Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

16 Ağustos 2000 Çarşamba

Kültür, sanat ve dostluk Altınoluk'ta buluştu

Altınoluk'ta buluşan Türk ve Yunanlı belediye başkanları, iki ülke arasındaki sorunların bir an önce çözülmesini dileyerek, iki halk ve yerel yönetimler arasında kurulan bağın hükümetlere de örnek olmasını istediler. Türkiye ve Yunanistan arasındaki sorunların büyük devletlerin kışkırtmasıyla başladığına dikkat çeken başkanlar, ''Emperyalistler bizi savaştırmayı başaramayacaklar'' dediler. Altınoluk Belediyesi'nce düzenlenen ''6. Altınoluk Antandros 'Yaşama Saygı' Kültür ve Sanat Festivali'' söyleşiler, sergiler, gösteriler ve konserlerin yanı sıra Yunanistan'dan gelen konukların katılımıyla dostluğa ev sahipliği yaptı.
Altınoluk'un CHP'li Belediye Başkanı İsmail Aynur , yaşamın her şeyin özü olduğunu belirterek, paylaştıkça çoğaldıklarını söyledi. Sosyal demokrat belediyelerin yol, su, kanalizasyon gibi rutin hizmetlerin yanı sıra halka kültür ve sanat hizmeti vermeyi de ilke edindiklerine dikkat çeken Aynur, Altınoluk'u kültür, bilim, sanat ve sporun merkezi yapacaklarını, kültür mozaiğini geliştireceklerini söyledi.
Altınoluk'un kardeş belediyesi olan Midilli'nin Gera Belediye Başkanı Pavlos Vogiatzis de, iki ülkenin bölgede birbirlerinin egemenliklerine göz dikmeden yaşamaları gerektiğini vurgulayarak, her iki kıyıda da akrabaların, dostların yaşadığını, onların ruhlarını mutlu etmek gerektiğini söyledi.
Ortaklıkların, benzerliklerin ve dostluğun öne çıkarılmasını, savaşın çare olmadığını belirten Vogiatzis, ''Dünyayı yönlendirenler ve egemen güçler, Türkiye ve Yunanistan'ı savaştırmayı başaramayacaklar'' dedi. Etkinlikler kapsamında gazeteciler Süleyman Gencel , Stelyo Berberakis ile araştırmacılar Saba Altınsay ve Katilena Stathakou 'nun katıldıkları panelde de, ''Geçmişten günümüze mübadele'' konusu ele alındı. Her iki ulustan da çok sayıda insanın doğup büyüdüğü yerleri terk etmek zorunda kaldıkları ama bu toprakları unutamadıkları, özlemlerini dindiremedikleri vurgulanarak, iki ülke ilişkilerinin gelişmesinin, mübadillerin de özlemlerini, acılarını biraz olsun dindirebileceği anlatıldı.
CHP Parti Meclisi üyeleri Fikri Sağlar ve Berhan Şimşek , Prof. Dr. Ünsal Oskay , gazetemiz Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay ve gazeteci Nebil Özgentürk 'ün katıldıkları panelde ise ''Yaşama Saygı'' konusu tartışıldı. Panelde insanların okuması, araştırması ve sorgulaması gerektiği üzerinde durulurken ''Sorunların çözümü için katılım ve yurttaşlık bilincinin gelişmesi şart. İnsanların yaşama, çevreye ve ülkelerine karşı daha duyarlı ve özenli olmaları gerekli'' denildi.
 
CUMHURİYET 16 - 08 - 2000 (Barış Doster)

19 Haziran 2000 Pazartesi

Gençel yeniden ÇGD başkanı

Çağdaş Gazeteciler Derneği (ÇGD) Ege Şubesi olağan genel kurulunu yaptı. Symirna Otel'de gerçekleştirilen kongrenin dîvan başkanlığını, ÇGD Genel Başkanı İsmet Demirdöven yaptı.
Tek listeyle girilen kongrede Süleyman Gencel, yeniden başkan seçildi. Gencel, kongrede yaptığı konuşmada derneğin başkanlığını yaptığı dönemi anlattı. "Biz yönetime gelirken, derneğin sadece tabelası vardı." diyen Gencel, "Derneği, bu durumdan kurtardık ve büyüttük. 80 civarındaki üye sayısını, 167'ye çıkardık. Derneğe, uluslararası basın merkezi olabilecek büyük bir yer kazandırdık." dedi.Süleyman Gencel'den sonra söz alan ÇGD Genel Başkanı ve Radikal Gazetesi Haber Müdürü İsmet Demirdöven, medyadaki kartelleşme ve yozlaşmayı anlatırken son günlerin gündem konusu olan ajan gazetecilere de değindi. Siyah kodlu ajan olduğu iddia edilen Fatih Altaylı'ya yüklenen Demirdöven, "Ajan olmadığını söyleyeceği yerde, Fehmi Koru'ya ajan yakıştırması yapıyor. Başörtüsü ile eylem yapan kızlara fahişe, insan haklarını savunanlara hayvan diyor." şeklinde konuştu. ÇGD Ege Şubesi'nin yeni yönetimi, şu isimlerden oluştu: Süleyman Gencel, Macit Sefiloğlu, Ünal Ersözlü, Duygu Özsüphandağı, Şevki Köse, Asuman Memen ve Meral Odabaşoğlu.

ZAMAN 19 - 06 - 2000

10 Haziran 2000 Cumartesi

Ajanlık tartışması

Marmara depremi önceki Türk-Yunan dostluğunun geliştirilmesi için sayısız sivil toplum örgütünde yaptığım çalışmalar, her iki ülkede birçok insanın dikkatini çekti. İki ülke arası dostluğun temelinin halklar diplomasisi ve sivil toplum örgütlerinin çabalarıyla atılacağını ileri süren, "evrenselci" yaklaşımlara sahip insanlar için bu çalışmalar, Ege'de gerçek anlamda barışın sağlanmasına yönelik olumlu adımlardı. Uluslararası ilişkilere ulusalcı ve milliyetçi kavramlar çerçevesinden bakanlar için bu çalışmalar birtakım güçlerin desteklediği, emperyalizmin yeni bir oyunuydu. Türkiye'de bu mantığı savunanlar, aslında benim bir "Yunan ajanı" olduğumu, "emperyalist" güçlerin desteğiyle Türkiye'de yaşayabildiğimi ileri sürüyorlardı. Yunanistan'da da durum farklı değildi. Türk-Yunan dostluğuna süpheci bakanlar, ulusalcı ve milliyetçi yapılar, benim Yunanistan'ın içine kadar sızan bir "Türk ajanı" olarak algılıyorlardı.
17 Ağustos sonrası herşey değişti. O güne kadar Türk-Yunan dostluğunu yerin dibine batıran ulusalcı ve milliyetçi akımlar, karşı kıyıları ziyaret için adeta yarışmaya başladılar. Birbirlerine dostluk mesajları verdiler, iki ülke devletinin düzenlediği toplantılarda boy gösterdiler. Neyse bu sayede benim "Türk ajanlığı" veya "Yunan ajanlığı" tartışmaları da geride kaldı.
Ancak kendi gibi düşünmeyen herkesi "düşman" veya "ajan" ilan edenler, her olayın arkasında emperyalist izleri arayanlar tarafından bu kez de "İngiliz ajanı" olarak tanıtılmaya başlandım.
Sanırım "İngilizce" bildiğim için oluyor bu...
Bir de "MI-5" mı yoksa "MI-6" mi çalıştığımı söyleseler daha iyi olacak. Çünkü ben de karıştırdım ne olduğumu...
Neyse, bu ay sonu Antalya'da Almanların düzenlediği bir toplantıya katılacağım. Eylül ayında da ABD'de olacağım. Bundan sonra "Alman ajanı" ya da "CIA ajanı" olarak tanıtılmaya başlanacağımdan eminim.
Ama kimse benim hangi ülkenin ajanlığını istediğimi sormuyor.
Soruya bu sütundan yanıt vererek, bu konuda spekülasyon yapanları ve tüm kamuoyunu bilgilendirmek istiyorum...
"Aslında ben Seyşel Adaları ajanı olmak istiyorum."
Düşünsenize, Hint okyanusunda bir tatil cennetinde yaşıyor, deniz, kum ve güneşten istediğiniz kadar faydalanıyorsunuz. Hem oralarda kapı arkalarında emperyalist arayanlara fazla rastlanmıyor.

YENİ ASIR 10 - 06 - 2000

27 Mayıs 2000 Cumartesi

İnsan olmak

Sivil Düşünce ve Demokrasi Derneği'nin İzmir'de düzenlediği "İnanç Turizmi" konulu toplantıya Fener Rum Patriği Bartholomeos da katıldı. Ortodoksların ruhani lideri, Türk-Yunan dostuluğunun gelişmesinde büyük pay üstlenen, özellikle Amerika'da ve Batı dünyasında Türkiye'nin tanınmasında önemli katkıları olan Bartholomeos'u Adnan Menderes Havalimanı'nda görmeliydiniz... Normal yolcular gibi güvenlik zincirinden geçti, THY'nin standında uçuş kartını almak için bekledi, diğer yolcularla birlikte kendisini uçağa götüren kalabalık otobüse bindi, uçağın merdivenlerinde bekleyen bavulunu aradı ve bulduktan sonra görevliye gösterdi ve nihayet uçakta "business class"taki yerine oturdu. Kendisini davet eden dernek uçak biletini business class aldığı için en azından uçağa bindikten sonra VİP olabildi...
İstanbul'da uçaktan indikten sonra yine otobüse binerek valizini bekleyeceği yöne gitti. Yaklaşık yarım saatlik bir beklemeden sonra valizine ulaşarak Patrikhane'nin yolunu tuttu.
İzmir ve İstanbul'daki havaalanlarında sade bir yolcu gibi hareket eden, bundan da hiç gocunmayan Rum Patriği'nin ABD seyahati aklıma geldi.
Clinton'ın özel görevlileri tarafından havaalanında karşılanan, ABD Başkanı'nın özel davetlerine korumalar eşliğinde katılan Bartholomeos ABD medyasının aşırı ilgisi ile karşılaşmıştı.
Sonra Bartholomeos'un Batı Avrupa ülkeleri ziyaretini hatırladım. Bu ülkelerin devlet başkanlarının kendisini bir bakan gibi karşıladıklarını, ellerindeki tüm imkanları kendisine sunduklarını düşündüm...
Ardından devlet hava meydanlarında VİP geçişini kullananların listesini görmek istedim. Cumhurbaşkanları, başbakan ve milletvekillerinin dışında, birçok üst-düzey bürokratın, generalin, bunların emekli olanlarının eş ve çocuklarının da VİP hakkından yararlandıklarını öğrendim. Bugüne kadar "VİP tiplerle" bir ilişkim olmadığı için gerçekten bu "ayrıcalıklı" insanların kim olduğunu öğrenme ihtiyacı hissetmemiştim.
Ve sonra şuna karar verdim. İnsanlarla birlikte olmaktan gocunmayan, gerek İzmir'de gerek İstanbul'da havaalanındaki Türk vatandaşlarından saygı gören birinin, yasal bir saygı istememesi, O'nun insani değerlerle nasıl sarmalanmış olduğunun en güzel kanıtı değil mi?

YENİ ASIR 27 - 05 - 2000

26 Nisan 2000 Çarşamba

Güzel kokulu İzmir

İzmir Ticaret Odası'nın Yunanistan seyahatine katılanlar, dönüş yolculuğu sırasında aileleri, arkadaşları ve tanıdıkları için hummalı bir alışverişe giriştiler. Aslında çok doğal bir davranış... Ama konu, bir partilinin, bir İzmir milletvekilinin istediği "kurabiyeleri" bulması olunca ilginç hale geliyor. Daha önce Selanik'i ziyaret eden ve orada yediği kurabiyenin tadını unutmayan milletvekili İTO ile Yunanistan'a giden bir partiliye bu görevi vermiş. Yunanistan'a ilk kez gelen ve yabancı dil bilmeyen partili de kurabiyelerin bulunması için Türkiye'nin Selanik Başkonsolosluğu'ndan yardım istemiş.
Konsolosluk görevlilerinin hummalı çalışmasına karşılık istenilen kurabiyelere bir türlü ulaşılamadı. Öğleyin dükkanlarını kapatıp haftasonu tatiline giden Yunanlılar, bu kez milletvekilimizin ağzının tadını yarıda bıraktılar!
Partili de kendini affettirmek için kurabiye yerine hediye olarak reçel aldı.
Selanik İzmir'e benziyor. Son gün Yunanlı gazetecilerle birlikte kasapların yoğun olduğu bir pazarda küçük ancak çok şirin bir deniz ürünleri lokantasında yemek yedik. Lokantanın ismi "Güzel kokulu İzmir"di.
Lokantanın sahibi 80 yaşlarında bir ihtiyar. Babasıyla birlikte İzmir'den Selanik'e göçetmişler. Şimdi de oğlu ile işletiyor lokantayı.
İzmir'den geldiğimi öğrenince ilk sorduğu soru "Hala güzel kokuyor mu İzmir" oldu.
Yanıt veremedim.
Ne diyecektim ki... Körfez'in kokusunu, bıraktıkları güzel evlerin yerini apartmanların aldığını, yeşil kelimesinin unutulduğunu mu...
Kekelediğimi gören Yunanlı gazeteciler girdiler devreye...
"Çok değişti İzmir, Selanik'ten bile büyük... Bu nedenle eskisi gibi değil" dediler ve bir anlamda kurtardılar beni...
Selanik İzmir'e benziyor ama Akdeniz kenti kimliğini hala yaşatıyor. Modern binaların arasında 19. yüzyıldan kalma bakımlı binalar göze çarpıyor. Kordon yolunda birbiri ardına sıralanmış kafelerde güneşin batışını seyrediyor insanlar. Ve yemyeşil parklarda günün keyfini çıkarıyorlar...
Biz mi, beton blokların arasında nefes almaya, Körfez'in kokusunu duymaya devam ediyoruz.

YENİ ASIR 26 - 04 - 2000

14 Nisan 2000 Cuma

Dostlar buluştu

Ankara'da bir araya gelen Türk ve Yunanlı gazeteciler, basının barışın sağlanmasındaki rolü üzerinde durdu. Avrupa Gazeteciler Birliği, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ve Çağdaş Gazeteciler Derneği'nin de aralarında bulunduğu yedi gazetecilik örgütünce düzenlenen panele Sophia Vultepsi, Monalis Mathoadokis, Süleyman Gençel ve Can Dündar konuşmacı olarak katıldı. Paneli Yunanistan Büyükelçisi Yohoannis Korantis de izledi. Gazeteci Mathoadokis, "Yunanistan'da basın adaletin kapısıdır derler. Basının işlevini yerine getirebilmesi için iktidarları eleştirmesi şart" dedi. Vultepsi de savaş karşıtlığının bir meslek ilkesi olduğunu hatırlattı. Gençel gazetecilerin devletçi ve milliyetçi bakış açısını terk etmesini, Dündar da, iktidar bağımlılığından kurtulunmasını istedi.

RADİKAL 14 Nisan 2000

2 Nisan 2000 Pazar

Acaba?

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Piriştina, bir sonraki seçimde, CHP'den mi büyükşehir belediye başkanı adayı olacak?
İlk bakışta "Bunun için erken" ya da "Kesinlikle olmaz" diyebilirsiniz. Ancak ipuçlarını alt alta koyup topladığımızda, karşımıza ilginç sonuçlar çıkıyor.
İpuçlarını sıralayalım. Sonra siz toplayın, bakalım ne sonuç elde edeceksiniz?
1 - CHP'nin İzmir büyükşehir belediye başkanlığı için kenti peşinden sürükleyecek bir adayı yok. Bu göreve yatkın tek aday Bülent Baratalı, milletvekili olma peşinde. Ankara'ya taşındı, ailesini de yanına aldırdı. Üstelik oğlunu başkentteki bir okula yazdırdı. Ankara'dan İzmir'e dönmeyeceği çok açık.
2 - CHP İl Yönetimi ile Ahmet Piriştina'nın arası iyi. CHP, muhalefetini direkt olarak Piriştina'ya yönlendirmiyor. Beğenmedikleri Konak Belediye Başkanı Erdal İzgi'ye karşı açık ve yoğun muhalefet yapıyor. Ancak iş Piriştina'ya gelince, muhalefeti yumuşatıyor. Geçtiğimiz hafta belediye faaliyet raporunun onaylanmasında da aynı tavrı gösterdiler ve "evet" oyu kullandılar.
3 - Ahmet Piriştina'nın belediye binasının kapısına kadar inip karşıladığı tek siyasi lider var. O da Deniz Baykal. Üstelik Piriştina'nın tavrı ve yönetim biçimi, Deniz Baykal'ı andırıyor.
4 - CHP'nin yeni ideolojisi, Batılı anlamda sosyal demokrat parti tarzı ile bütünleşiyor. Dolayısıyla gelecek dönem adaylarının, toplumun her kesimiyle, özellikle işadamlarıyla yakın ilişkisini gündeme getiriyor. Bir işadamı olarak Piriştina'nın, bu rolü çok rahat yapacağı açık.
5 - Ahmet Piriştina, DSP'ye değil Ecevit'e bağlı biri. Ecevit'in bir sonraki dönemde partinin başında olmayacağı gerçeği Piriştina'nın bu partiyle ilişkisini koparmaya yeterli. Piriştina, Ecevit sonrası DSP'nin başına da geçebilirdi. Ancak Ankara'daki gelişmeler, Ecevit sonrası, partinin iyice karışacağının ve Piriştina'nın bu partide kalamayacağının işaretlerini veriyor.
6 - Piriştina bir dönem daha büyükşehir belediye başkanlığı görevini sürdürmek istiyor. DSP'nin bu haliyle barajı bile aşamayacağını iyi biliyor. Bu nedenle kendisine yeni bir parti bulmak zorunda. CHP de ona en yakın parti.
7 - Piriştina'nın, Türkiye İşçi Partisi geçmişi var. Üstelik kültür, sanat, edebiyat alanlarındaki ilişkileri oldukça önemli. Bir anlamda CHP'nin istediği ilişkilere sahip.
8 - Belediye koridorlarında, DSP saflarında ve CHP cenahındaki küçük boyutlu toplantılarda bu ihtimal gündeme geldiğinde kimse "Olur mu öyle" tavrını göstermiyor, "Siyaset bu herşey olabilir" yorumunu yapıyor.
Bu notlar bütünü ileriye yönelik bir projeksiyon. Üstelik birkaç gündür bu sütundan dile getirdiğim, "CHP, seçimler için isimlerini şimdiden belirlemeye başlamalı ve tartışmalı" tespitinin, pratiğe dökülmüş ilk hali.

YENİ ASIR 02 - 04 - 2000