Bugün ilk kez erken karşısına geçtiğimde ne yazacağımı saptamakta zorlandım. Konuların çokluğundan mı yoksa yokluğundan mı bilemiyorum… Neler yazılmaz ki kaleme alınmak istense…
Mesela Büyükşehir Belediyesi’nin personel politikası…
Büyükşehir bürokratlarının büyük kısmı bile belediyede Alaattin Yüksel ekibinin etkisini artırdığını kabul ediyor. Ortada ne Piriştina’nın eski ekibi kaldı, ne de Kocaoğlu’nun Bornova Grubu… Şimdi tüm güç Yüksel ekibinin elinde… Bundan rahatsız olanların sayısı da azımsanmayacak derecede fazla… Önümüzdeki günlerde, “Büyükşehirde Yüksel ekibi” başlıklı bir yazı kaleme alınabilir.
Mesela, Kocaoğlu’nun yarım kalan yatırımları…
Yüz yaşını geçmiş Yeni Asır gazetesi son 3 yıldır kentin yarım kalan yatırımları üzerine yoğunlaştı. Gazetenin manşetlerinin yüzde 70’i bu konu üzerine. Ancak İzmir’de Kocaoğlu’nun yarım kalan yatırımları devletin yarım yatırımlarını solladı bile… Katrilyon ile ölçülen yatırımlardan bahsediliyor, İzmir’in şantiyeye çevrildiği iddia ediliyor. Ancak ben şu ana kadar Aziz Kocaoğlu’nun, “İşte benim eserim” diyerek açılışını yaptığı bir yatırıma rastlamadım.
Mesela, metronun geleceği sorunu…
İzmir ulaşımını rahatlatacak iki metro aksının da 2009 yere seçimlere yetişmesi imkansız. Dolayısıyla 2009 yılında CHP’den aday olacak Büyükşehir belediye başkanının işi gerçekten zor olacak, bitmeyen yatırımları ve bu yatırımların bitirilmeme nedeni olan Kocaoğlu’nu savunmak zorunda kaldıkça. Buradan anlaşılacağı gibi Kocaoğlu’nun yeniden aday olması bir hayal…
Mesela, büyükşehirin genel seçim tavrı…
Bir önceki maddede de dikkat çektiğim gibi Aziz Kocaoğlu’nun bu mantık ile yeniden aday olması mümkün değil. Tabii ki, bir gelişme dışında. Eğer CHP genel seçimlerde yüzde 18’in üzerinde oy alamaz, Deniz Baykal’ın genel başkanlığı tartışmaya açılırsa bundan yararlanacak tek isim var İzmir’de, Aziz Kocaoğlu. Genel seçim sonrası CHP muhalefeti ile birlikte harekete geçecek olan Kocaoğlu hem parti üst yönetiminin değişmesine yardımcı olacak, hem de kendi yerini sağlamlaştıracak. Dolayısıyla İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin genel seçimlerde CHP için çalışmasını beklemek hayal olur.
Mesela, EXPO geyiği…
BİE Genel Sekreteri’nin bile kabul ettiği bir gerçek var. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu EXPO’nun İzmir’e getirilmesine karşı. Bunun için olmadık şartları öne sürüyor, atılacak adımları engelliyor. Bakmayın siz öyle ekran karşısına geçip, “EXPO bu kent için çok önemlidir” şeklinde yapılan açıklamalara. EXPO’nun yabancı yöneticileri bile bu gerçeği gördü ise bu iş ile uğraşanların bu gerçeği ne zaman İzmirlilere anlatacaklarını gerçekten merak ediyorum.
Yazılacak malzeme çok aslında… Ancak bu malzemeyi İzmir’de kalem oynatan kaç gazetecinin kullanacağı ve yorumlayacağı ise ayrı bir konu…
http://www.suleymangencel.com/ 20 - 03 - 2003
20 Mart 2007 Salı
19 Mart 2007 Pazartesi
Başarılı şirkete ne oldu?
Hani, kurulduğu zaman “İşte İzmirlilerin gururu, Biz İzmirli olarak her şeyi başarır, İstanbullulara kafa tutarız” şeklinde sonuna kadar bölgecilik kokan açıklamalar yapılmıştı. Hani, şirketin yönetim kurulu başkanı, yerel televizyon ve gazetelerde dev röportajlarla gündeme gelmiş, “İzmir’e çağ atlattık” demişti…
IZAIR’den ve IZAIR Yönetim Kurulu Başkanı Ekrem Demirtaş’tan bahsediyorum.
O görkemli (!) İzmir şirketi, geçtiğimiz hafta Pegasus’a yani bir İstanbul şirketine satıldı. Ama ne yönetim kurulu başkanından ne de yerel basından bu konuda tek bir açıklama yok.
Bir grup kanaat önderine ve gazeteciye göre bu kadar başarılı bir firma neden Pegasus’a satıldı?
Nedeni çok açık.
Şirketin bilançolarında varolan zarar hanesindeki rakamın insanın dudağını uçuklatması…
Sağdan soldan, yani İzmirlilerden toplanarak oluşturulan bir bütçe, havayolu konusunda deneyimi olmayan üst-düzey yönetici grubu (Buna genel müdür yardımcılığı görevinde bulunan Ekrem Demirtaş’ın kızı da dahil), yeterlilik konusunda başarısız olunduğu için bir türlü alınamayan uçuş izni…
Yapılan hataları altalta toplarsak bu firmanın başarılı olması zaten mümkün değildi.
Nitekim geçen yıl varılan bir anlaşma sonucunda IZAIR, Pegasus Havayolları’nın küpeştesinde uçmaya başlamıştı.
Bir uç, iki uçtu, üçüncüsünü başaramadı ve Pegasus’a satıldı.
Bakalım İzmir medyası, bu batışın öyküsünü hangi noktaları öne çıkararak verecek?
Belki de böyle bir satışın olduğunu bile dikkate almayacaklardır. Kolay mı, bugüne kadar canhıraş şekilde savundukları, pembe tablolar çizerek okuyucularına sundukları bir şirketin hazin sonunu nasıl açıklayacaklar ki…
Ya Ekrem Demirtaş…
Ağzını açtığında, “Biz İzmirliyiz, şöyle yaparız, böyle yaparız” şeklinde hamasi açıklamaları ardı ardına sıralayan, Ekrem Demirtaş, başarısız şirketin İstanbullulara satılması konusunda ne diyecek?
Belki de bu haberin basında çok tartışılmaması için medya ziyaretlerini sıklaştıracak, gerekli “somut” adımları atacaktır Demirtaş.
İzmir basını ise bu somut adımlardan çok memnun zaten. Hele böyle bir konuda atılacak somut adımın büyük olacağını da iyi bilir İzmir medyası.
Sonuçta aylarca süren bir İzmir geyiğinin de sonuna gelinmiş oldu.
Şimdi sırada yenileri vardır mutlaka…
Ortada hiçbir iş yapmayan, sadece laf üreten 300’e yakın adam var. Bu isimlerin yeni İzmir geyikleri bulması en fazla bir hafta sürer.
Sonra yine başlarız yeni konuyu tartışmaya…
NOT 1 : CHP İzmir il… Tayland konusundaki disiplin süreci ne aşamada? Unuttuğumu sanmayın… Vakit geçirerek bu konunun örtüleceğini sanıyorsanız, çok yanılıyorsunuz.
NOT 2 : Kocaoğlu EXPO 2015’i istemiyor. Bunun için bir taktik uyguluyor. Yakında Kocaoğlu’nun neden EXPO’yu istemediğini de tartışacağız.
NOT 3 : İşbirliği Holding’in, İzmir Ekonomi Üniversitesi’ne sattığı Balçova’daki bina hangi holding ortaklarını kurtardı?
http://www.suleymangencel.com/ 19 - 03 - 2007
IZAIR’den ve IZAIR Yönetim Kurulu Başkanı Ekrem Demirtaş’tan bahsediyorum.
O görkemli (!) İzmir şirketi, geçtiğimiz hafta Pegasus’a yani bir İstanbul şirketine satıldı. Ama ne yönetim kurulu başkanından ne de yerel basından bu konuda tek bir açıklama yok.
Bir grup kanaat önderine ve gazeteciye göre bu kadar başarılı bir firma neden Pegasus’a satıldı?
Nedeni çok açık.
Şirketin bilançolarında varolan zarar hanesindeki rakamın insanın dudağını uçuklatması…
Sağdan soldan, yani İzmirlilerden toplanarak oluşturulan bir bütçe, havayolu konusunda deneyimi olmayan üst-düzey yönetici grubu (Buna genel müdür yardımcılığı görevinde bulunan Ekrem Demirtaş’ın kızı da dahil), yeterlilik konusunda başarısız olunduğu için bir türlü alınamayan uçuş izni…
Yapılan hataları altalta toplarsak bu firmanın başarılı olması zaten mümkün değildi.
Nitekim geçen yıl varılan bir anlaşma sonucunda IZAIR, Pegasus Havayolları’nın küpeştesinde uçmaya başlamıştı.
Bir uç, iki uçtu, üçüncüsünü başaramadı ve Pegasus’a satıldı.
Bakalım İzmir medyası, bu batışın öyküsünü hangi noktaları öne çıkararak verecek?
Belki de böyle bir satışın olduğunu bile dikkate almayacaklardır. Kolay mı, bugüne kadar canhıraş şekilde savundukları, pembe tablolar çizerek okuyucularına sundukları bir şirketin hazin sonunu nasıl açıklayacaklar ki…
Ya Ekrem Demirtaş…
Ağzını açtığında, “Biz İzmirliyiz, şöyle yaparız, böyle yaparız” şeklinde hamasi açıklamaları ardı ardına sıralayan, Ekrem Demirtaş, başarısız şirketin İstanbullulara satılması konusunda ne diyecek?
Belki de bu haberin basında çok tartışılmaması için medya ziyaretlerini sıklaştıracak, gerekli “somut” adımları atacaktır Demirtaş.
İzmir basını ise bu somut adımlardan çok memnun zaten. Hele böyle bir konuda atılacak somut adımın büyük olacağını da iyi bilir İzmir medyası.
Sonuçta aylarca süren bir İzmir geyiğinin de sonuna gelinmiş oldu.
Şimdi sırada yenileri vardır mutlaka…
Ortada hiçbir iş yapmayan, sadece laf üreten 300’e yakın adam var. Bu isimlerin yeni İzmir geyikleri bulması en fazla bir hafta sürer.
Sonra yine başlarız yeni konuyu tartışmaya…
NOT 1 : CHP İzmir il… Tayland konusundaki disiplin süreci ne aşamada? Unuttuğumu sanmayın… Vakit geçirerek bu konunun örtüleceğini sanıyorsanız, çok yanılıyorsunuz.
NOT 2 : Kocaoğlu EXPO 2015’i istemiyor. Bunun için bir taktik uyguluyor. Yakında Kocaoğlu’nun neden EXPO’yu istemediğini de tartışacağız.
NOT 3 : İşbirliği Holding’in, İzmir Ekonomi Üniversitesi’ne sattığı Balçova’daki bina hangi holding ortaklarını kurtardı?
http://www.suleymangencel.com/ 19 - 03 - 2007
Etiketler:
Yerel Siyaset
16 Mart 2007 Cuma
İzmir’deki önemli gelişmeler
Dışişleri eski Bakanı Hikmet Çetin’in İzmir’de bir grup ile bir araya geldiğini, CHP genel merkezine karşı muhalefet bayrağını açtığını, siyasete yeniden başlayacağını birkaç gün önce bu sütundan paylaşmıştık. Çetin’in İzmir ziyareti konusunda bilgiler gelmeye devam ediyor. Aslında Hikmet Çetin’in siyasete CHP’de başlamak gibi bir derdi yok. Hatta Rıhtım Kafeterya’dan ayrılırken kendisiyle konuşan bazı muhalif CHP’lilere, “Beni CHP otobüsünde de görebilirsiniz, DSP otobüsünde de… Belki de DYP otobüsünde…” Ne omurga, ne omurgalı bir siyaset ama. Bari MHP, AKP ve BBP otobüslerini de saysaydı Çetin.
Hikmet Çetin’in tepeden bakışı öne çıkaran siyaseti bununla da bitmiyor. CHP Genel Merkezi’nden bazı isimlerin Demirel ile görüşmek istediklerini ancak randevu alamadıklarını da ileri sürmüş Çetin ve eklemiş:
“Ancak ben istediğim zaman Demirel’den randevu alıyor ve kendisi ile doğrudan görüşebiliyorum.”
Yani Demirel de işin içinde.
O zaman işte size Hikmet Abi formülü…
“CHP’de siyaset yapılmaya çalışılacak, partiden tepki gelirse ortaya çıkılarak, merkez sağın bazı isimleriyle bir araya gelinecek. Demirel, Yılmaz vs… Şu sıralar siyasette olan merkez sağ partilerle de görüşülecek. DYP, Anavatan gibi… Bush ile telefonla konuşulacak gerekirse Bush’un tam desteği sağlanacak.”
Bu formül ile Hikmet Abi’yi yakın zaman içerisinde siyasi mevtalar listesinden göreceğimize eminim.
***
İzmir Ekonomi Üniversitesi İşbirliği Holding’in Balçova’da yıllardır atıl kalan binasını satın almış. Gelen bilgi bu. Uzun süredir bu konuda görüşmeler yapılıyordu. Atıl bir binanın topluma kazandırılması ilk aşamada doğru gelebilir insana.
Ancak binanın hangi şartlarda ve kaça İzmir Ekonomi Üniversitesi’ne geçtiği iyi bilinmeli. İzmir Ticaret Odası’nın vakıf üniversitesi olan İzmir Ekonomi Üniversitesi’nin bu binayı alırken hangi bankalara ne kadar borçlandığı ve ne oranda kredi kullandığı da önemli.
Ve en önemlisi, bu binanın satışı ile İşbirliği Holding ortakları batırdıkları bir yatırımdan ne kadar kar etti?
Tüm bu soruların yanıtı İTO Başkanı Ekrem Demirtaş’ta. Demirtaş bu satış işlemiyle, üniversiteyi mi büyüttü yoksa kendisinin de içinde bulunduğu holding ortaklarını mı kurtardı?
Bu soruları sorması gerekenlerin başında da İTO meclisi geliyor. Ancak İzmirli işadamlarının bu tür soruları soracak cesaretleri maalesef yok. Onlar günü kurtarmaya, “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” demeye devam ediyorlar. Bu mantık karşısında da birileri kenti fena halde sömürüyor.
http://www.suleymangencel.com/ 16 - 03 - 2003
Hikmet Çetin’in tepeden bakışı öne çıkaran siyaseti bununla da bitmiyor. CHP Genel Merkezi’nden bazı isimlerin Demirel ile görüşmek istediklerini ancak randevu alamadıklarını da ileri sürmüş Çetin ve eklemiş:
“Ancak ben istediğim zaman Demirel’den randevu alıyor ve kendisi ile doğrudan görüşebiliyorum.”
Yani Demirel de işin içinde.
O zaman işte size Hikmet Abi formülü…
“CHP’de siyaset yapılmaya çalışılacak, partiden tepki gelirse ortaya çıkılarak, merkez sağın bazı isimleriyle bir araya gelinecek. Demirel, Yılmaz vs… Şu sıralar siyasette olan merkez sağ partilerle de görüşülecek. DYP, Anavatan gibi… Bush ile telefonla konuşulacak gerekirse Bush’un tam desteği sağlanacak.”
Bu formül ile Hikmet Abi’yi yakın zaman içerisinde siyasi mevtalar listesinden göreceğimize eminim.
***
İzmir Ekonomi Üniversitesi İşbirliği Holding’in Balçova’da yıllardır atıl kalan binasını satın almış. Gelen bilgi bu. Uzun süredir bu konuda görüşmeler yapılıyordu. Atıl bir binanın topluma kazandırılması ilk aşamada doğru gelebilir insana.
Ancak binanın hangi şartlarda ve kaça İzmir Ekonomi Üniversitesi’ne geçtiği iyi bilinmeli. İzmir Ticaret Odası’nın vakıf üniversitesi olan İzmir Ekonomi Üniversitesi’nin bu binayı alırken hangi bankalara ne kadar borçlandığı ve ne oranda kredi kullandığı da önemli.
Ve en önemlisi, bu binanın satışı ile İşbirliği Holding ortakları batırdıkları bir yatırımdan ne kadar kar etti?
Tüm bu soruların yanıtı İTO Başkanı Ekrem Demirtaş’ta. Demirtaş bu satış işlemiyle, üniversiteyi mi büyüttü yoksa kendisinin de içinde bulunduğu holding ortaklarını mı kurtardı?
Bu soruları sorması gerekenlerin başında da İTO meclisi geliyor. Ancak İzmirli işadamlarının bu tür soruları soracak cesaretleri maalesef yok. Onlar günü kurtarmaya, “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” demeye devam ediyorlar. Bu mantık karşısında da birileri kenti fena halde sömürüyor.
http://www.suleymangencel.com/ 16 - 03 - 2003
Etiketler:
Yerel Siyaset
15 Mart 2007 Perşembe
Siyasette Tuğba Ekinci modeli
CHP İzmir İl Başkanı Selçuk Ayhan’ın bugünlerde durumunu hiç de parlak görmüyorum. Yenigün Gazetesi’nde Ümit Yaldız imzalı haberde seçim öncesi partisinin hazırlıkları üzerine konuşan, kendisi ile tartıştığı için İl Genel Meclisi üyesi Mehmet Kömür’ü disipline sevkeden Selçuk Ayhan’ın, Cumhuriyet Meydanı’nda verdiği kalpaklı poz herhalde başka bazı tartışmaları da gündeme taşıyacaktır. 2 hafta önce bir televizyon programında AKP’li İl Genel Meclisi üyesi ve Meclis Başkanı adayı İsmail Yılmaz ile ud çalıp şarkı söyleyen, yine Yenigün gazetesinde 5 ay önce okey masasında okeye dönerken fotoğraflanan Selçuk Ayhan’ın seçimler yaklaştıkça, listeler netleşmeye başladıkça, gazetecilere hangi pozları vereceğini tahmin bile edemiyorum.
İzmir siyaseti yeni bir Tuba Ekinci yetiştiriyor gibi geldi bana…
Ancak Ümit Yaldız’ın bir hafta önce kaleme aldığı köşe yazısında da belirttiği gibi CHP Genel Sekreteri Önder Sav’ın Bizim Gazino’daki yemekte yaptığı tespitleri unutmamak gerekiyor.
Siyasete ciddiyet sınırları içerisinden bakan, politikanın ve ülke yönetiminin ne kadar önemli olduğunu defalarca yineleyen Sav’ın, gazetecilerin isteği üzerine sokaklarda kalpakla dolaşıp, naralar atan bir il başkanına karşı bakış açısının ne olacağı son derece net.
Milletvekili aday adayı olmasının verdiği bir psikolojik durum mudur bu, pek anlayamadım.
Selçuk Ayhan’ın Tuğba Ekinci kadar bakımlı biri olması halinde gazetecilere vereceği pozları hayal bile etmek istemiyorum.
Bir şeyin çivisi çıktı ama neyin…
İzmir il yönetiminin mi, bazı ilçe örgütlerinin mi…
Yoksa bazı CHP’lilerin mi…
Selçuk Ayhan’ın akıl hocalarından Yücel Özen… Lütfen İzmir İl Başkanı ile bir konuşma yapar mısınız… Bu tür kitsch şovlar ile milletvekilliğine soyunmasının mümkün olmadığını kendi cümleleriniz ile anlatır mısınız…
Belki de Selçuk Ayhan sizin yüzünüzden bu hale düştü.
1999 yılında yaptığınız bir operasyon ile Ayhan’ı il başkanlığından düşürüp Alaattin Yüksel’i il başkanı yapan, ardından bir sonraki kongrede Alaattin Yüksel’e karşı Selçuk Ayhan’ı destekleyen, sonra yine Selçuk Ayhan’a karşı gelen, ardından son il kongresinde yine Selçuk Ayhan’ı destekleyen sizlerin bir eserimi bu durum… Bu kadar gelgitler arasında mı kaybetti bir şeyleri Selçuk Ayhan…
Belki de adamın kafası karıştı, düzeltmek için bir ayara ihtiyacı var.
Tabii Ankara’nın bu noktada devreye girip nasıl bir ayar yapacağı tartışmaları da var ufukta…
Ankara Meclis’te, sokaklarda, salonlarda partinin düşüncelerini, Türkiye’nin geleceğini, sosyal demokrasiyi tartışıyor, biz ise İzmir’de nasıl bir Tuğba Ekinci yaratabiliriz derdi içinde hareket ediyoruz.
Bu işin çivisi gerçekten çıktı… Birilerinin buna gerçekten “dur” demesi gerekiyor.
http://www.suleymangencel.com/ 15 - 03 - 2003
İzmir siyaseti yeni bir Tuba Ekinci yetiştiriyor gibi geldi bana…
Ancak Ümit Yaldız’ın bir hafta önce kaleme aldığı köşe yazısında da belirttiği gibi CHP Genel Sekreteri Önder Sav’ın Bizim Gazino’daki yemekte yaptığı tespitleri unutmamak gerekiyor.
Siyasete ciddiyet sınırları içerisinden bakan, politikanın ve ülke yönetiminin ne kadar önemli olduğunu defalarca yineleyen Sav’ın, gazetecilerin isteği üzerine sokaklarda kalpakla dolaşıp, naralar atan bir il başkanına karşı bakış açısının ne olacağı son derece net.
Milletvekili aday adayı olmasının verdiği bir psikolojik durum mudur bu, pek anlayamadım.
Selçuk Ayhan’ın Tuğba Ekinci kadar bakımlı biri olması halinde gazetecilere vereceği pozları hayal bile etmek istemiyorum.
Bir şeyin çivisi çıktı ama neyin…
İzmir il yönetiminin mi, bazı ilçe örgütlerinin mi…
Yoksa bazı CHP’lilerin mi…
Selçuk Ayhan’ın akıl hocalarından Yücel Özen… Lütfen İzmir İl Başkanı ile bir konuşma yapar mısınız… Bu tür kitsch şovlar ile milletvekilliğine soyunmasının mümkün olmadığını kendi cümleleriniz ile anlatır mısınız…
Belki de Selçuk Ayhan sizin yüzünüzden bu hale düştü.
1999 yılında yaptığınız bir operasyon ile Ayhan’ı il başkanlığından düşürüp Alaattin Yüksel’i il başkanı yapan, ardından bir sonraki kongrede Alaattin Yüksel’e karşı Selçuk Ayhan’ı destekleyen, sonra yine Selçuk Ayhan’a karşı gelen, ardından son il kongresinde yine Selçuk Ayhan’ı destekleyen sizlerin bir eserimi bu durum… Bu kadar gelgitler arasında mı kaybetti bir şeyleri Selçuk Ayhan…
Belki de adamın kafası karıştı, düzeltmek için bir ayara ihtiyacı var.
Tabii Ankara’nın bu noktada devreye girip nasıl bir ayar yapacağı tartışmaları da var ufukta…
Ankara Meclis’te, sokaklarda, salonlarda partinin düşüncelerini, Türkiye’nin geleceğini, sosyal demokrasiyi tartışıyor, biz ise İzmir’de nasıl bir Tuğba Ekinci yaratabiliriz derdi içinde hareket ediyoruz.
Bu işin çivisi gerçekten çıktı… Birilerinin buna gerçekten “dur” demesi gerekiyor.
http://www.suleymangencel.com/ 15 - 03 - 2003
Etiketler:
Yerel Siyaset
14 Mart 2007 Çarşamba
Kocaoğlu’nun post-it leri (2)
- Belediyedeki tüm bürokratların yerleri değiştirilecek, İzsu’nun başına bir temizlik görevlisi atanacak, temizlik görevini iki mimar yapacak. - Siyasi alanda yalpalamaya devam edilecek, Hikmet Çetin’den sonra, Ertuğrul Günay, Mustafa Sarıgül ve Erol Çevikçe ile görüşülecek. Hatta gerekirse Tansu Çiller ile bir öğle yemeği yenecek.
- Siyasi toplantılara Aloş’un da katılımı sağlanacak. Ancak onun herkese yaptığı “Lütfen CHP’nin Genel Başkanı olun” önerisi engelenecek.
- İnciraltı’nın neresi olduğu öğrenilecek, gerekirse bir İnciraltı turu düzenlenecek. Umutları kırılan Urla’ya küçük yatırımlar yapılarak gönlü alınacak.
- Metro ihalesini kazanan firma ile sıkı görüşülecek, Uzundere’deki evlerin tapularının hemen alınması sağlanacak. Hükümetin bu evlerin üzerine yatmasına izin verilmeyecek.
- Kamuoyuna güzel mesajlar verilecek, ancak bu mesajlar yerine getirilmeyecek.
- Artan eleştirilere yanıt aranacak, “Unuttular, bilmiyorlar, yapamıyorlar” denilerek bürokratlar suçlanacak.
- Herkese şirin görünülecek.
- Daha önce söylenen tüm sözler geri alınacak, futbol klüplerine acil para aktarılacak.
- Gazetecilerle olan dilayog geliştirilecek, 3 – 5 gazetecinin kitapları, Kent Kitaplığı üzerinden bastırılacak.
- Ekrem ile iyi geçinilecek, böylece rakipler şaşırtılacak.
- Önerilen bir projeye önce karşı çıkılacak, ardından projenin yapımına izin verilecek, sonra da “Bunu ben düşünmüştüm, çok güzel oldu” denilerek proje sahiplenilecek.
- Sık sık Ankara’ya gidilecek, ancak parti genel merkezinin kapısının önünden bile geçilmeyecek.
- “2 yılda çok önemli işler başardık”, “İzmir’i şantiyeye çevirdik” denilecek, halkın bu sözlere inanması için dua edilecek.
- Homeros Vadisi’nin tamamı gezilecek, suyun kaynağına inilecek. Orada eğlenenler azarlanacak.
- Her işe el atılacak, o nedenle hiçbir iş yürümeyecek.
- Hasan Tahsin arada bir telefonla aranacak, “Ya bir görüşelim” denilecek, sonra kentin “önemli” gazetecilerine evde yemek verilecek… Bu yemekte diğer gazeteciler çekiştirilecek.
- Yabancı misafirler evde ağırlanacak. Ancak misafirlerin çizgili pijamaları görmemesi için kravat ve takım elbise ile yatılacak.
- Asansör Restoran konusunda yapılan hata fark edilecek, hatanın örtülmesi için 5 takla atılacak.
http://www.suleymangencel.com/ 14 – 03 - 2007
- Siyasi toplantılara Aloş’un da katılımı sağlanacak. Ancak onun herkese yaptığı “Lütfen CHP’nin Genel Başkanı olun” önerisi engelenecek.
- İnciraltı’nın neresi olduğu öğrenilecek, gerekirse bir İnciraltı turu düzenlenecek. Umutları kırılan Urla’ya küçük yatırımlar yapılarak gönlü alınacak.
- Metro ihalesini kazanan firma ile sıkı görüşülecek, Uzundere’deki evlerin tapularının hemen alınması sağlanacak. Hükümetin bu evlerin üzerine yatmasına izin verilmeyecek.
- Kamuoyuna güzel mesajlar verilecek, ancak bu mesajlar yerine getirilmeyecek.
- Artan eleştirilere yanıt aranacak, “Unuttular, bilmiyorlar, yapamıyorlar” denilerek bürokratlar suçlanacak.
- Herkese şirin görünülecek.
- Daha önce söylenen tüm sözler geri alınacak, futbol klüplerine acil para aktarılacak.
- Gazetecilerle olan dilayog geliştirilecek, 3 – 5 gazetecinin kitapları, Kent Kitaplığı üzerinden bastırılacak.
- Ekrem ile iyi geçinilecek, böylece rakipler şaşırtılacak.
- Önerilen bir projeye önce karşı çıkılacak, ardından projenin yapımına izin verilecek, sonra da “Bunu ben düşünmüştüm, çok güzel oldu” denilerek proje sahiplenilecek.
- Sık sık Ankara’ya gidilecek, ancak parti genel merkezinin kapısının önünden bile geçilmeyecek.
- “2 yılda çok önemli işler başardık”, “İzmir’i şantiyeye çevirdik” denilecek, halkın bu sözlere inanması için dua edilecek.
- Homeros Vadisi’nin tamamı gezilecek, suyun kaynağına inilecek. Orada eğlenenler azarlanacak.
- Her işe el atılacak, o nedenle hiçbir iş yürümeyecek.
- Hasan Tahsin arada bir telefonla aranacak, “Ya bir görüşelim” denilecek, sonra kentin “önemli” gazetecilerine evde yemek verilecek… Bu yemekte diğer gazeteciler çekiştirilecek.
- Yabancı misafirler evde ağırlanacak. Ancak misafirlerin çizgili pijamaları görmemesi için kravat ve takım elbise ile yatılacak.
- Asansör Restoran konusunda yapılan hata fark edilecek, hatanın örtülmesi için 5 takla atılacak.
http://www.suleymangencel.com/ 14 – 03 - 2007
Etiketler:
Yerel Siyaset
13 Mart 2007 Salı
Önce baba, sonra bacı şimdi de abi
Seçim yaklaştıkça Demirel’in ayak sesleri duyulur, sağa sola davet edilir, bir iki konuşma yapar, merkez sağın toparlanması gerektiğini iddia eder, adres olarak kendisini işaret eder... Kendileri babadır ya…
Son yıllarda özellikle DYP üzerinden Tansu Çiller de aynı siyasi manevraları yapmaya başladı, geriye dönebilmek, Türk siyasi hayatında yeniden varolabilmek için... Kendileri bacıdır ya…
Sanırım sıra şimdi de abilere geldi. Mesela Hikmet Abi bu konuda had safhada iştahlı…
Hikmet Abi birkaç gün önce İzmir’deydi. Türkiye’nin ulusalararası konumu üzerine derin bir söylev vermiş ESİAD’ta. Ardından İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne geçmiş. Büyükşehir Belediye Başkanı ile 2 saat görüşen Çetin’e EXPO konusunda danışmanlık teklif edilmiş.
Yere göğe sığdırılamayan, uluslararası arenada bu kadar etkin olduğu iddia edilen Çetin’e “179 delegenin aklını çel de, Milano’yu geçelim, biz seçilelim. Bu konuda bizden danışmanlığını esirgeme” denmiş.
Daha büyük teklif, yani liderlik teklifi büyükşehir ziyareti sonrası Konak Pier’deki Rıhtım Kafeterya’da yapılmış. CHP eski il sekreteri Mehmet Yıldırım’ın sahibi olduğu Rıhtım Kafe’de Alaattin Yüksel ekibinin Tayland fatihi meclis üyeleri Bilgin Erünal, Vezir Aslan ile Hüsnü Boztepe, Ahmet Ertem, Ahmet Sarışın’ın da içerisinde bulunduğu 25 kişi ile birlikte olan Hikmet Abi şu veciz cümleleri sıralamış:
“Deniz çok yıprandı. Onun başkanlığında 4 seçim yaşadık ama her seferinde başarısızlık başarı diye sunuldu. Bu durum nereye kadar gidecek. Emekli olmak üzere döndüm ki inanılmaz bir talep oldu benim liderliğime.”
CHP Genel Merkez yönetimini de başarısızlıkla suçlayan Hikmet Abi meydanı boş bulunca devam etmiş tabii ki… Ne de olsa karşısında İnal Batu’nun organize ettiği bir ekip var:
”Mesela Mustafa Sarıgül… Deniz beğenmiyor ama anketlerde çok tutuluyor. Mesela Ertuğrul Günay... İslami Sol gibi bir hata yapmasına karşılık Karadeniz’de çok tutulan bir isim. O CHP’de olsaydı, Karadeniz’de silinmezdik. Mesela Süleyman Çelebi… Kendisini çok severim. Doğru şeyler söylüyor. Sivil toplum örgütleri ile mutlaka iletişim içerisinde olunmalı. Mesele Murat Karayalçın... Kimse onun belediyeciliğini görmezden gelemez. Erol Çevikçe’yi unutmamak gerekiyor. Görülüyor ki halk bu genel başkana destek vermiyor.”
Hikmet Abi bu tespitlerde bulunurken çalan bir telefona verdiği yanıt ile birlikte niyetini iyice açığa döküyor:
“İzmir’de hava çok iyi. Burada bana ciddi bir destek var. Sanırım siyasete yeniden İzmir’den başlayacağım.”
E, hoş geldi, sefa geldi…
Hikmet Abi’nin ve destekleyicilerinin bu süreçte iki amaçları olabilir:
1 – Hikmet Çetin’in muhalefete abi formülü ile başlaması yani liderliğe soyunması. Bu Alaattin Yüksel’in fikridir mutlaka. İki yılda bir genel merkeze karşı genel başkan adayı çıkarma telaşı bir tek onda var. Son genel başkan adayı Zülfü Livaneli kaçacak delik aradı kurultay sonrası. Zira kara görünmeden gemi batmıştı.
2 – Başta Kocaoğlu ve saz arkadaşları ile muhalefetin diğer unsurları bu dönem Hikmet Çetin’i, “elimizde güç var” diyerek ikinci bölgeden milletvekili seçtirmek isteyebilirler.
Ancak Genel Merkez’in ve Deniz Baykal’ın bu tür ucuz siyasi atraksiyonlara karınlarının tok olduğundan eminim ayrıca.
Biz dönelim bir de Hikmet Abi’nin siyasi çizgisine bir bakalım. Çünkü bu çok daha önemli.
2001 yılında yayınlanan Zaman Gazetesinden bir alıntı.
“CHP'de beş eski genel başkanın oluşturduğu platform, Deniz Baykal'ın 'sorunları birlikte konuşalım' önerisine olumsuz cevap verirken, Erdal İnönü'nün, önümüzdeki günlerde CHP üyeliğinden istifa kararını açıklayacağı öğrenildi. Genel başkanların yalnızca ilk toplantısına katılan Hikmet Çetin'in de diğer genel başkanlarla birlikte hareket etmemeye özen gösterdiği aktarılıyor.”
Nasıl katılsın ki bu tür toplantılara Hikmet Çetin, 2002 yılında milletvekili adayı olmaya çalışacağı dikkate alındığında.
2002 kasım seçimleri öncesi aday adaylarının başvurularını yaptığı genel merkez binasında ben de vardım. Hikmet Çetin elinde dosya ile kapıdan içeri girdi, çevresindekileri selamladı. Yüzünden eksik olmayan müstehzi gülümsemeye, genel merkezdeki kimseden olumlu yanıt alamadı. Doğruca girişin arkasındaki aday adaylarının dosyalarının toplandığı bölüme yöneldi. Dosyasını bırakıp imzasını attı, çekip gitti.
CHP milletvekili listelerinde adını görmediğinde de genel merkezi ve partiyi lanetleyerek ortadan kayboldu.
CHP Genel Sekreteri Önder Sav, Aydın ve Muğla’da yaptığı konuşmalarda şu konunun altını öncelikle çizmişti:
“CHP’nin kapıları herkese açıktır. CHP ile siyasi hayatta ismini duyuran, daha sonra bir başka yapıya geçerek partiye küfredenler, siyasi ışık gördükleri için yeniden CHP’ye dönmek istiyorlarsa bu partinin kapıları onlara kesinlikle kapalıdır. Gidip evlerinde otursunlar, zaten oturacaklar da…”
Siyasi hayatı boyunca hiçbir mücadeleye girmemiş, her noktaya atanarak gelmiş Hikmet Abi’nin bu dönem içinde bulunmak istediği aktif alan CHP’de kapalı görülmektedir. Tabii ki diğer partilerde atanarak bir yerlere gelmesi mümkündür. O da parlamento dışında.
NOT: Hikmet Abi’nin İzmir seyahati bir tek yerel gazetede yeraldı. Kamuoyunda Ekrem Demirtaş’ın gazetesi olarak bilinen Gazetem Ege'nin bilgiye ulaşması ve haberi manşete taşıması çok manidar. Kocaoğlu ile Ekrem Demirtaş tıpkı EXPO’da olduğu gibi CHP için de mi ele ele veriyorlar? Gerçi verseler de ne olacak ki. Son kertede biri Aziz Kocaoğlu, diğeri Ekrem Demirtaş
http://www.suleymangencel.com/ 13 - 03 - 2003
Son yıllarda özellikle DYP üzerinden Tansu Çiller de aynı siyasi manevraları yapmaya başladı, geriye dönebilmek, Türk siyasi hayatında yeniden varolabilmek için... Kendileri bacıdır ya…
Sanırım sıra şimdi de abilere geldi. Mesela Hikmet Abi bu konuda had safhada iştahlı…
Hikmet Abi birkaç gün önce İzmir’deydi. Türkiye’nin ulusalararası konumu üzerine derin bir söylev vermiş ESİAD’ta. Ardından İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne geçmiş. Büyükşehir Belediye Başkanı ile 2 saat görüşen Çetin’e EXPO konusunda danışmanlık teklif edilmiş.
Yere göğe sığdırılamayan, uluslararası arenada bu kadar etkin olduğu iddia edilen Çetin’e “179 delegenin aklını çel de, Milano’yu geçelim, biz seçilelim. Bu konuda bizden danışmanlığını esirgeme” denmiş.
Daha büyük teklif, yani liderlik teklifi büyükşehir ziyareti sonrası Konak Pier’deki Rıhtım Kafeterya’da yapılmış. CHP eski il sekreteri Mehmet Yıldırım’ın sahibi olduğu Rıhtım Kafe’de Alaattin Yüksel ekibinin Tayland fatihi meclis üyeleri Bilgin Erünal, Vezir Aslan ile Hüsnü Boztepe, Ahmet Ertem, Ahmet Sarışın’ın da içerisinde bulunduğu 25 kişi ile birlikte olan Hikmet Abi şu veciz cümleleri sıralamış:
“Deniz çok yıprandı. Onun başkanlığında 4 seçim yaşadık ama her seferinde başarısızlık başarı diye sunuldu. Bu durum nereye kadar gidecek. Emekli olmak üzere döndüm ki inanılmaz bir talep oldu benim liderliğime.”
CHP Genel Merkez yönetimini de başarısızlıkla suçlayan Hikmet Abi meydanı boş bulunca devam etmiş tabii ki… Ne de olsa karşısında İnal Batu’nun organize ettiği bir ekip var:
”Mesela Mustafa Sarıgül… Deniz beğenmiyor ama anketlerde çok tutuluyor. Mesela Ertuğrul Günay... İslami Sol gibi bir hata yapmasına karşılık Karadeniz’de çok tutulan bir isim. O CHP’de olsaydı, Karadeniz’de silinmezdik. Mesela Süleyman Çelebi… Kendisini çok severim. Doğru şeyler söylüyor. Sivil toplum örgütleri ile mutlaka iletişim içerisinde olunmalı. Mesele Murat Karayalçın... Kimse onun belediyeciliğini görmezden gelemez. Erol Çevikçe’yi unutmamak gerekiyor. Görülüyor ki halk bu genel başkana destek vermiyor.”
Hikmet Abi bu tespitlerde bulunurken çalan bir telefona verdiği yanıt ile birlikte niyetini iyice açığa döküyor:
“İzmir’de hava çok iyi. Burada bana ciddi bir destek var. Sanırım siyasete yeniden İzmir’den başlayacağım.”
E, hoş geldi, sefa geldi…
Hikmet Abi’nin ve destekleyicilerinin bu süreçte iki amaçları olabilir:
1 – Hikmet Çetin’in muhalefete abi formülü ile başlaması yani liderliğe soyunması. Bu Alaattin Yüksel’in fikridir mutlaka. İki yılda bir genel merkeze karşı genel başkan adayı çıkarma telaşı bir tek onda var. Son genel başkan adayı Zülfü Livaneli kaçacak delik aradı kurultay sonrası. Zira kara görünmeden gemi batmıştı.
2 – Başta Kocaoğlu ve saz arkadaşları ile muhalefetin diğer unsurları bu dönem Hikmet Çetin’i, “elimizde güç var” diyerek ikinci bölgeden milletvekili seçtirmek isteyebilirler.
Ancak Genel Merkez’in ve Deniz Baykal’ın bu tür ucuz siyasi atraksiyonlara karınlarının tok olduğundan eminim ayrıca.
Biz dönelim bir de Hikmet Abi’nin siyasi çizgisine bir bakalım. Çünkü bu çok daha önemli.
2001 yılında yayınlanan Zaman Gazetesinden bir alıntı.
“CHP'de beş eski genel başkanın oluşturduğu platform, Deniz Baykal'ın 'sorunları birlikte konuşalım' önerisine olumsuz cevap verirken, Erdal İnönü'nün, önümüzdeki günlerde CHP üyeliğinden istifa kararını açıklayacağı öğrenildi. Genel başkanların yalnızca ilk toplantısına katılan Hikmet Çetin'in de diğer genel başkanlarla birlikte hareket etmemeye özen gösterdiği aktarılıyor.”
Nasıl katılsın ki bu tür toplantılara Hikmet Çetin, 2002 yılında milletvekili adayı olmaya çalışacağı dikkate alındığında.
2002 kasım seçimleri öncesi aday adaylarının başvurularını yaptığı genel merkez binasında ben de vardım. Hikmet Çetin elinde dosya ile kapıdan içeri girdi, çevresindekileri selamladı. Yüzünden eksik olmayan müstehzi gülümsemeye, genel merkezdeki kimseden olumlu yanıt alamadı. Doğruca girişin arkasındaki aday adaylarının dosyalarının toplandığı bölüme yöneldi. Dosyasını bırakıp imzasını attı, çekip gitti.
CHP milletvekili listelerinde adını görmediğinde de genel merkezi ve partiyi lanetleyerek ortadan kayboldu.
CHP Genel Sekreteri Önder Sav, Aydın ve Muğla’da yaptığı konuşmalarda şu konunun altını öncelikle çizmişti:
“CHP’nin kapıları herkese açıktır. CHP ile siyasi hayatta ismini duyuran, daha sonra bir başka yapıya geçerek partiye küfredenler, siyasi ışık gördükleri için yeniden CHP’ye dönmek istiyorlarsa bu partinin kapıları onlara kesinlikle kapalıdır. Gidip evlerinde otursunlar, zaten oturacaklar da…”
Siyasi hayatı boyunca hiçbir mücadeleye girmemiş, her noktaya atanarak gelmiş Hikmet Abi’nin bu dönem içinde bulunmak istediği aktif alan CHP’de kapalı görülmektedir. Tabii ki diğer partilerde atanarak bir yerlere gelmesi mümkündür. O da parlamento dışında.
NOT: Hikmet Abi’nin İzmir seyahati bir tek yerel gazetede yeraldı. Kamuoyunda Ekrem Demirtaş’ın gazetesi olarak bilinen Gazetem Ege'nin bilgiye ulaşması ve haberi manşete taşıması çok manidar. Kocaoğlu ile Ekrem Demirtaş tıpkı EXPO’da olduğu gibi CHP için de mi ele ele veriyorlar? Gerçi verseler de ne olacak ki. Son kertede biri Aziz Kocaoğlu, diğeri Ekrem Demirtaş
http://www.suleymangencel.com/ 13 - 03 - 2003
Etiketler:
Yerel Siyaset
12 Mart 2007 Pazartesi
Netlik ayarının bozulduğu açıklamalar
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı tarafından İnciraltı’nın EXPO alanı olarak seçilmesi yönündeki açıklaması çok ilginç. Aylardır, “EXPO Urla’da yapılmalı” diyen büyükşehir belediye başkanı, İnciraltı’nı hükümetin seçtiğini belirtiyor ve ekliyor: “Bu karara saygılı olmalıyız. Biz zaten İnciraltı’nda bir çalışma yapıyorduk.” İyi de yaptığınız çalışma ile hükümetin İnciraltı’na biçtiği şekil aynı değil ki…
İnciraltı’ndaki hazineye ait araziler EXPO’nun yapılması için yeterli büyüklükte değil. Dolayısıyla yüzde 35 kuralını işletmek zorundasınız. Bölgedeki tüm tapuları iptal edecek, kişilere ait arazilerin yüzde 35’inin devlete terkini sağlayacak, buna göre hak sahiplerine yeni tapu dağıtacak ve kalan bölgede yapılaşma için 4 kat izin vereceksiniz.
Yüzde 35 terki yaptıktan sonra elinde yatırım yapabilecek arazisi kalmayanlar ise bu arazilerini daha büyük arazi sahiplerine satmak zorunda kalacaklar.
Sistem bu.... Siz başka türlü anlatın, İzmirli başka türlü anlasın.
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı’nın yaptığı açıklamaların tümünde netlik kaybı yaşanıyor. Ya da Kocaoğlu net olmayı istemiyor.
Bir gün önce yaptığı açıklamalar, bir gün sonrası ile örtüşmüyor.
Örneğin EXPO’nun İnciraltı’nda yapılacağı kararı Ankara’da alınmış, bu siteden de yayınlanmıştı. Bu yayından bir gün sonra Kocaoğlu İzmir medyasına “Yer seçimi hala belirsiz, İnciraltı da olur, Urla da” açıklaması yapmıştı. Oysa aynı Kocaoğlu hükümetin isteği doğrultusunda Büyükşehir bürokratlarıyla 10 gün boyunca İnciraltı konusunu çalışmış ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’e EXPO’nun İnciraltı’nda nasıl yapılacağı konusunda ayrıntılı bir rapor sunmuştu.
Kocaoğlu’nun netlik ayarları ile oynadığı bir başka açıklaması ise Tayland krizi zamanında yaşanmıştı. Ege TV’den İzmirli’nin gözünün içine bakarak, “Deniz Baykal milletvekillerinin Tayland’a gitmesine karşı çıkmadı, onların işi varmış” diyebilen Kocaoğlu genel başkanının iki gün sonra, “Sadece milletvekilleri değil, meclis üyeleri de gitmesin” tavrına karşı ise başka bir açıklama getirdi.
Kocaoğlu’nun açıklamalarındaki netlik ayarı bozukluğunun, (aslında bu tanımlamanın tam Türkçesi var) önümüzdeki süreçte artacağı kanısındayım.
***
“İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoglu ve eşinin özel gayretleri ıle kurulduğu lanse edilen Buca EVKA 1’deki bilgisayar kursu 20 kasım 2006’da açılmıştı. Bize iletilen bilgide kursun Mayıs 2007’de kapatılacağı belirtildi. Gerekçe ise gerçekten komik. Kursta bugüne kadar eğitim veren kişi aslında bilgisayar öğretmeni değilmis. 5 ay boyunca bilgisayar eğitimi almayan biri kursu yönetiyor, takır takır maaşını alıyor, kimse bir şey sormuyor. Akılları milletvekilliği adaylığına takılan belediye bürokratları ise olaylardan habersiz. Geçtiğimiz hafta kursun öğrencileri İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na bir dilekçe ile başvurarak haklı şikayetlerini ilettiler, şimdi Kocaoğlu’ndan yanıt bekliyoruz.”
Gelen mailde bu olay dışında da anlatılanlar var. Onları bir yana koyuyor ve soruyorum: “N’olacak bu Kocaoğlu’nun hali…”
Gerçekten bir açmaza girdi ve bu açmaz kendisini sarmalayarak aşağı doğru çekiyor. Yakın arkadaşları bunun farkında mı bilemem. En azından uzun yıllar Bornova’da kendisiyle siyaset yapan hatta çocukluk arkadaşı olanların bir bölümü olayın vehametini görüyor. Ancak Kocaoğlu’nun onların uyarılarını da dinlemediği açık. Çünkü hepsi teker teker büyükşehir belediye başkanını terk ediyor.
http://www.suleymangencel.com/ 12 – 03 -2007
İnciraltı’ndaki hazineye ait araziler EXPO’nun yapılması için yeterli büyüklükte değil. Dolayısıyla yüzde 35 kuralını işletmek zorundasınız. Bölgedeki tüm tapuları iptal edecek, kişilere ait arazilerin yüzde 35’inin devlete terkini sağlayacak, buna göre hak sahiplerine yeni tapu dağıtacak ve kalan bölgede yapılaşma için 4 kat izin vereceksiniz.
Yüzde 35 terki yaptıktan sonra elinde yatırım yapabilecek arazisi kalmayanlar ise bu arazilerini daha büyük arazi sahiplerine satmak zorunda kalacaklar.
Sistem bu.... Siz başka türlü anlatın, İzmirli başka türlü anlasın.
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı’nın yaptığı açıklamaların tümünde netlik kaybı yaşanıyor. Ya da Kocaoğlu net olmayı istemiyor.
Bir gün önce yaptığı açıklamalar, bir gün sonrası ile örtüşmüyor.
Örneğin EXPO’nun İnciraltı’nda yapılacağı kararı Ankara’da alınmış, bu siteden de yayınlanmıştı. Bu yayından bir gün sonra Kocaoğlu İzmir medyasına “Yer seçimi hala belirsiz, İnciraltı da olur, Urla da” açıklaması yapmıştı. Oysa aynı Kocaoğlu hükümetin isteği doğrultusunda Büyükşehir bürokratlarıyla 10 gün boyunca İnciraltı konusunu çalışmış ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’e EXPO’nun İnciraltı’nda nasıl yapılacağı konusunda ayrıntılı bir rapor sunmuştu.
Kocaoğlu’nun netlik ayarları ile oynadığı bir başka açıklaması ise Tayland krizi zamanında yaşanmıştı. Ege TV’den İzmirli’nin gözünün içine bakarak, “Deniz Baykal milletvekillerinin Tayland’a gitmesine karşı çıkmadı, onların işi varmış” diyebilen Kocaoğlu genel başkanının iki gün sonra, “Sadece milletvekilleri değil, meclis üyeleri de gitmesin” tavrına karşı ise başka bir açıklama getirdi.
Kocaoğlu’nun açıklamalarındaki netlik ayarı bozukluğunun, (aslında bu tanımlamanın tam Türkçesi var) önümüzdeki süreçte artacağı kanısındayım.
***
“İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoglu ve eşinin özel gayretleri ıle kurulduğu lanse edilen Buca EVKA 1’deki bilgisayar kursu 20 kasım 2006’da açılmıştı. Bize iletilen bilgide kursun Mayıs 2007’de kapatılacağı belirtildi. Gerekçe ise gerçekten komik. Kursta bugüne kadar eğitim veren kişi aslında bilgisayar öğretmeni değilmis. 5 ay boyunca bilgisayar eğitimi almayan biri kursu yönetiyor, takır takır maaşını alıyor, kimse bir şey sormuyor. Akılları milletvekilliği adaylığına takılan belediye bürokratları ise olaylardan habersiz. Geçtiğimiz hafta kursun öğrencileri İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na bir dilekçe ile başvurarak haklı şikayetlerini ilettiler, şimdi Kocaoğlu’ndan yanıt bekliyoruz.”
Gelen mailde bu olay dışında da anlatılanlar var. Onları bir yana koyuyor ve soruyorum: “N’olacak bu Kocaoğlu’nun hali…”
Gerçekten bir açmaza girdi ve bu açmaz kendisini sarmalayarak aşağı doğru çekiyor. Yakın arkadaşları bunun farkında mı bilemem. En azından uzun yıllar Bornova’da kendisiyle siyaset yapan hatta çocukluk arkadaşı olanların bir bölümü olayın vehametini görüyor. Ancak Kocaoğlu’nun onların uyarılarını da dinlemediği açık. Çünkü hepsi teker teker büyükşehir belediye başkanını terk ediyor.
http://www.suleymangencel.com/ 12 – 03 -2007
Etiketler:
Yerel Siyaset
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
