Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

9 Mart 2007 Cuma

Kocaoğlu’na metro ihalesi soruları

“Çağlar Mesut Bozoğlu, Türkiye Genç İş Adamları Derneği (TÜGİAD) üyesi, Türkiye Mühendisler Birliği Şeref üyesi ve Atlı Spor Klubü Üyesi'dir. Aynı zamanda lisanslı binici olan Bozoğlu, kayak, yüzme ve futbolla ilgilenmektedir. Evli ve bir çocuk babasıdır. 28 Mart 2004 yerel seçimlerinde AKP Çankaya Belediye Başkan adayı olan Bozoğlu, %36,49 oy alarak seçimi kaybetti.” 3 gün önce Üçyol-Üçkuyular metro ihalesini kazanan Bozoğlu İnşaat Taahhüt Sanayi ve Ticaret Ltd. yönetim kurulu başkan yardımcısı Çağlar Mesut Bozoğlu’nun özgeçmişinden küçük bir pasajdı yukarıdaki açıklama…
Bozoğlu İnşaat, İzmirlilerin yeni duyduğu bir şirket değil. Bostanlı’da Mavişehir’e yakın bir yerde konut inşaatı yapıyor ayrıca TOKİ’nin Uzundere’deki toplu konut inşaatını da üstlenmiş durumda.
Bozoğlu’nun İzmir’de tanınmasının en önemli nedenlerinden biri ise Universiade için inşa edilen Halkapınar’daki 10 bin kişilik spor salonunun yapımcı şirketi olması. 11 trilyon muammen bedelle çıkarılan ihale, nedense 27 trilyon liraya Bozoğlu İnşaat şirketine verildi.
Şirket inşaatı tamamladı ancak kendi görevi olan çevre düzenlemesini bile yapmadı. Universiade sıkışıklığı nedeniyle çevre düzenlemesini de Büyükşehir Belediyesi üstlendi.
Şirketin Adnan Saygun Kültür Merkezi için ihaleye girdiği ve 4. sırayı aldığı da hatırlanmalı bu arada. Kocaoğlu’nun bu ihaleyi Bozoğlu İnşaat’a verilmesi için devreye girdiği, büyükşehir bürokratlarını sıkıştırdığı da biliniyor. Hatta ihalede önde olan firmaların evraklarında eksik bulmak amacıyla hayli çalışmış büyükşehir bürokratları Kocaoğlu’nun isteği doğrultusunda. Ancak bir şey bulamamışlar, “Olmaz efendim” demek zorunda kalmışlar.
Adnan Saygun Kültür Merkezi ihale sürecinde çalışan belediye bürokratlarından, hatta şu anda belediyeden istifa etmiş isimlerden de öğrenilebilir ihalede yaşananlar.
Şirketin geçmişinde metro çalışması yok aslında. Nasıl bir yeterlilik aldığı ise ayrı bir tartışma konusu…
Halkapınar spor salonunun yapımında ve Üniversiade organizasyonunda belediyeyi temsil eden isim İzmir Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Gül Şener’di. Birkaç gün önce ESHOT Genhel Müdürlüğü’ne vekaleten atanan Gül Sener’e de sorulabilir metro ihalesi ve şirketin genel durumu...
İzmir basınının AKP’yi eleştiren “bağımsız, güzide” kalemleri bu ihale sürecine hiç dokunmamışlar nedense. CHP Genel Sekreteri Önder Sav’ın Ege gezisi dolayısıyla kent dışındaydım. Ancak gördüğüm kadarıyla AKP konusunda mangalda kül bırakmayan, İzmir’in çağdaş aydınlık yüzünü sürekli öne çıkaran İzmirli köşe yazarlarımız, iş Aziz Kocaoğlu olunca nedense kalemlerini saklamayı tercih etmişler.
Tüm konuşmalarında "Ben iyi bir CHP'liyim. Kesinlikle partim için çalışırım" diyen Aziz Kocaoğlu, bir yerlere doğru gidiyor. Ama gittiği yerin derin karanlık olduğunu şimdiden söylemek ve kendisini uyarmak isterim.
Ancak onun her zaman olduğu gibi “En iyi ben bilirim” diyerek, bu ihaleyi de yüzüne gözüne bulaştıracağından nedense adım gibi eminim.

http://www.suleymangencel.com/ 09 – 03 -2007

8 Mart 2007 Perşembe

Homeros Vadisi turu

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’nun “hayallerimin projesi” olarak nitelendirdiği, üzerine hayli spekülasyonun yapıldığı Homeros Vadisi’ni dün nihayet gördüm. Tepeden kuşbaşı görmekle kalmadım, aşağıya inip kaynak suyunun çıktığı noktaya kadar gittim. Büyükşehir Belediyesi’nin açtığı ihaleyi kazanan Doğşen firması kaynak suyunun çıktığı yerde 3 olmak üzere toplam 6 tane gölet inşa ediyor. Bir göletten diğerine geçen su, toprağın yapısı nedeniyle bazen kayboluyor. Firma bunu ortadan kaldırmak için suyu göletler arasında da kanallar vasıtasıyla taşıyor. Firma gölet ve kanalların yapımını mayıs ayında tamamlayacak. Ondan sonra İzmir Büyükşehir Belediyesi yeniden ihaleye çıkacak ve çevre düzenlemesini yapacak. Toplam 10 trilyonluk bir yatırım bu.
Firma yetkililerine, “Aziz Kocaoğlu yaklaşık 5 kilometrelik bu alanın tamamını benim gibi dolaştı mı” diye sordum, “Basınla en aşağıdaki iki gölete kadar geldi, ancak kaynağın başladığı yerdeki 3 göleti görmedi” dediler.
Mayıs ayında Kocaoğlu’ndan önce serin göletin çevresinde beyaz renkli içecek ile bir kutlama yapmayı planladığımı buradan söylemeden geçemeyeceğim tabii ki…
Kocaoğlu’nun “yüzyılın projesi” olarak adlandırdığı mekan gerçekten güzel. Ancak çevre düzenlemesi belediyeyi zorlayacak gibi. Çünkü vadinin bir bölümü hem sarp hem de heyelan tehlikesi içerisinde…
Öyle de olsa eğer Kocaoğlu burayı yeni cazibe merkezine dönüştürmek istiyor.
O zaman da şu soru akla geliyor. Neden çevre düzenlemesiyle birlikte ihaleye çıkmadı bu vadi. Parça parça ihale edilmesinin nedeni ne.
Yoksa Kocaoğlu Bornova’daki dükkanında 10 taksitle buzdolabı sattığı gibi ihaleleri de taksitlendirmekten mi hoşlanıyor?
Bilemem…
Ama bildiğim tek şey, bu projenin yapılması halinde çevresindeki alanların değerlerinin artacağı…
Bu alanlar birkaç yıldır köylünün elinden bazı İzmirliler tarafından alınıyor, ileriye yönelik hesaplar doğrultusunda bekletiliyor.
Bakalım kimler çıkacak bu işin altından…

***

İzmir İl Başkanı Selçuk Ayhan Aziz Kocaoğlu olmak üzere Bülent Baratalı, Türkan Miççooğulları, Yılmaz Kaya ve Erdal Karademir gibi bazı milletvekillerinin CHP Genel Sekreteri Önder Sav’ın Ege programını bilmedikleri için katılmadıklarını söylemiş.
Önder Sav’ın programı Muğla’da başladı. Erdal Karademir de partinin Muğla denetmeni olduğu için Muğla toplantısındaydı. Ancak Sav’ın Aydın toplantısına Erdal Karademir isteyerek gelmedi. Dolayısıyla Karademir’in yakın arkadaşları milletvekillerinin ve belediye başkanlarının Aydın toplantısından haberdar olmamaları mümkün değil. Kendi istekleri ile gelmedikleri bir toplantıyı “Bize haber vermediler” şeklinde eleştirmelerini de hiç anlamadım.
Üstelik kendi partilerinin genel sekreterlerinin nerede olacağını bile bilmeyecek kadar cahil iseler ne yapıyorlar o koltuklarda, merak ediyorum.
Önder Sav’ın İzmir’deki yemeği kendisiyle birlikte Aydın toplantısına katılanlar tarafından gerçekleştirildi. İl Başkanı Selçuk Ayhan Aydın toplantısındaydı, bu nedenle İzmir yemeğine de katıldı. Konak Belediye Başkanı ve Güzelbahçe Belediye başkanı gibi…

NOT: Metro konusundaki gelişmeler önemli. Bu konuya ciddi şekilde değinmek gerekiyor.

http://www.suleymangencel.com/ 08 – 03 -2007

7 Mart 2007 Çarşamba

Ezber bozmak

CHP Genel Sekreteri Önder Sav’ın Ege gezisinde dikkat çeken en önemli noktalardan biri de onu izleyenlerin ezberini bozulması oldu. Akıllarda kalan klişelere karşı CHP’nin bir parti olarak siyasu duruşunu net biçimde ifade eden Sav, partinin Avrupa Birliği, Türk-Amerikan ilişkileri, Irak sorunu, Ortadoğu meselesi gibi uluslararası sorunlara, türban, Güneydoğu sorunu, ekonomi gibi ulusal sorunlara bakışını özetledi.
Sav özellikle 1 Mart tezkeresine CHP’nin neden “hayır” dediğini ve bunun ülkeye getirdiği kazanımların altını çizdi..
Sağdan soldan alınan bilgilerle CHP hakkında yorum yapanların düştüğü yanlışlıkları göz önüne seren CHP Genel Sekreteri, yurt çapında yapacağı toplantılarla bazı yanlış anlamaları da ortadan kaldırabileceği mesajını verdi.
Önder Sav’ın yurt sathına yayacağı bu toplantılarla CHP örgütünün dinamizm sağlayacağı açık. Ege’deki toplantı dizisinde bu çok açık görüldü zaten. Şimdi önemli olan örgüt bazında oluşan bu dinamizmi diri tutmak.
Varolan siyasi konjöktüre de baktığımızda CHP örgütlerinin dinamik olmaması mümkün değil.
Tabii İzmir’de bazı sıkıntılar var. Parti genel sekreterinin Aydın’da konuşma yapmasına karşılık, bazı milletvekilleri, belediye başkanları ile meclis üyelerinin bu toplantıya katılmamalarını ayrı değerlendirmek gerekiyor.
Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’nun mazeret göstermesi hiç de kabul edilecek bir davranış değil bana göre. Bazı milletvekillerinin İzmir’de olmalarına karşılık bu toplantıya katılmamaları da manidar.
İstanbul’dan başlayarak Önder Sav ile birlikte tüm toplantılarda bulunan İzmir milletvekilleri Abdürrezzak Erten ve Vezir Akdemir’in duruşları da onların parti örgütlerine ne kadar bağlı olduklarını bir kez daha gösterdi. Aslında bu geziye Enver Öktem de katılacaktı. Ancak partisinin Güneydoğu ve Doğu Anadolu’da kendisine verdiği görev nedeniyle gelemedi Ege’ye Öktem.
Bir yandan “ithal aday istemiyoruz” diyeceksiniz, diğer yandan parti örgütlerinin içinde olmayacak, genel sekreterin toplantılarına bile katılmayacaksınız. Buna karşılık ithal milletvekilleri seçildikleri kentin örgütleri dışında diğer kentlerin örgütleriyle de bir araya gelecek, kaynaşacak.
Salon milletvekilliği döneminin bittiğini birilerinin bazılarına anlatması gerekiyor.
Seçim dönemi yaklaşıyor. Aydın’daki toplantıda sorulan bir soru üzerine yapılan bir yorum sanıyorum kimsenin gözünden kaçmadı:
”Genel seçim öncesi kimsenin yeri belli değil. Halen milletvekili olanların da…”

NOT: CHP içindeki bir grubun Meclis Başkanı adayı AKP’li İsmail Yılmaz ile CHP İl Başkanı Selçuk Ayhan’ın bir programda ud çalıp şarkı söylemeleri ile başlayan tartışma, dün İl Genel Meclisi’ne taşındı ve kavgaya kadar gitti. Attığı adımlar nedeniyle sık sık eleştirilen ve İsa’ya da Musa’ya da yaranamayan Selçuk Ayhan’ın durumu vahim. Kendisine Konfiçyus’u öneririm.

NOT: Herkes diyagonal örgütlenme modelinin içeriğini soruyor. Bu konuda uzman Sıtkı Kürüm’dür. Nuri Batuhan da onun iyi bir dinleyicisi olarak bu örgütlenme modelini sizlere açıklayabilir. Hem de kendi bakış açısıyla...

http://www.suleymangencel.com/ 07 - 03 - 2003

6 Mart 2007 Salı

Ege'den Önder Sav geçti

CHP Genel Sekreteri Önder Sav hafta sonu Ege’den geçti. İstanbul’da The Marmara Otel’de 4 bin kişilik bir gruba konuşma yapan Sav, cumartesi Muğla’da pazar günü ise Aydın’da CHP örgütüne seslendi… Muğla ve Aydın CHP örgütleri seçim havasına girmiş, hareketli... Üstelik kadın ve gençlerin sayısı hayli yüksek.
Önder Sav konuşmasında önemli mesajlar veriyor…
En önemli mesajlarından biri de solda birlik konusunda… “CHP’nin kapıları herkese açıktır” diyerek söze başlayan Sav, “Ancak CHP’de siyaset yaparak nemalanan ve ismini öne çıkaranlar bu partinin düşüşünde bir başka partiye gidip oradan CHP’yi yerden yere vuranlar, ardından bu seçimde CHP’nin yükselen ivmesi nedeniyle partiye geri dönmeye ve yine bazı koltuklara talip olmaya çalışıyorlar. CHP’nin kapıları bu insanlara kapıları tamamen kapalıdır. Gitsinler evlerinde otursunlar, zaten de öyle yapacaklar…”
Sav’ın konuşmasındaki ahenk, sesin artan ve azalan temposu dinleyicileri de etkiliyor. Ortak tanım şu: “Önder Sav çok iyi bir hatip. Ancak bugüne kadar toplum karşısında çok az konuştuğu için bu özelliğini bilmiyorduk.”
CHP Genel Sekreteri konuşmasında Genel Başkan Deniz Baykal’ı öne çıkarıyor, toplumun Baykal’ın arkasında kenetlenmesini istiyor.
Bu da çok önemli. Çünkü parti içindeki bir grup, Önder Sav’ın aslında Deniz Baykal’a karşı hareket ettiğini ve genel başkanlık koltuğunu hedeflediğini ileri sürüyordu. Önder Sav ise böyle bir düşüncesi olmadığını yaptığı konuşmalarda çok net dile getiriyor, genel başkanının arkasında bir nefer gibi çalıştığını ve çalışacağını belirtiyor.
Önder Sav sadece AKP’yi eleştirmiyor aynı zamanda çözüm önerileri de sunuyor konuşmasında. Toplumu hareketlendiren de bu aslında. Kuru eleştiri karın doyurmuyor. Halk ne yapacağını ve nasıl yapacağını merak ediyor CHP’nin.
Ege’deki konuşmalarını izleyen CHP’liler, Önder Sav’ın bu konuşmayı yurt geneline yaymasının partiye büyük avantaj kazandıracağını da ifade ettiler.
Önder Sav’ın Cuma günü Muğla’dan başlayın Pazartesi sabahı İzmir’de sona eren Ege turunu İzmir’den bir grup takip etti. CHP Balçova İlçe Başkanı Salih Küçükbayrak, CHP Narlıdere İlçe Başkanı Halil Serbeş, CHP Konak eski ilçe Başkanı Sıtkı Kürüm, İl Genel Meclisi üyesi Mahmut Esat Aslan, eski kurultay delegesi Nuri Batuhan ve ben…
Tura Aydın’da Narlıdere Belediye Başkanı Abdül Batur da katıldı. Aslında başından itibaren olacaktı Batur. Ancak Onur Öymen’in İzmir ziyareti nedeniyle bir gün geç katıldı bu gruba. Batur ayrıca Önder Sav şerefine 20 kişiden oluşan CHP grubuna Pazar akşamı Bizim Gazino’da yemek verdi.
Bu grubun turda yaptığı özel sohbetlerin ipuçlarını da vereceğiz elbette bu siteden. Çok ilginç anekdotlar var… Ve aslında bazı önemli gerçekler…

NOT: İzmir İl Disiplin Kurulu’nun gerekçeli kararını bekleyen sayısı çok yüksek. Bekleyenleri bekletmemek gerekiyor. Bekleyenlerin sayısı ve niteliği de önemli ayrıca…

NOT: Dikey, yatay ve diagonal örgütlenme modelleri, sevginin ışığı, saygının ışıkla oluşma süreci, alan ölçümleri….Vekil adayları bu notları iyi okumanızı tavsiye ederim.

http://www.suleymangencel.com/ 06 - 03 - 2003

2 Mart 2007 Cuma

Bir yönetim faciası

Star Gazetesi Ege İlavesi’nin manşeti “yakışmadı” idi bugün… Haber, Star Gazetesi Ege Bölge Temsilcisi Halit Tunç’un yazısında devam ediyor. Konu aslında çok açık
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’nun Kültürpark’ta yapımına başlanan ancak mahkeme tarafından yapımı durdurulan yer altı otoparkı üzerine yaptığı açıklama…
Tunç, yargıda olan bir konu üzerine Kocaoğlu’nun açıklama yapmasının hatalı olduğunu, bu açıklamanın bilirkişileri yönlendirme olarak algılanabileceğini belirtiyor.
Kocaoğlu Kültürpark’ta yaratılan çukurun sorumluluğunu üzerinden atma peşinde. Bunun için de dünyadaki örnekleri anlatıyor İzmirlilere… “Birçok ülkede bu örnekler varsa, neden bizde de olmasın” diyor…
Verdiği örnekler konusunda haklı olabilir Kocaoğlu.
Ancak o ülkelerin hangisinde parkların altına yer altı otoparkı yapılırken bazı kurumlardan izin alınması unutuldu?
Yine o ülkelerin hangisinde yerel yönetici çıkıp, “Bürokratlarımız gerekli izinleri almadan işe başlanmış” dedi?
Aziz Kocaoğlu bir çok konuda çevresini suçlayacağına dönüp birlikte çalıştığı ekibe baksın öncelikle. Tabii ki sonra kendisine.
Aynada uzun uzun seyretsin kendisini… Belki o zaman ikna olabilir, bu kentte başarısızlıkların arkasında kendi yönetim anlayışının olduğuna…
Herkes dertli. Büyükşehir bürokratları dertli, Kocaoğlu’nun bizzat kendisinin göreve getirdiği Bornovalı bürokratlar dertli, hatta Alaattin Yüksel ekibinden olan bazı isimler dertli. Son grubun neden dertli olduğunu anlamadım ama, onların da bir bölümünün dedertli olması işin çivisinin çıktığını gösteriyor.
İzmir Büyükşehir Belediyesi’nde yaşanan yönetim faciası gerçekten evlere şenlik. Bazı bürokratlar bazılarının yanında konuşmuyor, Birisi diğerini ajan olmakla suçluyor. Konuşulacak konu önemli ise mutlaka odalara gidiliyor, meseleler kapalı kapılar arkasında hallediliyor.
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı’nın imzası olmadan hiçbir şey yapılamıyor. Belediyeye tuvalet kağıdı alımı için bile başkanın imzası gerekiyor. Hatta genel sekreter yardımcısının bir yere gitmesi için gereken araç fişi yine Aziz Kocaoğlu tarafından imzalanıyor.
Bir belediye başkanının bu tür konular da dahil olmak üzere bir günde kaç imza atması gerektiğini artık siz düşünün.
Tabii bu yönetim anlayışında sinirler geriliyor ve sağa sola dosyalar fırlatılıyor.
Bu tarz bir yönetim anlayışının getireceği sonuçları artık siz düşünün.
Ben asıl 2009 seçimi sonrası iktidara gelecek belediye başkanına acıyorum. Doğru yönetim modelini oturtmak için en az 1 yıl harcamak zorunda kalacak yeni başkan.

NOT 1: CHP İl yönetimi Tayland ile ilgili İl Disiplin Kurulu kararını nihayet Ankara’ya gönderdi. Gören de il yönetiminin Pinochet’nin savunmasını aldı sanır. Alt tarafı genel merkezin kararına karşı çıkıp Tayland seferine katılan, orada rakı içip göbek atan bir grup belediye başkanı ve meclis üyesi bunlar…

NOT 2: Her ne kadar Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, “EXPO İnciraltı’nda olacak” diyorsa da, bu konuda Kocaoğlu’nun atacağı adımlar var. Ve İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı konuyu savsaklamak için elinden geleni yapıyor. Tabii bunu bir yere kadar yapacak. Yumurta kapıya dayanınca her zaman olduğu gibi “Ben size söylemiştim. Benim bürokratlarım hata yapıyor” diyecek.

http://www.suleymangencel.com/ 22 – 03 - 2007

Bu yazıyı kaleme almak zorundaydım

Uzun süredir süredir bir köşe yazısı üzerine düşünüyordum. Erkin Usman’ın Yeni Asır’da kaleme aldığı ve Ahmet Piriştina’nın oğlu Levent Piriştina’nın CHP Genel Merkezi’nde CHP Genel Başkanı Deniz Baykal ve genel merkez yöneticileri ile görüştüğü iddiasının yer aldığı köşe yazısını. Bu yazıya göre CHP Genel Merkezi, Levent Piriştina’nın babasının izini sürdürmesini salık veriyor, hatta daha da ileri giderek Levent Pirişitina’nın adaylığını gündeme getiriyor.
Köşe yazısını ilk okuduğumda, “Ben galiba farklı bir parti üzerine yazıyorum. Usman’ın köşe yazısı benim tüm ezberimi bozar” diye düşündüm. Ezber tanımlamasını net biçimde yapıyorum. Çünkü bir şeyi ezberlemek zaman ve emek istiyor. Özellikle de emek!!!
İlk aşamada “Bu siyasettir ve siyaset, olasılıklar üzerine kurulu bir denklemler bütünüdür” diye düşündüm, izlemeye başladım.
Levent Piriştina’nın babası kanalı ile gelen tüm ilişki ağlarını masaya yatırdım ve bu köşe yazısının nasıl ortaya çıkarıldığını algılamaya çalıştım.
Mesele aslında köşe yazısı değildi. Bu yazının kaleme alınma dönemi ve arka plan dinamikleri idi asıl sorgulanması gereken.
Sağa sordum, “duvar”, sola sordum “duvar”… İçime bir kuşku düşmedi değil hani…
Acaba?
Mesele Ahmet Piriştina ismi olunca kentin tüm dinamiklerine bakmak gerekiyordu...
Kim Levent Piriştina’nın arkasında duruyor? Levent Piriştina isminin öne çıkarılması kimleri olumluyor, kimleri olumsuzluyor?
Piriştina’nın ölümü ele sağa sola savrulanlara, Piriştina ismini iki gün içerisinde bir kenara bırakıp başka kulvarlarda at koşturmaya çalışanlara, geri çekilenlere, hayata küsenlere de bakmak gerekti açıkçası…
Ve tabii CHP’nin dinamiklerini ve gündeminin ne olduğuna da…
Öncelikle şu tespit ile başlamam gerekiyor yazıya… CHP’nin genelinde Ahmet Piriştina diye bir isim yok.
Bu da çok normal.
Bir taraftan 1999 yılında DSP’den aday olup büyükşehir belediye başkanı seçilen, bir sonraki genel seçimde DSP’nin yüzde 1 oy ile dibe vurmasından sonra CHP’ye geçen. CHP’den büyükşehir belediye başkanı olduktan iki ay sonra vefat eden bir belediye başkanı, diğer tarafta cumhuriyetin kuruluşundan beri varolan bir partiden söz ediyoruz.
Tarihsel süreç çok önemli. İnsanların ve kurumların nasıl tanımlandığına, siyasetin nasıl işlediğine özellikle dikkat etmek gerekiyor. Ve tabii ki kurumun süreç içerisinde geldiği noktaya da.
Tek isme dayalı DSP dönemi geride kaldı. Bülent Ecevit’in daha ölümünden önce tarihe gömüldü. Bugün kurumsallaşma gibi bir derde düşmesinin nedeni de bu zaten DSP’nin. Ecevit isminden kurtulmaya çalışıyor haklı olarak. Siyasetin gerçeği de bu.
Ahmet Piriştina da kendine göre emek verdi siyasette. TİP döneminden gelen bir tarihsel arka plan, İzmir’in belli bir yapısıyla girilen özel ilişki yumağı…Bunların hepsi toplandığında bir Ahmet Piriştina etmişti. Zaten kent de, siyaset de Piriştina’ya bu anlamda gerekli desteği verdi olgunlaşma döneminde.
Ancak o Ahmet Piriştina idi ve gitti, doğruları, yanlışları ile…
Geride kalanların Ahmet Piriştina ismiyle siyaset yapmaları ise mümkün değil. Özellikle de CHP’de.
CHP’yi iyi bilen bir dostum şu tespiti yapmıştı Piriştina üzerine:
“Ahmet Piriştina bu partinin kimyasını bozdu…”
Doğru.
Yerel yönetimlerde bugün varolan hastalıkların arkasında da bu yapılanmayı aramak gerekiyor aslında...
Bir kez daha altını çiziyorum. Ahmet Piriştina öldü. Onun kent için yaptıkları bir belediye başkanı olarak kendi bireysel başarısı ya da başarısızlığıdır.
Ancak kimse bu ismin gölgesinde siyaset yapmamalıdır.
Eğer yapmak istiyorsa çıkar, kendi ismi, kendi bireysel yetenekleri ile siyaset yapar. Tıpkı Piriştina’nın yaptığı gibi..
Bu yazının Levent Piriştina’ya karşı olmadığını siyaseti ve İzmir’i iyi okuyanlar hemen anlayacaktır. Önemli olan Piriştina ismi arkasına saklananların bu yazıdan ne anladıklarıdır.
Anlamadılar ise zaten yaşam ve siyasetin pratiği kendilerine bu yanıtı verecektir.

NOT: Hafta sonu zaten yazmıyorum. Ancak bu kez belki de ilk defa pazartesi günü yazı yazmayacağım, önemli bir tur nedeniyle. Ama söz veriyorum, salı günü çok daha dolu bir gündem ile yeniden sizlerle olacağım. Belli olmaz, belki çok daha yeni mesajlarla dönebilirim, gittiğim kentlerden.

http://www.suleymangencel.com/ 02 - 03 - 2003

1 Mart 2007 Perşembe

Gündemden notlar

EXPO tartışmalarının bundan sonra da süreceği kesin. Aziz Kocaoğlu, Ekrem Demirtaş ve AKP’nin öne çıktığı tartışmalara bir isim daha eklendi. Ege Koop Başkanı Hüseyin Aslan... Aslan’ın önderliğinde bir grup gazeteciyle yapılan “Almanya-İspanya: EXPO’yu anlama ve anlatma turu” İzmir basınında köşe yazılarına konu oldu. Tabii ki bu tura katılan gazetecilerin kalemlerinden…. Son günlerde Almanya ve İspanya üzerine yazılan yazılara dikkatli bakın. Ve araya serpiştirilen Hüseyin Aslan ile Ege Koop tespitlerini atlamayın. Böylece anlama ve anlatma turuna katılan gazetecileri öğrenmiş olursunuz. Turda benim en çok dikkatimi çeken Hüseyin Aslan’ın Almanya’da yaptığı konuşma oldu. Bu konuşmanın çok benzerini Akşam Gazetesi İzmir temsilcisi Nedim Atilla’nın kaleminden İzmir Life Dergisi’nde görmüştüm. Acaba Hüseyin Aslan mı bu yazıdan etkilendi, yoksa Nedim Atilla’nın düşünceleri ile Hüseyin Aslan’ın düşünceleri mi bu kadar örtüşüyor anlayamadım. İkinci seçenek bana daha yakın geliyor. Düşünce örtüşmesinin toplumsal maliyeti ve bu maliyetin bireysel faydaya dönüşmesi süreci hayli ilginç. İzlemeye devam edeceğiz...
***

İl Genel Meclisi CHP Grubu'nun, 9 Mart'ta yapılacak meclis başkanlığı seçimi öncesinde AKP Grubu ile yaptığı koalisyonu bozmamak için AKP'li üye İsmail Yılmaz'ın adaylığını şart koşması, ortalığı karıştırdı. Yücel Özen ile İsmail Yılmaz’ın yakınlığını duymayan kalmadı. Bir çok konuda birbirine benzeyen bu ikilinin özellikle bir konuda çok iyi anlaştığı il genel meclisi çevresinde biliniyor. Yücel Özen İsmail Yılmaz’ı başkan yapmak istiyor. AKP ile sorun yaşayan AKP İzmir İl Başkanı Ali Aşlık ile yıldızı bir türlü barışmayan İsmail Yılmaz’ın da meclis başkanı olmak için CHP’ye ihtiyacı var. Ancak bu konuda benim bir başka tezim var. Son grup başkanvekilliği seçiminde genel merkeze yakınlaşarak Yücel Özen’i yalnız bırakan ve yeniden başkan olmak isteyen Hakkı Berksü’nün oynadığı rol önemli bu aşamada. Berksü aday olmak için çeşitli yolları deniyor. Özen de Yılmaz’ı başkan yaparak aslında CHP’nin başkanlığı sürdürmesini istiyor. Neden mi? Yaşam tarzını tamamen değiştiren, AKP ile ipleri kopma noktasına getiren İsmail Yılmaz’ın CHP’ye geçmeyeceğini kim garanti ediyor ki…

***

Büyükşehir Belediyesi’nin sahibi olduğu Eşrefpaşa Hastanesi’nde son günlerde önemli gelişmeler var. Hastanenin başhekimi Hülya Gücen’e yapılan saldırı bu gelişmelerden sadece biri. Alaattin Yüksel ekibinin önemli isimlerinden biri olan Hülya Güven’e yapılan saldırının hangi nedenle dayandığını bilmiyorum. Ancak belki böyle bir gelişme umarız EXPO uzmanı, kent doktoru ve dahi sayamayacağımız binlerce yeteneğe sahip İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’nun dikkatini çeker. Çekmez ise bu olaylar İzmir basınında yazılıp çizilmeye başlayınca çekecektir…

***

CHP’de disiplin kurulunun ihtar ile sonuçlanan Tayland seferi ile ilgili gerekçeli kararı hala yazılıyor. CHP İzmir İl Başkanı Selçuk Ayhan da bu kararı bekliyor. Doğru gerekçe çok önemli. Partiye ve genel başkana sayısız hakaretlerde bulunan bazı isimlerin disiplin kurulu tarafından diğer meclis üyeleri ile aynı şekilde değerlendirilmesinin arkasında acaba neler var? Tabii ki disiplin kurulu üyelerinin bir bölümünün “Biz bu karara imza atmak istemiyoruz. Ancak çok fazla baskı var üzerimizde” diyerek genel merkezi aramış olmaları, genel başkan ile konuşmuş olmaları, genel başkanın kendilerine “Karar nasılsa buraya gelecek” demiş olması da olasılık dahilinde. Sonuçta her şey bazı olasılıklara dayanıyor. Ama bu olasılıklar da bazı gerçekleri ortadan kaldırmıyor. İl yönetiminin ve il başkanının bu gerçekleri görerek hareket etmelerinde yarar görüyorum. Richter ölçeği ile 7 şiddetinde bir deprem ile karşı karşıya kalmasınlar da sonra...

http://www.suleymangencel.com/ 01 - 03 - 2003