ölsen de o toplum seni hep yaşatır'' demiş. Burada iki önemli nokta var tartışılması gereken.
1- Osman Kibar'ın İzmir'e bıraktığı izler. Kordon'daki, ya da Güzelyalı'daki eski Yunan evlerinin yerine, 8 katlı apartmanların dikilmesini bir iz olarak kabul edersek doğru. Ancak, kent estetiğine ve mimarisine verdiği zararı açıklamak konusunda zorlanılacağı açık. Asfalt Osman lakabıyla ünlenen, Arnavut kaldırımı yolları asfaltla kaplatan, belediye başkanının bakış açısı, İzmir'i sevenlerin bakış açılarıyla nasıl örtüşür?
2- Sancar Maruflu, Kibar'a, "Efsane adam, toplum seni sever ve yaşatır" diyor. Bir insanın efsane olması için toplumun tarihine, değerlerine ve kültürüne verdiği önemle doğru orantılıdır. Osman Kibar ise modernleşme ve çağdaşlaşma adı altında, İzmir'in tarihi değerlerini, kültürünü yok eden belediye başkanıdır.
Bu çerçevede İzmir'i Sevenler Platformu, Osman Kibar'ı anıyorsa, ortaya şu sonuçlar çıkıyor.
1- İzmir'i Sevenler Platformu, adı ile çelişen aslında kenti sevmeyenlerden oluşan bir oluşumdur.
2- Bu platformun aktiviteleri sadece medyada görünmek amacı ile sınırlıdır. Kent kültürünü yaşatmak gibi ulvi bakış açısı yoktur.
3- Platform, bir kişinin liderliğinde, konuyu tartışmadan gündeme taşımak, olay yaratmak amacıyla oluşturulan paravan bir yapıdır.
Gerçek kentli, kültürüyle, değerleriyle birleşen, geçmiş ile gelecek arasında köprü kurabilen, toplumun düşüncesiyle özdeşleşmiş, bireycilikten arınmış bir kimliktir. Dolayısıyla, kente gerçekten değer verenlerin doğru saptanması, kent kültürüne katkı koyanların öne çıkarılması daha doğru bir mantıktır.
İzmir'i Sevenler Platformu'nun kenti ıskalamak yerine, doğruyu öne çıkarma görevini daha başarılı yapacağını umuyorum.

HABER EKSPRES 03 - 05 - 2003

12 Nisan 2003 Cumartesi

Cevap hakkımı kullanıyorum

İzmir TV'deki programa benim sayemde katılan Alaattin Yüksel, Hamdi Türkmen'in, "Süleyman Gençel'in yazdığı gibi büyükşehire aday mısınız" sorusuna, "O'nun yazdıkları yalan" yanıtını verdi. Bir yalancı gazeteci olarak, yazıyı kaleme aldığım geceye bir daha dönelim o halde.
Yer Balçova Termal Tesisleri. CHP tarafından verilen yemek davetinin nedeni, CHP İzmir Milletvekili Hakkı Akalın'ın, Haber EKSPRES çalışanı gazetecilerle tanışması, fikirlerini aktarması, medya ile yakın diyalog kurması. Dolayısıyla bir dost toplantısı değil, yarı resmi bir iş yemeği... Yemeğe katılanlar: Haber Ekspres Gazetesi çalışanları, Süleyman Gençel, Macit Sefiloğlu, Uğur İşven, Halime Sürek Kahveci, Hasan Tahsin. CHP Milletvekili Hakkı Akalın, CHP Narlıdere Belediye Başkanı Abdül Batur ve CHP Milletvekili Danışmanı Yücel Özen... Yemeğe oturduğumuz anda başlayan tartışma, tabii ki Konak Pier. Alaattin Yüksel, Ahmet Piriştina'ya karşı yoğun bir saldırıya başlıyor. Herkes şaşkın. Piriştina'yı Pier konusunda psikolojik problemli olmakla suçluyor. Pier'in en kısa süre içinde açılması gerektiğini Piriştina ve İzgi'nin engelci olduğunu savunuyor. Hukuksuzluğu öne çıkaran Yüksel'e karşı, gazetecilerden homurtular yükseliyor. Sonunda şu tespiti yapıyorum. "Tamam Alaattin Yüksel. O zaman büyükşehir belediye başkanlığına aday olun, kazanın, koltuğa oturduğunuz ilk gün Konak Pier'i açın." Yanıt gayet açık. "Tabii ki başkan olduğum ilk gün açacağım." Uğur İşven, bu yanıt karşısında uyarıda bulunuyor: "Ne söylediğinizi biliyorsunuzdur umarım. O koltuğa oturduğunuz gün, bu söylediklerinizin pratiğe geçmesini isteyecekler. Unutmayın, teori ile pratik her zaman uzlaşmaz. Ancak, bu gece söylediklerinizin hesabını sorarlar sizden..." Devreye Abdül Batur giriyor. "İl Başkanım, meseleyi bilmiyorsunuz. Konak Pier'de mülkiyet sorunu var. Ben de Konak Belediye Başkanı olsam, bu anlaşmanın altına imza atmam. Bu büyük bir suçtur. Sonuçta tecili yoktur bu davanın, yatarsınız." Tartışmanın kendi aleyhine döndüğünü gören ve hasta olduğu gerekçesiyle masayı terkeden Alaattin Yüksel konusundaki tartışma, kendisi ayrıldıktan sonra da sürdü. Gazetecilerin, belediye başkanının ve milletvekili danışmanının Yüksel'den farklı olarak konuya yaklaştıklarını gören Hakkı Akalın, "Pier konusunda yeterli bilgi ve donanıma sahip değilim. Ankara'ya döndüğümde bu konuda gerçek bir dosya hazırlanmasını isteyeceğim" dedi. Peki, Alaattin Yüksel neden bu kadar taraflı? Pier'de olan Liman Kafe'nin işletmecileri, CHP il yönetim kurulu üyeleri. Alaattin Yüksel de bu kafeden çıkmıyor. Hatta, CHP toplantılarını bu kafede düzenleniyor. Buna karşılık yeterli bilgiye sahip olmaması da, çok üzücü. Önceki geceki programda Erdal İzgi tarafından "bilgisizlikle" suçlanan Yüksel, psikolojik problemli olarak gördüğü Piriştina'nın açıklamalarını gördükten sonra çark etti, "Sayın Piriştina bizi aydınlattı" yorumunda bulundu.İlginç bir büyükşehir belediye başkanı adayı ile karşı karşıyayız. Buradan herkese uyarı. Alaattin Yüksel ile görüşecekseniz, benim gibi yanınızda birkaç kişi olsun. Aksi taktirde, ispatta zorlanırsınız. Yüksel ile yalnız görüşecekseniz, yanınızdan teybinizi de eksik etmeyin. Söylediklerini daha sonra inkar ediyor.

HABER EKSPRES 12 - 04 - 2003

3 Nisan 2003 Perşembe

Vah zavallı İzmir vah!

Hukuksuzluğun yılmaz savunucu başlıklı dünkü yazıma, tepkiler hayli yoğundu. Bir bölümü CHP İl Başkanı Alaattin Yüksel'in, Konak Pier konusunda gösterdiği tavrın kendilerinde hayal kırıklığı yaşattığını belirterek, "Kamuya açık konuşmalarda bu tavrı sergilemiyor" yorumunda bulunuyorlar. Bir bölüm partili ise bu bakış açısının Alaattin Yüksel'e uygun olduğunu dile getiriyor, "Daha önce arkadaşları uyarmıştık, ancak dikkate alınmadı. Şimdi görüntüler netleşti" diyorlar. Genel merkezden gelen tepkiler ise farklı: CHP, kişi ve kurum ayrımı gözetmeden hukukun üstünlüğü ilkesinden vazgeçmez, toplumsal yararı öne çıkarır, kamu önceliklerini dikkate alır.
İl Başkanı Alaattin Yüksel, böyle bir yazının kaleme alınmasından rahatsız. Yemeğe katılan bir gazeteciye yaptığı açıklamada şunları ifade ediyor:
"Dost meclisinde konuşulanların, yazıya dökülmesi, gazetecilik etiğine aykırıdır."
Dost meclisinde ifade edilenler ve kamuya aktarılanlar. Gerçek yüzler ve maskeler...
Üstelik tartışmanın yapıldığı yer, neden dost meclisi olarak tanımlanıyor? Ya da, konuşmanın başlaması sırasında, "Burada konuşulanlar kesinlikle yazılmayacaktır" uyarısı mı yapıldı?
Hayır...
Ancak bundan daha önemlisi, CHP İl Başkanı'nın Konak Pier konusunda söylediklerinin sohbete katılan tüm gazeteciler tarafından hayretle karşılanması. Hatta gazetecilerden biri, "Başkan olduğum gün Konak Pier'i açacağım" sözlerine karşılık uyardı:
"Alaattin Bey, bu tür sözler vermeyin. Başkan olduğunuz gün burada söylediklerinizi uygulamaya koymanız istenebilir. Bazı konular karşıdan farklı görünür, ancak içine girdiğinizde verdiğiniz sözleri yerine getiremeyebilirsiniz."
Bir taraftan kamuoyuna hukukun üstünlüğü ilkesini, demokrasiyi anlatacaksın, diğer taraftan "dost meclisleri"nde hukuku bir tarafa bırakacak, hukukun yanında olan bazı oda başkanlarını isim vererek suçlayacaksın.
Neyse, bu "dost meclisi"nden şu gerçekleri ortaya çıkardık.
1- Alaattin Yüksel, CHP'den büyükşehir belediye başkanı adayı olmayı iyice netleştirmiş. Sadece, genel merkezden sinyal bekliyor.
2- Koltuk telaşı insanları değiştiriyor.
3- Alaattin Yüksel, işadamlığı yanında iyi bir psikolog.
4- Alaattin Yüksel en çok Hıncal Uluç'u seviyor.
5- Yüksel başkan olursa, kendimize başka bir kent arayalım.
6- Vah, zavallı İzmir...

HABER EKSPRES 03 - 04 - 2003