Her şeyi bilen adam Hıncal Uluç'un Sabah Gazetesi'nden, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Piriştina'ya açık saldırısı sürüyor. Tabii Haber Ekspres'e de... Miğferini takmış, silahlarını kuşanmış. Amerikan başçavuşlarını andırıyor. Göbekli, kel... Bush için çalışıyordur, bilemeyiz. Belki de dün "Savaşa hayır" ilavesi çıkarıp, bu savaşta halkla, sivil toplum örgütleriyle birlikte hareket ettiğimiz için Uluç'un bakış açısına ters düşmüşüzdür. Üstelik magazin haberi de vermiyoruz. Uluç'un Ahmet Piriştina için yaptığı tespitlere Piriştina gerekli yanıtı verecektir. Mahkemede bunların hesabını soracaktır. Biz bu yazıda daha çok "algılama zorluğu hastalığı için ruh doktorlarına gitmesi" tavsiye edilen Uluç'un bize, İzmir'e ve sivil toplum örgütlerine olan tavrını inceleyecek, bir köşe yazarının sosyolojik, psikolojik açıdan bulunduğu yeri tanımlamaya çalışacağız.
Araştırmamıza şu sorulara yanıt arayarak başlayalım...
1 - Uluç, bu saldırılara neden başladı?
2 - Uluç, bu tartışmayı Sabah Gazetesi'nin birinci sayfasına taşımayı nasıl başardı?
3 - Uluç için "halk", "sivil toplum örgütü" tanımlamaları ne ifade ediyor?
Soruların yanıtları aslında kamuoyu tarafından az ya da çok biliniyor.
1 - Konak Pier'deki sinemaların sahipleri İstanbullu. Hıncal Uluç'un poker arkadaşları. Tabii ki poker oynamak suç değil. Biz poker oynamadığımıza göre sinemacılar bizim arkadaşımız olacak değil herhalde.
2 - Sabah Gazetesi'nin patronajında ilginç gelişmeler var. Bu gazeteyi, gazete haline getiren Dinç Bilgin hala künyede. Ancak Sabah'ın mali patronu Turgay Ciner. Tabii grubun devlete olan ve ödeme konusu hala tartışılan 1.5 milyar dolarlık borcu nedeniyle işler çok karışık Sabah'ta. Sabah'ın yazıişleri kadrosu İzmir'i ve İzmir ilişkilerini çok iyi bilen insanlardan kurulu. Çoğu eskiden İzmir'de gazetecilik yapıyordu. İzmir ile ilişkileri sürüyor. Onların Pier konusunda daha objektif hareket etmek istedikleri geliyor kulağımıza. Uluç'un köşe yazısının birinci sayfaya taşınmasının ardında, "Dediklerimi yapmazsanız, bavulumu alır, Vatan'a giderim" tehdidi olabilir. Zaten geçen ay yazdığı yazılarda Sabah Gazetesi'ndeki havadan memnun olmadığını sürekli tekrarlıyordu. Sonra bu yazıları kesti. Yoksa Turgay Ciner ile bire bir yaptığı görüşme mi etkili oldu Uluç'un muhalefetten vazgeçmesinde?
3 - Sivil toplum, halk ve Hıncal Uluç. Bir araya gelmesi çok zor görülüyor. Çünkü halk Etiler'de, Boğaz'da yaşamıyor. Sabah Gazetesi plazasında da halkı göremiyoruz. Ertekin'in barına da gitmiyor halk. Sivil toplum kavramı ise Uluç'un lugatında boş bırakılmış. Onun sivil toplumu Hülya Avşar ile Kaya Çilingiroğlu arasında sıkışıp kalmış, gelişemiyor maalesef.
Emekçi destekçisi
Hıncal Uluç'u, Piriştina'ya saldırı "tatmin" etmemiş anlaşılan. Bize de saldırıyor.
"Bayramınız kutlu, mutlu, uğurlu, hayırlı olsun.. Keşke bu bayramı, evlerine birkaç kuruş bayram harçlığı götürmek, sevdiklerine iki parça bayram hediyesi almak için iş yerlerinin açılmasını umutla bekleyen yüzlerce Konak Pier çalışanı da yapabilseydi.. İzmir hainleri başardılar.. Kına yaksınlar.. Onlara destek çıkan sözüm ona "Halk" gazetecileri de... İzmir'de, İstanbul'da, Ankara'da, bu ülkenin her kenti ve kasabasında yüzlerce, binlerce örneği yıllardır açık dururken, sırf inat, sırf hainlik uğruna dünyanın en güzel yapıtlarından birini kapalı tutanları ve onların şakşakçılarını bu millet affetse, bu mübarek günde işte şuraya yazıyorum, Allah affetmez.. Öbür dünyada sorar hesabını..."
Bir anda emekçi dostu olmuş Hıncal Uluç. Tebrik ediyoruz kendisini. Acaba Piriştina'nın tavsiye ettiği doktordan sonra mı değişti? Bilemiyoruz. Sanırım AKP iktidarı da etkili olmuş Uluç'un üstünde. "Allah", "mübarek", tanımlamaları da yer alıyor yazılarında artık.
Tabii huylu huyundan vazgeçmez. Bu kadar önemli ve sosyolojik tanımlamaların altında bir Hülya Avşar yazısı var. "Kimse Hülya Avşar'ın eline su dökemezmiş" Uluç'a göre. Önemli bir yazı. Türkiye'deki jön tartışması, Konak Pier'in açılmaması nedeniyle evine ekmek götüremeyenleri çok ilgilendiriyor. Bizi de. Herkes Hülya Avşar-Kaya Çiligiroğlu ilişkisini tartışıyor Türkiye'de.
Saddam da bundan etkilenmiş. "Aslında Hülya, Bağdat'a gelip benim canlı kalkanım olsa, Türkiye'yi kesinlikle tehdit etmem" diyormuş. NATO'daki çatlağın arkasında da Hülya Avşar'ın aile ilişkisindeki çatlağın etkili olduğu söyleniyor.
Boyner'e selam
Uluç yazısında Cem Boyner'in Konak Pier'e 5.5 milyon dolar yatırım yaptığını, bu nedenle "Bir daha İzmir'e 5 kuruş yatırım yapmam" dediğini belirtiyor. Uluç'un algılama zorluğunun arkasındaki nedeni böylece öğrenmiş olduk. Matematikte zayıf anlaşılan. Daha önce yazdığı yazılarda Pier'in Amerikalı sermayedarının 60 milyon dolar yatırdığını söylüyordu. İçeride ise sadece bir mağaza 5.5 milyon dolar yatırım yapıyor. Ortalama bir hesap ile Konak Pier yakında 1 milyar dolarlık yatırım olacak. Benim hatırladığım, İZMER'in Dinç Bilgin'e 4 yıl önce Konak Pier'in tamamını 4 milyon dolara teklif ettiği, Dinç Bilgin'in ise "Param yok" diyerek vazgeçtiği idi. Yaşanan ekonomik krizi de dikkate alarak, Türkiye'de 1'e 2000 veren böyle bir yatırımın ayrı bir haber konusu olması gerekiyor. Bu arada İngilizce biliyorum. Şu Amerikalı yatırımcı ile ben de şahsen tanışmak istiyorum. Belki bize bu yatırımın gerçek rakamlarını verir. Boyner'in "İzmir'e yatırım yapmam" sözünü de anlamış değilim. Çünkü kendisinin 5 kuruşluk yatırımı yok Pier'de. O, sadece franchising veriyor. Dolayısıyla Pier'in açılmaması nedeniyle parayı kaybeden, bu markayı kiralayan İzmirli aile. Üstelik bir dönem politikaya atılan, Yeni Demokrasi Hareketi ile Türkiye'de hukuk kavramının siyasette savunulması için mücadele eden bir işadamının, hukuk karşıtı düşünce içinde hareket edeceği de ihtimal dışı geliyor bana. Yoksa bu açıklamayı kendilerine göre çevirenler mi hukuk dışı davrananlar?
Son söz Pier'deki mağaza sahiplerine. Burada yatırım yaparak para kaybettiğinizi söylüyor, hukuku savunanları yargılıyorsunuz. O zaman şu sorulara yanıt vermeniz gerekli.
1 - Burada mağaza kiralarken, avukatlarınız Pier'in hukuki durumunu sizlere anlatmadı mı?
2 - Muhatabınız İZMER, size bu konuda yeterli bilgi verdi mi?
3 - Hepinizin avukatları var. Gerekli bilgi almak için neden İZMER dışında farklı bir kuruma başvurmuyor, olayın nedenlerini araştırmıyorsunuz?
HABER EKSPRES 12 - 02 - 2003
12 Şubat 2003 Çarşamba
11 Şubat 2003 Salı
Viyadükseverler Derneği
İzmir'i Sevenler Platformu üzerine, iki gündür kaleme aldığım yazılar, İzmir'de "tek kişilik sivil toplum örgütleri"ne yönelik ciddi bir tepki olduğunu ortaya koydu. Gelen yazılardan birinde şu ifadeler vardı:
"İzmir'i Sevenler Platformu, gerçekten de ölenler ile ölüme yakın olanların platformundan öteye gidemedi. Sancar Maruflu'nun çaba harcamasına karşılık. O da böyle olmasını istememiştir belki. Ancak, çok açıkça belirttiğiniz gibi hareketin felsefi alt yapısı yok. Kent Müzesi ve arşivi çalışmaları önemli. Sabri Yetkin'in büyük bir özveri ile oluşturmaya çalıştığı tarihi değerde, bir hizmet belki de yarın yerel seçimlerden sonra, rafa kaldırılacak, ya da amacından sapmış bir biçimde işinin uzmanı olmayan siyasal kimlikli ellere geçecek. İzmir Araştırma Merkezi. Ege Üniversitesi bünyesinde olan bu kuruluşun, bir profesörün odasında olduğunu öğrendiğimde, küçük dilimi yutacaktım."
Bir diğer mesajda ise şunlar öne çıkıyor:
"İzmir'i Sevenler Platformu'nun etkinliklerinde, beni rahatsız eden bir yan oldu sürekli. Örneğin, Osman Kibar'ı anma etkinliği. Osman Kibar'ın yaptıklarına bakarak, kentimize iyi hizmet etmiştir demek, nasıl mümkün olacak? Körfezin temizlenmesi için trilyonlarca lira harcadık. Burayı yıllardır kirletenleri, hala iyi sanayiciler olarak alkışlamayı, nasıl içimize sindirebiliyoruz? Yazdığınız gibi, araştırma şart."
Farklı bir mesaj:
"Sancar Maruflu'nun Konak Meydanı konusundaki tavrı, kendisinin atlandığı yolundaki kızgınlıktan kaynaklandığına, kesinlikle katılıyorum. Yaptığı birçok organizasyonda şimdi eleştirdiği Ahmet Piriştina'dan, destek aldığını herkes biliyor. Bu nedenle, sadece eleştirmeye çalışıyor, net bir şekilde üzerine gitmiyor. Piriştina, Konak Meydanı bittiğinde, açılışa Maruflu'yu davet etse, sorun kalmaz ortada."
Sonuncusu ise çok vurucuydu:
"Konak'ta yıllardır Özfatura'nın eseri olarak duran viyadükler var. Şimdi bunlar yıkılsa, eskiyi yad etmekle ünlenen Maruflu, bu viyadüklere de sahip çıkar, 'Gitti, güzelim eski viyadükler, ne yapacağız şimdi' diyebilir. Hatta olayı biraz daha süsleyerek, eski viyadüklerin önünde, bir iki anma töreni bile düzenleyebilir. Yetmedi, bu amaçla Viyadükseverler Derneği bile kurabilir."
Bu mesajları gönderenlerin, genç olmaları gerekiyor tabii ki. Biliyorsunuz, diğer dünyada olanlar, ya da diğer dünyaya yakın duranlar, Sancar Maruflu ile daha kolay iletişim kuruyorlar.
HABER EKSPRES 11 - 02 - 2003
"İzmir'i Sevenler Platformu, gerçekten de ölenler ile ölüme yakın olanların platformundan öteye gidemedi. Sancar Maruflu'nun çaba harcamasına karşılık. O da böyle olmasını istememiştir belki. Ancak, çok açıkça belirttiğiniz gibi hareketin felsefi alt yapısı yok. Kent Müzesi ve arşivi çalışmaları önemli. Sabri Yetkin'in büyük bir özveri ile oluşturmaya çalıştığı tarihi değerde, bir hizmet belki de yarın yerel seçimlerden sonra, rafa kaldırılacak, ya da amacından sapmış bir biçimde işinin uzmanı olmayan siyasal kimlikli ellere geçecek. İzmir Araştırma Merkezi. Ege Üniversitesi bünyesinde olan bu kuruluşun, bir profesörün odasında olduğunu öğrendiğimde, küçük dilimi yutacaktım."
Bir diğer mesajda ise şunlar öne çıkıyor:
"İzmir'i Sevenler Platformu'nun etkinliklerinde, beni rahatsız eden bir yan oldu sürekli. Örneğin, Osman Kibar'ı anma etkinliği. Osman Kibar'ın yaptıklarına bakarak, kentimize iyi hizmet etmiştir demek, nasıl mümkün olacak? Körfezin temizlenmesi için trilyonlarca lira harcadık. Burayı yıllardır kirletenleri, hala iyi sanayiciler olarak alkışlamayı, nasıl içimize sindirebiliyoruz? Yazdığınız gibi, araştırma şart."
Farklı bir mesaj:
"Sancar Maruflu'nun Konak Meydanı konusundaki tavrı, kendisinin atlandığı yolundaki kızgınlıktan kaynaklandığına, kesinlikle katılıyorum. Yaptığı birçok organizasyonda şimdi eleştirdiği Ahmet Piriştina'dan, destek aldığını herkes biliyor. Bu nedenle, sadece eleştirmeye çalışıyor, net bir şekilde üzerine gitmiyor. Piriştina, Konak Meydanı bittiğinde, açılışa Maruflu'yu davet etse, sorun kalmaz ortada."
Sonuncusu ise çok vurucuydu:
"Konak'ta yıllardır Özfatura'nın eseri olarak duran viyadükler var. Şimdi bunlar yıkılsa, eskiyi yad etmekle ünlenen Maruflu, bu viyadüklere de sahip çıkar, 'Gitti, güzelim eski viyadükler, ne yapacağız şimdi' diyebilir. Hatta olayı biraz daha süsleyerek, eski viyadüklerin önünde, bir iki anma töreni bile düzenleyebilir. Yetmedi, bu amaçla Viyadükseverler Derneği bile kurabilir."
Bu mesajları gönderenlerin, genç olmaları gerekiyor tabii ki. Biliyorsunuz, diğer dünyada olanlar, ya da diğer dünyaya yakın duranlar, Sancar Maruflu ile daha kolay iletişim kuruyorlar.
HABER EKSPRES 11 - 02 - 2003
Etiketler:
Yerel Siyaset
10 Şubat 2003 Pazartesi
Tartışmaya açmak istedim
Uzun bir süre İzmir'i Sevenler Platformu'nun "etkinlikler"ini izliyoruz. Ölenler ve ölüme yakınların bir buluşması gibi. Gerçekle, gerçek ötesi dünyanın harmanlanması. Sınırın tam olarak çizilmediği, maddi dünyayı terketmeye hazırlananların ortak hareketi. Tarihe sıkı sıkıya bağlanma arzusunun günümüz yaşantısıyla birleştirme çabası. Ancak her zaman birşey eksik kalıyor. Tespitler hep havada. Ayakları bir türlü yere basmıyor.
Neden?
Eksiklik, tarih nosyonunun modern düşünce ile örtüşmemesi. Felsefi eksiklik, bu hareketi "kitsch" tanımlamasına kadar getiriyor. Devlet ile olan yoğun ilişki, eskimiş ve tartışılan düşüncelere körü körüne bağlılık ve en önemlisi, hareketin felsefi altyapısının oluşturulamaması İzmir'i Sevenler Platformu'nu toplum ile birleştiremiyor. Kitleden kopuk, zayıf bir meltemden bile etkilenerek, bir oraya, bir buraya sürükleniyor.
Liderlik anlayışının İkinci Dünya Savaşı'ndan kalan mantık içerisinde çözümlenmesi, platformu tek kişilik bir tiyatro oyununa çeviriyor. Ancak oyunu oynayan da yetersiz altyapısı ile kitleyi çeken değil tam tersine iten bir performans sergiliyor.
Bilinen klasik tavırlar, yükselen değerlere bağlılık yeminleri ve en önemlisi tarih bilincinin oluşmaması hareketin iç dinamiğini bozuyor.
İzmir'i Sevenler Platformu Bu tanımlama şöyle bir soruyu da akla getiriyor. İzmir'i sevmeyen bir kitle mi var acaba.
Kentler insanların varolma noktalarıdır. İşleri, ilişkileri, sosyal yapıları kentle içiçe geçmiştir. Kentten herhangi bir nedenle ayrılmanın arkasında somut nedenler vardır. Kimliğini yaratan kenti terketmek istemez insanlar. Dolayısıyla İzmir'i Sevmeyenler Platformu olamaz. Böyle bir oluşum mantıksal olarak hatalıdır. Tıpkı karşıtı gibi.
Bazılarının zamanı bol olabilir. Birşeyler yapmak, yaptıklarının kamuoyunda tartışılmasını görmek, böylece varolduklarını göstermek isteyebilirler. Bunun yolu, iyi ve nitelikli iş yapmak, bilgi birikimine dayalı çalışmaları öne çıkarmak olmalıdır. Diğer bir ifade ile kent tarihi için bilimsel çalışmalara destek olmak belki de içinde bulunmaktır. Bunun yolu kütüphaneden ve arşivlerden geçer. Ve bilim asla sloganı kabul etmez.
Bu yazıyı sadece kayda geçmesi için kaleme aldım. Gelecekteki süreçte ortaya çıkacak herhangi bir tartışmanın ön habercisi olarak değerlendirilebilir.
HABER EKSPRES 10 - 02 - 2003
Neden?
Eksiklik, tarih nosyonunun modern düşünce ile örtüşmemesi. Felsefi eksiklik, bu hareketi "kitsch" tanımlamasına kadar getiriyor. Devlet ile olan yoğun ilişki, eskimiş ve tartışılan düşüncelere körü körüne bağlılık ve en önemlisi, hareketin felsefi altyapısının oluşturulamaması İzmir'i Sevenler Platformu'nu toplum ile birleştiremiyor. Kitleden kopuk, zayıf bir meltemden bile etkilenerek, bir oraya, bir buraya sürükleniyor.
Liderlik anlayışının İkinci Dünya Savaşı'ndan kalan mantık içerisinde çözümlenmesi, platformu tek kişilik bir tiyatro oyununa çeviriyor. Ancak oyunu oynayan da yetersiz altyapısı ile kitleyi çeken değil tam tersine iten bir performans sergiliyor.
Bilinen klasik tavırlar, yükselen değerlere bağlılık yeminleri ve en önemlisi tarih bilincinin oluşmaması hareketin iç dinamiğini bozuyor.
İzmir'i Sevenler Platformu Bu tanımlama şöyle bir soruyu da akla getiriyor. İzmir'i sevmeyen bir kitle mi var acaba.
Kentler insanların varolma noktalarıdır. İşleri, ilişkileri, sosyal yapıları kentle içiçe geçmiştir. Kentten herhangi bir nedenle ayrılmanın arkasında somut nedenler vardır. Kimliğini yaratan kenti terketmek istemez insanlar. Dolayısıyla İzmir'i Sevmeyenler Platformu olamaz. Böyle bir oluşum mantıksal olarak hatalıdır. Tıpkı karşıtı gibi.
Bazılarının zamanı bol olabilir. Birşeyler yapmak, yaptıklarının kamuoyunda tartışılmasını görmek, böylece varolduklarını göstermek isteyebilirler. Bunun yolu, iyi ve nitelikli iş yapmak, bilgi birikimine dayalı çalışmaları öne çıkarmak olmalıdır. Diğer bir ifade ile kent tarihi için bilimsel çalışmalara destek olmak belki de içinde bulunmaktır. Bunun yolu kütüphaneden ve arşivlerden geçer. Ve bilim asla sloganı kabul etmez.
Bu yazıyı sadece kayda geçmesi için kaleme aldım. Gelecekteki süreçte ortaya çıkacak herhangi bir tartışmanın ön habercisi olarak değerlendirilebilir.
HABER EKSPRES 10 - 02 - 2003
Etiketler:
Yerel Siyaset
9 Şubat 2003 Pazar
Ne şiş yansın ne kebap
Geçtiğimiz günlerde, İzmir'i Sevenler Platformu'nun "Konak Meydanı'nın yeni düzenleme projesi: Özde güzel ancak biçimsel anlamda spastik bir olgudur" başlıklı bir bildirisi elime ulaştı. Son yılların hareketli sivil toplum örgütünün başkanı Sancar Maruflu, Konak Projesi üzerine 4 sayfalık bir yazı kaleme almış. Yazı başlığından da anlaşılacağı gibi, Büyükşehir Belediyesi'ni eleştiriyor mu, yoksa beğeniyor mu, anlaşılamıyor. Aslında eleştirilmeye çalışılıyor, ancak sert olmamaya özen gösteriliyor gibi. Utangaç eleştirmenler gibi...
"Özde güzel, biçimsel anlamda spastik bir olgu" tanımlamasını çözmek için, Hıncal Uluç olmak gerekiyor.
Maruflu, yazısının sonunda Türkiye genelinde başarılı bulduğu İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı'nı alkışlamak istediğini, ancak alkışlayamadığını belirterek, Konak Meydanı'nın İzmir için hayırlı olmasını diliyor.
Benim bildiğim, bir şey eleştirilecekse net bir şekilde ortaya konur. Bir taraftan iyi hoş, diğer taraftan çirkin kötü tanımlamaları olayın içeriğinde bir sapma yaratıyor.
Cesaretli olunacaksa, çıkıp söylenir. "Büyükşehir Belediyesi'nin yaptığı çalışmalar hatalıdır. Kente zarar vermektedir. Büyükşehir Belediye Başkanı da bu konuda başarısızdır."
Net ve açık.
Eğer, bu çalışmalar başarılı bulunuyorsa, başka bir üslup kullanılır. "İzmir giderek güzelleşmektedir. Yapılan çalışmalar, İzmir'in sorunlarını çözüyor. Başkan da iyi çalışmaktadır."
Bu arada Maruflu'nun yazısından Konak Meydanı'nın tarihsel açıdan ne kadar önemli olduğunu öğreniyoruz. Türkler, Yunanlılar tarafından burada şehit edildiler. Atatürk'e suikast düzenleyenler burada idam edildi. Alan değil, kan revan merkezi gibi.
Maruflu, tarihi İsmet Gazinosu'nda Hafız Burhan'ın şarkı söylediğini de belirtiyor açıklamasında. Ve ekliyor: "Şimdi bu gazinonun yerinde orduevi var."
Acaba "Bir kentin tam göbeğinde orduevinin ne işi var" sorusunu sorabiliyor mu, Maruflu?
Sonuçta 4 sayfalık bir açıklama.
Ve bu açıklamayı okuduğunuzda, şöyle bir yargıya kapılıyorsunuz:
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Piriştina Konak Projesi'ni hazırlarken İzmir'i Sevenler Platformu Başkanı Sancar Maruflu'ya "Üstat, nasıl bir Konak yaratalım?" sorusunu sormuş olsaydı, böyle bir açıklamaya gerek bile kalmayacaktı.
Konak Projesi'ni bilmem, ama bence Piriştina'nın İzmir'i yönetirken en önemli hatası şu: Dağ gibi Sancar Maruflu'yu görmüyor...
HABER EKSPRES 09 - 02 - 2003
"Özde güzel, biçimsel anlamda spastik bir olgu" tanımlamasını çözmek için, Hıncal Uluç olmak gerekiyor.
Maruflu, yazısının sonunda Türkiye genelinde başarılı bulduğu İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı'nı alkışlamak istediğini, ancak alkışlayamadığını belirterek, Konak Meydanı'nın İzmir için hayırlı olmasını diliyor.
Benim bildiğim, bir şey eleştirilecekse net bir şekilde ortaya konur. Bir taraftan iyi hoş, diğer taraftan çirkin kötü tanımlamaları olayın içeriğinde bir sapma yaratıyor.
Cesaretli olunacaksa, çıkıp söylenir. "Büyükşehir Belediyesi'nin yaptığı çalışmalar hatalıdır. Kente zarar vermektedir. Büyükşehir Belediye Başkanı da bu konuda başarısızdır."
Net ve açık.
Eğer, bu çalışmalar başarılı bulunuyorsa, başka bir üslup kullanılır. "İzmir giderek güzelleşmektedir. Yapılan çalışmalar, İzmir'in sorunlarını çözüyor. Başkan da iyi çalışmaktadır."
Bu arada Maruflu'nun yazısından Konak Meydanı'nın tarihsel açıdan ne kadar önemli olduğunu öğreniyoruz. Türkler, Yunanlılar tarafından burada şehit edildiler. Atatürk'e suikast düzenleyenler burada idam edildi. Alan değil, kan revan merkezi gibi.
Maruflu, tarihi İsmet Gazinosu'nda Hafız Burhan'ın şarkı söylediğini de belirtiyor açıklamasında. Ve ekliyor: "Şimdi bu gazinonun yerinde orduevi var."
Acaba "Bir kentin tam göbeğinde orduevinin ne işi var" sorusunu sorabiliyor mu, Maruflu?
Sonuçta 4 sayfalık bir açıklama.
Ve bu açıklamayı okuduğunuzda, şöyle bir yargıya kapılıyorsunuz:
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Piriştina Konak Projesi'ni hazırlarken İzmir'i Sevenler Platformu Başkanı Sancar Maruflu'ya "Üstat, nasıl bir Konak yaratalım?" sorusunu sormuş olsaydı, böyle bir açıklamaya gerek bile kalmayacaktı.
Konak Projesi'ni bilmem, ama bence Piriştina'nın İzmir'i yönetirken en önemli hatası şu: Dağ gibi Sancar Maruflu'yu görmüyor...
HABER EKSPRES 09 - 02 - 2003
Etiketler:
Yerel Siyaset
2 Şubat 2003 Pazar
Gazetecilerin formasyonu
Bir gazetecinin formasyonu, bilgi birikimi nasıl olmalıdır? 1 - Yaşadığı toplumun sosyal ve siyasal tarihini iyi bilmek zorundadır. Bireylerin düşüncelerini toplumun tartışma alanlarını tanımlamak, bu perspektif içerisinde yeni yaklaşımları okuyucuna sunmalıdır.
2 - Hukuk nosyonuna sahip olmalıdır. Hukukun üstünlüğü ilkesinden hareket etmeli, tartışma yaratan konularda yasaların koyduğu kurallar zincirine sonuna kadar bağlı kalmalıdır.
3 - Evrensel düşüncenin ve yeni ortaya çıkan fikirlerin izleyicisi olmalıdır. Ulusal ve bölgesel düşüncelerden sıyrılmalı, toplumun gelişmesine destek olacak evrensel bakış açılarını kavramalıdır.
4 - Felsefe bilmek zorundadır. Bu bigi birikimiyle toplumun gelişmesini kavramalı, gelişmenin önünde engel olarak bulunmamalıdır.
5 - İyi bir okuyucu olmalıdır. Yeniyi takip etmek, yeninin insana getirdiği değişimi algılamak zorundadır.
6 - Görev tanımını iyi yapmalıdır. Toplumun gazeteciden beklentisini doğru saptamalı, gazeteciliğin varolanı aktarmak olduğu ilkesini gözardı etmemelidir.
7 - Objektif olmalıdır. Konu üzerine spekülatif unsurlar katmamalı, haberin yorumunu okuyucuya bırakmalıdır.
8 - Anlık heyezanlara kapılmadan, sorunu nesnel olarak toplumun önüne getirmeli, tartışmayı toplumun kendisine bırakmalıdır.
Bu ilkeleri yerine getiren, toplum tarafından gerçek bir gazeteci olarak kabul edilir.
Ancak Türkiye'de bu sistem istenildiği gibi işlemiyor. Tabii ki bu ülkede yukarıdaki maddelere dikkat eden gazeteciler de var. Ancak çoğunluk değiller maalesef. Ege Bölgesi'nde ise bu sayı daha azalıyor.
Siyaseti anlamadan siyaset yazanlar, haberleri sübjektif olarak okuyucuya sunanlar, yasa tanımayanlar, bireyleri hedef alarak hareket edenler.
Tabii toplum bunu görüyor. Ve belirli bir süreçten sonra cezalandırmaya başlıyor. Ege basın tarihi bir dönem sivrilen, ancak alt yapısının eksikliği nedeniyle kaybolup giden gazete çalışanıyla doludur.
Bir sonraki jenerasyonun tüm bu gelişimi dikkate alarak, evrensel gazetecilik ilkelerine bağlı olarak çalışacağına inancım tam.
Zaten onların gelişmesiyle bu ilkelere uymayanlar doğal seleksiyon ile bu mesleği bırakmak zorunda kalacaklardır.
İşte o zaman doğru gazetecilik, doğru basından bahsedebileceğiz.
HABER EKSPRES 02 - 02 - 2003
2 - Hukuk nosyonuna sahip olmalıdır. Hukukun üstünlüğü ilkesinden hareket etmeli, tartışma yaratan konularda yasaların koyduğu kurallar zincirine sonuna kadar bağlı kalmalıdır.
3 - Evrensel düşüncenin ve yeni ortaya çıkan fikirlerin izleyicisi olmalıdır. Ulusal ve bölgesel düşüncelerden sıyrılmalı, toplumun gelişmesine destek olacak evrensel bakış açılarını kavramalıdır.
4 - Felsefe bilmek zorundadır. Bu bigi birikimiyle toplumun gelişmesini kavramalı, gelişmenin önünde engel olarak bulunmamalıdır.
5 - İyi bir okuyucu olmalıdır. Yeniyi takip etmek, yeninin insana getirdiği değişimi algılamak zorundadır.
6 - Görev tanımını iyi yapmalıdır. Toplumun gazeteciden beklentisini doğru saptamalı, gazeteciliğin varolanı aktarmak olduğu ilkesini gözardı etmemelidir.
7 - Objektif olmalıdır. Konu üzerine spekülatif unsurlar katmamalı, haberin yorumunu okuyucuya bırakmalıdır.
8 - Anlık heyezanlara kapılmadan, sorunu nesnel olarak toplumun önüne getirmeli, tartışmayı toplumun kendisine bırakmalıdır.
Bu ilkeleri yerine getiren, toplum tarafından gerçek bir gazeteci olarak kabul edilir.
Ancak Türkiye'de bu sistem istenildiği gibi işlemiyor. Tabii ki bu ülkede yukarıdaki maddelere dikkat eden gazeteciler de var. Ancak çoğunluk değiller maalesef. Ege Bölgesi'nde ise bu sayı daha azalıyor.
Siyaseti anlamadan siyaset yazanlar, haberleri sübjektif olarak okuyucuya sunanlar, yasa tanımayanlar, bireyleri hedef alarak hareket edenler.
Tabii toplum bunu görüyor. Ve belirli bir süreçten sonra cezalandırmaya başlıyor. Ege basın tarihi bir dönem sivrilen, ancak alt yapısının eksikliği nedeniyle kaybolup giden gazete çalışanıyla doludur.
Bir sonraki jenerasyonun tüm bu gelişimi dikkate alarak, evrensel gazetecilik ilkelerine bağlı olarak çalışacağına inancım tam.
Zaten onların gelişmesiyle bu ilkelere uymayanlar doğal seleksiyon ile bu mesleği bırakmak zorunda kalacaklardır.
İşte o zaman doğru gazetecilik, doğru basından bahsedebileceğiz.
HABER EKSPRES 02 - 02 - 2003
17 Ocak 2003 Cuma
Gustave Eiffel Galatasaraylıydı
İzmir'in sorunlarının tartışıldığı e-gruplarda, Konak Pier konusu gündemin ilk sırasına oturdu. Gerçi, Hıncal Uluç, Konak Pier'in Gustave Eiffel tarafından yapıldığı konusunda hala ısrarlı. Belki de Eiffel Galatasaray taraftarıydı. Şimdi diyeceksiniz ki, "Galatasaray 1905'te kuruldu. Zamanı pek uymuyor." Olsun, kimsenin zaman ve mekan derdi yok ki. Üstelik Hıncal Uluç, karar vermiş bir kere. Fikrini değiştirmek için manken Didem Taslan olmak gerekiyor. Ya da devreye Mustafa Denizli girmeli. Faruk Süren de olur. Ortaköylü Ertekin ile de konuşmalı. Belki ikna eder kendisini. Hıncal Uluç, Konak Pier isminin de değiştirilmesini, yerine Eyfel isminin konulmasını öneriyor. Böylece turistleri İzmir'e çekebilirmişiz.
Sanırım, gazetesinde rahatsız Uluç. Birkaç gün önce kaleme aldığı bir yazıda, şunları söylüyordu: "Anlamıyorum, Sabah gazetesinde kimsenin yüzü gülmüyor."
Hemen ardından Sabah gazetesi çalışanları, internet sitelerine ve e-gruplara gönderdikleri açıklamalarda, Uluç'a yönelik çok ciddi eleştirilerde bulundular.
Düşünüyorum da, yoksa yerel seçimler yaklaşırken, Uluç politikaya soyunup, gözünü Piriştina'nın koltuğuna mı dikti.
Ama, politika ciddi bir iştir. Üstelik seçime girmek zorundasın, koltuğu alabilmek için. Kimbilir, belki de belediye başkanlarının atandığını sanıyor Uluç.
Star gazetesi yazarı Erdal Bilallar da, köşeden saldırıyı sürdürüyor. Sivil toplum örgütlerine yönelik cepheyi geliştirmek için, yeni örnekleri gündeme getiriyor. EBSO Meclis Başkanı Kemal Çolakoğlu'nun kendisini aradığını ve Pier konusundaki yazılarına methiyeler düzdüğünü ifade ediyor Bilallar.
Methiyenin içeriğini bilmiyorum. Kemal Çolakoğlu, İzmir'de yaşayan bir işadamı. Soruna objektif bakmak yerine, hukuksuzluğu öne çıkaranlara "çok iyi yazdınız" diyor ise, durum gerçekten vahim.
Bazı eski politikacılarımız da, Konak Pier üzerine "önemli" açıklamalarda bulundu. Başlarını genel başkanlık yarışından kaldırdıkları gün, Pier üzerine "derin" görüşlerini ortaya koydular. Ben mi yanlış hatırlıyorum. Yoksa, zaman ve mekan tartışmaları mı beni yanıltıyor. Köşe yazmaya başlayan eski politikacılar, yıllardır bu ülkeyi yönetmediler mi? Yoksa bu ülkeyi,Clinton yönetiyordu da, benim haberim olmadı mı? Daha iki ay önce Meclis'e giden milletvekillerine, "Bu sorunu çözün. Fena olur, yakarım" diyorlar.
Vallahi çok karışık bir olay. Kanuni Sultan Süleyman'dan bir faks geldi. "Pier'in fikir babası aslında benim" diyor. İnanayım mı?
HABER EKSPRES 17 - 01 - 2003
Sanırım, gazetesinde rahatsız Uluç. Birkaç gün önce kaleme aldığı bir yazıda, şunları söylüyordu: "Anlamıyorum, Sabah gazetesinde kimsenin yüzü gülmüyor."
Hemen ardından Sabah gazetesi çalışanları, internet sitelerine ve e-gruplara gönderdikleri açıklamalarda, Uluç'a yönelik çok ciddi eleştirilerde bulundular.
Düşünüyorum da, yoksa yerel seçimler yaklaşırken, Uluç politikaya soyunup, gözünü Piriştina'nın koltuğuna mı dikti.
Ama, politika ciddi bir iştir. Üstelik seçime girmek zorundasın, koltuğu alabilmek için. Kimbilir, belki de belediye başkanlarının atandığını sanıyor Uluç.
Star gazetesi yazarı Erdal Bilallar da, köşeden saldırıyı sürdürüyor. Sivil toplum örgütlerine yönelik cepheyi geliştirmek için, yeni örnekleri gündeme getiriyor. EBSO Meclis Başkanı Kemal Çolakoğlu'nun kendisini aradığını ve Pier konusundaki yazılarına methiyeler düzdüğünü ifade ediyor Bilallar.
Methiyenin içeriğini bilmiyorum. Kemal Çolakoğlu, İzmir'de yaşayan bir işadamı. Soruna objektif bakmak yerine, hukuksuzluğu öne çıkaranlara "çok iyi yazdınız" diyor ise, durum gerçekten vahim.
Bazı eski politikacılarımız da, Konak Pier üzerine "önemli" açıklamalarda bulundu. Başlarını genel başkanlık yarışından kaldırdıkları gün, Pier üzerine "derin" görüşlerini ortaya koydular. Ben mi yanlış hatırlıyorum. Yoksa, zaman ve mekan tartışmaları mı beni yanıltıyor. Köşe yazmaya başlayan eski politikacılar, yıllardır bu ülkeyi yönetmediler mi? Yoksa bu ülkeyi,Clinton yönetiyordu da, benim haberim olmadı mı? Daha iki ay önce Meclis'e giden milletvekillerine, "Bu sorunu çözün. Fena olur, yakarım" diyorlar.
Vallahi çok karışık bir olay. Kanuni Sultan Süleyman'dan bir faks geldi. "Pier'in fikir babası aslında benim" diyor. İnanayım mı?
HABER EKSPRES 17 - 01 - 2003
Etiketler:
Yerel Siyaset
16 Ocak 2003 Perşembe
İstanbullu gazetecilere Pier gerçeği
Konak Pier tartışmasını, ulusal basının "önemli" kalemleri, Türkiye gündemine taşıdı. Bunlardan ilki, uluslararası politikada deneyimli gazeteci Mehmet Ali Birand oldu. Birand, Konak Pier konusunda belediyeyi rüşvet almakla suçladı. Ardından Konak Belediye Başkanı Erdal İzgi'nin kendisine gönderdiği açıklamayı okuyunca, yüzü kızardı ve açıklamayı sütununa taşımak zorunda kaldı. Pier konusundaki ikinci yazı, İzmir'de yıllarca gazetecilik yapan, uzun süredir İstanbul'da yaşayan Star Gazetesi yazarı Erdal Bilaller'den geldi. Bilaller, Konak Pier'in mühürlenmesine işadamlarının karşı çıkması gerektiğinin altını çizdi ve İTO Başkanı Ekrem Demirtaş'a mesaj gönderdi:
"YTP'den milletvekili seçilmek için harcadığın zamanın, onda birini Pier için neden harcamıyorsun?"
Sanırım Bilaller, Demirtaş'ı kentin patronu ilan etmiş. Demirtaş kendisi için milletvekili olmak istedi, ardından da bakan olmayı planlıyordu. Dolayısıyla siyasi çalışmaları İzmir için değildi.
Bilaller, milletvekillerini de göreve çağırıyor. Ancak, birilerini göreve çağırırken, bunun altında yatan nedenleri bilmek zorunda. Ne yapacak milletvekilleri? Hukuksuzluğa göz yumup, Konak Pier'in açılması için baskı mı yapacaklar? Milletvekillerinin görevi, hukuku savunmaktır. Bilaller ise, milletvekillerine hukukun karşısında olmaları gerektiği baskısını yapıyor.
Sabah Gazetesi yazarı İlker Sarıer de, 10 gündür Ege'de dolaşıyor ve Ege halkının sorunlarını bizlere yansıtıyormuş. O da Konak Pier konusuna takılmış. Ve şunu öneriyor. Köhnemiş mevzuatı bir kenara bırakın, bildiğinizi okuyun. Sarıer'in halkın nabzını nasıl tuttuğunu merak ettim doğrusu. Olayı açıklığa kavuşturmak için, Piriştina'yı aramış, ancak yurtdışında olduğu için görüşememiş. Demek halkı aydınlatmak, belediye saraylarından bilgi almaktan geçiyor. Ya da belediye başkanı ile bir akşam yemeğinden.
Sadece Hürriyet Gazetesi'nden Yalçın Bayer, Erdal İzgi'nin açıklamasını kullandı ve Pier konusunda olayın geldiği aşamanın ipuçlarını, Hürriyet Gazetesi okurlarına sundu.
Tabii, en ilginç tefrika Sabah Gazetesi yazarı Hıncal Uluç'tan geldi. Uluç, konu hakkında o kadar uzman ki, Eiffel ismini hala kullanıyor. Hıncal Uluç'u yeniden bilgilendiriyorum. Mankenlerden kafasını kaldırıp biraz okursa, Konak Pier ile Eiffel'in aynı döneme denk düşmediğini görür. Artık bitirsin şu Eiffel muhabbetini...
Gustave Eiffel 1830 yılında doğdu. Üniversitede kimya eğitimi gördü. 1856 yılında, Paris'te çalışmaya başladı. 1857-64 yılları arasında, Fransız Batı Demiryolu Şirketi'nde yöneticilik görevi üstlendi. 1864-66 yılları arasında, Süveyş Kanalı Projesi'nde çalıştı. 1866 yılında, kendi firmasını kurdu ve Fransa, İspanya, Avusturya, Romanya, Mısır, Peru ve Bolivya'da inşaatlar yaptı. 1876-79 yılları arasında Portekiz'de Maria Pia Köprüsü'nü inşa etti. 1880'de Macaristan'da Danube Köprüsü'nü yaptı. 1880-84 yılları arasında, Garabit Viyadüğü'nü inşa etti. 1884 yılında, Eyfel Kulesi için çalışmaya başladı. 1885 yılında Özgürlük Anıtı'nın iç mimarisi ile uğraştı. 1889 yılında, Eyfel Kulesi'ni tamamladı. Ardından Panama Kanalı'nın yapımında karıştığı bir skandal nedeniyle, görevinden uzaklaştırıldı. 1923 yılında da öldü.
Buna karşılık Konak Pier, Fransız Gümrüğü olarak 1854 yılında bitirildi. Dolayısıyla Eiffel'in kimya öğrenciliği sırasında, Konak Pier inşa ediliyordu.
Tabii Eiffel de, Hıncal Uluç kadar yetenekli ve her konuda uzman birisi ise, kimya öğrenciliği yıllarında İzmir'e gelip, Konak Pier'i yapmış olabilir. Ancak, tarihi belgelerde Gustave Eiffel'in, Hıncal Uluç kadar yetenekli olduğuna dair, bir kanıta rastlamadım.
Hıncal Uluç'un, bu "önemli" bilgileri kimden aldığını bilmiyorum. Belki İzmir'de yaşayan gazeteci ağabeyi Öcal Uluç'tan almıştır. Burada iki kardeşin isimlerine de dikkat çekmek istiyorum. Bir aile, çocuklarına "Hınc-al ve Öc-al" gibi isimleri neden koyar anlamadım.
Sanırım Konak Pier'in, Gustave Eiffel ile ilgisi olmadığına dair ünlü gazeteci Hıncal Uluç'u, ikna ederiz bu kadar bilgiden sonra.
Uluç'un Konak Pier'i kurtarmak için, İstanbul'dan verdiği örnekler ise birer facia. Akmerkez de ruhsatsızmış, Kadıköy'deki Marina da yıkılmamış. Peki, bunları örnek olarak gösteriyor da, Park Otel'in yasalara aykırı olduğu gerekçesiyle yıkıldığı örneğini neden vermiyor? Çünkü, orada sinema salonları yok. Dolayısıyla sinema pazarlamacıları Park Otel ile ilgilenmiyorlar. Ama, Pier ile çok ilgililer.
Hıncal Uluç'un, belediye başkanlarına yönelik eleştirilerini de anlamış değilim. Bu konuda onlar suçlu değil ki... Konuyu gündemde tutan meslek odaları da suçlu değil. Onlar, yasaların uygulanmasını istiyorlar, o kadar.
Esnaf, hiç suçlu değil. Dükkanlara binlerce dolar yatırmışlar.
O halde, "Kim suçlu" sorusunu sorması gerekiyor Uluç'un.
Ben onun yerine yanıt vereyim. Belki farklı konularda çalıştığı için, işin bu yönüne bakmamıştır.
Birinci sorun, dönemin Belediye Başkanı Burhan Özfatura. "Siz başlayın, ben gereken yasal sorunları hallederim" diyerek, projeye izin verdi. Ancak, bu mantığından dolayı İzmirli tarafından cezalandırıldı ve son seçimlerde dördüncü olabildi.
İkincisi ise, İZMER. Dönem içinde işyerlerini kiralayan insanlara, Konak Pier'in hukuki sorunları konusunda ayrıntılı bilgi vermedi.
İzmir'in AKP'li ve CHP'li milletvekilleri de, ne yapacaklarını tartışıyorlar.
Benim önerim, havaya girip sağa-sola soru önergeleri verip durmasınlar.
Konak Pier konusunda bu aşamada, Bayındırlık Bakanlığı'nın yapacağı çok şey yok. Kıyı kenar çizgisi yolun üzerinden geçiyor. Konak Pier, deniz tarafında kalıyor. Bu nedenle, burası Hazine arazisi bile değil. Kamuya terk edilmiş yer olarak kabul ediliyor. Yasaya göre, bunun üzerinde ticari faaliyet yapmak yasak. Bu haliyle Bayındırlık Bakanlığı'ndan biri, bu projeye imza atarsa, Ağır Ceza'da yargılanır. Erdal İzgi de, Pier'e ruhsat verirse, Ağır Ceza'da yargılanacağını biliyor.
Konak Pier, SİT Kurulu ile de mahkemelik. Kaçak sinemadan dolayı. Bu sorunun da çözülmesi gerekiyor.
Ve diğer önemli nokta, Ordu. Deniz Kuvvetleri bölgeden çekilmek için, 15 milyon dolarlık yeni rıhtım istiyor. Diyelim ki, bu para ödenmedi ve Ordu, Konak Pier'de kaldı. Sorun yine çözülmüyor. Çünkü, anlaşma gereği İZMER, şu an ordunun elinde bulunan üç parseli alarak kendisi kullanmış. Ordu, bölgeden gitmeyeceğine göre, bu üç parseli geri isteyebilir. Veya birilerinin 15 milyon dolar bulmaları gerekiyor. İZMER, bunu Büyükşehir Belediyesi'nden istedi. Piriştina, "Halkın parasını veremem" dedi. Tabii ki veremez. Bu parayı o gün ordu ile kim anlaştı ise, o vermeli. Bu Burhan Özfatura olabilir ya da İZMER...
Konak Pier'in, otoparkı yok ayrıca. Uzun süredir yan tarafı mavi panolarla kapatmışlar, inşaat pisliklerini atıyorlardı. Burasının belediye arazisi olduğu ve yeni Konak Projesi'nde yeşil alan olarak düzenlendiği ortaya çıktı. Halbuki İZMER, belediyenin orayı otopark yapmasını istiyordu. Konuyu da Piriştina'ya açmıştı. Belediye arazisine otopark yapılabilir. Ancak, Pier çalışmaya başladıktan sonra kamuya açık bu otoparkın, alışveriş merkezinin müşterilerine yönelik işleyeceği açık. Piriştina da bu tehlikeyi sezerek, otoparkı Konak iskelesinin diğer tarafına kaydırdı.
İstanbul'un, İzmir'i "iyi bilen", "yetenekli" ve "bilgili" gazetecilerinin bu konuda belediye başkanları, ya da milletvekilleri üzerine baskı yapıp, insanları hukuk dışı yollara sevketmek yerine, hukukun üstünlüğü tartışmalarını gündeme taşısalar, bir daha Türkiye'de Konak Pier gibi bir sorun yaşanmaz.
HABER EKSPRES 16 - 01 - 2003
"YTP'den milletvekili seçilmek için harcadığın zamanın, onda birini Pier için neden harcamıyorsun?"
Sanırım Bilaller, Demirtaş'ı kentin patronu ilan etmiş. Demirtaş kendisi için milletvekili olmak istedi, ardından da bakan olmayı planlıyordu. Dolayısıyla siyasi çalışmaları İzmir için değildi.
Bilaller, milletvekillerini de göreve çağırıyor. Ancak, birilerini göreve çağırırken, bunun altında yatan nedenleri bilmek zorunda. Ne yapacak milletvekilleri? Hukuksuzluğa göz yumup, Konak Pier'in açılması için baskı mı yapacaklar? Milletvekillerinin görevi, hukuku savunmaktır. Bilaller ise, milletvekillerine hukukun karşısında olmaları gerektiği baskısını yapıyor.
Sabah Gazetesi yazarı İlker Sarıer de, 10 gündür Ege'de dolaşıyor ve Ege halkının sorunlarını bizlere yansıtıyormuş. O da Konak Pier konusuna takılmış. Ve şunu öneriyor. Köhnemiş mevzuatı bir kenara bırakın, bildiğinizi okuyun. Sarıer'in halkın nabzını nasıl tuttuğunu merak ettim doğrusu. Olayı açıklığa kavuşturmak için, Piriştina'yı aramış, ancak yurtdışında olduğu için görüşememiş. Demek halkı aydınlatmak, belediye saraylarından bilgi almaktan geçiyor. Ya da belediye başkanı ile bir akşam yemeğinden.
Sadece Hürriyet Gazetesi'nden Yalçın Bayer, Erdal İzgi'nin açıklamasını kullandı ve Pier konusunda olayın geldiği aşamanın ipuçlarını, Hürriyet Gazetesi okurlarına sundu.
Tabii, en ilginç tefrika Sabah Gazetesi yazarı Hıncal Uluç'tan geldi. Uluç, konu hakkında o kadar uzman ki, Eiffel ismini hala kullanıyor. Hıncal Uluç'u yeniden bilgilendiriyorum. Mankenlerden kafasını kaldırıp biraz okursa, Konak Pier ile Eiffel'in aynı döneme denk düşmediğini görür. Artık bitirsin şu Eiffel muhabbetini...
Gustave Eiffel 1830 yılında doğdu. Üniversitede kimya eğitimi gördü. 1856 yılında, Paris'te çalışmaya başladı. 1857-64 yılları arasında, Fransız Batı Demiryolu Şirketi'nde yöneticilik görevi üstlendi. 1864-66 yılları arasında, Süveyş Kanalı Projesi'nde çalıştı. 1866 yılında, kendi firmasını kurdu ve Fransa, İspanya, Avusturya, Romanya, Mısır, Peru ve Bolivya'da inşaatlar yaptı. 1876-79 yılları arasında Portekiz'de Maria Pia Köprüsü'nü inşa etti. 1880'de Macaristan'da Danube Köprüsü'nü yaptı. 1880-84 yılları arasında, Garabit Viyadüğü'nü inşa etti. 1884 yılında, Eyfel Kulesi için çalışmaya başladı. 1885 yılında Özgürlük Anıtı'nın iç mimarisi ile uğraştı. 1889 yılında, Eyfel Kulesi'ni tamamladı. Ardından Panama Kanalı'nın yapımında karıştığı bir skandal nedeniyle, görevinden uzaklaştırıldı. 1923 yılında da öldü.
Buna karşılık Konak Pier, Fransız Gümrüğü olarak 1854 yılında bitirildi. Dolayısıyla Eiffel'in kimya öğrenciliği sırasında, Konak Pier inşa ediliyordu.
Tabii Eiffel de, Hıncal Uluç kadar yetenekli ve her konuda uzman birisi ise, kimya öğrenciliği yıllarında İzmir'e gelip, Konak Pier'i yapmış olabilir. Ancak, tarihi belgelerde Gustave Eiffel'in, Hıncal Uluç kadar yetenekli olduğuna dair, bir kanıta rastlamadım.
Hıncal Uluç'un, bu "önemli" bilgileri kimden aldığını bilmiyorum. Belki İzmir'de yaşayan gazeteci ağabeyi Öcal Uluç'tan almıştır. Burada iki kardeşin isimlerine de dikkat çekmek istiyorum. Bir aile, çocuklarına "Hınc-al ve Öc-al" gibi isimleri neden koyar anlamadım.
Sanırım Konak Pier'in, Gustave Eiffel ile ilgisi olmadığına dair ünlü gazeteci Hıncal Uluç'u, ikna ederiz bu kadar bilgiden sonra.
Uluç'un Konak Pier'i kurtarmak için, İstanbul'dan verdiği örnekler ise birer facia. Akmerkez de ruhsatsızmış, Kadıköy'deki Marina da yıkılmamış. Peki, bunları örnek olarak gösteriyor da, Park Otel'in yasalara aykırı olduğu gerekçesiyle yıkıldığı örneğini neden vermiyor? Çünkü, orada sinema salonları yok. Dolayısıyla sinema pazarlamacıları Park Otel ile ilgilenmiyorlar. Ama, Pier ile çok ilgililer.
Hıncal Uluç'un, belediye başkanlarına yönelik eleştirilerini de anlamış değilim. Bu konuda onlar suçlu değil ki... Konuyu gündemde tutan meslek odaları da suçlu değil. Onlar, yasaların uygulanmasını istiyorlar, o kadar.
Esnaf, hiç suçlu değil. Dükkanlara binlerce dolar yatırmışlar.
O halde, "Kim suçlu" sorusunu sorması gerekiyor Uluç'un.
Ben onun yerine yanıt vereyim. Belki farklı konularda çalıştığı için, işin bu yönüne bakmamıştır.
Birinci sorun, dönemin Belediye Başkanı Burhan Özfatura. "Siz başlayın, ben gereken yasal sorunları hallederim" diyerek, projeye izin verdi. Ancak, bu mantığından dolayı İzmirli tarafından cezalandırıldı ve son seçimlerde dördüncü olabildi.
İkincisi ise, İZMER. Dönem içinde işyerlerini kiralayan insanlara, Konak Pier'in hukuki sorunları konusunda ayrıntılı bilgi vermedi.
İzmir'in AKP'li ve CHP'li milletvekilleri de, ne yapacaklarını tartışıyorlar.
Benim önerim, havaya girip sağa-sola soru önergeleri verip durmasınlar.
Konak Pier konusunda bu aşamada, Bayındırlık Bakanlığı'nın yapacağı çok şey yok. Kıyı kenar çizgisi yolun üzerinden geçiyor. Konak Pier, deniz tarafında kalıyor. Bu nedenle, burası Hazine arazisi bile değil. Kamuya terk edilmiş yer olarak kabul ediliyor. Yasaya göre, bunun üzerinde ticari faaliyet yapmak yasak. Bu haliyle Bayındırlık Bakanlığı'ndan biri, bu projeye imza atarsa, Ağır Ceza'da yargılanır. Erdal İzgi de, Pier'e ruhsat verirse, Ağır Ceza'da yargılanacağını biliyor.
Konak Pier, SİT Kurulu ile de mahkemelik. Kaçak sinemadan dolayı. Bu sorunun da çözülmesi gerekiyor.
Ve diğer önemli nokta, Ordu. Deniz Kuvvetleri bölgeden çekilmek için, 15 milyon dolarlık yeni rıhtım istiyor. Diyelim ki, bu para ödenmedi ve Ordu, Konak Pier'de kaldı. Sorun yine çözülmüyor. Çünkü, anlaşma gereği İZMER, şu an ordunun elinde bulunan üç parseli alarak kendisi kullanmış. Ordu, bölgeden gitmeyeceğine göre, bu üç parseli geri isteyebilir. Veya birilerinin 15 milyon dolar bulmaları gerekiyor. İZMER, bunu Büyükşehir Belediyesi'nden istedi. Piriştina, "Halkın parasını veremem" dedi. Tabii ki veremez. Bu parayı o gün ordu ile kim anlaştı ise, o vermeli. Bu Burhan Özfatura olabilir ya da İZMER...
Konak Pier'in, otoparkı yok ayrıca. Uzun süredir yan tarafı mavi panolarla kapatmışlar, inşaat pisliklerini atıyorlardı. Burasının belediye arazisi olduğu ve yeni Konak Projesi'nde yeşil alan olarak düzenlendiği ortaya çıktı. Halbuki İZMER, belediyenin orayı otopark yapmasını istiyordu. Konuyu da Piriştina'ya açmıştı. Belediye arazisine otopark yapılabilir. Ancak, Pier çalışmaya başladıktan sonra kamuya açık bu otoparkın, alışveriş merkezinin müşterilerine yönelik işleyeceği açık. Piriştina da bu tehlikeyi sezerek, otoparkı Konak iskelesinin diğer tarafına kaydırdı.
İstanbul'un, İzmir'i "iyi bilen", "yetenekli" ve "bilgili" gazetecilerinin bu konuda belediye başkanları, ya da milletvekilleri üzerine baskı yapıp, insanları hukuk dışı yollara sevketmek yerine, hukukun üstünlüğü tartışmalarını gündeme taşısalar, bir daha Türkiye'de Konak Pier gibi bir sorun yaşanmaz.
HABER EKSPRES 16 - 01 - 2003
Etiketler:
Yerel Siyaset
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
